İçeriğe geç

Gölge oyunu

Bölüm 9 · 7 dk okuma

Gölge oyunu

Bölüm 9

9 bölüm-ani şeyler

Dayanamadım, içimde biriken o korku ve öfkeyle anneme doğru bağırmaya başladım:

"Neden buradasın ya? Neden geldin?!" Sesim buz gibi salonda yankılandı. "Beni o bodrumda bırakıp giden sendin! Korkudan kaçan sendin! Şimdi ne yüzle karşıma çıkıp hiçbir şey olmamış gibi 'güzel kızım' diyorsun? Söylesene, gerçekten beni kurtarmaya mı geldin, yoksa o camdaki deliler gibi bakıp beni daha da çıldırtmak için mi?"

Annem tam dudaklarını araladı, gözlerinde o yapay acıyla bana bir şeyler fısıldayacaktı ki, koridorun zifiri karanlığından devasa bir gölge ayrıldı. Gelen, Ayaz’ın babasıydı. Adam içeri adımını atar atmaz salondaki bütün oksijen çekildi sanki. O kadar ağır ve tehditkâr bir havası vardı ki, hepimiz suspus olduk. Adam ağır adımlarla annemin yanına gitti, önce ona sert bir bakış fırlattı. Sonra o kalın, duvarları titreten sesiyle bana döndü:

"Yeter bu kadar tantana," dedi, sesinde en ufak bir acıma kırıntısı yoktu. "Her şeyi öğreneceksiniz. Ama şimdi değil. O geri geldiğinde... İşte o zaman size her şeyi bir bir açıklayacak. O zamana kadar çenenizi kapalı tutun ve kurallara uyun."

Ayaz, babasının bu gizemli ve emir kipiyle konuşan tavrına iyice delirdi. "Yine ne zırvalıyorsun sen baba? Kim geliyor, neyi açıklıyorsunuz?!" diye diklendi, adamın üstüne doğru yürüdü. Ama babası onu hiç umursamadı bile. Annemin kolunu sertçe kavradı ve "Yürü," dedi. Annemi peşinden sürükleyerek koridora çıkardı. Birkaç saniye sonra dış kapı öyle bir gümbürtüyle kapandı ki, bütün evin camları zangırdadı. Adam, arkasında koca bir bilinmezlik bırakarak annemi de alıp gitmişti.

Evde yine baş başa kaldığımızı sanıyorduk ama fırtına asıl şimdi kopuyordu. Dış kapının kapanma sesi henüz dinmemişken, koridordan hırslı, sert topuklu ayakkabı sesleri yankılanmaya başladı. Gelen Yasemin’di. Salona , yüzü sinirden kıpkırmızı olmuştu.

"Neredesin sen Ayaz?!" diye çırladı, sesi kulaklarımı tırmaladı. "Beni dışarıda, o fırtınanın ortasında tek başıma bırakıp yine bu kızın yanına mı koştun?!”

Ayaz zaten babasının gidişiyle, evdeki o tekinsiz kokularla barut fıçısına dönmüştü. Yasemin’in bu tavrı bardağı taşıran son damla oldu.(ay bebe)Yasemin’in tam dibine kadar girip üstüne yürüdü. "Kes lan sesini! Kes!" diye kükredi Ayaz. "Defol git bu evden! Duymuyor musun beni? Seni de, senin bu saçmalıklarını da görmek istemiyorum, defol!"

Yasemin şoka uğradı, ellerini kollarını sallayarak sağa sola çemkirdi, Ayaz’a lanetler yağdırdı. Ama Ayaz o kadar korkunç, o kadar gözü dönmüş bakıyordu ki, Yasemin en sonunda bu öfkenin altında ezildi. Hırsından ve sinirinden ağlayarak çantasını koluna taktı, ayaklarını yere vura vura koridora koştu ve dış kapıyı çarpıp evden çıktı. En azından biz öyle zannettik.

Ev bir anda ölüm sessizliğine gömüldü. Ayaz derin derin nefes alıyor, göğsü hızla inip kalkıyordu. Gözü beni görmüyordu bile, kendi içindeki o karanlık öfkeyle boğuşuyordu. Sinirle arkasını döndü ve ahşap merdivenlere yöneldi, yukarıdaki odasına çıkacaktı. Ama benim bu evde dönen oyunları öğrenmeye, o vanilya kokusunun hesabını sormaya ihtiyacım vardı. İlacın verdiği o dengesiz cesaretle hemen peşine takıldım. O merdivenleri çıkarken ben de arkasından basamakları tırmanmaya başladım.

Tam merdivenlerin ortasına geldiğimizde, cebimdeki telefon titredi. Ekranı hafifçe kaydırıp baktım. Burcu’dan mesaj gelmişti: "Yasemin evden çıktı mı? Durumlar ne? Orada neler oluyor?" yazıyordu. Cevap yazacak vaktim yoktu, telefonu hızla cebime geri tıkıştırıp Ayaz’a yetiştim.

"Ayaz, dur! Bana cevap vermek zorundasın, kaçamazsın!" diye bağırdım, arkasından uzanıp ceketinin kolunu yakalamaya çalıştım.

Ayaz aniden, savrularak bana döndü. Yüzünde o nefret ettiğim, insanı çileden çıkaran sinsi piç gülüşü belirdi. Bu çaresizliğim, bu darmadağın halim onu resmen eğlendiriyordu. Durumdan acayip keyif alıyordu.

"Hâlâ konuşuyor musun sen ya? Ne anlatacaksın yine?" diyerek bana doğru bir adım attı. Merdivenin tam kenarındaydık, arkam boşluktu. O üstüme geldikçe ben dikleşmeye çalıştım. "Hadi," dedi alaycı, alçak bir sesle.

Tam o sırada, alt katta, merdivenlerin başında Burçak belirdi. Elinde kendi telefonu vardı, yüzü bembeyazdı. "Hayır, video kaydını alamam..Yasemin nolur!!”diye bağırdı aşağıdan, bizi durdurmaya çalışarak.

Ama Ayaz durmadı. Beni korkutmak, geri adım attırmak için sinsice sırıttı ve o meşhur, pis çelmesini takmak için ayağını uzattı. Amacı beni merdivende düşürüp iyice köşeye sıkıştırmaktı, bana pusu kuruyordu. Ama hesaba katmadığı bir şey oldu; o an zemin kaygandı ya da ilacın etkisiyle ben zaten dengesizdim, Ayaz ayağını bana taktığı an benimle birlikte kendi dengesini de tamamen kaybetti.

"Hayır!" diye çığlık attım ama sesim boğazımda yırtıldı.

Ayaz’ın gözlerindeki o sinsi gülüş bir anda yerini büyük bir şoka bıraktı. Beni düşürmek isterken, bacağı bacağıma dolandı ve ikimiz birden dengemizi yitirerek merdiven boşluğuna doğru savrulduk. Birbirimize tutunmaya çalıştık ama bu sadece düşüşümüzü daha da hızlandırdı. Merdivenlerden aşağıya, paldır küldür, birbirimizin üstüne yuvarlanmaya başladık.

Sırtım, omuzlarım, kollarım sert ahşap basamaklara çarptıkça acı çığlıkları attım. Ayaz da benimle birlikte, bana dolanmış bir halde döne döne aşağı düşüyordu. Merdiven basamakları bitmek bilmedi, her çarpışta canımdan can gitti. En sonunda merdivenin en altındaki sert zemine büyük bir gürültüyle çakıldık. Ayaz tam üstüme düşmüştü, bütün ağırlığı göğsümdeydi. İkimiz de acı içinde inliyor, nefes almaya çalışıyorduk.

Tam o esnada, evdeki gerilimi zirveye çıkaracak o ses, yani merdivenlerin hemen başından gelen fısıltılar duyuldu. Yasemin aslında evden falan çıkmamıştı; hırsından kapıyı çarpıp gitmiş gibi yapıp evin içinde pusuya yatmıştı.(caqaaall)

Burçak’ın eline telefonunu zorla tutuşturmaya çalışırken parmakları hırstan titriyordu. Yasemin, Burçak’ın tepesine dikilmiş, gözlerini nefretle belerterek, "Hadi, ne duruyorsun? Video kaydını alalım işte!" diye bastırıyordu.

Burçak korkudan bembeyaz kesilmiş bir halde geri çekilmeye çalıştı. "Hayır, alamayız... Almayayım bence Yasemin," diye fısıldadı, sesi korkudan titriyordu.

Yasemin’in gözü dönmüştü bir kere. Burçak’ın üzerine doğru yürüyüp tısladı: "Eğer o kaydı alamazsan daha çok eziyet ederim, canını okurum senin! Hem korkacak ne var? Bu videoyu Hakan’a göstereceğim, yabancıya değil ya!"

Burçak, Yasemin’in bu tehdidi karşısında iyice sindi. Çaresizce telefonun kamerasını açtı ve titreyen elleriyle bizi kayda almaya başladı.

Ama o sırada Ayaz, Burçak'ın elindeki telefonu fark etti. Gözleri öfkeyle kısıldı ve "Neden çekiyorsun lan o videoyu?!" diye kükredi.

Burçak korkak gözlerle:

“ ben bir şey yapmadım Yasemin istedi-“

Yasemin hemen araya girip yalanı yapıştırdı: "Yo, ben öyle bir şey istemedim! Kendisi yaptı, kendi kafasına göre çekiyor!"

Ben ise Ayaz’ın altından acıyla kurtulup öfkeyle ayağa dikilirken, artık içimde tutamadığım o patlamayı yaşadım. Ayaz’ın tam karşısına geçip avazım çıktığı kadar bağırmaya başladım:

"Ayaz, zaten Burçak yukarıda o video kaydını en başından beri alacaktı! Ama korkudan yapamamıştı, donup kalmıştı orada! Şimdi aşağıda çekmeye başlayınca mı sorun oldu?! Beni o yüzden düşürmeye ÇALIŞMADIN mı zaten sen yukarıda?! Az önce?!"

Ayaz benim bu çıkışımla resmen delirdi, gözlerindeki o alaycı piç gülüşü bir anda silindi. "Sen iyice kafayı sıyırdın, ne anlatıyorsun lan sen?!" diye üstüme yürüdü.

"Yalan söyleme!" diye araya girdi Yasemin, ortalığı daha da kızıştırmak için.

Merdivenlerin dibi bir anda alev aldı; Burçak köşede korkudan titrerken, Ayaz, Yasemin ve ben birbirimizin sesini bastırmak için avaz avaz bağırıyorduk. Evdeki o tekinsiz hava, herkesin birbirine savurduğu Ayaz’ın üzerime doğru attığı o öfkeli adım, kulaklarımı sağır eden o bağrışmalar ve Yasemin’in arkadan çırlayan sesi... Her şey bir anda birbirine girdi. Kafamın içindeki o uyuşuk, leş ilaç etkisi sanki damarlarıma birden asit gibi yayıldı. Görüşüm bulandı, etraftaki gölgeler devasa boyutlara ulaştı.

Öfkeyle ve can havliyle gözüm tamamen döndü. Kendimde değildim, ne yaptığımı, kime vurduğumu bile bilemiyordum artık.

"Yeter!" diye çığlık attım.

Bütün gücümü, içimdeki o zehirli uyuşukluğun verdiği dengesiz enerjiyi sağ koluma topladım. Ayaz daha ne olduğunu anlayamadan, elimi hızla kaldırıp tam yüzünün ortasına, yanağına okkalı bir tokat patlattım. Şırrak diye bir ses yankılandı merdiven boşluğunda.

Ayaz’ın başı yediği darbenin şiddetiyle hafifçe yana savruldu. Gözleri şokla irileşti, çenesi kasıldı. donup kalmıştı. Bana öyle bir baktı ki, sanki o an beni oracıkta yok etmek istiyordu.

Ama ben o öfkeyi daha fazla göremedim.

O tokatı atmak benim son enerjimi de tüketmişti sanki. Kolum cansızca yanıma düşerken, başım fırıl fırıl dönmeye başladı. Ev birden kendi ekseni etrafında hızla dönüyor gibiydi. Ayaz’ın, Yasemin’in ve Burçak’ın yüzleri birbirine karıştı, sesleri derin bir kuyunun dibinden geliyordun gibi uğuldamaya başladı.

Bacaklarımın bağı çözüldü. Bedenim tamamen benden bağımsız bir şekilde boşluğa bıraktı kendini. Gözlerim ağır ağır kapanırken, karanlığa gömülmeden hemen önce hissettiğim tek şey, o buram buram vanilya ve sigara kokusunun tekrar burnuma dolması ve bir çift güçlü kolun beni yere çakılmadan hemen önce sertçe yakalaması son hatırladığımdı.

Bilmeyenler için işin asıl yüzünü şöyle bir açalım: Bu kızın sürekli halüsinasyonlar görmesi, zihninin ona oyunlar oynaması ve aklını kaçırma noktasına gelmesi tesadüf değildi. Ayaz, kızın yediği yemeklere her seferinde gizlice o lanet ilacı katıyordu. Kızın bünyesi artık o kadar zehirlenmiş, o kadar uyuşmuştu ki, zihni bu ağır dozu kaldıramıyordu.

İşte tam da bu yüzden, o ilaçlı yiyeceklerin vücudunda yarattığı uyuşukluk en tepe noktaya ulaştığı an kızın sistemi tamamen çöktü. Ayaz’a o son öfkeyle tokatı patlattığı gibi, ilacın etkisiyle bilinci tamamen kapandı ve çocukların şaşkın bakışları arasında karanlığa gömülerek Ayaz'ın kollarına yığılıverdi.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.