İçeriğe geç

Gölge oyunu

Bölüm 8 · 5 dk okuma

Gölge oyunu

Bölüm 8

8 bölüm-karşılaşma

Bileğimi öyle bir sıktı ki, acıyla inledim. "Bırak beni!" diye fısıldadım, sesim ağlamaklı çıkmıştı. Ama o şey, yukarısı her vurulduğunda daha da sinsi bir şekilde gülümsüyordu, bunu karanlıkta bile hissedebiliyordum.

Bileğimi tutan o buz gibi parmaklar tenimi yakarken, yukarından gelen odun darbeleri bodrum kapısını kıracak gibi yankılanıyordu. Kafayı yemek üzereydim. Yukarıdaki ses annem gibi bağırıyordu, ama tam önümdeki o gölge de aynı sesle "Açma," diyordu. O vanilya ve sigara karışımı iğrenç koku burnuma doldukça kusacak gibi oluyordum.

Aniden yukarıdaki ses kesildi. Birkaç saniye sessizlik oldu. Sonra kapının arkasından bir anahtar sesi geldi. Şıkır... şıkır... Biri kilidi çeviriyordu.

Yanımda duran o gölge hızla bileğimi bıraktı ve zifiri karanlığın içine, bodrumun en dibine doğru adeta eriyerek geri çekildi. Anlamırorum bu bodrumun başka katmanı mı var? Kapı gıcırdayarak ardına kadar açıldı. Merdivenlerin tepesinde, elinde fenerle duran siluete baktım. Işık gözümü aldığı için yüzünü net göremiyordum ama boyu posu... Bu Ayaz’dı.

"Ne duruyorsun orada? Çabuk yukarı çık!" diye kükredi(kes) Ayaz. Sesi o kadar sert ve öfkeliydi ki, Ama Atalay Öztürk "Ayaz evde değil" dememiş miydi? Bu çocuk ne ara gelmişti?

Korkudan ne yapacağımı bilemeyerek merdivenleri dörder dörder tırmandım. Ayaz’ın yanından geçerken kolumu kavradı ve beni hızla arkasına çekti. Gözleri bodrumun o karanlık dibine kilitlenmişti. Elindeki feneri aşağıya, o vanilya kokan şeyin olduğu yere doğru tuttu ama aşağıda hiçbir şey yoktu! Sadece eski kutular ve odunlar...

"Ayaz..." dedim nefes nefese, "Annem... annem buradaydı. Sesini duydum, kapıyı yumrukluyordu. Ve aşağıda... aşağıda biri daha vardı!"

Ayaz bana yavaşça döndü. Yüzünde o her zamanki soğuk, ne düşündüğünü asla belli etmeyen ifadesi vardı. Gözlerini gözlerime dikti, fenerin ışığı alttan yüzüne vururken korkunç görünüyordu.

"Annen mi?" dedi alaycı bir tonla. "Sen iyice delirdin herhalde. Buraya geldiğimden beri evin etrafında tekerlek izi bile yok. Hem... hiç çıkmadım ki."

Dondum kaldım. Ne yani, Atalay Öztürk ile konuşan o kadın... ya da aşağıda bileğimi tutan o şey... Ayaz evden hiç çıkmadıysa, ben az önce kimleri dinlemiştim? Ayaz’ın gözlerindeki o tekinsiz parıltıyı gördüm. Belki de beni bu bodruma kilitleyen, hayatımı mahveden çocuk tam karşımdaydı, ondan nefret etmem gerekiyordu ama şu an bu evdeki tek tanıdık yüz o olduğu için tuhaf bir şekilde ona sığınmaktan başka çarem yoktu.

Ayaz kolumdan tutup beni salona doğru çekiştirirken arkama baktım. Bodrumun kapısı yavaşça, kendi kendine kapandı. Ve o an fark ettim... Ayaz’ın yanından geçerken üzerini koklamıştım.

Üzerinde buram buram vanilya ve sigara kokusu vardı.

Ayaz’ın üzerindeki o vanilya ve sigara kokusu ciğerlerime dolduğu an, sanki başımdan aşağı kaynar sular döküldü. Adımlarım salona varamadan koridorun ortasında çakılıp kaldı. Bileğimi tutan, o karanlıkta yüzüme doğru hırıldayan şey… Ayaz mıydı yani? (Yo ayaz hayvan mı aq aslandır korkma🥰) Ama o aşağıdaysa, yukarıda kapıyı yumruklayan ve annemin sesini çıkaran kimdi?

Ayaz durduğumu fark edince kolumu hafifçe sarstı. "Ne oldu? Ne bön bön bakıyorsun yüzüme, yürüsene." dedi. Sesi o kadar normal, o kadar rahattı ki, az önce bodrumda arkasını dönüp sinsice sırıtan o yaratıkla(insan Yanlız) bu çocuğun aynı kişi olduğuna inanmak imkansızdı. Ama koku yalan söylemezdi.

"Sen..." dedim, sesimin titremesini engelleyemeyerek. "Sen az önce aşağıdaydın."

Ayaz hafifçe güldü, ama bu gülüşte zerre samimiyet yoktu. "Kafayı sıyırdın iyice diyorum sana. Bodrum karanlık, rutubet kokuyor, beynine oksijen gitmedi herhalde. Ben yukarıdaydım, kapıyı zor açtım zaten."

Salona geçtik. Evin içi buz gibiydi. Ayaz beni koltuğa doğru itti, kendisi de tam karşımdaki tekli koltuğa yayıldı. Elindeki feneri masanın üzerine bıraktı. Işık tavana vuruyor, odada devasa, korkunç gölgeler oluşturuyordu. Ondan nefret ediyordum. Yada etmiyordum ama etmek istiyordum. Beni buraya kitleyen, bu deliliğin içine atan oydu. Ama şu an, dışarıdaki o zifiri karanlıkta ve bu lanet evde, yapayalnız kalmaktansa onun karşımda oturuyor olması tuhaf bir şekilde beni sakinleştiriyordu. Bu histen kendim de iğrendim ama gerçek buydu.

"Atalay Öztürk," dedim aniden. Ayaz’ın adını duyduğu an gözleri kısıldı, bakışları keskinleşti. "Aşağıdayken duydum. Atalay ve annem... Bu evde konuşuyorlardı. Atalay senin ve Yasemin’in evde olmadığını söyledi. Eğer sen evden hiç çıkmadıysan, onlar seni nasıl görmedi? Ya da... Onlar kimdi?"

Ayaz sigara paketini çıkardı, içinden bir dal alıp dudaklarının arasına yerleştirdi. Çakmağı çaktığında, alevin ışığında yüzündeki o tekinsiz, karanlık ifade iyice belirginleşti. Derin bir nefes çekti, dumanı tavana doğru üflerken o vanilya kokusu odayı kapladı.

"Sana bir şey söyleyeyim mi?" dedi, sesini iyice alçaltarak. Koltuğunda öne doğru eğildi, yüzü yüzüme çok yakındı. "Bu evde duyduğun hiçbir sese inanmaman gerektiğini hala öğrenemedin mi? Hele ki annenin sesine..."

"Ne demek istiyorsun?" diye bağırdım dayanamayarak. "Annem beni orada bırakıp gitmez! Aşağıdaki şey kapıyı açma dedi, sonra yukarıdaki ses hırçınlaştı. Bir oyun oynuyorsunuz benimle, delirtmeye çalışıyorsunuz!"dedim kendimi kandırarak ama annem beni kurtaramazdı göt korkusundan.

Ayaz sigarasının külünü yere silkeledi, gözlerini benden bir saniye bile ayırmıyordu. "Belki de oyunun içinde olan ben değilimdir," dedi sinsi bir tonla. "Belki de annen dediğin kişi, seni kurtarmaya falan gelmemiştir. Hatta sana daha güzel bir şey söyleyeyim mi..."

Tam o sırada, salondaki eski, pilli duvar saati büyük bir gürültüyle öttü. Gece yarısı olmuştu. Saatin sesiyle irkildim ama asıl donup kalmamı sağlayan şey bu değildi.

Ayaz’ın arkasındaki büyük salon penceresine gözüm kaydı. Dışarıda, bahçedeki fırtınanın arasında, fenerin tavana vuran ışığının dışarıya yansıyan aydınlığında bir karaltı duruyordu.

Cama yapışmış bir yüz vardı.

Saçları darmadağındı, gözleri yuvalarından fırlayacak gibi açılmıştı ve tam bana bakıyordu. Bu... bu gerçekten annemdi! Ve eliyle bana durmaksızın "gel, gel" işareti yapıyordu.

Korkuyla çığlık atacakken, karşımda oturan Ayaz aniden ayağa kalktı, görüş açımı kapattı. Çenemi sertçe kavradı, yüzümü kendine doğru çevirdi. Gözlerinin içi resmen gülüyordu.

"Arkana bakmayı kes," diye fısıldadı tam dudaklarımın dibinde.

O Birinin topuklu ayakkabılarla yavaşça salona doğru yürüdüğünü duyduk.

Ama yüzüne fenerin ışığı vurduğunda çığlık atmamak için kendi dilimi ısırdım. Gelen kadının yüzü pürüzsüzdü, normal bir insandı. Az önce camdaki o darmadağın, gözleri fırlamış yüzle hiçbir alakası yoktu.

Ayaz feneri kadının yüzüne tutarken, kadının gözleri bana kaydı. Yüzünde donuk, yapay bir acı belirdi. "Güzel kızım..." dedi bana doğru bir adım atarak. "Sonunda seni buldum."

Ayaz hemen önüme geçip kadının yolunu kesti. Sesi buz gibiydi: "Bir adım daha atarsan, o dilini keserim kadın. Kimsin lan sen?"

Kadın durdu, hafifçe gülümsedi. Ve o an, kadının arkasındaki karanlıktan, koridorun derinliklerinden bir hırıltı daha yükseldi. Aynı vanilya ve sigara kokusu, bu sefer koridordan salona doğru dalga dalga yayılmaya başladı.

Ayaz’a baktım, o da kokuyu almıştı. Ama Ayaz yanı başımdaydı. O halde koridordaki o vanilya kokulu şey kimdi? Algımı yitirdiğim için bana sarılan kişiyi Ayazı sesleri duyamıyordum ama beni bir anda birisi sarstı bu ayaz olmalıydı karşındakininde annem olduğunu gördüm.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.