Karanlık, sadece ışığın yokluğu değildi burada, Ayaz’ın kendi evinin bodrumunda, her bir hıçkırığım duvardaki çatlaklardan sızan rutubet kokusuna karışıyordu. Bacaklarım bükülmüş, başımı dizlerime gömmüştüm. Zihnim dur durak bilmeden o sahneyi başa sarıyordu *Ayaz o arabayı nasıl sürmüştü? O ilaç nasıl etki etmemişti?*
Saniyeler dakikaları, dakikalar saatleri kovaladı. Bu hücrede zamanın ne kadar acımasız olduğunu ilk kez bu kadar çıplak hissettim. Ne annem vardı beni arayacak ne de sığınabileceğim bir evim... Ben gerçekten de onların dediği gibi, bir hiçtim.
Birden yukarıdan gelen sert bir ayak sesiyle irkildim.
Demir kapı büyük bir gürültüyle açıldı. İçeri sızan ışıkla birlikte merdivenlerden aşağıya **Yasemin** indi. Hemen arkasından da yüzündeki o vahşi, sadist gülümsemeyle **Hakan** geliyordu. İkisi de bana bakarken adeta birer sırtlan gibi keyif alıyorlardı.
Yasemin yanıma kadar gelip lüks çantasını merdivenin basamağına bıraktı ve tam önümde eğildi. Elindeki telefonu bana doğru çevirdi. "Bak bakalım, senin o canını kurtarmak için kendini feda ettiğin ezik şu an ne yapıyor?" dedi, sesi bir yılan gibi tıslayarak.
Ekrandaki videoda **Burçak** vardı.
Ama elleri kolları bağlı, canı yanarak ağlamıyordu. Yasemin’in villasının o lüks salonunda, bir köşeye büzülmüş, kollarıyla başını korumaya çalışarak hıçkırıyordu. Hakan’ın adamlardan biri saçından tutup başını kaldırdığında gözlerindeki o saf korkuyu, çaresizliği gördüm. Kameraya doğru bakıp *"Ayza... Ne olur kurtar beni, senin yüzünden buradayım!"* diye yalvarıyordu. Yada ben öyle sanıyordum.
"Gördün mü?" dedi Hakan, kahkaha atarak arkadan öne doğru çıkarken. "Sen kendini çok büyük bir kahraman sandın, Ayza. Ayaz’ın içkisine ilaç atıp buraya kilitlenirken Burçak’ı kurtardığını sandın. Ama o ilaç... Ayaz’ın yıllardır düşmanları yada zorbalık yapt>ğ> kişilerde verdi. E verince zaten alıştı ve az etkilendi Vücudu o dozu su gibi eritir. Yani senin o dahi planın, o kıza sadece daha fazla işkence getirdi."
Yasemin saçlarımdan tutup başımı sertçe geriye doğru eğdi. Gözlerimin içine nefretle baktı. En hassas, en kanayan yerimi çok iyi biliyordu: *Yalnızlığımı ve sevgisizliğimi.*
"Sen bu dünyadaki en büyük acizsin, Ayza," diye fısıldadı Yasemin, tırnaklarını kafa derime geçirerek. "Kimsenin umurunda değilsin. Annen seni korumaktan aciz, korkak bir zavallı. Baban... Baban seni öyle bir terk etti ki, adını bile anmıyor. Çevrendeki herkes senin bir hiç olduğunu biliyor ve kimse arkandan tek bir gözyaşı bile dökmeyecek. Sen Burçak’ı kurtarmaya çalışarak kendine bir anlam bulmak istedin, değil mi? 'Birinin hayatında yerim olsun, biri beni sevsin' dedin. Ama bak ne oldu? O kız şu an senin o aptal cesaretin yüzünden cehennemi yaşıyor. Sen dokunduğun her şeyi kirleten, etrafındaki herkese sadece acı veren uğursuz bir eziksin."
Hakan da yanımıza eğilip moraran yanağıma parmağıyla sertçe bastırdı. Canımın acısıyla bir çığlık kopardım. "Ağla bakalım," dedi Hakan, gözleri öfkeyle parlayarak. "Ayaz seninle ne planlıyor bilmiyorum ama şunu bil Dışarıda seni arayan tek bir insan bile yok. Annen polisi bile aramadı, biliyor musun? Kadın o kadar korkak ki, senin yokluğunu kabullenip evde oturup ağlıyor sadece. Sen doğduğun günden beri bir yüksün, Ayza. Ailene de yük oldun, o korkak Burçak’a da yük oldun. Şimdi burada, kendi zavallılığının içinde çürüyeceksin."
Yasemin beni sertçe yere fırlattı. Başım soğuk betona çarptığında gözlerim karardı. İçimdeki o son umut kırıntısı da, birinin beni önemseyebileceği ihtimali de o an paramparça oldu. Haklılardı. Annem bile arkamdan gelemiyordu. Ben sadece zarar veriyordum. Burçak benim yüzümden oradaydı.
Onlar yukarı çıkarken merdivenlerin tepesinde **Ayaz** belirdi.
Yasemin ve Hakan yanından geçip giderken Ayaz onlara bakmadı bile. Ağır adımlarla aşağı indi, yerde yarı baygın, gözyaşları içinde yatan bedenimin başında durdu. Önümde diz çöktüğünde yüzünde her zamanki o kibirli maske yoktu. Gözlerinde derin, simsiyah bir hüzün ve insanı üşüten bir çaresizlik vardı.
Elini yavaşça uzatıp betonun üzerindeki saçlarımı okşadı. Dokunuşu o kadar şefkatliydi ki, bu canavardan böyle bir şey görmek içimi daha çok acıttı.
"Acıyor mu?" diye sordu Ayaz. Sesi o kadar alçak, o kadar duygusuzdu ki az önceki o sahte şefkat aniden buz kesti. Eli saçlarımın arasından kayıp çenemi sertçe kavradı ve başımı yukarı doğru zorladı. "Yasemin’in söyledikleri canını acıttı mı, Ayza?"
Gözyaşlarımın arasından ona bakarken, az önce gözlerinde gördüğümü sandığım o derin hüznün sadece ışığın bana oynadığı acımasız bir oyun olduğunu anladım. Karşımda yine o acımasız, duvarları yıkılmaz Ayaz duruyordu.
"Yalvarırım..." diye fısıldayabildim, sesim boğazımdaki hıçkırıkla boğulmuştu. "Burçak'ı bırakın. Benim yüzümden... benim yüzümden canı yanmasın."
Ayaz çenemi daha da sıktı, parmaklarının baskısıyla kemiklerimin sızladığını hissettim. Yüzünü yüzüme yaklaştırdı ama bu yakınlıkta ne bir koruma güdüsü vardı ne de merhamet. Sadece tam bir öfke barındırıyordu.
"Hâlâ o kız için sızlanıyorsun," dedi, tiksinir gibi bir ses tonuyla. "Sana buraya kapatılmanın bedelini Yasemin ve Hakan yeterince net anlattı sanıyordum. Sen gerçekten pişman olmaz bir aptalsın. Haklılar, biliyor musun? Sen etrafındaki her şeye zarar veren uğursuz bir ezikten fazlası değilsin."
Başımı sertçe yana doğru iterek çenemi bıraktı. ayağa kalktı ve bana tepeden, bir böceğe bakar gibi baktı.
"O ilacın beni bayıltacağını sanırken ne düşünüyordun?" diye sordu, sesi bodrumun boş duvarlarında soğuk bir yankı buldu. "Ben bu okulun, bu şehrin pisliğinin içinde büyüdüm. Karşıma çıkan her korkak senin gibi yöntemler denedi. Vücudum senin o zavallı intikam oyunlarına çoktan bağışıklık kazandı. Sen sadece kendi sonunu hazırlamakla kalmadın, o çok sevdiğin Burçak'ı da kendi ellerinle ateşe attın."
Ağlamam şiddetlendi, ellerimle yüzümü kapattım. Göğsüm, Yasemin'in bıraktığı o sevgisizlik yarasıyla ve Ayaz'ın acımasız sözleriyle parça parça oluyordu. Annemin beni aramaması, babamın isminin bile bir lanet gibi üzerime yapışması... Yapayalnızdım.
Ayaz cebinden eski, buruşmuş bir kağıt parçası çıkardı ve ayaklarımın dibine fırlattı. "Al," dedi soğukça. "Annenden gelen tek şey bu. Polisi arayacak cesareti yoktu ama senin eşyalarını okuldan almam için bu sabah bana bu yetki belgesini imzaladı. Kadın senden öyle bir korkuyor ki, senin yokluğunu bir kurtuluş gibi gördü. Bu dünyada senin için tek bir gözyaşı dökecek insan yok, Ayza."
Kağıda bakamadım bile. İçimdeki o son yaşama tutunma arzusu da o an yok oldu. Annem beni gerçekten bırakmıştı.
"Ayaz..." dedim, yerdeki tozların içine yüzümü gömerek. "Neden yapıyorsun bunu? Madem bu kadar nefret ediyorsun benden, neden beni burada tutuyorsun? Öldür beni, bitsin."
Ayaz arkasını döndü, merdivenlere doğru ağır adımlarla yürümeye başladı. İlk basamakta durdu ama bana bakmadı.
"Seni öldürmek çok kolay olurdu," dedi, sesi o kadar ruhsuzdu ki içim ürperdi. "Ama sen buradaki karanlıkta, kendi zayıflığının ve kimsesizliğinin acısıyla yavaş yavaş çürüyeceksin. Her hıçkırığında Burçak'ın çığlıklarını hatırlayacaksın. Bu kapı, sen bir hiç olduğunu tamamen kabul edene kadar açılmayacak."
Merdivenleri hızla çıktı. Demir kapı arkasından büyük bir gürültüyle kapandı ve kilit sesleri zifiri karanlığın içinde yankılandı. Elindeki o annemin imzaladığı kağıtla, tamamen terk edilmişliğin ve sevgisizliğin en ağır yüküyle, bodrumun soğuk betonunda hüngür hüngür
ağlayarak yapayalnız kaldım.
Belki intihar etsem herşey düzelir:)