İçeriğe geç

Gölge

Bölüm 6 · 3 dk okuma

Gölge

Bölüm 6

" BAŞLANGIÇ "

Şaşkın suratına baktığım Abi benden biraz uzaklaştı.

Asiye (Abi): Günaydın, iş başı hadi.

Bir şey tartışarak birlikte uzaklaştılar. Kalktım, yatağımı topladım Abi geldi.

Asiye (Abi): Buraları sana gezdireceğim ve artık tek başına dolaşabilecek kadar öğreneceksin bazı yerlere giremezsin, bazı yerlere izin olmadan giremezsin, bazılarına hiç giremezsin.

Ona soru sormama izin vermeden konuştu, bizi diğer kızlardan uzaklaştırınca kolumu sıkıca tutup kuytu bir köşeye çeken Abi.

Asiye (Abi): Buraya nasıl geldin.!?

- Beni hatırlıyorsun.

Asiye (Abi): Soruma cevap VER.!?

- B-Ben bilmiyorum...

Başını ellerinin arasına alan abi sırtını duvara vererek çöktü ve bir şeyi kabul edemiyormuş gibi kafasını sağa sola sallayarak ve titreyerek sayıklamaya başladı.

Asiye (Abi): Söz vermişti, söz vermişti, söz vermişti.

- Ne oldu.?

Kısa bir sessizlikten sonra ayak sesleri gelmeye başlayınca kendini toparlamaya çalışan Abi beni hızla geri götürdü ve sorumu cevapsız bıraktı.

Asiye (Abi): Yarın akşam yemekten sonra bul beni. Şimdilik kimseye bir şey anlatma.

Kafamı salladığım an Abi kayboldu. Şimdi ne olacaktı.? Neden yarın onu bulmak zorundaydım.? Abi kafamda biriken sorular yüzünden ağırlaşmış başımı bükük şekilde bıraktı. Nilay Hatun hızla yanıma geldi.

Nilay: Nerelerdesin sana çok güzel bir haberim var gel benimle.

Beni kolumdan çekiştirmeye başladı ve bahçeye çıkardı. Bir adam üç at ile ahırın girişinde bekliyordu.

Nilay: Mehmet bizimle at sürmek istediğini söyledi yani Bala hatunun oğlu Hasan'ın süt kardeşi ve benim abim.

Atların yanındaki adama baktım ve Nilay'a eğilerek

- Abin çok yaşlıymış.

O an arkamdan boğaz temizleme sesi yükseldi

Mehmet: O kadar da yaşlı olduğumu düşünmüyorum küçük hanım.

Sesi esen rüzgarda kıyıya vuran dalgalar gibiydi geniş omuzlu bu adam güneşi engelleyerek yüzüme bakıyor ama ben gözümü alan ışıktan onu göremiyordum. Utandığım belli olmasin diye dönüp atı başından sevmeye başladım.

- Adı ne.?

Mehmet: Kirin.

Şaşkınlıkla.

- Neden Kirin.? O büyülü mü.?

Mehmet: Çocuk gibisin, tabi ki hayır sadece başım ne zaman belaya girse anlayıp kurtarmaya geldiği için ona böyle bir ad vermeyi tercih ettim. Sen benim atımın değil asıl onun atının ismine şaşıracaksın.

Nilay'a döndüm hafifçe kıkırdıyor ve parlayan gözlerle bize bakıyor ve beyaz atını okşuyordu.

Nilay: Sütlü Nuriye.

- Ne.!?

Nilay: En sevdiğim tatlı neden en sevdiğim hayvanın adı olmasın ki.

Mehmet: Bu geçerli bir sebep bile değil.

Dilini çıkarıp arkasını dönen Nilay atına bindi.

Mehmet: Yardım etmeme izin verir misiniz.?

Elimi tutan Mehmetin omzundan destek alarak ata bindim ben ilk defa ata binmiştim bunu anlamış olacak ki onunla binmemi tavsiye etti Nilay'ın ısrarı ile kabul ettim arkama oturan Mehmetin göğsünü sırtımda hissedince ürperdim.

Mehmet: Üşüyor musun.

- H-Hayır

Atını patika yoluna çevirip önden ilerleyen Nilay bizimle konuşuyor bir şeyler anlatıyordu ama benim aklım Mehmedin limon ve vanilyalı tatlı ekşi kokan parfümündeydi gerçi parfüm kaç yılında bulunmuştu ki.? Bu zamanlarda parfüm var mıydı.? O zaman bu esanslı bir yağ olmalı. Ara sıra doğal güzelliklere bakıyormuş ve içime oksijen çekiyormuş gibi yaparak esansı içime çekiyordum. Düz bir genişliğe geldiğimizde atlar yavaşladı.

Nilay: Mehmet atları bağlarken bizde yiyecekleri hazırlayalım.

Nilay atından indi bende inip yanına gittim bir süre oturduk ve bir şeyler yiyerek sohbet ettik Nilay bize güzel şeyler hazırlamıştı. Bir anda hava bozuldu ve üzerimize kara bulutlar asıldı hızla bastıran yağmurda toparlanmaya başladık Mehmet atları getirmek için gitti şimşekler çarpmaya, yıldırımlar düşmeye başladı. Yakınlara düşen yıldırım yüzünden Nilayla yere eğildik, kafamızı kaldırdığımızda atların dört nala koştuğunu gördük ve Mehmet'in yanına koştuk önden koşan Nilay bir anda durdu ve elleri yüzünde bana döndü ,dizlerinin üzerine çöktü durdum ve soluklandım yavaş yavaş yanına yürüdüm yaklaştığımda yüzünden süzülerek çenesinden akan yaşları fark ettim endişeyle yanına varınca omzunun üstünden arkasına baktım. Gördüğüm manzara karşısında şaşkınlıkla elimi ağzıma götürüp geri adım attım ve yere düştüm.

Mehmet'in göğsüne yıldırım çarpmış ve bedenini parcalamış uzuvları etrafa saçılmıştı...

Bölüm sonu

4 yorum