İçeriğe geç

GÖLGE ALTINDA

Bölüm 18 · 7 dk okuma

GÖLGE ALTINDA

Bölüm 18

Mücadele

Ben ve evlenmek? Birbiri ile alakasız şeyler. En azından şuan ki kafa yapıma göre. Çünkü bundan seneler önce yani 18 yaşında falan Arda ile evlenmek istiyordum. Hâlâ istiyorum aslında. Sevgilim sonuçta. Acaba beni gerçekten aldattı mı? Yoksa unutmamdan mı faydalanıyorlar?

Ben evlenmem ki. Ailem izin vermez. Annem döver, evden atar, yurda verir... Hep yaptığı şeyler. Sürekli yurda verip verip babam sayesinde geri eve alıyordu. Benim şuan evde olmam lazımdı. Saat geç olmuştu. Kafamı kol saatime çevirdim. Beş olmuştu. Akşam yemeğine kadar evde olmuş olmam lazımdı. Her şey bir yana, Derya evden nasıl çıkmıştı?

"Beni mi kandırıyorsunuz siz? Oyun mu oynuyorsunuz bana? Ben birşeyler hatırlıyorum tamam ama..."

"Sana bir soru sordum, Ebru!"

"Bana bağırma gerizekalı! Ben herşeyi hatırlamıyorum. Seni hatırlamıyorum mesela. Sadece bu evi hatırlıyorum. Murat'ı hatırlıyorum." dedim aklıma isminin gelmesiyle birlikte. Şok içerisinde sarıldı bana o adamı itip.

"Güzelim? Beni hatırladın mı yani? Adımı falan hatırlıyorsun baya?" Derin bir nefes verdim.

"Söylediğin yalanları, benden sakladığın şeyleri, başka kızlarla çıktığın yemekleri, beni evde bir cinayete mahsur bıraktığını... Hepsini hatırlıyorum Murat." Yüzü düştü. Ama bana ne? Ben ölebilirdim götoş!

"Şimdi çekil aramızdan Murat." dedi o adam.

"Bana bak adını bilmediğim lavuk." Başını bana çevirdi. "Ben Murat ile devam etmiyorsam senin ile asla devam etmiyorum. Ben insanların satın alabileceği bir kıyafet hatta bir kurbanlık değilim. Yani demem o ki... Kapatın çenenizi ve bırakın beni. Gidin başkasını sevin, başkasını öldürün. Ama ben canımı sokakta bulmadım. Sizin seçiminiz ile evleneceğim kişiyi seçmeyeceğim."

"Ebru! Biz evliyiz kızım."

"Benim rızam yok! Kağıt üzerindeki imza benim sikimde mi sanıyorsun?" Başını onaylayarak salladı. Elimi uzattım. "Nüfus cüzdanına bakabilir miyim? Merak etme çöpe falan atmayacağım. Sen ordan da alırsın." Ceketinin iç cebinden çıkarıp verdi. Bakıp geri kapattım ve mutfağa gittim. Ocağı yakıp hiç düşünmeden yaktım. Onu ocağın üzerine bırakıp evi terk ettim. Çıkarken Derya'yı da kolundan tuttum.

"Kızım sen ezik mi olmak istiyorsun? Ne diye susuyorsun?" Konuşmadı. Eliyle ağzını kapattı. Hızlıca elini çekip ağzını açtım. Gördüklerim karşısında dehşete düştüm. Dili... Kahretsin! Benim yüzümden.

Dizlerine kapandım utancımdan. "Çok özür dilerim, Derya." Eliyle başımı okşadı ağlayarak. Ben de ağlıyordum. "Beni affetmeni beklemiyorum. Ama ben böyle olacağını bilmiyordum. O adamın nasıl birisi olduğunu hatırlamıyorum." Başını "Önemli değil," der gibi salladı. Başımı öptü. Ayağa kaldırdı beni ve arkamı döndürüp itti. Hayır, beni hayatından çıkarmıyordu. Murat'a veriyordu beni.

Gözlerinin içine baktım Murat'ın. Gözlerinden film şeridi geçti sanki. Sonunda ilk o konuşup sessizliği bozdu.

"Ebru, madem evlilik cüzdanını yaktın..." Sustu. Benim tepkimden korkuyordu. "Tekrar beraber olur muyuz?" Biraz düşünmem lazımdı. Ama neyi? Zaten onu hatırlıyordum. Biliyordum. Hissediyordum...

"Oluruz." dedim içten bir gülümseme ile. Ve sarıldım. O da bana sarıldı hemen. Birkaç dakika sonra sarılmayı bıraktık ve birbirimize baktık. Özlemiştik. Kısa bir süre olabilirdi bir kaç ay ama yıllar gibi gelmişti bize her ay. Dudaklarımız birbirine yaklaştı. Gözlerimiz yavaş yavaş kapandı. Ve o meşhur ses duyuldu. Telefon zili.

"Şu telefonu kırıp atıcam artık." dedi. Güldüm. Arayanın kim olduğunu görünce yüzü düştü niyeyse.

"Kim?"

Cevap vermedi. Kaşlarım çatıldı. Kolunu tutup ısırdım. Acıyla kendini geri çekti.

"Aşkım ne yapıyorsun ya? Köpek mi oldun sen acaba görüşmeyeli?"

"Kim aradı seni?"

"Eve gidince konuşuruz, yürü." Cevap vermeme süre tanımadan kolumdan tuttu ve arabanın sağ koltuğuna oturttu beni.

"Evine hoş geldin güzelim." dedi daha önce hiç görmediğim bir evi gösterip. Çok güzeldi. Eski evden bil çok güzeldi. O an telefonumun olmadığı ve babamlara hâlâ ulaşamadığımı hatırladım.

"Şu anı bozmak istemem ama benim telefonum yok. Babamlara ulaşmam lazım."

"Sorun yok yavrum. Al benden ara." İşte bir fırsat. Kimin aradığını öğrenebilirdim. Hemen son arananlara girdim. Leyla... Yine mi? Sabır Yarabbim, sabır! Babamı arıyor gibi yapıp Leyla'yı aradım. Hemen açtı. Anlamasın diye sesimi çıkartmadım.

"Murat Bey? Neden açmadınız? Önemliydi. Feyza Hanım bir hafta sonra tekrar toplantı yapmak istediğini söyledi." Duraksadı. "Murat Bey?" dedi tekrar.

"Söyleyin Leyla Hanım. Ben Murat Bey'in asistanıyım." diyerek yalan söyledim.

"Siz kimsiniz?"

"Asıl soru benim kim olduğum değil. Bir komiseri olur olmadık zamanda başkasının değil de neden senin aradığın."

"Müsait olduğunu sanmıştım. Kusura bakmayın efendim. İyi günler."

"Ben de öyle düşünmüştüm."

Telefonu kapatıp babamı aradım hemen. "Baba, iyi misin?"

"İyiyim kızım. Sen niye burdan aradın? O pislik ile evli değil miydin?"

"Uzun hikaye. Gerçekten uzun hikaye. Sonra anlatırım. Ama kısaca özet geçeyim. Artık evli değilim." "Şükürler olsun! İyisin yani? Bir yerinde yara bere yok, değil mi?"

Sol elime baktım. Sustum birkaç saniye. "İyiyim babacığım. Merak etme. O pislik benim telefonumu almış da. Ondan burdan aradım. Siz de burdan arayın. Yeni telefon alınca size haber veririm. Şimdi kapatmam lazım. Herkese selam söyle. Anneme de söyle." Beni sevdiğini söyleyip kapattı. Ben de telefonu kapatıp Murat'a götürdüm.

"Feyza Hanım... Bir hafta sonra tekrar toplantı yapmak istiyormuş. Benim bir bilgim yok tabii komiserler kimlerle toplantı yapar veya toplantı yaparlar mı bilmem."

"Sen Leyla'yı mı aradın? Ciddi olamazsın."

"Sadece aradım. Birşey yapmadım. Onun kemiklerini kırmadım, öldürmedim. Bu kadar tepki vermene gerek yoktu."

"Haklısın birtanem." Sarılıp başımı öptü ve saçlarımı okşadı. "Şimdi biz uzun bir zamandır ayrıyız ya... Ben seni çok özledim Ebru. Biraz sarılıp uyuyabilir miyiz?"

Gülümsedim. Hatta gözlerim bile doldu. Ben de özlemiştim doğrusu. Şöyle evli, mutlu, çocuklu bir aile kurmak istedim çok mu yani? Başımla onayladım dediği şeyi. Hemen kucağına aldı beni. Hızlıca yine üst kata çıkardı. Niye yatak odası sürekli üst kattaydı? Sorulara bir son verdim ve Murat'a baktım. Sonra gözlerim odaya çevrildi. Çok farklıydı. Çok güzel. Ve bir o kadar da ferah."Sen beni hâlâ seviyorsun değil mi?" diye sordum bir anda."O nasıl bir soru?""Gayet güzel bir soru. Sonuçta onca şey yaşadık. İyi kötü bir çok olay oldu. Benden vazgeçmiş olabilirsin.""Olamam. Senden hiçbir şekilde vazgeçemem. Sen benim her şeyimsin. Belki klişe gelicek ama sen bana, ben de sana aitim.""Baya bir klişe oldu. Ben bir duşa girmek istiyorum.""Benim de girmem lazım.""Tamam önce sen gir. Benim işim uzun sürer.""Beraber girmeye ne dersin?""Kafayı korum sana derim! Saçmaladın."Güldü. "Sadece şaka," dedi ve banyoya doğru ilerledi. Korkuyordum. Çünkü hâlâ tehlike vardı."Murat," dedim peşinden giderek. Aniden arkasını dönüp dudaklarımı öptüğünde şaşkın bir şekilde baktım ona. "Özlemişsin.""Özledim," dedi. "Ya ben biraz korkuyorum da ben de seninle gelsem olur mu? Merak etme arkamı dönerim," dedim. "Kendin bilirsin. Yani istersen dönmesen de olur," dediğinde omzuna vurdum."Sapık," dedim. Kapı çaldığında korkuyla arkamı döndüm."Murat," dedim."Korkma, ben bakarım şimdi," dedi ama korktuğu her halinden belliydi.Kapının deliğinden kim olduğuna baktığında tanıdık birisi olacak ki kapıyı açtı."Kimmiş?" dedim."Arkadaşım, sen tanımazsın." Arkadaşıyla bir şeyler konuştu ve onu içeri aldı. Hemen yanlarına gittim.

Konuşmalarını dinledim ama işle ilgili konuştukları için hiçbir şey anlamadım. Anladığım tek şey Murat'ın bir kadınla buluşacak olmasıydı.

"Meltem kim," diye sordum merakla. Murat gülerek bana baktı. Gidip dibine oturdum onun. "Bir şey sordum."

"Benim çok yakın bir arkadaşım," dedi beni sinir etmek isteyerek. "Tam olarak ne kadar yakın? Görüşüyor musunuz? İş yerinde mevki, makam olarak mı yakınsınız? Patronun mu? Sen mi patronusun? Leyla'dan sonra şimdi Meltem kim? Sen beni mi deniyorsun? Ne zamandır tanışıyorsunuz? Bu kadın tamamen işle alakalı bir kadın mı yoksa özel hayatında bir yer edindi mi? Edindiyse bu yer önemli mi yoksa özel bile diyemeyeceğimiz biz özel hayat mı?"

Arkadaşı bizi gülerek izliyordu. Daha doğrusu beni.

"Çok yakın bir arkadaşım ve evet özel hayatımda çok önemli bir yere sahip. İşle ilgisi var ama benim için yeri ayrı," dediğinde kaşlarımı çattım ve kolunu cimcirdim.

"Doğru mu bu?" dedim arkadaşına dönüp.

"Eskiden sevgilisi gibiydi ama arkadaşız diyorlardı. O derece bir yakınlık." Arkadaşının söylediği bu cümle ile içimdeki bazı şeylerin iyice yanıp kavrulduğunu hissettim.

"Ne kadar eskiden?" Tehditkâr ses tonum Murat'ı korkutmamıştı fakat arkadaşı benim bu hâlimden fena korkmuştu.

Murat konuyu değiştirdi beni merakta bırakmak için. "Biz biraz balkona mı çıksak?" Bu teklif elbette bana değil arkadaşına yapılmıştı. Beni tek mi bırakacaktı? En olmaması gereken zamanda?

"Ya Murat her şey bir yana beni ciddi ciddi tek mi bırakacaksın? Tehlike var, diyorum. Daha yeni yaşandı bu olaylar. Söz veriyorum karışmam lafınıza. Korkuyorum be adam!"

Murat beni kendisine çekti ve saçlarıma bir öpücük kondurdu. Gözleriyle camlara bakıp etrafı kolaçan etti. Eli yavaşça sırtımda süzüldü ve tam belimde durdu. Kendisine iyice çekti beni ve kulağıma fısıldadı.

"Mutfakta olacağız. Ve gece için biraz daha birbirimizi özleyelim bence." Gece ne olacak ki?

"Gece ne olacak?"

"Sürpriz," dedi ve arkadaşını da alıp mutfağa doğru ilerledi. Onlar kapıyı kapattıklarında ben de perdeleri çekmek için camlara yanaştım. Tam o sırada pencerenin önünde, dışarıda duran bir adamın dimdik bana baktığını fark ettim. Bir anda görünce avazım çıktığı kadar bağırdım ve neredeyse tüm komşuları camlara çıkardım sesimle. Murat ve arkadaşı koşarak yanıma geldiklerinde hiçbir tepki vermediler.

"Birtanem?" dedi Murat. "Bir şey mi oldu?"

"O burda," dedim kalp krizi geçirmek üzereyken.

"Kim?" dedi arkadaşı.

"Mafya," dedim. "Tam iki dakikadır bana bakıyor." İkisi de yanıma geldi ve dikkatlice cama baktılar. Kimseyi görememiş olacaklar ki farklı yerlere baktılar. "Sevgilim, burda kimse yok," dediğinde kalbim durmak üzereydi. Çünkü tam şu an kar

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.