Şaşkınlıkla Alp'e baktım. Beni resmen kaçıracaklardı. Delirmiş bunlar! Onu istemiyor olmam bir suç sayılmıyor. Anayasanın kaçıncı maddesi bu?
"Sen manyaksın. Ciddiyim senin hastaneye gitmen lazım." dedim dikiz aynasından Murat'a bakarak. O ise yoldan gözlerini bir an bile ayırmadı. Çünkü bir saniyeliğine bana baksa kaza yapacak kadar hızlı sürüyordu. Geldiğimiz ev başka bir evdi. Kendi evine getirmemişti sanırım.
"Burası neresi?" dedim arabanın camından bakarken. Sonra Alp beni arabadan kolumu koparırcasına çekerek indirdi. Sanki ben bu arabada kalmak için onlara yalvaracaktım! Mallar.
Ardından ikiside kollarıma sanki hırsızı tutan polisler gibi yapıştılar. Eve soktuklarında Murat hemen kapıları kilitledi. Ve pantolonunun cebine attı. Gerizekalı!
"Beni buraya niye getirdin?" diye sordum bıkkınlıkla.
"Konuşucaz."
"Hâlâ mı? Bu aşamaları geride bıraktığımızı sanıyordum."
"Hayır. Hiçbir şey geride kalmadı. Herşey şuanın konusu. Sen duyduklarını ve gördüklerini çok yanlış anladın." Elini saçlarımın arasında gezdirdiğinde elini sanki bokmuşcasına ittim. Pişmanlıkla iki adım geriye gitti. Alp ise her zamanki gibi yanında onun destekçisi olarak bekliyordu. "O kadınlardaki elbiseleri sana denetmemin tek sebebi hayalim olması. Bir gün bir kız arkadaşım olursa bu kadınlara bakmak yerine ona bakmak istiyordum. O sebeple senin üzerinde görmek istedim. Komiser olmamı saklamamın sebebi ise etrafımızdaki kadınlar gibi seninde bununla insanlara hava atmaya çalışacağından korkmamdı. Gece de operasyon için çağırmışlardı. Bir kadın şiddet görüyormuş. Bula bula da beni bulmuşlar."
"Birkaç saat sonra evleneceğin kızın canı tehlikedeyken sen onca insanın içinden başka bir kadını kurtarmak için mi seçildin? Başka bir kadının canını kurtarman değil sorun. Aynı evde kaldığın kişi tehlikedeyken bu göreve karşı çıkamadın mı? Evde kız arkadaşım yalnız kalmaması gereken zamanlar geçiriyor, diyemedin mi?" Öfkemi resmen üzerine üzerine kusuyordum. Omuzlarından ite ite, tükürüklerimi saça saça bağırıyordum ona.
"Ben herşeye rağmen senin adını sayıklayıp durdum be evde! Anne demedim, baba demedim. Sadece senin adın vardı çığlıklarımda. Son ana kadar seni aradım evde. Merdivenin arkasındaki gölge resmen tavana değecek kadar büyüyüp testere sesine benzer bir sesi kulaklarıma getirince bile senden yardım istedim. O an çığlıklarımı duyan ekipler yollarını buraya çevirmeselerdi ben ölecektim. BEN ÖLECEKTİM AMINA KOYDUĞUM ANLIYOR MUSUN? Senin yüzünden geberip gidecektim. Senin aklının bunları alması için daha kaç kere tekrar etmem gerekiyor?" İtmelerimin sonunda Murat duvara yapışınca durdum. Arkamı dönüp sinirle salonun ortasında dönmeye başladım ordan oraya. Birşeyler fısıldadılar aralarında. Sonda Alp beni kendilerine çevirdi. Ve karşımda dikilen Murat'ın yanına geçti.
"Demek ayrılmak istiyorsun, öyle mi?"
"Sonunda! Çok şükür anladın ya."
Derin bir nefes verdi. Eliyle sakallarını düzeltti.
"Tamam. Çek git şimdi."
"Allah razı olsun!" dedim yüzüne kınayarak bakıp kapıya yönelerek. "Kapıyı aç." Kilidi açıp gitmeme izin verdi. Sonunda! Gerçekten sıkılmışım. Onu istemediğim hâlde peşimden koşuyor olması beni bıktırmıştı.
Telefonum çalınca yolun ortasında bıkmış bir şekilde kimin aradığına baktım. Murat'ın annesi annesi arıyordu.
"Alo? Buyrun."
"Ebru, biraz konuşabilir miyiz?"
"Konuşalım teyzecim."
"Teyze derken? Anne demen gerekmiyor mu?"
"Biz ayrıldık ya. Size haber vermedi mi?"
"Birşeyler anlattı ama peşini bırakmam gibi birşey dedi en son." Sesi titreyince hemen evlerine doğru yolumu çevirdim.
"Teyze ben şimdi size geliyorum. Sakinleş ilk önce."
"Kızım nasıl sakin olayım? Lütfem çabuk gel işin aslını astarını anlat yavrum."
"Tamam ben şimdi kapatmak zorundayım." Telefonu kapatıp hızlıca taksiye atladım. Adresi söyleyip evlerine gittim. Kapıda bekliyorlardı beni. Biraz utandım doğal olarak. Hemen sarıldım adını hâlâ öğrenemediğim annesine.
"Teyze senin adın ney bu arada?"
"Neslihan. Gel kızım. Sen bana birşey anlatmadan benim sana birşey anlatmam lazım. Herşeyden önemli. Hayatının kararmaması için anlatmalıyım." Eliyle sırtımı sıvazladı. Neler olduğunu anlamayarak salona geçtik. Koltuğa oturduk. Karşıma oturdu o da.
"Ben sana yalan söyledim."
"Ne?"
"Mafya..." Yüzüm düştü. Gözlerim doldu ve kısıldı o an ki acıyı hatırlayınca. "Bana sataşan mafya şuan kocam. Yani aslında mafyanın sözünü dinlemen lazım. Ben dinlemedim. Ve zorla onunla evlendim. Tabii babası rahmetli olunca düzeldi biraz. Ama hâlâ kanlarında mafyalık var. Bizim oğlan sana zarar vermez. Onun annesi benim. Ama babası... Faruk değil."
"Ne? Nasıl yani? Aldattınız mı?" dedim şok içinde ağzımı kapatarak.
"Hayır. Hamileyken evlendirildim. Senin yaşlarındaydım. Evlensen mi evlenmesen mi bilemiyorum. Çünkü insan insana inan ki hiç benzemiyor. Evlendikten sonra Faruk bana hiç zarar vermedi ama sana sataşan mafya seni öldürebilir bile! Sana anlatma gereği duydum."
"Çok teşekkürler. Benimle bunu paylaştığın için gerçekten çok teşekkür ederim. Benim de bilmem gerekiyordu. Ama şuan o mafya hapiste. Yani bana bir zararı yok."
"Faruk da hapisteydi kızım... Hepsi oyunun bir parçası. Yıpranacaksın. Bayılacaksın yer yer. Ağlamaktan aylarca uyuyamayacaksın belki de. Ama o mafya hapiste yalnızca iki hafta duracak. Bildiğim kadarıyla sana sataşan mafya üç gün duracakmış. Faruk'a haber geliyor. Murat da telefonla konuşurken duydum biraz. Yarın çıkıyor yani. Kendini koru. Ve yardıma ihtiyacın olursa hiç çekinmeden ara. Seni seviyorum kızım."
"Ben de seviyorum Neslihan teyze." Sarıldık ve ben yavaş yavaş evden çıktım. Duyduklarım karşısında donup kalmıştım. Ama bildiğim tek şey vardı: O adamla evlenmeyecektim. Eminim ki beni istemiyordur artık. Sonuçta koskoca şehirde bir tek ben yokum. Şimdi yapmam gereken şey bir taksiye atlayıp ev gitmek.
Şanslıydım galiba çünkü hemen önümden bir taksi geçti. Hemen el ettim. Durdu. Binip adresi söyledim. Derya'yı aradım. Üçüncü çalışında açtı.
"Alo? Bir sorun var deme bana güzelim."
"Yok yok. Yani var gibi de yok gibi de."
"Kızım sen bir anda ortadan kaybolunca evde kıyamet koptu!"
"Ne diyorsun? Desene annem ağzıma edecek."
"Ya o şuan duşta. Ben de yemeği yaptım işte oturuyorum, baban birazdan gelicek. İçerde bir yerlerdeydi. Birşey anlatacakmış ikimize. Seninle bana."
"Ne? Bak ben bir tedirgin oldum. Sinirli mi?"
"Hayır. Biraz mahçup bakıyordu. Pişman gibiydi birşeylerden." Neyden pişman olabilirdi ki? Biraz daha konuştuk Derya ile. Eve gelince taksiciye parayı verip indim. Nenem kapıdan bana bakıyordu. Nenem kapıdan neden bana bakıyordu? Bu evde kesin birşeyler oluyordu.
"Nene? Niye burdasın?"
"Ah, kınalı guzum! Kıyamam ben sana. Yazık oldu senin geleceğine." Arkadan bir gölge geçti. Korkuyla bir adım geri attım. Nenemin gözleri doldu.
"Sen niye böyle diyorsun? Murat ile ayrıldığımız için diyorsan üzülme. En doğrusu oldu. Ama başka birşey var gibi bakıyorsun."
Yutkundu. Zar zor yutkundu. Tedirgin olsam bile yaklaştım. İçeri girdim. Babam ağlıyordu. Geçen gölge ona aitti.
"Baba! Noldu?" dedim hızlıca yanına gidip. Sarıldım hemen teselli amaçlı.
"Özür dilerim kızım. Çok özür dilerim." dedi sesi titrerken. Neler olduğunu anladım. Ve elim ağzımı kapatırken geriye doğru adımlar attım. Mafyayı yenebilecek tek kişi olduğunu söylemişti Bora. Babam mafyayı yenmedi. Onunla iş birliği kurdu. Evlenmemize yol gösterdi. Ama ben izin vermeyecektim. Kendi kaderimi başkalarının yazmasına müsaade etmeyecektim.
(1 ay sonra)
"Eğleniyor muyuz millet?" diye bir ses yükseldi mekandan. Hepimiz sarhoştuk. Ve hep bir ağızdan "Evet!" diye bağırdık. Ortam resmen yıkılıyordu. Birkaç saat geçti aradan birisi geldi ve imzamı istedi.
"Kardeş hayırdır sen? Benim imzam Çin malı telefona falan mı benziyor?" dedim ayakta duramayarak. Derya lafa girdi.
"Gel bebeğim benim imzam daha güzel!" dedi ellerini adamın üzerine koyup ona yakınlaşarak.
"Hanımlar, herkesten aldık. Lütfen zorluk çıkartmayın." Derya adama daha çok yapışarak sarhoş sarhoş konuşmaya devam etti.
"Hanımın olmak çok iyi bir his." Neredeyse adamın dudağına yapışacaktı. Adam ortamı bozmamak için veya hoşuna gittiği için laf etmedi bu hallerine. Biz de uzatmayıp imzaları attık.
"Ortam yıkılıyor Ebrar!" dedi Derya bana bakarak.
"Ebrar kim amına koyayım?"
"Adını bilmiyon mu amına koyayım?"
"Ebru benim adım mal."
"Tamam, Ebru olsun. Ortam yıkılıyor Ebru!" dedi cümleyi düzeltip tekrarlayarak.
O an yanımızdaki masa kırılıp yere düştü. "Gerçekten yıkılıyor!" diye ekledi. Bu lafın ardından sandalyelerde kırılıp yere düşünce elimi Derya'nın ağzına dayadım.
"Tek bir kelime daha etme! Şom ağızlı!"
"Senin şom ağızın yüzünden şom ağızlı olacağım sussana sen!" Susup dans etmeye devam ettim. Bir anda beklenmedik bir ses yükseldi. O ses ile birlikte müziğin sesi kısıldı. Sesin kaynağı bendim.
"Çekirgeyi salıverdim, çekirgeyi salıverdim yazıya yazıya! Yazıya yazıya!" Sarhoş bir şekilde şarkı söylüyordum. Sonra herkes ellerini havaya kaldırıp zıplayarak sanki konserde gibi bana eşlik ettiler.
"Ot koymadı koyun ile, ot koymadı koyun ile. Kuzuya kuzuya! Kuzuya kuzuya!"
Biz şarkıya devam ederken içkilerimiz, şaraplarımız, biralarımız yenileniyordu. Sabaha kadar çılgınlar gibi eğlendik. Ne yaptığımızı bile hatırlamayacak kadar içmiştim. Sabah herkes yerde bayılmış bir şekilde yatıyordu. İlk ayılan bendim. Hemen Derya'yı kaldırdım. Ve ordan ayrıldık. Bir taksi ile eve dönüyorduk. Tabii dönemedik. Yolumuzu bir araç kesti. İçinden bazı adamlar bize doğru yaklaştı. Havalar ısınmaya başladığı için camlardan birisi açıktı. Biz daha herhangi bir soru dahi sormadan içeriye birşey sıktı. Anında hepimiz bayıldık zaten.
Gözlerimi ne kadar uyuduğumu bilmediğim bir süre sonra hastane odasında açtım. Başımda mafya dikiliyordu.
"Bismillah!" diyerek korkuyla yataktan doğruldum. Karşımda ayakta dikilen ve bazıları da koltukta oturan adamlar vardı.
"Korkma güzelim." dedi elini elime boyunca. Kendime hâkim olamayıp elimi çektim ve hızlıca tükürüp Osmanlı tokatı yapıştırdım. Eliyle yanağını sildi ve hiçbir şey olmamış gibi devam etti. Ona iğrenerek bakan gözlerim kusmamak için başka yerlere kaydı. Yan taraftaki boşluğa çevirdim kafamı.
"Tam olarak 3 aydır uyuyorsun. Ciddiyim." dedi ve telefonundan tarihi gösterdi. "Çok narinsin bakıyorum. Sırtına baktım. Sanat eserime..." Şaşkınlıkla ağzım açık şekilde yatağın ondan uzak tarafına kaydım.
"Sen nasıl bana dokunabiliyorsun? Sargımı açmadan göremezsin."
"Açmadığımı kim söyledi?"
"Senin yüzünden zina diye amel defterime günah yazılıyor orospu çocuğu!"
"Hop! Annemi bu işe karıştırma yavrum. Ayrıca ne günah ne de zina. Biz evliyiz artık."
"Ne? Hayır. Beni kandırıyorsun şuanda." Ceketinin iç cebinden nüfus cüzdanını çıkartıp imzalarımızı gösterince şok içinde elim ağzımı kapattı.
"Pislik! 4 ay önce imzamı aldılar..." dedim aydınlanma yaşayarak.
"Evet. Sen de imzanın Çin malı bir telefon olmadığını söyledin."
"Sus. Konuşma artık. Senin sesini duydukça midem bulanıyor." dedim nefretimi yüzüne yüzüne kusarak. Ayağa kalktı. Adamlarını elinin tersiyle itip duvara yapıştırdı ve odadan çıktı. Aradan birkaç dakika geçti ve içeri bir hemşire ile geri geldi.
"Hastayı taburcu et iki saat sonraya kadar."
"Beyfendi..."
"Yeterli mi?" dedi cebinden bir çanta dolusu para çıkarıp.
Konuşmadan kaşar olduğunu belli ederekten parayı aldı ve beni taburcu etti. İnanır mısınız bırakın iki saati, 10 dakika sonra mafya ile karşı karşıya arabada oturuyorduk.
"Gözlerini bana çevir." dedi. Bana ne yapacağımı söyleyemezdi! Bacağına tekmeyi yapıştırdım hemen. Acıyla dişlerinin arasından tiz bir çığlık çıktı. Adamlar hemen silahlarını başıma dayadı. Daha sonra mafya bana hiç bakmadan silahını çıkartıp adamları bana silah çektikleri için vurdu. Gözlerim bunları gördükleri için neredeyse kan ağlayacaktı. Psikoloji denen şeyin adını bile bir saatte unutacağıma eminim.
Korkuyla gözümden bir damla yaş akınca mafya eğilip baş parmağı ile silmeye çalıştı. Eline vurup engelleyince tokat attı. Bana? Ebru Çağdır'a tokat attı? Mümkün değil.
Ayağımdaki topuklu ayakkabıyla yüzüne bir tekme geçirdim. Keşke topuğu ince olsaydı da gözü çıksaydı. Kalın giymiştim. Allah kahretsin!
Eliyle acı içinde gözünü tuttu. Acısı kısa sürdü. Çünkü benim lanet olası telefonuma binlerce mesaj gelmeye başladı. Gözleri soran gözlerle bana bakıyordu ama ben telefona bile bakmayacak kadar umursamıyordum şuan bu arabada olanları.
"Telefona bak. Kafa sikiyo sadece şu ses." Beni deniyorsunuz herhalde.
"Bana bir daha ne yapacağımı söyleme!" dedim dişlerimi sıkarak.
"Ne yapabilirsin? Yapsan bile benim acıttığım kadar acıtabilir misin?" Kendimden emin şekilde güldüm. Gülümsemem git gide büyüdü. Ayağımı hızlıca kaldırıp testislerine tekme attım. Kırmızı ışıkta olduğumuz için araba hareket etmiyordu. Telefonumu da alıp arabadan atladım. O ise hala iğrenç testislerinin acısıyla kıvranıyordu. Bel altı vurmak böyle durumlarda serbesttir.
Koşarak ordan uzaklaştım. Bir kafenin lavabosuna attım kendimi. Kapıyı kilitleyip telefonuma baktım. Murat'tı.
Murat: Nerdesin?
Murat: Hemen aç o telefonu
Murat: Tehlikedesin biliyorum o mafya ile berabersin
Murat: Evlenmiş seninle senin haberin olmadan
Murat: Eğer annemin söyledikleri yüzünden başına bir iş açtıysan hemen konum at
Murat: TELEFONU AÇSANA KIZIM
Ebru: Sana ne amk
Ebru: Ölsem bile umrunda olmam
Murat: Konum at
Murat: O pislik heriften önce benim seni alıp güvenli bir yere götürmem lazım
Murat: Kızım görüldü atmak yerine konum atsana amk
Ebru: *konum
Murat: Geliyorum kıpırdama
Sanki gidecek yerim var da! Aptal.
Aradan 10 dakika bile geçmeden tuvaletin kapısını tıklattı birisi.
"Benim." diye fısıldadı Murat. Kapının kilidini açıp dışarı çıktım. Ellerim ve bacaklarım durmadan titriyordu. Beni kucağına alıp kafeden çıkardı. Arabaya doğru götürürken ağlıyordum. Arabanın önünde dikilen mafyayı görünce gözlerim kurudu ve ağlamam imkansız hale geldi. Ellerini pantolonunun cebine sokmuş beni bekliyordu.
"Bazen kim olduğumu unutuyorsunuz arkadaşlar." dedi sırıtarak. Murat beni kucağında daha sıkı tuttu. Mafya birkaç adım yaklaştı. Benim korkudan nefesim kesilince Murat geriye doğru adımlar attı. Gözlerimin yandığını hissettim. Henüz buna hazır değildim. Şiddet görmek istemiyordum. Tacize uğramak istemiyordum. Hiçbir kadın bunu istemiyor. Ama maalesef küçükken bunun için kendimize yatırım yapmamıza engel oldukları için savunmasız masumlardan ibaretiz.
"Arkanda her an ikinizi de öldürebilecek kadar adamım var." dedi. Arkamıza baktık. Gerçekten vardı.
"Ee?" dedi Murat.
"Karımı bana ver."
Murat ses etmedi ve koluyla omzumdan tutup kendisine çekti.
"Sana karımı ver dedim!" diye bağırdı. Adamları tetiği çekti. İstemese de bıraktı beni. Son kez arkamı dönüp Murat'a baktım. Gözlerimden ne dediğimi anlamış olacak ki başıyla onayladı dediğim şeyi. Beni her seferinde kurtarmaya çalışacaktı. Ben de her seferinde kaçmaya...
(12 saat sonra)
"Her yeri kilitledik efendim."
"Bavulu yerleştirdik efendim."
"Telefonunu aldık efendim."
"Cüzdanını alıp sizin kabanınızın cebine koyduk efendim."
Herkes kafayı yemişti. Mafyanın emirlerini yerlerine getiriyorlardı. Şimdi de rapor veriyorlardı. Ben ise koltukta geldiğimizden beri uyuyor gibi yapıyordum. Sabah olmuştu. Birisinin adımlarının bana doğru yaklaştığını duydum. Mafyaydı. Beni diziyle dürtükleyip sertçe uyandırdı.
"Ebru! Kalk! Çabuk." Gözlerimi role devam ederekten açtım yavaşça. Korktuğumu belli etmeyecektim. Sanki onun varlığı ile yokluğu birmiş gibi yapacaktım.
"Düzgünce kaldır insanı!"
"Sesini alçalt!"
"Sen de kibrini alçalt!" Derin bir nefes aldı ona karşı gelmeme dayanamayarak. Herhalde kendini 1000 sene önceki gibi krallık dünyasında sanıyordu.
"Ebru, şimdi sana odanı göstericem. Ve hangi odalara girebileceğini söyleyeceğim. Diğer odalara girmeni tavsiye etmem. Sonu güzel bitmiyor." dedi ve yanımızdaki odayı gösterdi.
"Bu odaya bir adımını bile atmayacaksın." dediğinde hemen koşup odaya girdim.
"Ne yaptığını sanıyorsun?" diye bağırdı arkamdan.
Oda korkunçtu. Cesetler vardı. Birisinin kellesi süs olarak asılmıştı. Birisinin de kolu ve bacağı kesilmiş şekilde yerde duruyordu.
Etrafıma bakarken kanım donmuştu resmen. Arkamı dönüp ona baktım. Ağzım açık kalmıştı. Gözlerim fal taşı gibiydi. Koşarak kapıya gittim. Kırmaya çalıştım. Ama boşunaydı. Gücüm yetmiyordu. Ağlamaya başladım sinirden. Gerçekten sinirden. Benimle evleniyor ve benim haberim yok, birşeyler dönüyor arkamdan ve benim haberim yok, mafyayı yenecek tek kişi olan babam onunla iş birliği yapıyor.
"Bana ne yapacaksın? Benim de sonum onlar gibi mi olacak?" dedim korumalar kolumdan tutup beni etkisiz hâle getirince.
"Hayır. Onlar benim karım değil. Sen benim karımsın. Sana zarar veremem, vermem."
"Emin miyiz? Çünkü bana yaptıklarını hepimiz biliyoruz."
"Emin ol o insanların çektikleri acıları görseydin hâline şükür ederdin." İğrenerek baktım bu cümlenin üstüne. Acı mı yarıştırıyordu? Kendi acısı sanki amına koyayım!
Susup yukarı kata çıktım. Niye çıktım bilmiyorum ama ordaki odalardan birisi illa ki benim odamdır.
"Odan koridorun sonunda." dedi aşağıdan bağırarak. Koridorun sonundaki kapıdan içeri girdim. Dolaba benim kıyafetlerim yerleştirilmişti. Benim evime benziyordu. Baskın yaptıkları evime...
Ağlamaya başladım tekrardan. Ağlamaktan içim şişmişti resmen.