Deniz, Nazmiye’yi kucağında taşıyarak sessizce odasına çıkardı. Yıldız malikanesinin koridorlarında sadece hafif ayak sesleri yankılanıyordu. Nazmiye, gözlerini sımsıkı kapatmış, "derin uykuda narin bir çocuk" rolünü kusursuz oynuyordu. Deniz onu yatağına yatırırken, Nazmiye’nin elinin altındaki telefonu ne kadar sıkı tuttuğunu fark etti. "Canım prensesim, uykusunda bile oyuncağına sarılır gibi telefonuna sarılıyor," diye fısıldadı Deniz, üzerini örtüp odadan çıkarken.
Kapı kapandığı an Nazmiye gözlerini araladı. Odası karanlıktı ama zihni tamamen açıktı. Tam o sırada elindeki telefon titremeye başladı. Ekranda bilinmeyen bir numara vardı.
Karargahtaki Büyük Sessizlik
Aynı dakikalarda, yer altı karargahında nefesler tutulmuştu. Haşmet Komutan, masasının üzerindeki telefonu hoparlöre vermişti. Etrafındaki onlarca elit ajan, komutanlarının "beni 12 yaşında bir kız kurtardı" iddiasını kanıtlamasını bekliyordu. Herkes içten içe bir şaka ya da bir yanlış anlama olduğunu umuyordu.
Telefon açıldı. Karşıdan, dünyanın en saf ve en masum tınısına sahip o ses yükseldi:
"Alo? Haşmet Dede, siz misiniz? Evinize güvenli bir şekilde ulaştınız mı? Çok merak ettim sizi..."
Karargahtaki koca adamlar, o sesi duydukları an donup kaldılar. Bu ses, değil bir suikastçıyı devirmek, bir karıncayı bile incitemeyecek kadar yumuşaktı. Ajanlar birbirine bakıp sessizce fısıldaştılar: "Gerçekten bir çocuk... Ve sesi o kadar tatlı ki, komutanımız haklıymış."
Haşmet Komutan, yüzünde babacan bir gülümsemeyle cevap verdi: "Ulaştım küçük hanım, iyiyim. Seni arayacağıma söz vermiştim, sözümü tutmak istedim. Sen nasılsın?"
"Ben de iyiyim dede, biraz uykum var sadece. Sizin iyi olduğunuzu duydum ya, artık rahat uyuyabilirim. İyi geceler!" dedi Nazmiye ve telefonu kapattı.
Kayıtlardaki Şok Edici Gerçek
Telefon kapandığı an karargahtaki hayranlık dolu hava yerini profesyonel bir şüpheye bıraktı. "Komutanım, sesine diyecek yok ama bu çocuk sizi o üç devden nasıl kurtarmış olabilir?" dedi Ajan Yavuz.
Haşmet Komutan elini kaldırdı. "Görüntüleri getirin."
Teknik ekip, o sokağı gören yüksek çözünürlüklü, gece görüşlü ve renkli güvenlik kamerası kayıtlarını ekrana yansıttı. Görüntüler başladığında herkesin ağzı açık kaldı. Ekranda, o tatlı sesli küçük kızın bir fırtına gibi adamların arasına dalışını izlediler.
• Ajan 1: "Bakın! Adama attığı tekme tamamen teknik. Bunu bir çocuk rastgele yapamaz!"
• Ajan 2: "Komutanım, durdurun görüntüyü! Nazmiye’nin koluna bakın..."
Ekran dondu. Yakınlaştırma yapıldığında, Nazmiye’nin siyah ceketinin kolunda parlayan, yağmurun altında bile seçilen koyu bir ıslaklık görüldü. Hemen ardından, kızın kaydığı yerdeki cam parçalarının üzerindeki o taze kırmızı kan damlaları fark edildi.
"Yaralanmış..." dedi Haşmet Komutan, sesi bir anda ciddileşti. "Dövüşürken yaralanmış ama bana tek bir kelime bile etmedi. Yüz ifadesine bakın, sanki hiçbir şey olmamış gibi bana gülümsüyor."
Karargahtaki ajanlar şimdi sadece şaşkın değil, aynı zamanda bu küçük kıza karşı büyük bir saygı duyuyorlardı. "Kolu resmen boydan boya kesilmiş gibi duruyor komutanım, ama o size 'iyiyim' dedi. Bu çocukta sadece yetenek değil, inanılmaz bir irade var."
Haşmet Komutan, ekrandaki o küçük, narin ama devleşen gölgeye bakarken kendi kendine fısıldadı:
"Nazmiye Yıldız... Sen sadece bir çocuk değilsin. Sen, dünyanın henüz tanımadığı en büyük gizemsin."
Nasıl olmuş güzel mı söyler misin?