Prensesin “Zoraki” Çığlığı
Defne, elindeki ince dikiş iğnesini Nazmiye’nin derin kesiğine yaklaştırdığında odadaki hava buz kesti. Deniz, bir köşede ellerini kenetlemiş, sanki canı yanan kendisiymiş gibi dişlerini sıkıyordu. Personel ise kapı aralığından bu "dünya tatlısı" kızın tepkisini bekliyordu.
Nazmiye, o an içinden bir hesaplama yaptı. “Eğer bu yara dikilirken gıkımı çıkarmazsam, Deniz abim benim normal bir çocuk olmadığımı anlar. 12 yaşındaki narin bir kız bu acıya dayanamaz,” diye düşündü. Henüz kimse ona ajanlık teklif etmemişti ama o, ailesinin huzuru için narin rolünü en iyi şekilde oynamalıydı.
Yankılanan O Çığlık
İğne derisine ilk kez battığı an, Nazmiye bütün hastane koridorlarını inleten, insanın yüreğini sızlatan o tiz çığlığı bastı.
"Deniz abiiiii! Canım çok acıyor!"
Bu ses o kadar güçlüydü ki, bekleme salonundaki hastalar bile yerinden sıçradı, herkesin içi cız etti. Deniz, yerinden fırlayıp Nazmiye’nin elini tuttu. "Tamam prensesim, tamam bitanem... Bak ben buradayım, geçti bitti!" derken sesi titriyordu. Deniz, kuzeninin bu kadar canının yanmasına dayanamıyordu.
Defne’nin eli bir an duraksadı. "Özür dilerim tatlım, çok az kaldı, dayan lütfen," dedi mahcup bir sesle. Nazmiye ise gözlerinden sahte ama inandırıcı birkaç damla yaş süzülmesine izin verdi. Dudaklarını büzerek, "Hastanelerden nefret ediyorum demiştim... İğne canımı çok yaktı," dedi hıçkırarak.
Personelin Hayranlığı ve Şefkati
Odadaki hemşireler Nazmiye’nin bu haline bakarken neredeyse ağlayacaklardı. "Yazık, ne kadar da narin bir çocuk," diye fısıldaştılar. "O kadar derin bir kesik ki, canı nasıl yanmasın?"
Deniz, Nazmiye’nin alnını öptü. "Söz veriyorum, buradan çıkar çıkmaz sana en sevdiğin şeyi alacağım. Sen çok güçlüsün Nazmiye, azıcık daha sabret."
Nazmiye, abisinin elini sıkarken içinden gülümsüyordu. “Güzel, herkes yedi. Hala onların küçük, narin prensesiyim,” diye düşündü. Ama gerçekte, o acı onun için bir karınca ısırığından farksızdı. O, saniyeler içinde üç adamı yere sermiş biriydi; ancak bu gerçeği kimsenin bilmesine henüz gerek yoktu.
İnce Damarların Azabı
Dikiş işlemi bittiğinde, Nazmiye hala titriyor gibi yapıyordu. Deniz, profesyonel bir dikkatle bandajı sardıktan sonra pansuman odasındaki koltuklardan birine oturdu. Nazmiye’nin solgun yüzü ve o ela gözlerindeki yaşlar, bütün hastane personelini ona hayran bırakmıştı.
O an, hastane personeli kendi aralarında bir karar verdi: Dr. Deniz’in kuzeni sadece hastanenin değil, bütün sokağın "korunması gereken en değerli çiçeği" idi. Nazmiye ise kucağında oturduğu abisinin göğsünde, bir yandan ağlıyormuş gibi yapıp bir yandan da Haşmet Dede’nin onu arayıp aramayacağını merak ediyordu.