İçeriğe geç

GÖLGE

Bölüm 5 · 5 dk okuma

GÖLGE

Bölüm 5

5.bölum bomba

5. Bölüm

1 Ay Sonra

Tam bir ay olmuştu ve B planı için gerekli malzemeleri toplamışlardı. Tüm akşam plan hakkında konuşmuş ve her şeyi netleştirmişlerdi. Artık sadece Helin’in getireceği, kendi adını verdiği kapsül zehri ve tabii ki Sinan’ın mühendis zekası gerekiyordu.

Asıl sorun, bu kapsül zehrini askerlere yakalanmadan dışarı çıkartıp güvenli şekilde eve getirmekti. Helin bunun yolunu bulmuştu: Ay’dan gelen çöplüğü temizlerken kullandıkları bu asidi, gizlice kullandığı termosun içine damla damla biriktirmişti. Asidi bugün eve getirecekti; gerisi Sina’daydı. Onun mühendislik zekasıyla hallolacaktı. Herkes akşam evde toplanacaktı; son siren çaldıktan sonra herkes dağıldı.

Lara ilk önce üstünü değişmek için eve geçti. Haftalar sonra Ay’ın onlara layık gördüğü az miktardaki su için biraz daha süredecekti. Lara, haftalar sonra banyo yapabilecekti. Sanki dünyalar Lara’nın olmuştu. Dünyanın durumu göz önüne alınınca Lara kendi kendine güldü ve "Sonu gelecek bir dünya benim olsa ne olur?" dedi.

Hemen banyoya girdi ve haftalar sonra vücudunu istila etmiş kirden temizlenip paklandı. Banyodan çıkınca saçının fazla suyunu havluyla alıp saçını örmeye başladı ama yapamadı, elleri titriyordu. Sebebini bilmiyordu. En sonunda tarağı bırakıp vazgeçti. Tam kalkacakken annesi yanına geldi ve "Otur kızım, ben örerim," dedi. Şaşırmıştı Lara; Kael gittiğinden beri birbirlerinin yüzüne bile bakmıyorlardı. Lara oturdu. Annesi eline tarağı aldı ve sarı, ipek gibi saçları taramaya başladı; ardından balıksırtı ördü saçlarını.

"Son günlerde kendini çok yoruyorsun kızım. Biliyorum benimle konuşmak istemiyorsun ama kardeşinin seçilmesini istediğim kadar senin de seçilmeni istiyordum kızım."

Sesi solgun geliyordu. Annesini hiç bu kadar tedirgin görmemişti ama dediklerine inanmıyordu. İkisi de biliyordu annesinin kardeşinin seçilmesini istediğini. Annesi saçlarını örer örmez hemen kalktı ve Sina’nın evine doğru yola koyuldu. Fazla yolda değildi, yan yana sıralanmış evlerdi; sadece sokakları bu kadardı. 4 ev yanında Sina’nın evi vardı.

Lara kendi temiz kokusunu aldıkça daha çok koklamak istiyordu. Kendini o kadar temiz hissediyordu ki hayatının sonuna kadar böyle kalabilirdi ama biliyordu, bu olmayacaktı. Hiçbir zaman... Yarın devriye bitiminde de aynı bugün gibi olacaktı: Kirli ve kokuyor.

Sina’nın evinin önüne geldiğinde etrafı bir iki kez kolaçan etti ve evin kapısını çaldı. Kapıyı açan Helin olmuştu. Hafif bir gülümsemeyle içeri geçmesini işaret etmişti. Kimyasalın boğaz yakan kokusu Lara’nın boğazını hemen yakmıştı. Sina ise başını bile kaldırmadan sadece "Hoş geldin," demişti.

Lara, Sina’nın o loş ve rutubetli odasında bir köşeye çekilmiş, onun ellerinden çıkan ölümcül sanatı sessizce izliyordu. Sina, masanın üzerindeki döküntüleri birleştirirken Lara bu derme çatma mekanizmanın nasıl bir felakete dönüşeceğini kafasında yavaş yavaş oturtuyordu.

Bomba üç aşamalı, kusursuz ve ilkel bir dehanın ürünüydü.

Önce sistemin beynini gördü. Sina, herhangi bir dijital çip kullanmak yerine paslı, eski bir çalar saatin mekanik zembereğini düzeneğin merkezine yerleştirdi. Tik... Tak... Tik... Tak... Lara acı bir tebessüm etti. Ay rejiminin o kibirli, modern radarları gökyüzünü dijital sinyaller için tararken bu ilkel yaylı saatin mekanik tıkırtısını asla yakalayamazlardı. Bu, dijital bir tanrıyı taşla vurmak gibiydi.

Sonra işin ölümcül kısmı geldi. Sina, Helin’in fabrikadan binbir ecel teri dökerek sızdırdığı o zift gibi karanlık, geniz yakan "Kapsül Asidini" incecik bir cam tüpün içine dikkatle mühürledi. Ardından bu narin cam tüpü, çöplükten çıkardığı içi basınçlı gazla dolu ağır metal tankın tam kalbine yerleştirdi. Düzenek basitti: Saat sıfıra vurduğunda, içerideki mekanik bir çekiç hızla kurtulup o camı tuzla buz edecekti.

Lara patlama anını zihninde canlandırdı... Cam kırılıp o zehirli asit basınçlı gazla buluştuğunda, saniyenin onda biri kadar bir sürede devasa bir tepkime yaşanacaktı. Tank içeriden dışarıya doğru muazzam bir ısıyla yarılacak; önce kör edici beyaz bir ışık patlayacak, ardından insanların göğüs kafeslerini titretecek kadar tok bir gümbürtü kopacak ve gökyüzüne o simsiyah, zehirli duman bulutu yükselecekti. Ama bu bombayı sıradan bir terör eyleminden çıkarıp bir manipülasyon şaheserine dönüştüren şey, son dokunuştu.

Sina kaynak aletini eline aldı ve alevlerin bile eritemeyeceği yanmaz bir titanyum parçasını bombanın en kalın dış çeperine sıkıca lehimledi. Parçanın üzerinde Ay Rejiminin o şatafatlı, kibirli amblemi bütün netliğiyle duruyordu. Patlama her şeyi yakıp kül edecek, toprağı deşip bir krater açacak ama o amblem, "Bunu size biz yaptık," dercesine sapasağlam kalacaktı.

Lara o ambleme bakarken içindeki öfke buz gibi bir zafere dönüştü. İhtiyaçları olan kıvılcım, masanın üzerinde tik-tak sesleriyle can bulmuştu. Artık geri dönüş yoktu. Tam 12 saat sonra, yani herkes vardiyalar için uyanıp işe gitmeye başladığında herkes ama herkes duyacaktı bombanın sesini. Bu el yapımı bombayı bir demir kutunun içine koyarak mutfak tezgahının altına sakladı Sina.

Sina mutfaktan salona doğru döndüğünde Lara’yı gördü. Sanki hiç güzelliğiyle büyülenmemiş gibi yeniden büyülendi Lara’nın güzelliği karşısında. Odanın titrek, sarımsı ışığı Lara’nın altın sarısı saçlarına vuruyor, her bir teli karanlığın içinde adeta parlıyordu. Çamur, pas ve çürümüşlük kokan bu ölü gezegende Lara'nın varlığı kozmik bir hata gibiydi. İnsanın içini acıtan türden, bu dünyaya ait olamayacak kadar kusursuz bir yüzü vardı. Sina bir anlığına nefes almayı unuttuğunu fark etti; Ay'ın yıkıcı gücü bile şu an karşısında duran kızın güzelliği kadar sarsıcı değildi. Gözlerini ayırmak istemiyordu Lara’dan; gözünü kapatsa dahi özlüyor gibiydi Lara’nın yeşil gözlerini. Lara küçük bir tebessümle bakarken Sina’ya...

Helin araya girerek boğazını temizledi ve odada olduğunu hatırlattı Sina’ya. Sina bardağın dibindeki suyu kafasına dikerek bir yudumda bitirdi ve "Planın üzerinden son kez geçelim," dedi. Herkes masaya oturdu. Plan basitti: Hiç kimse görmeyeceği için sabaha doğru evlerin bittiği o çorak, kuru araziye koyacaklardı bombayı. Oraya yerleştireceklerdi ve bir aksilik olmasa büyük saat işleyecekti. Helin eve gitmesi gerektiğini söyleyerek kardeşinin yanına gitti. Lara ise uykusuna yenik düşmemek için kendini zor tutuyordu. Sina, "Lara sen uyu, dinlen biraz. Sonra sen uyanırsın ben uyurum, sırayla bekleyelim tamam mı?" dedi. Lara kafasını sallayarak tamam dedi ve yatağa geçti.

Bombanın başında beklemelerinin sebebi, bombada olası bir aksiliği önlemek içindi. Sabaha doğru, vardiyaya son iki saat kalmışken Sina Lara’yı uyandırmaya, yatağın kenarına gitti. Sina’nın yatağa oturmasıyla Lara hemen uyandı. "Ne oluyor, sıra bende mi?" diye sordu. Sina ise gülerek, "Yok hanımefendi, sabah oldu. Bombayı yerleştirmeye gideceğiz," dedi.

Lara kaşlarını çatara k "Hani sırayla nöbet tutacaktık Sina?" diye çıkıştı. Sina ise "Artık sonraki sefere kalsın," dedi.

Yola çıktılar beraber ve o ıssız araziye sakladılar bombayı. Son bir saati kalmıştı. Zaman azaldıkça daha da heyecanlanıyorlardı. Geri dönüş yoluna geçmişlerdi; ikisi de tedirgin, ikisi de olacaklardan habersizdi. Kara bir sessizlik çökmüştü, ne yapacaklarını bilemiyorlardı. Meydana ulaştıklarında saate bakıp "Son on dakika kaldı bombanın patlamasına Lara," dedi Sina.

Lara’nın midesine kramplar giriyordu. Böylesine büyük işlere kalkışmak istemiyordu ama göz göre göre de kendi sonunu izleyemezdi.

10 dakika... 5 dakika... 2 dakika... Ve son 10 saniye...

Sina, "Son 5, 4, 3, 2, 1... Ve patlayacak şimdi," dedi. Ama patlamadı. Şaşırmışlardı, ikisinin de kirece dönmüştü yüzleri. Bunun olması imkansızdı, elleriyle yapmışlardı. O an zaman durmuştu; saniyeler, dakikalar geçmedi. Birbirlerine bakakalmışlardı. Bomba patlamamıştı. Bir aylık emekleri çöp olmuştu.

BOMBA PATLAMADI...

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.