İçeriğe geç

GÖLGE

Bölüm 4 · 2 dk okuma

GÖLGE

Bölüm 4

“Gölge’nin Geçmişi”

Açık kahve gözler ve ışıl ışıl parıldayan bir yüzle babasıyla çıktığı yolculuktan sevinç duyuyordu Marya. Heyecanla arkadaşına dönüp;

-Baksana Matteo, hiç bilmediğimiz bir gemi yolculuğunda yeni maceralara atılıyoruz. Çok şanslı çocuklarız.

Sevinçle kahkahalar atan bu iki çocuk kocaman bir denizin ortasında Japonya’ya doğru yola çıkmışlardı. Marya babasının tüccar olmasından kaynaklı bir defalığa mahsus böyle bir fırsat yakalamıştı. Annesi biraz rahatsızdı ve bu yüzden babası Marya’yı kendisiyle bu uzun yolculuğa çıkarmak zorunda kalmıştı. Babası ne kadar memnun olmasa da bu durumdan Marya oldukça heyecanlı ve mutluydu.

Marya on iki yaşındaydı. Ve babası sayesinde bir çok ülke ismi biliyordu. Onun yaşındakiler daha komşu şehirlerin bile ismini tam bilmezken o ülkelerin başkentlerini bile ezberlemişti. Çünkü babası yolculuklarını Marya’ya bir masal gibi anlatırdı. Ve ona göre babasının hikayeleri dünyadaki tüm hikayelerden daha iyiydi.

Belki bir belki iki gün sonra odasının dışından gelen bağırış sesleri ile irkildi Marya. Ne olduğunu anlamamıştı. Etraf karanlıktı ve bağırış sesleri birer kavgaya dönüşmüş gibiydi. Marya korkuyla odasından çıkıp Matteo’yu bulmak için koştu. Odası çok uzakta değildi. Hemen koridoru dönünce karşısına çıkacaktı. Marya ezbere bildiği koridoru telaşla döndüğü anda gördüğü manzara karşısında donup kaldı. Çekik gözlü bir adamın ayaklarının dibinde kanlar içinde yatan küçük bir beden. Matteo.

-Matteo...

Marya dehşet içerisinde gördüğü görüntüyle yere yığıldı. Titriyordu. Matteo. Ne olmuştu bilmiyordu. Neden olmuştu.

-Baba...

Dedi Marya. Titreyen bedenine rağmen kalkıp babasına koşmak istedi. Birden saçlarından tutulmasıyla neye uğradığını şaşırdı.

-Baba!

Can acısıyla babasını çağırıyordu Marya. Saçına dolanan ellerden kurtulmak için mücadele ediyordu. O el o kadar güçlüydü ki başaramadı. Kimse de gelmiyordu ve saçlarını çeken kol yetmezmiş gibi onu sürüklüyordu.

Güverteye sürüklendikten sonra her yerin kan revan içinde olduğunu gördü. Ağlamaya başladı. Bir savaş çıkmış olmalıydı. Dehşet vaziyetteki bedenler, kanlar, çırpınan ve ölümü bekleyenler...

-Baba.

Gözyaşları içinde “Neredesin, neden beni almıyorsun?” dercesine baktı bu görüntüye. Lakin babası gelmedi. Gelmiyordu. Marya babası gelmedikçe daha çok ağlıyordu. Ellerini kaldırıp saçına yapışmış o kolları son kez çıkarmaya çalıştı ama başaramadı. Adam saçlarından tuttuğu Marya’yı kendi gemisine sürüklemeye başlarken Marya o an son kez kendi gemisine baktı. Marya hayatında belki de sesli bir şekilde son kez babasına seslendi;

-Baba!

Kanlı zeminin ortasında yatan bir bedenin kolundaki el yapımı bir bileklik. Marya’nın babasına yaptığı bileklik.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.