Gerçek ve yalan iki yüzü vardı aynanın ve biz aynalara bakamayan kişiler iken artık ayna karşısına geçip saatlerce kendimizi izleyebiliyorduk . Aynalar en büyük düşmanımız, en acıklı kaybedişimizdi ...
Ayna gerçekleri gösterirdi, benliğim kayboluşunu seyrederdi düştüğü uçurumun boşluğundan.
Melih Doğrucan evrak çalma olaylarından 2 sene önce düşmüştü içeriye, şuan ise bavulunu topluyor çıkmaya hazırlanıyordu. İçimde oluşan bu boşluğu hangi kişi doldurabilirdi bilmiyorum, onun gidişi benim bitişim olacaktı ya da kurtuluşum . O kurtuluş ölümle de sonuçlanabilirdi ,benim nefeslerin arasında nefes almaya çalıştığım bu evren oyunlarla dolu iken ben kurtulsam ,bırakacaklar mıydı ki beni ? Kim koruyacaktı beni benliğimin kötülüklerinden ?
Eşyalarını toplayan Melih bakışlarını bana çevirdi ve dudaklarını kondurduğu buruk bir gülümseme ile baktı gözlerimin içine ve yerinde doğrulup , omuzumu sıktı . "Buradan çıktığımda yapmam gereken bir şey olacak sonrasında ise seni buradan çıkaracağım kardeşim, o zaman her şey daha kolay olacak.
Gözlerim Melih'e bakarken içimde ki her his bakışlarıma yansıyordu. Dakikalar sonra gelen görevli Melih'in hazırsa çıkmasını söyleyerek gitmişti. Melih başını gerisinde duran bana doğru çevirerek bir süre bakmış sonra kuvvetli bir şekilde sarmıştı beni.
Ne zaman geçtiğini anlamadığım dakikaların ardından, koğuştan çıkarak ayrılmıştı.
Sonraki günler ise kendimi tanımam ve olan olayların üzerine daha çok düşünmekle geçmişti. Halit desem suskundu ,fazla konuşmuyor uzaklara dalıp gidiyordu. Hamdi ,artık kimseye sataşmıyor geceler boyu yastığın altından çıkardığı bir fotoğrafa bakıyordu ve bazen de birilerine mektup yazıyordu ama gönderiyor muydu bilinmez .
Ve bu koğuşta gözleri gören ama nefes almayan bir oda dolusu insan, duyamadı kimseyi, sevdiklerinin sesini . Dokunamadı hayallerine, gözleri daldı uzaklara.
Kuzey Efe Çakabey ...
Gözlerinin ardındaki her bir çizgi yaşamında ne kadar ömrünün kaldığını belli edermiş . Saydığımda şaşırtıcı geliyor ,gördüğümde gözlerimi kör ediyor gözlerin.
Gözlerim yarı açık yarı kapalı gibiydi. Dizlerim kanıyor gibiydi, bacaklarımda hissettiğim sıcaklık bütün bedenimi sarmıştı. Yanımda yatan biri daha vardı . Soğuk vuruyordu sıcak bedenime, daha da vuruyordu kalbimi soğuğun etkisi. Sesler duyuyorum, kulağıma fısıltı gibi gelen sesler ve ardından bir çekmeceye kaldırıyorlar bedenimi.
Oda oda gezdiriyor, izimi süren biri sokak sokak . İhtimaller denizinde kaybolan birini bulan , gölgeden kaçan bir hastanın anı defterine yazılan sözlerden ibaret bütün hayatı hayal gibi. Gözlerimi açan bir defterin içindeki belki bir ay ışığıyla gelen bir melek belki de bir deli. Belki de bir rüyanın içinde gerçekliğin dışında .
Gerçek ve yalan bir dünyanın arasında gidip geliyordu zihnim, yanımda tanımadığım bir adam. Bakışları son derece sert, kasvetli ve öfkeli.
Gökyüzünün yıldızlarını çalan bir elin, cezasını çeken bir adamın pişmanlığı var sokaklarda. Derin bir nefesin ardında ki nefes kesilişlerinin yorgunluğu var yüzlerinde. Bir kız geliyor yanımıza. Beyaz tenli ve gözleri yaşlı, bedeni ağır ağır hareketlerle adımlıyor öne doğru. Adamın uzattığı eli gördüğünde yeşil gözleri adama dönüyor sert ve ürkütücü bir bakışla. Adamın yüzündeki sakinlik siliniyor, o an birkaç adım gerimde durup birbirlerine bakıyorlar. Bu anı bölen kızı oradan çekip alan başka bir el, adamın bağırışı yankılanıyor sokakta ve bağırıyor sessiz sokağın soğuk duvarlarına karşı.
"6. Sokak ölümüm ve nefesim, sana yenilmeyeceğim."
Gözlerimi açtığımda her şeyin bir rüya olduğunu fark etmek rahatlatsa da , gördüğüm her şey ruhumu üşütmek için yeterliydi. Ruhumuz ölmüşken yılların verdiği her acı canımı acıtsa da istemezdim ezilmeyi, istemedim bir kutu içinde nefessiz kalmayı. Ben sevmedim bu yolu ,ben hoşlanmadım bu karmaşık hayattan. Belirlemedim hayatımın bu zikzak çizgilerini , düğüm olmuş bir ipin üstünde yürümeye çalışırken nefes alamayacağımı düşünmedim . Boğazımda hissettiğim soğuk bir tene sahip parmaklar yetiyordu her şeye.
Halit yanıma yaklaşarak elindeki çay bardağından birini uzatırken gülümseyerek konuştu. "Melih abi gittiğine göre çayları sana vereceğiz artık. Bende istemezdim böyle olmasını ama işte Şakir de çay içecek artık. " Gülüşüm belirginleşti ve gülerken konuştum Halit'e doğru. "Sende haklısın Halit. " Duraksadım ve devam ettim sözlerime. "Bizde bir kaçış planı mı yapsak ? Bu gidişle herkes çıkacak . Biz kalacağız." Ellerini sallaya sallaya konuşmaya başladığında, bu haline güldüm . O ise heyecanlı ve öfkeli bir şekilde konuşuyordu . "Benden artık kaçış planı falan istemesin kimse. Üç senedir buradayım ben. İki defa kaçmaya çalıştım . Birincisinde kendim çıkış yolunu bulmuştum ki cesaret edemedim , ikincisinde tamam dedim çıkacağım buradan , bu seferde yakalandım , cezam uzatıldı." Anlatış şekline ve mimiklerine gülerken bu tavırlarıma daha çok sinirlenmiş olacak ki , "Gülme sende yahu ! Deli gibiydim o gün , sonuna kadar gelmişsin işte . Neden çıkıp gitmiyorsun ki be Halit ?" Sitem ederek konuşurken oldukça komik görünüyordu. Ağzıma fermuar çekiyormuş gibi hareket ettirirken gülümseyerek "Sustum" dedim ve konuşmayı sonlandırdım ama Halit hala burnundan soluyordu. Kendine kızdığı belliydi . Yerinden hızlıca kalkarak "İyi bok yedin" diye konuştu . Benim anlamsız bakışlarımı gördüğümde, elini kaldırarak "Üstüne alınma Kuzey abi . Benim savaşım kendimle dedi . " O kendi halinde bağırırken Hamdi yerinden kalkarak " Halit bir dur be oğlum , başımı şişirdin. " Hamdi'nin sözleri biter bitmez Erkan söze başladı. "Hamdi abi sende var ya fenasın ." Hamdi yerinden kalkarken " Ne var oğlum , ne diyorsunuz ?" diye konuştuğunda , Erkan sakinlikle , "Sakin ol Hamdi abim . Şişirdin demeyecektin aslında sonunda güzel çevirdin onu diyorum." Hamdi Erkan 'a bakarak güldüğünde " Bir gün hepinizi çevireceğim ben" dedi ve ortalık bir an sessizliğe büründüğünde Halit yine celallendiğinde "Ayıp oluyor Hamdi abi " dedi ve güldü dişlerini göstererek . Hamdi gülerek Halit 'e baktığında "Otur lan yerine , deli gibi davranıyorsun" dediğinde bir anlık gülme anımızla belki de buradan çıktığımda daima hatırlayacağım bir an yaşanmış oldu.
Belki de bu an gerçek olandı yaşadıklarımızın her biri yalandı diye düşünmeden edemedim . Bir süre sadece şu geçen dört ayı düşündüm. Geldiğimden beri hatırlayacağım ve hatırlamak istemediğim bir sürü olay ve konuşmalar olmuştu ama hiçbiri bana Melih'in konuşmaları kadar huzur , Ayçin'in yaydığı ışık kadar aydınlık vermemişti. Ahu da düştü bir ara aklıma , içimden hala o isimle sesleniyorum ona dışa vurduğum duygularım ve hareketlerim farklıydı . Hala içerde bir yerde bir ceylan yavrusu için yanıp kavrulan bir pusula yatıyor. Daima ceylana yolunu bulması için ışık sunuyor ama o ışığı bir anda hayattan kopararak her yeri karanlıkta bırakan bir karabasan ortaya çıkıyor ve rüyalar bozularak sessizliğe gömülüyor her yer . Farklı renkler , farklı hayatlar ve farklı tenler , farklı duygular ama acılar ortaya döküldüğünde çektiğimiz acılar altında aslında aynı yerin acıdığını fark ediyorsun . Her birimiz ya bizim hayatımızdan gidenler ya da hayatlarına gidemediklerimiz için üzülüyoruz. Farklı yollarda önümüzü görmeden ilerlesek de yolun sonunda birbirimizin yüzüne ışık tuttuğumuzda maskeler bir bir düşüyor aydınlıkta. Yol boyunca rengarenk bir dünya görmeyi istesek de bir gölge gibi bizi takip eden karanlığın içinde buluyoruz kendimizi . Karanlık huylarıyla karşılaşıp savaş veriyoruz kendimizle.
Gölge haramileri gibi dolaşan bir karabasanın yaşattığı hayatı yaşatmak zorunda olan belki de biri gibi hissetmek kendini, ölümün kıyısında duran ama kimseler görmeden kaçıp gidemeyeceğin bir diyarın kapısında bekliyorsun ecelini.
Hava yavaş yavaş kararmaya başladığında yemek saati yaklaştığı için bir taraftan düşüncelere dalmışken bir taraftan da yemekte ne olduğunu düşünüyordum . Aklıma aylar önce kurduğum hayalimde bir yerlerde hala duran Rosinenta ismi geldi. Şimdi o isim ne diye aklıma düşmüştü bilmiyorum. Farklı bir şeyler düşünmeye çalışırken hala aklımda bir yerlerde o düşündüklerimin olması canımı sıkıyordu. Halit'in yanı başımda konuştuklarını kesik kesik duyuyor, bir taraftan da dediklerine anlam vermeye çalışıyordum. Aklımı bir türlü toparlayamıyor, karanlık sokaklarda yalın ayak gezerken içimin karanlığını bir ayna yardımıyla yalan bir dünyanın içinde gerçeklere uyarlayarak yansıtmak istiyordum.
Kanadı kırılmış bir kuş düşünün acı içinde kanatlarını çırpmaya çalışıp, acısını söndürecek bir damla su arayan bir canlının ölümünü gerçekleştiren sapandan çıkan bir taş parçası. Bir kurşun bile olabilir bu , yoksa bu kadar zarar verir mi bir taş. Kanatları kan içinde bırakılan bir kuş yıldızlara uzak artık yere yakın.
Yemeğimi düşüncelerimin arasında yiyip bitirince kalkıyorum ve koğuşa doğru yol alıyorum. Bu sefer yol bana daha uzun ve daha ürkütücü geliyor. Neden böyle olduğunu düşünürken yavaşça bir kapı açılıyor ama kimsenin çıktığını görmüyorum. Kapının önünden geçerken, bir el tarafından sertçe kapının arkasına çekiliyorum. Kendimi kurtarmak adına telaşla karşımdaki kişinin yüzüne dokunuyorum . Yüzünde maske var , sadece gözleri açıkta. Gözüm yavaş yavaş karanlığa alışıyor, alıştıkça daha çok belirginleşiyor karşımdaki kişinin yüzü . Gözlerini görüyorum önce karanlıkta, tanıdık gelmiyor bakışları. Kokusu tanıdık , saçlarını savuruyor . Karanlıkta parlıyor saçları . Sarı saçlarının kokusunu daha da çok çekiyorum içime , tanıdık gelen bir koku yayılıyor etrafa . Bulamıyorum kim olduğunu , anlayamıyorum kim olduğunu . Kulağıma yaşlı bir teyzenin sesi ilişiyor . Eski bir anı gibi geliyor sesi, eskiden yaşanmış ama unutulmuş bir anı gibi . "Seni sarı saçlı bir kız sordu Kuzey oğlum ama ismini söylemedi ve bu mektubu bıraktı sana." Bir anda o mektubu okuduğum ana gidiyorum bu karanlık odada tanıdık kokuyla beraber.
"Kuzey diye başlamak geliyor içimden sadece ama şöyle ki içimde sana olan aşkım engel oluyor buna . Ceketimin düğmelerini ilikliyorum ve yüreğimi gizlemeye çalışıp , karşında saklıyorum seninle olan bütün düşlerimi. Hangi yollarda yürürsem yürüyeyim , bir şekilde senin yolundan geçiyor sevdam.
Ay'ın ışığı düşüyor yüzüme . Belki de o yüzden ismim "Ay Tenli Kadın" diye kalacak . Gözlerimi gezdiriyorum çevrede. Yere düşen yaprakları görüyorum .
Burası karanlık korkuyorum çok kasvetli ve boğucu , gündüzdü gece oldu bu sefer tekrardan Ay'ın ışığı düşüyor suya görüyorum. Ellerim soğuk ve uyuşuk. O tuttu ve suya bıraktı bedenimi artık tenim sımsıcak, soğuk ve serin suyun içinde bedenimin yandığını hissediyorum. Tenimin üstünde gezinen soğuk bir cisim hissediyorum, kafamı kaldırıp bakamıyorum. Ağzımı açıp konuşamıyorum ,susturuldum . Susmak ve susturulmak zorunda kalan bir çok kadın gibi .
Ben daha küçüğüm yapma diyemezdim çünkü suskunum, çünkü dilimi kaybetmiş gibi dilsiz kaldım ben . Yapma diyemedim sadece göz yaşlarım akarken gözümden Ay ışığında takılı kaldı bakışlarım. O an kendime bir isim taktım bu acıyı unutup , vücudumun her zerresini yakıp kavuran acıyı hissetmemek için .
' Ay Tenli Kadın '
Önce sesler kesildi sonra ormanın ve içinde olduğum bataklığın sesini duydum ve o an anladım. Ölmüştüm.
Kuşlar kanat çırparken bana doğru, başım düştü kuruyan yaprakların üstüne ve adım sesleri uzaklaştı ,uzağa...
Hatırladığım anı kanımı dondurmaya yetmişti . Kulağıma bir sesin fısıltısını duydum . "Seni çok özledim . " Oradan kaçıp gitmek istedim defalarca kez ama beni burada durduran bir sebep vardı. Hasret olduğum koku , bu ses ve ellerimin arasında hissettiğim tenin sıcaklığı. Gözlerimi bir anda kırpıştırdığım sırada , sırtımda hissettiğim yumuşak bir taban ile irkildim ve gözlerimi açtım . Yaşadıklarım bir rüyadan ibaretse neden yaşadığım bir anıyı ve geçmişimde benim için büyük bir yere sahip olan o kızı görmüştüm. "Ay tenli kadın" diye fısıldadım defalarca .