Yıllar öncesi...
"Sessiz olun çocuklar!"
Hane öğretmenin bağırmasıyla tüm çocukların susması bir oldu. Aslında kolay kolay susmazlardı ama o ders önemli bir etkinlik yapacaklardı. Bu etkinliğin ne olduğunu henüz hiçbiri bilmiyordu. Öğrenmek için Hane öğretmeni dinlemeye koyuldular. Bu soluk almadan öğretmenlerini dinleyen çocuklara Başak da dahildi. En arka sırada yalnız oturmuş, kafasında kurduğu hayalleri kağıdına döküyordu. Kalemini kalem kutusuna koyup defterini yavaşça kapattı. Hane öğretmen:
"Bugün hepiniz için önemli bir gün, çocuklar. Bugünün ne olduğunu bilen var mı?"
Sessizlik.
"Bugün anneler günü."
Sınıftan uğultular çıkmaya başladı. Başak dışında herkes heyecanlanmıştı. Başak için ise bugünün hiçbir anlamı yoktu. Annesi ve babası onu bir aylıkken yetimhaneye bırakmışlardı. Annesini tanımıyordu bile. Bugünün anlamı yoktu onun için. Hane öğretmen:
"Biliyorsunuz çocuklar! Annelerimiz bizim için her şeylerini feda edebilirler. Onlara çok şey borçluyuz. Bu yüzden bugün hepiniz onlara birer not yazacaksınız. Annelerinize içinizden geçen güzel sözleri yazacaksınız ve ben tek tek bunları okuyacağım."
Herkes heyecanla defterlerini çıkartırken Başak ne yapacağını bilemedi. Ne yazacaktı ki? Annesi hakkında hiçbir şey bilmeyen 8 yaşında bir kız çocuğundan çok şey istiyordu öğretmeni. Ama bir şeyler bulup yazabileceği düşüncesiyle defterini açtı. Bu defter onun her şeyiydi. Tüm hayallerini, kafasında kurduğu senaryoları oraya yazardı. Annesine mektubunu da o deftere yazacaktı. Temiz bir sayfa açtı ve düşünmeye başladı. Aklına güzel sözler gelmiyordu. Bu yüzden hissettiği ve olmasını istediği şeyleri yazmaya karar verdi. Yazmaya başladı.
Hiç tanımadığım anneme...
Anne, neredesin ve ne yapıyorsun bilmiyorum. Öğretmenimiz bugün anneler günü olduğunu ve annemize birer not yazmamız gerektiğini söyledi. Tüm çocuklar annelerine bu notları gösterecek. Keşke sende yanımda olsaydın. O zaman sana en güzel şeyleri yazardım. Belki beraber kurabiye yapardık ve ben senin yaptığın kurabiyelerin ne kadar güzel olduğunu yazardım. Belki sen bana şarkı söylerdin. Bende sesinin ne kadar güzel olduğunu yazardım. Neden burada değilsin ki?
Başak öfkeyle defterini kapattı. Daha fazla yazmak istemiyordu. Ama daha anneler gününü kutlamamıştı. Sakinleşince defterini tekrar açtı ve kaldığı yere bir cümle daha yazdı.
Yinede anneler günün kutlu olsun, annem...
~
Eve Harika olmadan döndüm çünkü o bir partiye katılacaktı. Beni de götürmek istemişti ama kabul etmedim çünkü zaten yeteri kadar yorgun bir gün geçirmiştim. Ama Harika ne kadar yorgun olursa olsun partiye gidip turuncu saçlarını savura savura şarkı söylemekten mahrum kalamazdı. Ben ise tam tersiydim.
Apartmana girdim ve asansöre doğru ilerledim. Ben tam asansöre binecekken apartmanın kapısı tekrar açıldı. Dönüp baktığımda genç bir adamın içeri girdiğini gördüm. Daha önce hiç görmemiştim. Yeni komşum olabilir miydi? Adamla birlikte asansöre binince kalbim biraz hızlı atmaya başladı. Nedenini anlamadım. Kendi katıma gelince çıktım. O da çıktı. Ben kendi kapımın önüne giderken genç adam da karşı eve geçti.
Tam tahmin ettiğim gibi. Yeni komşumdu. Eve girdiğimde kedime mamasını verdim. Sonrasında ise yemek yemeden yatağa girip uyumayı planlıyordum. Ama öyle olmadı.
Tam üstümü değiştirmeye gidiyordumki kapı çaldı. Bu saatte kimsenin gelebileceğini düşünmüyordum. Muhtemelen Harika gelmişti.
Yanıldım, gelen yeni komşumdu.
Adamın elinde benim telefonum vardı. Bu saatte kapıma gelmesi yetmezmiş gibi telefonumun onda ne aradığını merak ettim. Adam onu bana uzatırken "Asansörde," diye lafa başladı. "Asansörde kendi çantanıza koyacakken benimkine düşürmüşsünüz galiba. Sizin değil mi?" Başımı olumlu anlamda sallarken "Evet" dedim. Bir anda gözüm adamın elindeki ejderha dövmesine takıldı...
~
Luziniz geldi desem? Sizi özlemişim. Yazmayıda öyle. Bölüm biraz kısa ama sonraki bölümler daha uzun olacak. Sizleri çok sevdiğimi unutmayın, yalnızlık perisi luzianız sizinle! Seviliyorsunuz🤍🎀💜


