--- BÖLÜM 4 — Dogruluk mu, Cesaret mi? Okulun ikinci haftası devam ederken 9-B’nin koridorları yine kalabalık, yine uğultu doluydu. Ama o sabah hava farklıydı; kimse açıklayamasa da sınıfta görünmez bir elektrik dolaşıyordu. Sanki bir şey yaklaşmıştı. Lina tahtaya boş boş bakarken derse odaklanamıyordu. Rüyaları son iki gecedir daha da netleşmişti. Gökyüzü, mavi ışıklar, bir sembol… Hepsi birleşiyor ama anlamı hâlâ ortaya çıkmıyordu. Elara sıranın kenarından ona bakıp fısıldadı: “Yine gördün, değil mi?” Lina başını hafifçe salladı. “Bu kez daha netti, Elara. Sanki… biri daha vardı.” “Kim?” diye sordu Elara. Lina tam cevap verecekti ki kapı açıldı ve Aras içeri girdi. Üzerinde siyah hoodie’si, kulaklıkları, her zamanki rahat hâli… Ama Lina’nın kalbi o an tuhaf bir şekilde sıkıştı. Çünkü rüyasında gördüğü siluetin duruşu… Aras’a çok benziyordu. Ama bunu kimseye söylemedi. Teneffüs zili çalınca Aras, Melissa ve Atlas her zamanki köşelerinde buluştular. Melissa enerjik bir şekilde ortaya atladı: “Hadi biri konu açsın, sıkıldım.” Atlas hiç vakit kaybetmeden Aras’a döndü. “Aras’ın koruyucu olduğunu biliyorum. Hissediyorum.” Melissa gözlerini devirdi. “Off Atlas yine mi başlıyoruz? Aras normal bir insan canım. Ne koruyucusu?” Aras da gülüp omzunu silkti. “Aynen kanka. Ben gayet sıradan bir insanım.” Atlas elindeki kitabı çantasından çıkardı ve Aras’ın tam yüzüne tuttu. “Hayır. Öyle değil. Kitapta yazıyor. Daha önce bizden bir sır öğrenen herkesin hafızası silinmiş. Ama senin silinmedi.” Aras dudağını bükerek kitap kapağına baktı. “Belki de ben… unutmadım? Bilmiyorum ki?” Atlas ciddileşti. “Aras, cidden koruyucu olmak istemeyebilirsin. Ama seçilmişsen… olmak zorundasın. Ve tuhaf bir şey hissedersen, bir gölge, bir ışık, bir rüya… ne olursa olsun bize söyle.” Aras kısa bir an sessiz kaldı. Gerçekten bilmiyordu. “Tamam… bir şey olursa söylerim. Ama şu an normalim.” Melissa hemen söze girdi, belli ki konuyu değiştirmek istiyordu. “Eee ne yapalım? Doğruluk mu cesaret mi oynayalım mı?” Atlas kollarını bağlayıp tripli bir şekilde konuştu. “Kim bilir benden sakladığınız başka neler var… Oynayalım bari.” Melissa duraksadı. “Üvey kardeş olduğumuzu söylemeye hazır değildik…” diye mırıldandı. Aras irkildi. “Ne?” Melissa yüzünü buruşturup konuyu kapattı. “Yok bir şey! Neyseee— Lina ve Elara’yı da çağıralım mı? Az kişiyiz zaten.” Atlas iç çekti. “Çağıralım artık, ne olacaksa olsun.” Melissa koridordan seslendi: “Linaaa! Elaracım gelin buraya!” Lina ve Elara yanlarına geldiklerinde hepsi halka şeklinde oturdu. Atlas kitabını kapatıp ortaya koydu. Elara hemen merakla sordu: “Ne oluyor? Niye toplandık böyle gizli cemiyet gibi?” Melissa kıkırdadı. “Doğruluk mu cesaret mi oynayacağız. Ama önce… ufak bir açıklama seansı yaptık.” Lina Aras’a baktı, Aras ona. Arada tanımlayamadıkları bir enerji vardı. Çok hafif, çok sessiz… ama kesinlikle oradaydı. Atlas içinden “Bu iş daha yeni başlıyor” diye geçirdi. Ve oyun başlamadan önce herkesin yüzündeki ifade aynıydı: Bir şey olacak. Hem de yakın zamanda. Teneffüsün gürültüsü arasında beşli halka halinde oturmuştu. Ağaçların gölgesi üzerlerine düşüyor, hafif bir rüzgâr saçlarını savuruyordu. Melissa avuçlarını birbirine vurdu. “Tamam, oyun başlıyor! İlk soruyu ben soruyorum!” Atlas istemsizce iç çekti. “Başlıyoruz yine…” Melissa hiç beklemeden Aras’a döndü. “Aras! Doğruluk mu cesaret mi?” Aras gülümsedi. “Doğruluk.” Melissa kaşlarını sinsi şekilde kaldırdı. “Okulda birinden hoşlanıyor musun?” Lina ve Elara aynı anda kafalarını çevirip Aras’a baktı. Atlas ise hafifçe gülümsedi, “Klasik Melissa sorusu…” Aras boğazını temizledi. “Yani… hayır. Şu an hoşlandığım kimse yok.” Melissa memnuniyetsiz bir yüz yaptı. “Offf çok sıkıcısın Aras!” Sıra Atlas’a geldi. Aras ona döndü. “Peki Atlas, doğruluk mu cesaret mi?” Atlas kısa bir tereddütten sonra, “Doğruluk,” dedi. Aras’ın aklına eski bir mesele geldi. “Ortaokulda… birinden hoşlanmış mıydın?” Atlas bir anda öksürdü. Melissa kahkaha attı. “Oooo, şimdi eğlence başlıyor!” Lina şaşkınca baktı. “Kimdi ki?” Atlas kulaklarına kadar kızardı. “Yani… şey… ortaokulda küçüktük hepimiz. Ufak bir hoşlanmaydı sadece. Çok da büyütülecek bir şey değil.” Elara hemen atıldı: “Kimdi kimdi kimdi?!” Atlas’ın gözleri bir saniyeliğine Lina’ya kaydı. Aynı saniyede bakışlarını kaçırdı. Melissa bunu fark etmişti. Gözleri büyüdü ve Aras’a fısıldadı: “Gördün mü? Gördün mü?!” Aras gülmemek için dudaklarını ısırdı. Lina hiçbir şeyden habersizdi. “Kimmiş peki?” Atlas kitap kapağıyla yüzünü kapadı. “Konuyu değiştirsek?” Melissa patladı: “HAYIR!” Ama Lina merakını saklamaya çalışsa da pek üstüne gitmedi. “Tamam ya, çocukluk işte,” dedi omuz silkerek. Oyun devam etti. Melissa bu kez Lina’ya döndü. “Lina! Doğruluk mu cesaret mi?” Lina derin bir nefes aldı. “Doğruluk.” Melissa dudaklarını kıvırdı. “Bu sınıfta… birine karşı ufak da olsa sempatin var mı?” Lina’nın gözleri büyüdü. “NE?!” Elara kahkaha attı. “Hadi söyle Linaaa!” Lina utanarak ellerini yüzüne kapadı. “Hayır yok! Sempati falan… yok yani!” Atlas istemsizce başını kaldırıp ona baktı. Lina’nın yanakları kırmızıydı ama yalan da söylemiyordu—çünkü şu an aklı karışık, kafası rüyalarla doluydu. Aras omzuna hafifçe dokundu. “Tamam tamam, sıkıştırmayın kızı.” Atlas içinden bir şeyin rahatladığını hissetti ama bunu belli etmedi. Sıra Lina’ya geldi. Bu kez o bir soru sormaya karar verdi. Aras’a döndü. “Aras… doğruluk mu cesaret mi?” Aras hiç düşünmedi. “Doğruluk.” Lina duraksadı. Aslında sormak istediği şey çok başkaydı ama yaşadıklarıyla ilgili hiçbir şey söyleyemezdi. Çünkü daha kendi bile ne olduğunu bilmiyordu Bu yüzden normal bir soru seçti. “Okulda takılmaktan en çok hoşlandığın kişi kim?” Aras bir an düşündü, sonra gülümsedi. “Bence… beşimiz birlikte. Çünkü ayrı ayrı tuhafız ama birlikte daha iyi oluyoruz.” Melissa’nın yüzü yumuşadı. “Bak bunu sevdim.” Her şey normal, sıradan bir lise oyunu gibi görünüyordu… Ama normal değildi. Atlas’ın önündeki kitap rüzgâr olmadığı hâlde bir anda kendi kendine hafifçe kıpırdadı. Atlas bile fark etmedi. Sadece biri fark etti: Lina. Kalbi hızlandı. Bunu gören sadece kendisiydi. Lina sessizce yutkundu. Rüyalarındaki titreşim… ışığın titremesi… şimdi de kitap… Hepsi aynı şeyi fısıldıyordu: Bir şey yaklaşıyor. Ve o an Aras, Lina’ya baktı. Hiçbir şey söylemeden, sanki içgüdüsel bir bağ varmış gibi. Lina bakışlarını kaçırdı. Oyun devam ediyor gibi görünüyordu… Ama herkes kendi içinde başka bir şey düşünüyordu: Atlas: Aras’ta bir şey var. Eminim. Melissa: Atlas’ın o bakışı neydi öyle? Aras: Lina benden bir şey mi saklıyor? Lina: Bu işaretler… beni bir şeye hazırlıyor. Lina ve Elara köşeye gelip oyuna katıldığında herkes artık gülüyor, havada tatlı bir merak vardı. Sıradaki soru Atlas’taydı. Ama tam konuşacakken, okulun koridor ışıkları bir saniyeliğine çok hafifçe titredi. Kimse fark etmeyecek kadar kısa… Ama üç kişi fark etti. Lina, istemsizce başını kaldırdı. Aras’ın kolunun üzerindeki üç ben çizgisi, yarım saniye boyunca çok soluk bir şekilde parladı. Atlas’ın elindeki eski kitap, kendi kendine bir sayfa çevirdi. Hepsi aynı anda oldu. Ve aynı anda bitti. Melissanın umurunda bile değildi, “Atlas hadi sor artık sorunu!” diye dürttü. Atlas’ın kaşları tek bir anlığına çatıldı ama hemen toparladı. Aras ise kolunu indirip gülümsemeye devam etti, sanki hiçbir şey olmamış gibi. Lina ise… sadece ürperdi. “Neydi o?” diyemedi. Çünkü kimse fark etmemiş gibi davranıyordu. Oyun kaldığı yerden devam etti. Ama orada görünmeyen bir şey, çok sessiz bir şekilde harekete geçmişti. ---
Bölüm 5
Doğruluk mu, Cesaret mi?
