İstanbul’un kalabalığında, zamanın sadece ikisi için durduğu o sahil kafesinde oturuyorlardı. Kumsal, parmaklarını beş yıldır olduğu gibi yine Bulut’un avucuna hapsetmişti. Bugün beşinci yıl dönümleriydi; dile kolay, tam 1825 gün. . . Bulut, Kumsal’ın gözlerine her baktığında dünyadaki tüm fırtınalar dinmiş gibi hissederdi. "Bak," dedi Bulut, sesi o kadar yumuşaktı ki rüzgarın sesini bastırıyordu. "Beş yıl geçti ama sana bakarken kalbim hâlâ o ilk günkü gibi yerinden çıkacakmış gibi atıyor. Sen benim limanımsın Kumsal. Ne olursa olsun, gökyüzü ne kadar kararırsa kararsın, ben senin üzerinde hep o bembeyaz bulut olarak kalacağım."Kumsal gülümsedi. Bu sözlere o kadar çok inanıyordu ki... . . . . Bulut onun için sadece bir sevgili değil, nefes alma sebebiydi. "Söz mü?" diye sordu şakayla karışık. "Gökyüzü karardığında da kalacak mısın? "Bulut, Kumsal’ın elini kalbinin üzerine götürdü. "Söz. Ölüm bizi ayırana dek derler ya, ben ondan da sonrasına söz veriyorum."Ancak o an, Kumsal’ın içini ani ve keskin bir ağrı tırmaladı. Son birkaç haftadır bu ağrılar bir misafir gibi gelip gidiyordu. Kumsal yüzünü buruşturmamaya çalışarak derin bir nefes aldı. Masadaki bardağa uzanırken ellerinin hafifçe titrediğini fark etti. "Kumsal? İyi misin? Rengin bir an soldu gibi," dedi Bulut, kaşlarını çatarak. "İyiyim sevgilim," dedi Kumsal, zoraki bir neşeyle. "Sanırım heyecandan tansiyonum düştü. Kahvaltı da yapmamıştım zaten. "O akşam eve döndüklerinde Kumsal kendini aynanın karşısında inceledi. Gözlerinin altındaki morluklar makyajla bile kapanmıyordu. İçinde anlamlandıramadığı bir ağırlık vardı; sanki vücudu ona bir şeyler anlatmaya çalışıyor ama o duymaktan korkuyordu. . . . . . Bulut’tan gelen "Eve vardın mı güzelim? Seni şimdiden özledim" mesajına gülümseyerek baktı. "O yanımda olduğu sürece bana hiçbir şey olmaz," diye fısıldadı kendi kendine. Ertesi sabah, Kumsal işe gitmek için hazırlanırken banyoda yere yığıldı. Gözlerini açtığında ağzında metalik bir tat, burnunda ise keskin bir sızı vardı. Lavaboya tutunarak ayağa kalktığında, beyaz fayansların üzerindeki kırmızı damlaları gördü. Burnu kanıyordu ve bu seferki ağrı, öncekiler gibi geçip gidecek türden değildi. Hastaneye giderken yolda Bulut’u arayıp aramamak arasında kaldı. "Boş yere korkutmayayım onu," dedi. "Basit bir yorgunluktur, kansızlık falan derler, çıkarım." . . . Beyaz önlüklü doktor, elindeki tahlil sonuçlarına uzun uzun baktığında Kumsal odadaki saatin tik taklarını beyninin içinde duymaya başladı. Doktor başını kaldırdığında gözlerinde o soğuk ve profesyonel acıma duygusu vardı. "Kumsal Hanım, yanınızda bir yakınınız var mı? "Kumsal’ın boğazı düğümlendi. "Yok. Tekim. Kötü bir şey mi var doktor bey? "Doktor dosyayı yavaşça kapattı. "Maalesef sonuçlarınız hiç iyi gelmedi. Kan değerlerinizde çok ciddi bir anormallik var. İleri tetkikler yaptık ama... sonuçlar lenfoma, yani bir tür kan kanseri olduğunu gösteriyor. "O an Kumsal için dünya sustu. Bulut’un o sabahki gülüşü, verdiği sözler, beş yıllık hayaller... Hepsi birer birer o odanın zeminine döküldü. Kumsal’ın aklına gelen ilk şey "ölecek miyim?" olmadı. Kumsal’ın aklına gelen ilk şey, "Bulut’a bunu nasıl söyleyeceğim?" oldu. Çünkü o, Bulut’un gökyüzüydü; gökyüzünün kararmasından her şeyden çok korkuyordu. .... .... .... ..... . . . . . . . . . . . . . . . . . . ....SELAMMM ASKLARIMMM YENİ KİTABA MERHABAA DİYİİİNN OY VE YORUM YAPMAYI UNUTMAYINN🌸
Bölüm 1
1. BÖLÜM: Kum ve Gökyüzü
