*iki yıl sonra...*
Her zaman ki bir gündü. Güneş yine ışıklarını odama dolduruyor, ılık esen rüzgar odamdan içeriye giriyordu. Bunlar her zaman olan şeylerdi ama benim içim heycandan kıpır kıpırdı. Bugün 21. Yaşıma gireceğim gündü. Evet doğru duygudunuz 18 yaşında özgür kaldıktan sonra, aylarca yaşadığım herşeyin üzerinden iki yıl geçmişti.
Artık tekrar kendimi eskisi gibi hissediyordum. Cehenneme gitmeden önceki gibi. Meleksi. İçimde biraz olsun şeytanlardan kalma karanlık enerji kalmamıştı. Kendimi toparlamak ve tekrar bu seviyeye gelmek çok uzun sürmüştü ama başarmıştım. Şimdi ise aradan geçen 2 yılın ardından bugün cennette melekler ve şeytanlar ortak bir kutlama yapacaklardı. Beni en heycanlandıran kısım ise buydu. Bugün Alastor ile benim doğum günümdü ve cennet ve cehennem ortak bir doğum günü partisi kutlamaya zor da olsa ikna olmuştu.
"Bahram hazır mısın?" Kapının önünden Rahdar'ın sesini duydum. "İçeri girebilirsin." Diye seslendim aynada saçlarımı düzeltirken. Rahdar içeri girdi. Bugün her zamankinden daha özenliydi. "Çok iyi görünüyorsun." Dedim aynadan onu inceleyerek. Duvara yaslanıp kollarını göğsünde birleştirdi. "Teşekkür ederim. Sizde çok iyi görünüyorsunuz prens Bahram." Dedi. İkimizde güldük. "Bana şöyle seslenme çok mesafeli." Dedim uyararak. "Biraz daha oyalanırsan kendi doğum gününe geç kalacaksın." Dedi Rahdar. Ama ben onu duymamış gibi hazırlanmaya devam ettim.
Herşey kusursuz olmalıydı. Çünkü bugün gelecek davetliler arasında benim yıllardır yüzüne hasret kaldığım çok önemli bir isim vardı. Kalbimin atışını değiştiren bir isim. Pandora.
Tamamen iyi göründüğüme emin olduğumda derin bir nefes aldım. Rahdar'a döndüm. "Objektif bir yorum yap. Nasıl görünüyorum?" Diye sordum. Rahdar beni baştan aşağı inceledi. "Gerçekten iyi görünüyorsun. Bittiyse gidelim artık." Dedi. Arkamı dönüp bir kere daha kendimi aynadan kontrol ettim. Rahdar şikayet ederek mırıldandı. "Tanrım küçük kardeşime zorla birşeyler yaptırıyor gibi hissediyorum şuan kendimi." Dedi. "Şikayet etme." Dedim ciddiyetle. Derin bir nefes daha aldım. Bugün bol bol derin nefes almaya ihtiyacım vardı.
Rahdar ile dışarı çıkıp merdivenleri indik. Cennetin bahçesi her zamankinden daha ihtişamlı görünüyordu. Her yerde ikramlıklar, ışıklar, süsler bir sürü şey vardı. İçimdeki heyecana engel olamadan cennetin kapısının açılmasını beklemeye başladım. Misafirler arasında bugün büyücülerin diyarından Rafael ile Sidelya da bizimleydi. Rafael ile olan anılarım çok sağlam sayılmazdı ama burda bulunmasında bi sorun yoktu.
"Doğum gününüz kutlu olsun prensim." Dedi Anafiel hafifçe eğilerek. Gülümseyerek karşılık verdim. "Bugün bütün melekler çok sinir bozucu davranıyorsunuz bana şöyle hitap etmeyin." Dedim. Anafiel gülerek bana sarıldı. "Tamam tamam. Sadece Bahram." Dedi. Dina yanıma geldi bu sırada. "Doğum günün kutlu olsun Bahram." Dedi. Teşekkür ettim. Yanında Eheres de bana sarılıp doğum günümü kutladı. Bütün melekler sırayla doğum günümü kutluyorlardı ama benim beklentim hala kapıdaydı.
Kısa bir süre sonra cennetin kapılarını iki nöbetçi tuttu. Babam ile annem en öne kral ve kraliçeyi karşılamak için hazır bekliyorlardı. İlerleyip onların yanına geldim. Kapılar açıldığında en önde kral Asmedous ve kraliçe Lilith göründü. Yanlarında ise Alastor. Cennetin kapısı açılır açılmaz şeytanların karanlık enerjisi ile meleklerin aydınlık enerjisi birbirine karışmış gibiydi. Biraz gerilim hissediliyordu ama ortamı bozacak kadar değildi. Şeytanlar siyahlara, kırmızılare bürünmüş gece gibi cennetin üzerine çökmüşlerdi. Meleklerin altın ve beyaz kıyafetlerine tamamen zıt tarzları vardı ve şuan cennet bu karmanın içerisinde müthiş görünüyordu.
"Cennete hoş geldiniz şeytanlar." Dedi annem yüksek sesle. Şeytanlar cennete girdiler. Kral ve kraliçe annem ve babamla konuşurken, Alastor yanıma geldi. "Doğum günün kutlu olsun Bahram." Dedi. Birbirimizi görmeyeli çok uzun zaman olmuştu. Gülümsedim. "Doğum günün kutlu olsun Alastor." Dedim. İkimizde birbirimize sıkıca sarıldık. İki yıl aramızdaki dostluk hiç azalmamıştı. Alastor her zaman en yakın arkadaşım olacaktı.
Alastor'dan ayrılınca gözüm arkada diğer şeytanlara takıldı. Lucifer, Samantha, Piamon, Tamara, Captain... Herkes burada gibiydi ama hala Pandora'yı bulamıyordum. Alastor aradığım ismi biliyor gibi gülümsedi. "Çok uzakta arama." Dedi. Ona baktığımda arkamı işaret etti. Arkamı döndüğümde Pandora ile göz göze gelmem bir oldu. Yüzünde bir şeytana asla yakışmayan tatlı bir gülümseme vardı. Her defasında varlığını sorgulatıyordu bana. Onu o kadar özlemiştim ki gerçek olma ihtimali yokmuş gibiydi. Çok güzel görünüyordu. Pandora sanki bu evrendeki bütün varlıklardan farklı bir varoluşmuş gibi her zaman o kadar güzel ve farklı görünmeyi başarıyordu ki bazen aklımın sınırlarını zorluyordu bu cazibesi.
"Doğum günün kutlu olsun sevgilim." Dedi. Şuan doğduğum günmüş gibi hissetmeme sebep olarak. "Pandora sen..." Ellerim direk ellerine uzandı. "Sen mükemmel görünüyorsun." Dedim. Pandora ufak bir kahkaha attı. "Sende öyle." Dedi. Sıkıca sarıldı bana. İki yılın özlemini o kadar derinden hissediyordum ki. Onu görmek görmediğim zamanın özlemini daha fazla hissettirmişti. Uzun uzun kokusunu içime çektim. Şuan bıraksam sanki ellerimden komple kayıp gidecekmiş gibi sıkı sıkı sarıldım ona. Kim nasıl bakıyor nasıl görünüyor dışarıdan bilmiyorum ama ben çok huzurluydum. Şuan ölebilecek kadar huzurluydum.
"Heeyyy bütün gün sarılırsanız günün eğlenceli kısmını kaçırıcaksınız." Dedi Alastor gülerek. Rahdar yanımıza geldi. "Birileri sevdiğine kavuşmuş sonunda. Artık sabah akşam seni dinlemen zorunda kalmayacağım için mutluyum." Dedi şakayla takılarak. Pandora ile birbirimize bakıp öylece sırıtıyorduk ve bu bile o kadar güzeldi ki.
Bundan sonra bütün gece mükemmel geçti. Bütün gece boyunca dans edip delicesine eğlendik. Hayatımda geçirdiğim en güzel gün olabilir bugün. Gecenin ilerleyen saatlerinde artık ortam daha sakinleşmeye başlamıştı. Birşeyler içmek için melekler ve şeytanlar beraber oturmuştuk bu sefer. Düşman olarak değil arkadaş olarak burdaydık. Ben, Pandora, Rahdar, Alastor, Dina, Eheres, Piamon, Rafael, Sidelya, Tarot, Eros, Samantha, Anafiel, Lucifer ve Azazel ellerimize birer içecek alıp ilerde çimenlere yuvarlak kurarak oturduk. Sidelya cennette ve cehennemde olmayıp büyücülerin orda garip bulduğu şeyleri anlatıyordu Rafael de ilk cehenneme geldiğinde ayak uydurmakta zorlandığı şeylerden bahsediyordu. Eros dünyadaki insanların aşktan anlamadığından şikayet edip Lucifer ile Samantha'nın aşkını övüyordu. Piamon ile Azazel kendi aralarında anlatılanlarla espiri yapıp dalga geçiyorlardı. Anafiel bazen onları sustuyor bazen katılıyordu.
"Yine de buradaki aşkları tercih ederim." Dedi Eros. Tarot elini alnına vurdu. "Sus artık sabah akşam aşk muhabbeti dinliyoruz." Dedi şikayet ederek. Eros hiç aldırmadı. "Ben aşk meleğiyim canım. Ne anlatmamı beklersin benden." Dedi. İçeceğinden bir yudum alıp "aşık olsaydın bu muhabbet bu kadar canını sıkmazdı." Dedi. Tarot, Eros'a göz devirdi. Azazel bir kahkaha attı. "Eros sus artık çok şikayet ediyorsun." Dedi Piamon. Eros onlara sinirli bir bakış attı. "Siz şeytanlar anlamazsınız." Dedi. Azazel Eros içeceğini içerken alttan içeceğini vurdu ve üstüne dökmesine sebep oldu. "Napıyorsun iblis." Diye bağırdı Eros sinirle. Azazel ile Piamon ise bir kahkaha patlattı. "Bunu yapmanız hiç hoş değil." Dedi Dina. Azazel ile Piamon gülmekten Dina'yı dinlemediler bile. Tarot kulağını kapattı. "Kızdırmayın şunu ya çok bağırıyor." Dedi. Eros ayağa kalktı. "Kendime bir içecek daha alacağım." Dedi. O giderken arkasından Samantha seslendi. "Küsme gel bak." Dedi. Eros onu duymamazlıktan gelirken şeytanlar arkasından güldü.
Pandora benim omzuna yaslanmış konuşulanları öyle dinliyordu. Arada bir Pandora'nın saçlarıyla oynuyor sonra sohbete geri dönüyordum. Sohbete en az katılan kişi ise Rahdar'dı. Sessizce sadece yapılan espirilere gülümsüyor onun haricinde hiçbir şeye yorum yapmıyordu. Anafiel ile Tarot arada bir birbirlerine kaçamak bakışlar atıyor ama asla aralarında bakışmadan başka bir konuşma dönmüyordu. Bazen şeytanlar Alastor ile dalga geçiyor Alastor ise onları umursamıyor sadece gülüp geçiyordu. Sanırım şeytanlar arasında normal şakalaşmalardı artık bunlar çünkü herkes normal karşılıyordu. Melekler ise ne zaman kavga çıkacak acaba der gibi bakıyorlardı.
Gecenin sonlarına doğru yaklaşmıştık. Rahdar dinlenmek istediğini söyleyerek uzaklaşmıştı. Eheres de uyumak istediğini söyleyerek aramızdan ayrılmıştı. Tarot ile Anafiel beraber birşeyler konuşmak için içeceklerini alıp başka biryerlere geçmişlerdi. Lucifer Samantha'nın dizine yatmış beraber kendi aralarında birşeyler konuşuyorlardı. Piamon, Dina'ya içecek almış denemesi için ısrar ediyor biraz da onunla flörtleşiyor gibiydi ama Dina Piamon'a çok da yakın davranmıyordu. Eros dünyaya inmiş yanımızdaki çoğu şeytan ve melek ayrılmıştı. Artık sadece Pandora, ben Alastor, Rafael ve Sidelya kalmıştık.
"Burda yıldızlar her zaman çok güzel görünüyor." Dedi Pandora göğsüme yaslanıp gökyüzünü inceleyerek. Kalp atışlarım onun yakınlığından her zamankinden daha hızlı atıyordu. "Evet çok parlak ve güzel gerçekten." Dedi Sidelya gökyüzüne bakarak. Sidelya gökyüzündeki yıldızlara hayranlıkla bakarken Rafael de hayranlık dolu bir gülümseyle Sidelya'yı izliyordu. Alastor dikkatleri çekmek için yüksek sesle konuştu. "Çok sinir bozucusunuz. Bu aşk denilen şey sizi bitiricek." Dedi. Aşktan iğrenir gibi bahsediyordu. "Sende sevgili yap da bitiyor mu hayatta mı tutuyor kendi gözlerinle gör." Dedi Pandora nispet yaparak. Alastor yüzünü buruşturdu. "Kalsın." Dedi. Rafael ayağa kalkarak Sidelya'şa elini uzattı. "Eve dönelim mi güzelim." Dedi. Sidelya, Rafael'in elini tutup ayağa kalktı. "Olur." Sonra bize döndü. "İyi doğdunuz çocuklar tekrardan. İyi bakın kendinize görüşürüz." Dedi. Rafael de el salladı. "Teşekkür ederiz." Dedim hem kendi adıma hem de Alastor adına. Onlar giderken ardından el salladık. Pandora derin bir nefes aldı. "Bugün mükemmel bir gün." Dedi mırıldanarak.
Anafiel yanımıza geldi. "Gelin hadi hep beraber içecek birşeyler alalım." Dedi. Herkesi tekrar bir araya topladı Anafiel. Sadece Eheres ve Rahdar gelmemişti. Eros da dünyaya indiği için gelememişti. Hep beraber içeceklerinizi havaya kaldırdık. "O zaman prenslerimizin doğum gününe." Dedi Piamon içeceğini havaya kaldırarak. Herkes içeceklerini birbirine tokuşturdu. "Neden yapıyoruz bu garip hareketi?" Dedi Alastor anlam veremeyerek. "Dünya da kutlama şekli gibi birşey. Hoş görünüyordu bizde yapıyoruz." Diye açıklama yaptı Piamon. Hepimiz içiceğimizden bir yudum aldık.
Pandora gülümseyerek bana tekrar sarıldı. "Seninle olduğum için çok mutluyum Bahram." Dedi alnını alnıma yaslayarak. "Sana sahip olduğum için çok şanslıyım Pandora." Dedim gülümseyerek. Dudaklarım Pandora'nın dudaklarına bastırdığım anda bi ıslık çalındı. "Ne kadar romantik." Dedi Piamon alay eder gibi. Ama onu duymuyor gibiydim. O an umursadığım tek şey Pandora'ydı. Her zaman umursadığım tek şeydi. Varlığı hayatıma anlam katıyordu.
Bütün gece harika ilerliyordu. Sabaha kadar eğlenmek gibi planlarımız vardı ama planlarımızı bozan bir sessizlik çöktü aniden. Tek bir ses yankılandı o sessizlikte. Samandriel'in sesi. "Kral'ımıza birşey oldu." Dedi kalabalığa doğru. Oraya nasıl koşarak vardığımı bile hatırlamıyorum ama babamı yerde baygın halde yatarken bulunca bütün sesler uğultu halinde gelmeye başladı. Artık herkes buraya odaklanmıştı binlerce soru dönüyordu ortalarda. Herkes kendi aralarında birşeyler fısıldıyordu. Bazıları şeytanların krala birşey yaptığını söylüyordu, bazıları ise kralın başka bir sorunu olduğuna inanmak istiyordu. Rahdar yüksek sesten dolayı uyanıp gelmişti. Ortalığı o toparlamıştı. Kralın odasına çıkarılmasını sağlayıp en güçlü şifacıları başına gönderilmesini istemişti. Sonra hızlıca yanıma gelip beni omuzlarımdan tutarak sarstı. "Bahram bana bak iyi misin?" Dedi. Gözlerim onun gözlerini bulduğunda görebildiğimden bile şüphe ediyordum. Bir iki adım geri sedeledim.
"İyiyim." Diyebildim zar zor en sonunda. Rahdar, Hagios'a kralın başında durmasını, Samandriel'e ise Rahafel ile iletişime geçip iyileşme büyüsü kullanıp kullanamayacağımızı sormasını söyledi. Pandora elimi tuttu. "Bahram herşey yoluna girecek sorun yok." Dedi. Onlar benim hala yok etkisinde olduğumu düşünüyorlardı ama artık şok etkisinden değil sebebini bilmediğim birşeyden dolayı tepki veremiyordum. Beynim uyuşmuş gibiydi. Söylenilen şeyleri doğru anladığımdan bile emin değildim. Alastor birkaç cümle kurdu. Soru mu soruyordu o? Anlamak için kendimi zorluyordum. Başımı çevirip ona baktım. Sorusuna cevap bekliyor gibiydi. Ne sormuştu? Ne diyordu bu insanlar? Neden sesleri kaybolmuştu? Elim ayağım uyuşmuş gibi hissettim. Sanki dakika ilerledikçe düşünme yeteneğim zayıflıyor gibiydi. Gördüğüm şeylerden şüphe etmeye başladım kim vardı karşımda? Biri bana mı bakıyordu? Biri benimle mi koyunuşordu? Etrafıma bakmaya çalıştım. Hayır biri bana bakmıyordu. Herkesin gözü benim üzerindeydi. Alastor birkaç kez sarstı beni ama elim ayağım tutmuyor gibiydi. Kısa bir süre sonra tek hissettiğim şey birilerinin üzerimdeki elleriydi, tek gördüğüm şey ise karanlıktı. Sesler tamamen kayboldu. Hissettiğim herşey kayboldu. Karanlık beni içine çektikçe sanki nefes de almam zorlanmış gibiydi. Ya da sanırım gerçekten nefes alamıyordum. Sonunda ise bilincim tamamen kayboldu ve mutlak bir boşlukla baş başa kaldım.