"Cennet savaş istiyor, hiçbir kurallarımızı kabul etmiyorlar. Biz perileriz. O melekler kendini ne sanıyor da bizden üstün olduklarını düşünebiliyorlar. Stratejik olarak da onlardan daha akıllı ve yetenekliyiz. Anne beni dinle. Savaşmazsak ciddiye bile alınmayacağız birşeyler yapmamız lazım." Chloe saatlerdir cennetin yasak bahçe ile ilgili olan kuralı reddetmesi sebebiyle annesini, yani kraliçeyi savaşa ikna etmeye çalışıyordu.
"Chloe savaş her zaman kazandırmaz kazandığımız kadar kaybedeceğiz de periler olarak böyle büyük bir kalıba hazır olup olmadığımızı da düşünmemiz gerekiyor. Ayrıca halkımıza da danışmadan direk savaşa hazırlanmalarını isteyemeyiz." Dedi Taina. Her zaman kız kardeşinin fevri düşüncelerine kıyasla daha rasyonel düşünürdü. Chloe ise onun ilerdeki kraliçe adayı olmasından nefret ederdi. Büyüktü diye annesi kraliçe olma hakkını ona vermeyi düşünüyordu. Chloe ise tacı ablasından daha çok hakettiğini düşündüğü için buna acayip sinirleniyordu.
"konuşma bitmiştir. Çıkabilirsiniz." Dedi kraliçe, ama karar hangi yönde verilmişti bilmiyorlardı. Chloe'nin çok iyi anlaştığı Demar biraz öne çıkarak. "Peki majesteleri, savaşa hazırlanıyor muyuz? Hazırlanmıyor muyuz?" Diye sordu. Herkes bu sorunun cevabını çok merak ediyordu. Ama cevap barizdi. "Hazırlanıyoruz..."
Kral Walker sadece en güvendiği vampirleri çağırdı odasına. Babasının ölümünün ardından tahta geçen vampir babasından kat ve kat acımasızdı. Kral olmadan önce de arkadaşlarına karşı böyleydi. Merhamet duygusunu tamamen yitirmiş bir vampirdi. Diğer canlılara zaten kimse acımıyordu ama Walker'ın farkı o vampirlere de acımazdı.
Vampirler odasında kralın ağzından çıkacak en ufak bir sözü bekliyorlardı. Walker kral olmadan önce bu insanlarla oturur, sohbet eder, etkinliklerine katılırdı. Her zaman sert bir mizacı vardı ama arkadaşları buna alışıktı. Artık alışmaları gereken durum ise Walker artık onların arkadaşı değil kralıydı ve ikisi arasında çok gözle görünür bir fark vardı.
"sizi dinliyoruz kralım." Dedi en son Kevin sessizliğe tahammül edemeyerek. Walker kral olmadan önce en yakın arkadaşıydı Kevin. Şimdi onunla bile arasına mesafe koymuştu.
"Vampirlerle bir toplantı yapmayı çok isterdim ama o kadar zamanım yok. İşimin başına geri dönmem gerek. Yeni bir karar aldım ve bunu size açıklamak istiyorum. Sizde diğer vampirlere açıklarsınız." Diye başladı Walker. Tahtına oturup bir bacağını diğerinin üstüne attı ve sanki masal anlatır gibi anlatmaya başladı. " İnsanlar tarih boyunca hep en iğrenç varlık olmuşlardır. Kendi türüne zarar veren tek canlı insandır. Onların kanları ihanetle kirlenmiş, kalpleri şeytanlardan bile daha fazla kararmış. Onların kanını içip öldürmeniz haktır ancak şuanda vermiş olduğum bir karar doğrultusunda saf vampir olmanın ne kadar önemli olduğuna karar verdim. Ne demek istediğimi anlıyor musunuz?" Dedi. Bu yere kadar anlattıklarından fikir üretmelerini bekliyordu Walker. Ama hiçbirinin ne konuşma isteği ne de konuşma cesareti vardı.
"saf vampir olmak derken neyi kastettin Walker?" Dedi Jonathan. Ama sonra kurduğu cümleyi fark edip düzeltti. "Yani ne demek istediniz diyecektim." Dedi. Walker geriye yaslandı. "İnsanların vampir yapılmasını yasaklıyorum. Vampirler saf vampir çocukları olmalı. İğrenç insanlar bizim kanlarına verdiğimiz vampir zehri yüzünden vampir olmaları sinir bozucu. Eğer bundan sonra bir vampir bile bir insanı vampire dönüştürmeye çalışırsa ölümle cezalandırılır. Karşımdaki Kevin olsa acımam ölüdürüm. Böyle söylersiniz diğerlerine de. Şimdi çıkabilirsiniz çok işim var." Dedi. Kimse kralın lafını ikimetmeden dışarı çıktılar.
"bundan böyle insanları vampir yapamayacak mışız? Tanrı aşkına Walker'ın aklına niye böyle garip şeyler geliyor." Diye şikayet etti Victor. "Neyse işte ya iç kanını bırak garip varlıklar zaten buraya da çok ayak uyduramıyorlar çoğu ölüyor hemen." Dedi Simon. Kevin hiç konuşmadı. Diğerleri de kedi aralarında espri yapıp eğlene eğlene diğer vampirlere yeni kanunlarını duyurmaya başladılar.