Herkes huzurlu, herkes mutlu, herkes neşeli. Evet cennet tamamen böyle biryer. Birbiriyle gülüp sohbet ediyor herkes herşey gayet normal iyi hoş. Peki bilin bakalım ne yok? O huzur, mutluluk ve neşe bir bende yok. Sabah kalkıp kahvaltı yaptığımden beri kimseyle konuşmamaya yeminli gibi tek başıma bahçede oturmuş kafamda ki binbir düşünceye dalmıştım. Tabiki de binbir düşüncemin bini de Pandora'ydı.
Onunla ayrı kalma fikri başta zor ama başa çıkılabilecek bir duygu gibi gelse de, sonradan anladım ki başa çıkılması çok zor bir duyguymuş. Şimdi kaçıp 5 dakika onu görmeye gitsem içim o kadar rahat ederdi ki. Ama Rahdar'ın gözü her zaman kamera gibi üzerimde olduğu için gidemiyordum. Böyle hasret içinde kendi kendimi yiyordum işte.
"Aşık mısın ne bu halin?" Arkamdan gelen ses irkilmeme bile müsade vermeyecek kadar huzur vericiydi.
"Aşık olduk da ne oldu?" Dedim önüme bakmaya devam ederken. Uriel gelip yanıma oturdu.
"Neden tek başına oturuyorsun?" Diye sordu sanki yaptığım çok ayıp birşeymiş gibi.
"Demek ki yanlız kalmaya ihtiyacım var da yanlız oturuyorum. Ama cennete pek mümkün olmuyor bu. İki dakika tek kalsam öleceğimi felan mı sanıyorsunuz?" Diye istemsizce çıkıştım. Uriel'in şok olmuş bir şekilde bana baktığını görünce yaptığımın yanlış olduğunu bir kere daha hatırlatıp kibar bir şekilde düzeltmeye çalıştım.
"Kusura bakma ya. İstemeden oldu." Diyerek iyice batırdım. Özrüm bile şeytanların ki gibi olmuşken nasıl eski halime dönecektim ben.
"Özür dilerim sana çok kaba davrandım." Diyerek özrümü düzelttim. Uriel birden gülmeye başladı.
"Kendinle çelişiyorsun." Dedi gülmesinin arasından.
"Komik mi?" Dedim kolunu hafifçe iterek.
"Değil tamam gülmüyorum." Dedi gülmesini bastırarak.
Birkaç dakika süren sessizliğin ardından Uriel tekrar konuşmaya başladı.
"O kızı mı düşünüyorsun?"
"Evet."
"Çok mu özledin onu?"
"Evet." Derin bir iç çektim kendime. Gerçekten o kadar özlemiştim ki Pandora'yı bir kere sarılsam herşey düzelicek gibiydi.
"Sana bir şarkı mırıldanmamı ister misin? İnsanların şarkılarından." Dedi. İnsanların şarkılarını hep merak etmiştim. Başımı olumlu anlamda salladım.
"Olur."
Uriel insanların söylediğini iddia ettiği şarkıyı mırıldanmaya başladı.
Aşk bende kutsal
Bir dokun bin ömrümü al
Sesim çıkmaz, korkma duyulmaz
Bize yakışmaz
Gel dünyama namını sal.
"Yine havada uçuyor aşk şarkıları bakıyorum." Uriel'in güzel sesini Manu böldü. Uriel hafif bir çekingenlikle kızararak cevap verdi.
"Bahram biraz aşk hasreti çekiyor da..." Dedi imalı imalı. Manu, Uriel'in yanına oturdu.
"Pandora'yı mı özledin?" Diye sordu. Kaç sevgilim var da bu saçma soruyu soruyorsunuz? heralde onu özledim demek yerine
"Evet." Dedim. Manu, Uriel'e dönerek;
"Benim için de bir şarkı söyler misin?" Dedi. Uriel utanarak bir şarkı düşündü. İkisinin arasındaki enerji hissedilmeyecek gibi değildi. Gülümseyerek ikisinin birbirine olan bakışını izledim. Uriel başka bir şarkı mırıldandı ama bu sefer cennetten. İkisinin yanlız kalmasının daha iyi olacağına karar vererek ayağa kalktım ve sessizce ordan ilerledim.
Nereye ilerlediğimi bende bilmiyordum. Yine aklımda Pandora vardı acaba o da beni bu şekilde düşünüyor muydu? "Bahram." Sesin geldiğini Yana dönüce Rahdar'ı gördüm. Hızlı adımlarla yanıma yürüyüp karşıma gelince yavaşladı. Bir süre hiçbir şey demeden durdu. "Konuş artık." Deyince sanki düşüncelerinden yeni çıkmış gibi bakışını kaçırdı. "Dolaşalım mı biraz?" Dedi. Yanlız kalmak istediğim zaman niye insanların Bahram aşkı tutuyordu anlamıyorum. Yine de ben artık iyi olmaya çalışıyordum bu yüzden herkese kibarca cevap vermeye çalışmalıyım. Konuş artık deyişimde çok kibardı ya zaten... İçimden kendi kendimi azarlamam bitince Rahdar'a döndüm. "Olur dolaşalım." Dedim.
"Cassiel ile aranız düzeldi mi?" Diye sordum konu açılsın diye. Düzelmediği belliydi çünkü Rahdar'ın morali baya bozuk görünüyordu. "Düzelmedi." Dedi. Biraz durup derin nefes aldıktan sonra ekledi. "Mordad'ı bana karşı savunmasını sevmiyorum. O çocuğun kendisine aşık olduğunu biliyor neden benim sevgilim olduğu halde onunla bu kadar samimi ki." Dedi sitem eder gibi. Mordad en başından beri Rahdar ile birlikte Cassiel'e aşıktı. Cassiel ise Rahdar'a aşık olmuş onu seçmişti ve Rahdar rahatsız olmasın diye Mordad ile arasına mesafe koymuştu. Şimdi nolduysa bunlar birden bire yine arkadaş olmaya karar vermişti.
"Rahdar." Hagios hızlı adımlarla bize doğru yaklaştı. "Kral seni görmek istiyor." Diye ekledi. Rahdar bana döndü. "Daha sonra tekrar konuşuruz." Dedi tebessüm ederek. "Bu seferki uzun olsun ama." Diyerek gülümsedim. Rahdar da gülümseyerek yanımdan ayrıldı.
Başta Cassiel Rahdar'ı aldatıyor mu acaba diye düşünsemde cennette bunun olmasının imkansız olduğunu hatırladım. Cennette kimse kimseyi aldatmazdı. Aldatmak kötü ve şeytanlara özgü bir şeydi bu yüzden melekler bu yanlıştan uzak durulardı. Bunun yerine birinden hoşlandıkları zaman sevgililerinden direk ayrılırlardı. Ve sanırım Cassiel artık Mordad'dan hoşlanıyordu ve büyük bir ihtimal en kısa zamanda Rahdar'dan ayrılacaktı. Tahminim bu yöndeydi ama bir an bile olsa şeytanlar gibi düşünmek tekrar düzelmemin ne kadar zor olduğunu hatırlamama sebep olmuştu.
Cennette kalmama rağmen en az tanıdığım meleğin Mordad olduğunu fark ettim. Onu biraz daha yakından tanımak daha iyi olabilir diye düşündüm. Mordad o kadar sessiz sakin biriydi ki sessizlik meleği olan Dina bile ondan daha fazla konuşuyordu.
Gökyüzüne doğru uçup masmavi gökyüzünü ve yumuşak bulutların tadını çıkardım. Kendimi melek gibi hissediyordum gerçekten. Bir burası böyle hissettiriyordu birde Bahram bahçesi. Sanırım buralarda daha sık takılsam iyi olurdu. Hafif rüzgar saçlarımı geriye savunuyordu, bulutlar ise tenimi sıyırıyordu, bu his o kadar güzel hissettiriyordu gerçekten cennetteydim ve bunu iliklerime kadar hissediyordum. Sıcak değildi, karanlık değildi, korkunç değildi. Kısacası cehenneme dair hiçbir şey yoktu ve bu ilk defa bu kadar iyi hissettirmişti. Çok uzun zaman sonra gerçekten ilk defa bu kadar iyi hissediyordum. Mordad'ın genelde uçtuğu yerleri dolaşarak ona denk gelmeye çalışıyordum. Bazen daha aşağıya, bazen daha yukarıya, bazen sağıma, bazen soluma bakıyordum ama hiçbiryerde yoktu. Cennetin gökyüzü sınırlarını gezmeye başladım. Sarayın arka tarafına kadar sınır çizgisi takip ettim. Sınır çizgisi saraya en uzak noktadaydı ve bu arka tarafa kimse uğramazdı peki benim burada ne işim var? Belli ki Mordad buralarda değil. Az önce yanlız kalamadığımdan şikayet ettikten sonra neden şimdi Mordad'ı aradığımı da bilmiyordum ama birden esmişti aklıma.
Tam geri dönmeye karar vermiştim ki ileride bir figür görünce Mordad'ın burada olduğunu fark ettim. Ona doğru yaklaşınca Mordad'ın yanlız olmadığını anladım. "Cassiel." Dedim şaşkınlıkla. Birbirlerini öpmekle meşgul olan Mordad ve Cassiel korkuyla karışık bir şaşkınlıkla bana döndüler. Yanıldım. Oysaki meleklerin masum olduğuna çok emindim çünkü çocukluğumdan beri böyle öğrenmiştim. Melekler kuralları çiğnemezdi, melekler kötülük yapmazdı, melekler şeytanlar gibi davranmazdı, melekler ahlak kurallarının dışına çıkmazdı, Yalanmış. Melekler kural çiğnermiş, yasalara aykırı davranırmış, şeytanlara uyarmış ve bazen melekler kötü de olabilirmiş... İyi de melekler kötülük yapıyorsa niye bana deli muamelesi yapılıyordu şeytanlar gibi davranıyorum diye.
"Bahram lütfen kimseye birşey söyleme onun bir suçu yok ben öptüm." Diyerek savunma yaptı Mordad. Bir bilse ki savunmaları benim zalimleşmiş kalbime yetmiyordu belki de sessiz kişiliğini bölerdi. "İkinizin yaptığı ne kadar büyük bir saygısızlık farkında mısınız? Kural çiğniyorsunuz, yasalara aykırı bu yaptığınız melekler kötülük yapmaz." Dedim yüksek sesle. Gerçek bir hayal kırıklığıydı bu yaptıkları ve benim yerimde kim olsa aynı tepkiyi verirdi. Meleklerde kötülük yapıcaksa iyi olan kim kalacak?
"haklısın ama ben zaten ayrılacağım Rahdar'dan." Dedi Cassiel. Kaşlarımı kaldırarak marifet yapmış gibi konuşan Cassiel'i alkışladım. "Bravo meleğim ne kadar iyi bir davranış bu." Sinirle tekrar konuşmaya başladım. "Bir kere bu kötülüğü yaptın artık ayrılıp ayrılmamanın bir önemi yok. Meleklerde artık kötüyse süper benim iyi biri olamama gerek yok o zaman. Artık bana da deli muamelesi yapmazsınız." Dedim. Hızla geri döndüm. Tam cennet diyordum, iyilik diyordum, melekler diyordum, ama melekler beni bir kere daha hayal kırıklığına uğrattı. Rahdar onun için o kadar üzülüp uğraşırken Cassiel burda başka biriyle gönül eğlendiriyormuş.
Sarayın önünde yere inip hızlı hızlı saraya doğru yürürken meleklerin gözleri hep üzerimdeydi. Mordad beni durdurup kendine çevirdi. "Bahram bunu kimseye anlatmamalısın herşeyimizi kaybederiz." Dedi acınası bir sesle. "Siz zaten herşeyinizi kaybetmişsiniz. Bir kere kendi öz saygınızı kaybetmişsiniz ikiniz de merak etmeyin sizin kaybedecek hiçbir şeyiniz yok." Diyerek ilerlemeye devam ettim. Mordad diyecek tek birşey bulamayınca Cassiel beni durdurmaya çalıştı. "Bak Bahram yaptığımız yanlıştı izin ver düzeltelim. Hiçbir şey söyleme kimseye." Dedi. Histerik bir kahkaha attım. "Siz mükemmel bir ikilisiniz bravo size. Ayrılmayın diye elimden gelen herşeyi yapacağıma söz veriyorum." Dedim. Yine tam içeri girecekken Rahdar yanıma geldi. "Noluyor Bahram ne bu sinirin." Dedi. Onların yaptığı bir kötülüğü neden saklıyayım ki madem yapma cesaretleri var o zaman sonuçlarıyla da yüzleşsinler. Cennetin yer savunması ve gök savunması onlara ait ama onlar kural çiğniyor asla affedilemez. Cennet bunu asla affetmeyecek. "Bence bunu kız arkadaşın sandığın sevgilin Cassiel'e sor. Sarayın arkasında sınırın önünde Mordad ile baş başa ne yapıyorlarmış." Dedim sinirle. Rahdar kaşlarını çatarak Cassiel'e baktı. Cassiel cevap veremedi.
Bütün dikkatler Rahdar, Mordad ve Cassiel üzerineydi. Bazıları benim verdiğimden daha büyük tepkiler veriyor bazıları ise fısıldaşarak ikisini aşağılıyor ve görevden alınmaları gerektiğini düşünüyordu. "Cassiel bunu bana nasıl yapabildin?" Diye sordu Rahdar ağlamaklı bir ses tonuyla. "Seni ne kadar sevdiğimi bile bile nasıl yapabildin? Duygularımı hemen nasıl silebildin? Beni nasıl görmezden gelebildin? Cassiel sen bana bunu nasıl yapabildin? Ne kadar çabuk aşkımı hiçe saydın. Ben senin için bu kadar çabaladıktan sonra böyle mi bitmeliydi?" Dedi. Cassiel hiçbir şey söyleyemedi. Pişmanlıkla başını öne eğdi. Bunun üzerine Mordad öne çıktı. "Onun hiçbir suçu yok Rahdar boşuna kızıyorsun. O zaten senden ayrılacaktı. Ben onu öptüm o beni değil." Diyerek savunma yaptı. "Ne fark eder?" Dedim bıkkın bir ses tonuyla. Yukarıdan annemin bütün olayı izlediğini ise yeni fark etmiştim. Sanırım Mordad ile Cassiel'in sonu hiç iyi olmayacaktı...
Bir süre sonra...
"Kral herkesi odasına çağırıyor." Dedi Anafiel. Üzgün bir şekilde Cassiel'e bakıyordu. Ne yaptın sen der gibiydi. Onun ceza almasını istemiyor gibiydi. Kalabalık hala fısır fısır bu olayı konuşup ikisini yargılarken önde Mordad, Cassiel ve Rahdar olmak üzere herkes kralın odasına doğru ilerledi. "İkisi de affedilmeyecek. Cennet kötülüğü asla affetmez." Dedi Michaella bana doğru. "Yardım meleği olarak onlara da yardım etmeye ne dersin Michaella" dedim. Michaella göz devirerek güldü. "Bu tavsiyeni dikkate alacağım prens Bahram." Dedi. Gülerek kenara çekildim.
Herkes kralın odasında babamın ağzından çıkacak bir kelime lafı bekliyordu. Sonunda babam kalabalığı merak içinde bırakmaya son vererek konuşmaya başladı. "Melekler, Hepiniz hoşgeldiniz öncelikle. Bugün burada meleklerden Mordad ile Cassiel'in kötülerin yapabileceği bir eylemi yapıp yasak ilişki yaşayarak melek olmanın ilk anlamı olan iyi biri olma ilkesini ihlal ettiği için haklarında bir yaptırım uygulanacak." Dedi. Sessiz olduğunda ise kalabalıktan sesler yükseldi.
"görevleri elinden alınmalı."
"hapse atılmalılar."
"melekler nasıl böyle birşey yapabilir?"
"daha ağır bir ceza verilmeli."
Kalabalığın sinirli sesi etrafı sarmaya başlamıştı. Babam elinin bir hareketiyle herkesi susturdu. "Onlar sınırların koruyucuları. Aşk bazı şeyleri affedebilir eğer kimsenin bir şikayeti yoksa bu seferlik affedicem sadece birbiriyle görüşmeleri bir süreliğine yasaklanacak. İkisi de yetenekli insanlar söylediğiniz cezalar çok ağır." Dedi. Rahdar çıtını çıkarmadı. Kalabalıktan da ses gelmedi. Noldu az önce hırsla en ağır cezayı almaları için uğraşan kalabalığa.
"benim itirazım var." Dedim öne çıkarak. Elbette ki sadece bu olaya itirazım yoktu birçok şeye itirazım vardı. Şimdi ise herşeyin konuşulma zamanıydı. Benim kaderimde Zafer vardı kaybetmek bana göre değildi. Adım adım ortaya geçerek ilk kalabalığa sonra da annemle babama baktım. İkisi de şaşkındı çünkü ben asla onlara karşı gelmezdim. 18 yıl bir odada kapatılmaya bile ses çıkarmamıştım. Buna mı çıkarmıştım. Şaşırmaya devam etsinler çünkü artık susmak birşeyleri sineye çekmez benim için çok zordu. "Cassiel ile Mordad dediğiniz gibi sınırın koruyucuları. Ve biz onların bile kural çiğnemeyeceğinden emin olamazken güvenliğimizi onlara mı emanet edeceğiz?" Dedim. Cassiel direk karşı çıktı. "Ne olursa olsun her zaman cenneti gayet iyi koruduk." Diye savunma yaptı. Elimle onu susturarak babama geri döndüm. Krala. "Cennet zaten birçok şeyi görmezden geliyor öyle değil mi? Bunu da mı görmezden geleceksiniz?" Dedim. Bu sefer mutlak sessizlikle herkes bana bakıyordu. "Böyle birşey söz konusu değil Bahram. Cennet hiçbir kural ihlalini görmezden gelmez biz iyiyiz kötü değiliz." Dedi. Histerik bir kahkaha atarak tekrar konuşmaya başladım. "18 yıl beni hapsedip ilk özgür olduğumdan beri peşime adam taktınız ve bana engel olmasını istediniz diyelimki bu suç değil ama yanlıştı. İkincisi Anafiel çocukluk arkadaşım olmasına rağmen Tarot ile birlikte benim hafızamı sildi buna da sessiz kaldınız. Benim iyiliğim içinmiş sözde. Şimdi Cassiel ile Mordad'ın işledikleri suçu cezasız bırakıyorsun. O zaman bütün melekler kötülük yapsın ne farkımız kaldı şeytanlardan. Aşk bazı şeyleri affedermiş. Öyleyse neden cehenneme gidip sevdiğim kızı görmem yasak. Yada onun buraya gelip beni görmesi yasak. Bana cehennemden gelip kaba konuşup şeytan gibi davrandığım için deli muamelesi yaptınız herşeyimi kısıtladınız ama gerçekten kötü olanlara ceza vermiyorsunuz. Adalet nerede? Adalet iyi birşey değil miydi? Melekler iyi değil miydi? Melekler bile adil olamayacaksa kim iyi olarak kalacak? Anlaşılan o ki artık meleklerde kötülük yapabilir. O zaman beni rahat bırakın çünkü cehenneme sevdiğim kızı görmeye gidiyorum. Dediğiniz gibi aşk affeder."
Tam çıkmaya çalışıyordum ki babam kapıları sihirle kapatıp çıkışımı engelledi. "Anlattıkların senin öfkenden kaynaklı düşünceler Bahram biz naptıysak senin iyiliğin için yaptık. Cennetin iyiliği için yaptık." Sertçe ona döndüm. "Ama başarısız oldu. Ben hiç iyi değilim çünkü. Kötü gibi hissediyorum ama iyiyim çünkü iyi gibi de hissediyorum, melek gibi davranmak istiyorum ama şeytan gibi davranıyorum ve bu yüzden herkes bana hastaymışım gibi davranıyor. İyiliğim için yaptığınız herşey kötü sonuçlar doğuruyor. Mümkünse iyilik yapmaktan vazgeçin. Bu ikisi ceza almazsa beni burada tutamazsınız." Dedim. Derdim neydi benim neden sinirimi bu ikisinden çıkarıyordum bilmiyorum. Ama şuan tek istediğim ikisinin gerçekten ceza almasıydı.
"senin neyin var?" Diye sordu annem. "Tabi şeytan gibi konuşmam size yine garip geldi delirttiniz beni benim başka birşeyim yok." Annem endişeyle yüzüme bakıyordu. "Hayır öyle değil. Saçların gözlerin herşeyin bembeyaz oldu neyin var?" Dedi. Kaşlarımı çatarak anneme baktım. Bunun ne anlama geldiğini gayet iyi biliyordum. Herkes endişeyle bazıları korkuyla bana bakıyordu. Kısa bir süre sonra başım döndü, gözlerim karardı ve sonsuz karanlık beni ele geçirdi.
Kızıl saçlarını geriye savurarak dizindeki kedinin başını okşayarak bana bakıyordu. Artık nerede olduğumu ve onun kim olduğunu sormamın bir anlamı yoktu. "İstediğimizi alacağız Bahram. Ve sen onu bize getireceksin. Bizim olan bizimdir."