İçeriğe geç

GÖKLERİN KEHANETİ

Bölüm 27 · 11 dk okuma

GÖKLERİN KEHANETİ

Bölüm 27

Gerçek kabus

Gecenin sonu yine evde bitmişti. Rafael'in evinde. Rafael bu sefer Sidelya'nın alkol kullanmasına izin vermemişti, Sidelya da içmemeye karar vermişti -ki içmek isteseydi Rafael ona engel olamazdı- Rafael'in odasına girdiklerinde Sidelya kapıyı kapatarak yatağa oturdu.

"Sözde takıntın var oda dün nasılsa bugün de aynı." Dedi Rafael'e. Rafael gülerek hala toplamadığı yere baktı. Masadaki herşey hala yerdeki yerini koruyordu. Rafael'in Sidelya ile ilgilenmekten burayı toparlamaya vakti olmamıştı.

"Seninle ilgileniyordum." Diyerek kısa bir açıklama yaptı.

"Benimle her zaman ilgileniyorsun." Dedi Sidelya gülümseyerek.

"Özgüven mi bu?"

"Nasıl algılamak istersen." Rafael gülerek asasını alıp bir sinirle yerdeki herşeyi masaya geri dizdi. Evet bu kadar basitti herşey ve Rafael bununla uğraşamamıştı.

"Kaşke benimde şöyle güçlerim olsaydı hayatım boyunca temizlik yapmak zorunda kalmadan bir sihirle hallederdim herşeyi." Dedi Sidelya dikkatle Rafael'i izlerken.

"Ben yaparım üzülme sen. Üstelik uçmak istediğini sanıyordum." Dedi Rafael alayla. Sidelya anlamsızca kaşlarını çattı.

"Ne alaka uçmak?" Diye sordu. Rafael yüzündeki alaycı sırıtışı silemeden Sidelya'ya baktı.

"Sarhoşken uçmak istediğinden bahsedip durdun." Sidelya utanarak ellerini yüzüne kapatınca Rafael kahkaha attı.

"Böyle birşey söylemediğimi söyle." Dedi elini yüzünden çekmeden.

"Üzgünüm söyledin." Diyerek gülmeye devam etti Rafael.

Sidelya ellerini yüzünden çekip çekinse de gerçekten merak ettiği o soruyu sormanın zamanı geldiğini düşündü.

"Rafael birşey sorcam." Dedi. Rafael ciddileşerek Sidelya'ya döndü.

"Sor." Sidelya, Rafael'in gözlerine bakamadı. Utanarak bakışlarını yere çevirdi.

"Biz seninle gerçekten öyle şeyler yaşadık mı?" Diye sordu. Rafael ciddiyetini bozmadan Sidelya'yı inceledi. Başka şaka sarmıştı ama artık sıkmaya başladı. Sidelya'ya doğruyu söylemenin vakti gelmişti.

"Hayır." Sidelya başını kaldırıp Rafael'e baktı.

"Gerçekten mi?" Diye sordu. Rafael başını onaylarayarak salladı.

"Gerçekten." Rafael asasını yerine koyup Sidelya'nın karşısında dikildi.

"Olsaydı üzülür müydün?" Diye sordu merakla. Sidelya Rafael'e bakmak için başını kaldırdı.

"Üzülürdüm." Dedi. Rafael Sidelya'nın sarhoşken söylediği şeyleri hatırlayınca birkaç adım geri çekildi. Üzülürdüm cevabı ise beklediği cevap değildi ve bu yüzden bakışlarını kaçırdı.

"Hatırlamadığım için." Diyerek devamını getirdi Sidelya.

Rafael memnun bir şekilde sırıtarak Sidelya'ya baktı.

"İstersen unutamayacağın bir hatıra yaşatabilirim ama." Dedi muzipçe sırıtarak. Sidelya ayağa kalktı.

"Kalsın." Dedi elini kaldırarak. Camdan dışarıyı izlemeye başladı. Rafael arkasında her haraketini dikkatle izliyordu. Sidelya bir süre düşündükten sonra Rafael'e bakmadan konuştu.

"Eğer Zeus'u yenersen ne olacak?" Diye sordu. Bu Sidelya'nın fazlasıyla merak ettiği bir soruydu. Rafael ağır adımlarla Sidelya'ya yaklaşarak konuşmaya başladı.

"Büyülü âlemin en güçlü büyücüsü seçilicem." Sidelya aşağı rengarenk olan evlere göz gezdirdi.

"Peki bu sana ne kazandıracak." Rafael Sidelya'nın yanına geldi.

"Kral olacağım. Tıpkı babam gibi."

"Baban büyülü âlemin en güçlü büyücüsü müydü?"

"Evet öyleydi." Sidelya'ya bakarak devam etti.

"Sen ise benim kraliçem olacaksın." Dedi. Sidelya yanında duran Rafael'e baktı. Rafael'in yoğun bakışlarını üzerinde hissetmek ona fazla heyecanlı hissettiriyordu.

"Büyülü âlemin kraliçesi nasıl sihirli güçleri olmayan biri olabilir ki?" Diye sordu Sidelya umutsuzca. Rafael Sidelya'nın elinden tutup kendisine çevirdi.

"Nasıl olacağını bütün büyülü âleme göstereceğim." Sidelya Rafael'in tuttuğu ellerine baktı.

"Ama halkın isyan ederse." Rafael Sidelya'yı çenesinden tutup gözlerine bakmasını sağladı.

"Ben kral olacağım Sidelya. Kim bir krala karşı gelebilir ki?"

"Peki Zeus kral olursa?" Diye sordu Sidelya.

"Değişen bir şey olmayacak. Sen burada benimle yaşayacaksın. Zeus ile birbirimize söz verdik. Eğer o kral olursa ben ne istersem yerine getirecek, eğer ben kral olursam o ne isterse yerine getireceğim. Her zaman birbirimizi dinleyeceğiz. Kim ne derse desin Zeus ile arama basit bir kral kavgası asla giremez." Rafael güven vermek ister gibi hafifçe gülümsedi.

"Sidelya Zeus mükemmel bir arkadaş. Ona güvenebilirsin. Hangimiz kral olursak olalım bir daha seni benden kimse alamaz. Bir daha asla ayrılmayacağız..."

*********

Roselna arkadan belinde hissettiği elle irkilerek bayını arkaya çevirdi. Zeus kollarını Roselna'nın beline sıkıca sardı. Roselna arkasını döndüğünde Zeus'u görünce rahat bir nefes verdi. Zeus Roselna'nın boynuna bir öpücük kondurdu.

"Korkuttum mu?" Diye fısıldadı. Roselna başını salladı.

"Korktum biraz." Arkasını dönerek Zeus'a baktı.

"Abimin gazabına uğramak istiyorsun sen sanırım." Dedi Roselna gülerek. Zeus arkasını dönüp merdivenleri kontrol etti.

"Abin Sidelya ile birlikteyken kör oluyor. Merak etme ruhu bile duymaz." Dedi kendinden emin bir şekilde.

Roselna, Zeus'un elinden tutarak yatak odasına getirdi. Zeus sırıtarak Roselna'yı takip etti. Odaya girdiklerinde Zeus kapıyı kapattı. Roselna kollarını Zeus'un boynuna doladı.

"Söyle bakalım kral olunca ilk ne yapacaksın?" Diye sordu. Zeus da elleriyle sıkıca belini tuttu.

"Sen söyle bakalım kraliçem olmak ister misin?" Diye sordu Zeus. Roselna yaramazca sırıttı.

"Yoksa beni kralicen mi yapacaksın?" Dedi. Zeus boynunu bir kere daha öptü.

"Zaman gösterir." Dedi Zeus gizemli bir şekilde.

"Abimi yeneceğini düşünüyor musun?" Diye sordu Roselna.

"Abin hangimiz karlo olursak olalım aynı şeyleri yapacağımızı sanıyor. Ama öyle değil. Elbette Rafael benim için çok değerli ve kararlarına saygı duyup yerine getirmekte çekinmem. Ama o kral olursa seninle benim birlikteliğimizi asla onaylamaz. Bu yüzden kral olmak için ne gerekiyorsa yapacağım. Lütfen bunun için bana kızma olur mu?" Dedi. Roselna başını olumlu anlamda salladı.

Zeus Roselna'nın gözlerinin içine baktı.

"Roselna senden başka hiçbir şeyin önemi yok gözümde. Sensiz bir saniye bile geçirmek istemiyorum. Artık özgürce elini tutmak sana sarılmak istiyorum. Senin olmak istiyorum ve senin de benim olmanı istiyorum." Dedi. Gözleri dudaklarına kayınca Roselna da Zeus'un dudaklarına baktı. Yanlış birşey mi yapıyordu? Zeus hafifçe eğilerek Roselna'nın dudaklarını öpmeye başladı. Öylesine küçük masum bir öpücük değildi bu. Devamı olan bir öpücüktü.

"Abim bizi yakalarsa?" Dedi Roselna dudaklarını ayırarak. Zeus başını olumsuz anlamda salladı.

"Bu gece değil." Diyerek kapıyı kilitledi ve tekrar Roselna'ya yaklaşıp bu sefer daha derin öptü onu. Dudakları Roselna'nın boynuna değdi. Sırtını kapıya yaslayarak tamamen ona yaklaştı.

"Roselna durmamı istiyorsan şimdi durdur beni." Dedi Zeus nefes nefese. Gözleri delice Roselna'yı izliyor ondan gelecek tek bir kelimeyi bekliyordu.

"Durma." Zeus memnun bir şekilde sırıtarak tekrardan yüzünü Roselna'nın boynuna gömdü. Bu gece herşey değişmişti. Ve artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı...

*******

Güneş ışınları yüzüme vurduğunda güneşe küfür ede ede yorganı başıma kadar çektim. Bir dakika! Ne dedim ben... Güneşe küfür etmek mi? Hayır onu geçtim küfür etmek nerden çıktı? Bir melek küfür etmezdi. Offff şu şeytan huylarını bırakıp tekrar eskisi gibi melek olmalıydım. Kendime de tamamen şeytanmışım gibi davranmayı kesmeleydim. Ben zaten melektim ve melek gibi davranıyordum. Sadece bazı şeytan alışkanlıkları kazanmıştım ve bunlardan kurtulmam gerekiyordu.

Kendi kendime saçma sapan açıklamalar yapmaktan vazgeçerek ayağa kalktım. Elimi yıkayıp yüzüme birkaç kez soğuk su çarptım. Başımı kaldırıp aynaya baktığımda gerçekten delirdiğimi düşündüm. Saçlarım, gözlerim, tenim bembeyazdım. Bu daha önce cehennemde başıma gelmişti. Rafael... Onun aynasında görmüştüm. Bir büyücü belirmeye başladı aynada. Geçen gördüğmde bana yaşlı gibi gelen bu büyücünün aslında hiçde yaşlı olmadığını fark ettim. Üstelik o kadarda büyücüye benzemiyordu. Başka birşey gibiydi... Sanki başka bir varlık...

Melek olamazdı, Şeytan hiç değildi, vampirler kadar sivri dişlere de sahip değildi, periler kadar masumiyete de, büyücü olmadığına da biraz önce kanaat getirmiştim iyi de neydi bu? Başka bir varyık mı vardı? Asasını çıkarıp en son gördüğümde yaptığı gibi bir ışın uzattı. Savunma yapmak için elimi kamdırdığım anda ışın hızlıca beni buldu ve geçen sefer olduğu gibi yine etraf karardı. Geçen sefer şeytanların yanında görmediğim şeylere tanık olan bir karanlık oldu bu...

Kule mi desem şato mu bilemiyordum. Siyah eski gibi duran bir evin önündeydim. Ne olduğunu bilmiyordum ama adımlarım beni isteğim dışında içeri girmeye zorladı. Aralık kapı gıcırdayarak açılınca hiçde eski olmadığını fark ettim. Gizemli bir havası vardı evin. İçerisi koyu renklerle süslenmişti. Sallanan sandalye de birini görünce temkinli adımlarla ona yaklaştım.

"Merhaba." Diye seslendim kadına. Kadın setin varlığımı biliyormuş gibiydi ama arkasını dönmedi. Kızıl kıvırcık saçları, siyah tül bir elbisesi, ve başında cadı veya büyücü şapkalarına benzeyen bir şapka vardı. Kucağında sarı tüylü bir kediyi seviyordu. Odada ise sadece benim adım beslerim ve onun sandalyesinin her hareketinden çıkan kıcırtı sesleri vardı.

"Hepimiz intikam istiyoruz." Dedi ince sesli kız. Bir yandan gördüklerimin gerçek mi hayal mi olduğunu düşünüyordum bir yandan ise acaba bu kadının yardıma mı ihtiyacı var diye düşünüyordum.

"Neyin intikamını istiyorsunuz?" Diye sordum. Kız bana dönmedi. Olduğum yerde durup daha fazla yaklaşmamaya karar verdim.

"Zamanında bizden alınan herşeyi geri alacağız. Bize ait olanı bizden almak istediyer ve aldılar. Şimdi ise biz intikam istiyoruz." Dedi kız. Kimden neyin intikamını istiyordu anlamamıştım.

"Açık konuş. Kimden intikam almak istiyorsunuz?" Dedim. Histerik bir kahkaha attı.

"Bize ait olanları alanlardan intikam alacağız, ve yolumuza çıkan herkesi yok etmekten çekinmeyeceğiz. Bu yüzden yolumuza çıkma prens Bahram."

"Kim olduğumu nerden biliyorsun?" Kız yine güldü.

"Seni bilmeyen kimse yok."

"Ne zaman alacaksınız intikamınızı?" Diye sordum. Diğer sorularıma cevap vermiyordu ama en azından bunu öğrenebilirim diye düşünmüştüm.

"İmkansız ellerden, güçsüz akıllardan, basit kalplerden üstün mucizeler doğduğu zaman. Bize bahşedileni bize getirilidiği zaman. En istemediğiniz, en beklemediğiniz, en imkansız, en zamansız ve en güçsüz anda. Taçsız bir kraliçe başımıza taç olacağı zaman intikamımızı alacağız. Ve o zaman dünyayı yönetmemize ne senin ne de o şeytanın kehaneti engel olabilecek." Dedi. Alastor ve benden bahsediyor. İkimizin kehanetini yok edebilecek birşeb ellerine geçecek ve dünyayı yönetmek için bizimle mi savaşacaklar. Anlaşılan intikam için başladıkları bu yolda onlardan alınanın değil, daha fazlasını istiyorlardı ve bunun için savaşacaklardı. İyi de kimdi bunlar. Kız bana döndü. Yüzü çok da korkutucu değildi ama anlayamadığım bir gizem saklıydı gözlerinde.

"Uyan Bahram. Bunların hiçbiri gerçek değil. Sen hiç uyanmadın, güneş doğmadı, en başından beri rüya görüyorsun. Uyan."

"Ne!"

Gözlerimi araladığımda güneş yeni yeni doğuyordu. Birkaç dakika durup gördüğüm rüyanın etkisinden çıkmaya çalıştım. Bazı parçalar ise şimdi yerine oturmuştu. O kadın daha önce de benim rüyama girmeye çalışmıştı ama başarısız oldu. Çünkü yanımda Rafael vardı ve Rafael bir büyücü. Bir dakika, Rafael bir büyücü ise rüya girme sihriyle ilgili birşeyler biliyordur. Belki de Rafael orada birinin rüyama girmeye çalıştığını fark etti ve buna engel olmak için bana uyguladığı farklı bir sihir bayılmama neden oldu. Sonuçta Rafael çok şüpheli davranıyordu. Rafael çok kurnaz biri ona karşı her zaman temkinli olmalıyım.

Yataktan kalkıp elimi yüzümü yıkadım. Aynaya baktım ama herşey gayet normaldi. Kendi saç rengim, kendi göz rengim, kendi ten rengim, kendi kıyafetlerim, herşey tam anlamıyla bendi. Bi karakteri oturtamamıştım anlaşılan. Banyodan çıkıp üstümü giydim. Saçlarımı yaparken ise kapım iki kez çalındı.

"Gir." Desem de sonra kibar bir şekilde;

"Girebilirsiniz." Dile düzelttim. Normalde de bu kadar kibar girmelerini söylemiyordum ama şuanda ekstra kibar olmaya özen göstermem gerekiyordu.

Anafiel, Tarot, Eros ve Rahdar odama girdiler.

"Hoşgeldiniz. Günaydın." Dedim gülümseyerek. İşte bak isteyince ne güzel oluyor.

"Günaydın yeni mi kalktın?" Cama baktım. Güneş bile yeni kalkmıştı benim yeni kalkmam niye sorun oldu ki şimdi?

"Ben bir dahakire güneşten önce doğmaya dikkat ederim." Dedim tersleyerek. Sonra derin bir nefes alıp sesimi kıstım.

"Erken uyanmamı gerektirecek bir şey mi var yoksa?" Diye yine oldukça kibar bir şekilde sordum. Kibar olmuştu değil mi?

"Ne bu agresiflik sabah sabah. Sevgilini mi özledin?" Dedi Eros. Hayır sinirimi Eros'dan çıkaramazdım.

"Sanane." Tekrar düzellttim.

"Sevgilimi her saniye özlüyorum zaten ama konunun bununla bir alakası yok." Dedim. Randar bana gururla gülerek bakıyordu. Sanki birşey becermeştim iki saattir milleti tersliyordum.

"Beraber kahvaltı yapmak ister misin?" Diye sordu Tarot. Dördünde de teker teker gezdi gözlerim. Randar onaylamamı ister gibi bir işaret yapınca kabul ettim.

"Tamam hadi hazırsan gidelim." Dedi Anafiel. Aşağı inerken onlar havadan sudan saçma sapan derslerden bahsediyordu. Hayır! Saçma sapan dersler değil bunlar cennetin dersleri her meleğin alması gereken önemli dersler. Şimdi oldu.

Bütün meleklerin yine beraber oturduğunu görünce biraz daha rahatladım. En azından bütün ilgi benim üzerimde olmayacaktı. Masaya oturduğumuz da Rahdar gayet samimi bir şekilde Cassiel'e yaklaşıp boynundan öptü. Demek ki aralarını düzeltmişlerdi. Pandora olsa bende onu öperdim diye düşünüp kıskanmadım değil, ama sonra bunları bir süreliğine ertelemem gerektiğini hatırladım.

"Kahretsin ya." Eros'un sesini duyunca hepimizin bakışları ona döndü, o ise saatine bakıyordu.

"Ben yine gidip saçma salak insan bozuntularıyla uğraşacağım. Burda ne güzel kahvaltı yapıyordum fanilerin sırası mıydı şimdi ya." Diye söylenerek ayağa kalktı. Eros gerçekten insanlardan nefret ediyordu.

"Neyse bensiz devam edin gençler. Bana da şans dileyin çünkü insanlarla uğraşmak her zaman kolay olmuyor." Diyerek kapıdan çıktı.

"Eros aşık olabiliyor mu?" Diye merakla sordum. Bu sorunun cevabını çok merak ediyordum çünkü Eros insanları birbirine aşık ediyor, aşk hakkında yorumlar yapıp aşkın ne kadar güzel birşey olduğunu anlatıyordu. Ama bildiğim kadarıyla hiç sevgilisi olmamıştı.

"Olabiliyor, ama olmuyor. Kimseye o gözle bakmıyor, gerçek aşkı en iyi o bilir ve o kişiyi bulana kadar kimseye aşık olmayacağına yemin etmiş." Dedi Tarot.

"Bir gün o kişiyi bulacağına inancım tam." Dedi Anafiel.

"Bemki bir gün sende bulursun." Dedi Tarot aşk dolu bakışlarını Anafiel'in üzerinde gezdirerek.

"Belkide çoktan bulmuşumdur." Dedi Anafiel flörtöz bir tavırla.

Herkes güle oynaya yemeğini yiyip mutlu mutlu konuşuyordu. Ben ise gerçekten evimde gibi hissediyordum onlar böyle davranınca. Şeytani duyguyar ve düşünceler bir kenara durabilirdi, şuan arkadaşlarımla, ailemle, sevdiğim insanlarla beraberdim. Ve ilk defa bunun mutluluğunu fazlasıyla hissediyordum. Onlarla gülüyor, şakalaşıyor, eğleniyordum. Düzeleceğime olan inancım artık daha fazla gibiydi. Herşey düzelecek.

"Herşeye burnunu sokmasalar olmuyordu. Kehanetin meleği ile kehanetin şeytanının rüyasına girmek ne demek. İyice çizgiyi aşmışlar, onları durdurmak çok zor olacak ve başa geçecek isimler fazla acami bunlarla birlikte nasıl kazanacaklar?"

"Onların kehaneti var ama. Bahram ile Alastor asla kaybeden taraf olmayacaktır. Üstelik başa gelen isimlerde bir acemilik göremiyorum."

"Başa gelecek isimler fazla kusurlu. Meleklerin varisi Bahram zaten delirmek üzere cehennemin varisi Alastor ise fazla kararsız vampırlerin varisi Walker'ın kendi halkina acıması yok bir kral halkına bu kadar acımasız olmamalı büyücülerin varislerinden Zeus fazla çıkarcı Rafael ise Sidelya geldiğinden beri duygularını mantığının önüne koyan bir aptal perilerin varislerinden Tania fazla barışçıl yöntemler sunan biri herkesle barış içinde olmak tehlikelidir düşmanlarını yakınında tutarsın Chloe ise bencil bir kız. Bunlar nasıl kral kraliçe olabilir ki?"

"Henüz çok gençler büyüdükçe olgunlaşıcaklardır. Onlara zaman tanımalıyız."

"Eğer ters giden birşeyler olursa müdahale edeceğiz."

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.