"Bunu yapmak zorunda mısınız?" Aklımda dönen tek düşünce buydu. Şimdi hem kendi arkadaşlarının hemde cennetin başını yakmaya gidiyorlardı. Bütün şeytanlar önce Alastor'un rehberliğinde kralın odasına doğru gidiyordu.
"Alastor beni dinliyor musun?" Alastor'un çaprazın da yürüyordum Pandora da yanımdaydı.
"Evet yapmak zorundayız Bahram. Lütfen beni doğru şeyden vazgeçirmeye çalışma." Dedi. Captain görevinde yer alan şeytanlarla kralın odasına girdik.
Kız şeytanlar sağa erkek şeytanlar soya dizildi. Alastor en önde durdu. Ben ise Alastor'un yanında. Alastor kralın önünde saygıyla eğildi ve onunu ardından bütün şeytanlar eğildi. Ben her zaman ki gibi eğilmemiştim.
"Bir gün sende bunu öğreneceksin Bahram." Dedi sırıtarak. Tam o kadar uzun kalmayı düşünmüyorum diyecektim ki kralın huyuna gitmeye karar vererek bundan vazgeçtim.
"Sanmıyorum." Dedim bunun yerine. Kral sırıttı.
"Eeee nasıl geçti şeytanlara ilk görevin?" Dedi alay eder gibi. Alastor ile birbirimize baktık.
"Bunu görevi verdiğin kişilere sor bana değil." Dedim. Kral şeytanice kahkaha attı.
"Senin bu kendinden emin ve hazırcevap hallerini seviyorum. Kimseye boyun eğmiyorsun aferin." Dedi. Başımı salladım.
"Onur duyarım." Dedim. Ne kadar düşmanım olsa da küçüklüğümden beri babam krallara her zaman saygı duymamı öğretmişti. Üstelik şeytanlar tam da düymanızım sayılmazdı. Kral benimle uğraşmayı bırakıp Alastor'a döndü. Zaten tam ortada Alastor ile durmak çok garip hissettiriyordu.
"Evet Alastor. Göreviniz nasıl geçiyor?" Diye sordu. Alastor bana baktı. Hayır anlamında başımı salladım. En azından cennette olduklarını söylemeseydi. Çünkü kral direk cennete savaş açardı ve beklenmedik halkım açısından pek iyi olmazdı.
"İyi geçiyor. Hatta onları bulduk." Dedi Alastor. Söyleyecekti. Keşke cennete haber göndermenin bir yolu olsaydı. Kral merkalanmıştı.
"Evet seni dinliyorum Alastor." Dedi. Alastor bir kere daha bana baktı. Bütün şeytanlara teker teker göz gezdirdi. Hepsi söylememesini istiyor ama söylemek zorunda olduğunu biliyorlardı. Hepsinin gözünde bir acı bir hüzün vardı. Alastor yere bakıp kendini toparladı. Derin bir nefes alıp başını kaldırdı.
"Piamon, Captain'i kaçırmış. Rafael de Sidelya'yı." Kral sinirle gözlerini kapatıp yumruğnuu sıktı. Derin bir nefes aldı. Alastor devam etti.
"Rafael aslında kahin değilmiş, büyücüymüş." Dedi. Kral kaşlarını kaldırdı.
"Bakalım daha ne çıkacak bu Rafael'den. İlk cehenneme geldiğinde rüya yorumcusuydu, sonra kahin olduğunu öğrendik, şimdi ise büyücü çıkıyor." Ben ise şimdi Rafael'in rüya yorumcusu olduğunu öğrenmiştim. Kendini iyi yetiştirmiş Rafael. Bu kadar şeyi aynı anda başarması çok büyük bir marifet. Gerçekten Rafael'den korkulurdu.
"Sen devam et." Dedi kral. Alastor hafifçe bana doğru yaklaştı.
"Özür dilerim Bahram." Dedi. Gözlerimi sıkıca kapattım.
"Dördü de şuan cennette. Gizli bahçeden geçerken meleklere yakalanmışlar." Dedi. Bakışları üzerimde hissedince gözlerimi açtım. Kral ile göz göze geldik. Bana bakıp hafifçe sırıtıyordu.
"Anlayamıyorum biliyor musun Bahram." Dedi kral. Anlıyordum ben. Herşeyi gayet iyi anlıyordum.
"Neyi?" Diye sordum.
"Neden bütün yollar sana çıkıyor?" Dedi. Kral cennete savaş açıcaktı. Artık bu kesindi.
"Ne yapacaksınız? Beni zindana atıp cennet ile mi savaşacakısınız?" Dedim. Kral kahkaha attı.
"Saçmalama. Senin zindanda ne işin var?" Dedi. Kraliçe Lilith söze girdi.
"Sen ne istersin melek Bahram?" Diye sordu kraliçe. Kral Asmodeo bir kraliçeye bir bana baktı. Öne çıktım.
"Ben cennete döneyim. Piamon, Captain ve Rafael ise cehenneme." Dedim kendimden emin bir şekilde. Çok mantıklı bir takastı. Kimse zarar görmeden savaş olmadan herşey yoluna girmiş olur. Ben evime, aileme, arkadaşlarıma kavuşurum, onlarda cehenneme. Ama kral bu fikri onaylamadı.
"Ya da cennete savaş açarım, seni göndermeden Piamon'u, Captain'i ve Rafael'i geri alırım. Böyle daha çok çıkarım oluyor Bahram." Dedi sırıtarak. Bu sefer birkaç adım daha atıp krala yaklaştım.
"Beni burda tutmanın hiçbir anlamı yok. Hiçbir işine yaramıyorum sadece bakın ki Bahram elimde diye hava atabilmek için mi beni burda tutuyorsun?" Dedim sinirle. Kral ciddileşti.
"Saygı ekini çıkardın Bahram. Karşında bir kral var hoşuma gitmeyecek şeyler yapma." Dedi. Cennete savaş açmaması için biraz daha huyundan gitmeye karar verdim.
"Haklısınız." Dedim kısaca. Alastor bana şaşkınlıkla bakıyordu. Ve eminim diğer şeytanlar da. Ama cennet için yapamayacağım hiçbir şey yoktu.
"Saygısızlık yapmak istemedim. Ama bari beni niye burada tuttuğunuzu açıklayın." Dedim sesimi kısarak. Kral kahkaha attı.
"Çok acizsin Bahram. Ve seni böyle görmek hoşuma gitti." Dedi. Şuan gururumdan ve sinirimden ağlamamak için kendimi zor tutuyordum.
"Beni neden burada tutulorsunuz?" Diyerek üsteledim. Ama kral söylemedi.
"Bunu zamanı gelince anlarsın." Dedi. Derin bir nefes alıp yere baktım.
"Cennete savaş açmamamızı niye bu kadar istiyorsun?" Dedi kral. Mantıklı bir açıklama yapmama lazımdı ama cennetin hazırlıksız bir savaşta büyük bir hasar alma olasılığı olduğunu söyleyemezdim.
"Yoksa hazırlıksız yakalanmalarından mı korkuyorsun?" Dedi kraliçe hafızamı okumuş gibi.
"Cennet hiçbir zaman hazırlıksız değildir. Melekler düzenli savaş eğitimleri alır ve her an savaşa hazırlıklılardır. Benim tek istediğim huzursuzluk ve kargaşa olmadan bu işin bitmesi." Dedim kendimden emin bir şekilde.
Kral ve kraliçe birbirlerine baktılar. Bir süre bir şeyler düşündüler şeytanlar arasında fısıldaşlamaler başlamıştı. Alastor yanıma geldi.
"Bahram uzatma zararlı çıkarsın. Bir şeytanla uzlaşmaya çalışmak imkansızdır." Dedi kolumu tutarak.
"Alastor, benim cennet için yapamayacağım hiçbir şey yok. Ben prensim ne pahasına olursa olsun cenneti korumalıyım." Dedim. Alastor sinirle bir nefes aldı.
"Yanlış Bahram. Yıllardır bir odadasın doğruyu bilmiyorsun yanlış yapıyorsun." Kolumu sertçe Alastor'un elinden kurtardım.
"Sen de benim özgür olduğum gün özgür oldun Alastor. Benden hiçbir farkın yok." Dedim. Alastor bana biraz daha yaklaştı ve ellerini omzuma koydu.
"Var Bahram. Senle aramda çok büyük bir fark var. Bak o tahta oturan adam benim babam, yanında ki kadın ise annem. Sen onları benim kadar iyi tanımıyorsun. Senin dünyan bembeyaz Bahram. Ama burası simsiyah. Ben o adamın düşüncelerini, yapabileceklerini, aklından geçenleri herkesten daha çok biliyorum. Ben o odada hapisken babam hergün benim yanıma gelir yaptıklarını ve planlarını anlatırdı. Babam senin sandığından daha kötü biri Bahram. Vazgeç uğraşma senin istediğin olmayacak." Dedi. Ama benim kitabımda pes etmek yoktu.
"Alastor."
"Bahram lütfen yapma. İncinirsin oğlum bir kere de söz dinle kafanın dikine gitme. Lütfen yapma." Dedi. Pandora'ya baktım ama uzun süre bakmadım. Çünkü o bana bu vazgeç dese duygularıma yenilir vazgeçerdim. Kral bana döndü.
"Alastor geri çekil." Dedi sertçe. Anlaşılan Alastor'un beni vazgeçirmek istediğini anlamıştı.
"Bahram eğer önümde eğilip bana sonsuz saygını dile getirirsen fikrini değerlendiririm." Dedi. Bütün şeytanlar suspus olmuş, kimisi şok olmuştu.
"Baba!" Dedi Alastor uyarır gibi bir sesle. Kral elini kaldırdı.
"Sen karışma Alastor." Dedi. Kral gözlerini bana dikmişti ama benim gözlerimden ateş çıkıyordu. Pandora'ya baktım. Pandora gözleri dolu bir şekilde bir krala bir bana baktı. Diğer şeytanların hepsi merakla izliyordu. Bu kadar zaman önünde eğilmeyeceğim diye binlerce kez dile getirdikten sonra önünde eğilmem çok grurusuzcaydı ama eğer bunu yapmazsam cennet tehlikeye girecekti. Kendimi ilk defa bu kadar çaresiz hissediyordum çünkü benim beyaz ve sarı işlemeli odamda mavi gökyüzünün altında hayat çok güzeldi. Gerçek hayat ise asla öyle değildi.
Alastor kolumu tutup bana yaklaştı.
"Yapma boşver." Dedi. Kral Alastor'a bağırdı.
"Bir kere daha araya girersen pişman olursun." Pandora gelip Alastor'u kolundan tutup geri çekti.
"Bak Pandora öğrenmiş ne güzel." Dedi. Kralın Pandora'ya ayrı bir ilgisi olduğu gözümden kaçmamıştı. Bir prensin yapabileceği en büyük gurursuzluğu ben yaptım. Gururumu bir kenara atarak bir elimi arkaya atıp başımı eğdim.
"Size saygım sonsuz." Dedim. Başımı kaldırıp krala baktım. Halinden baya memnun gibiydi, ama kraliçe pek de memnun değil gibiydi.
"Diz çöksün." Dedi birden bire. Alastor öne çıkacakken Pandora onu tuttu.
"Anne!" Dedi Alastor yine sert bir şekilde. Kral ellerini birbirine vurdu.
"Kraliçe ne emrediyorsa o."
Beni bir kukla gibi oynattıklarının farkındaydım ama cennete savaş açsalar diğer melekleri beter hahe getireceklerdi. Bir kere daha kendi kendime gururumu hiçe saydım. Bir elimi arkaya atıp tek dizimin üzerine çöküp başımı eğdim.
"Size saygım sonsuz." Dedim. Başımı kaldırmadan kral tahtan kalkarak yanıma geldi. Herkes şok içinde ne yapacağını izlerken kral işaret parmağını çeneme koyup başımı kaldırdı.
"Keşke bi anı baban bir görebilseydi." Dedi. Ayağa kalkıp kralın karşısında dikildim. Boyu benden baya uzundu. Üstelik bende kısa bir erkek değildim. 1.85 boyuma rağmen krala aşağıdan bakıyordum.
"Artık cennete savaş açma fikrini onaylamayacaksınız diye umuyorum." Kral kahkaha attı.
"Öyle bir söz vermedim. Fikrini değerlendireceğim dedim ve değerlendirdim. Cennete savaş açacağım." Dedi. Beynimden vurulmuş gibi hissettim o an. Alastor haklıydı, ona güvenmekte hata yaptım.
Kral elini omzuma koydu.
"Sana bir sır vereceğim Bahram." Yaklaşıp kulağıma doğru eğildi.
"Bir şeytana asla güvenme." Dedi fısıldayarak. Sinirden ağlamak üzereydim. Sertçe geri çekilip kralın elinden kurtuldum, kral kahkaha atarak tahtına geçti.
"Bunu unutmayacağım kral Asmodeo." Dedim. Birkaç adım daha geri attım. Gözlerim dolmuştu ve bunu görmesini istemiyordum. Kral şeytanlara emir verdi.
"Şeytanlar hazırlanın. Savaşa gidiyoruz." Dedi gözlerimin içine bakarak. Yavaş yavaş geri adım attım.
"Bu yaptığını unutmayacağım." Kral sırıttı.
"Unutmayacağım demene gerek yok çünkü zaten unutamayacaksın. Muhafızlar." Diye bağırdı. İki şeytan sıkı sıkı kolumdan tuttu.
"Zindana." Dedi kraliçe. Alastor önüme geçti.
"Anne baba saçmalamayın." Kraliçe sert çıkıştı.
"Sana sormadık Alastor. Sakın bir daha karşı çıkmaya çalışma." Dedi.
Şeytanların elinden kurtulmaya çalıştım ama nafile. Sinirimi de kullanamıyordum. Kral odadan çıkana kadar gözünü benden ayırmadı. Şeytanlar beni zindana doğru götürürken babamın bir sözü aklıma geldi. "Güç senin ellerinde değil Bahram, içindedir. Önemli olan onu nasıl dışarı çıkarabildiğin." gücü kullanmak için ellerime ihtiyacım yoktu. "Ve senin içinde bütün evreni hükmedebilecek bir güç var Bahram. Sadece onu hisset, ona güven." içimdeki gücü hissettim. Ben o güce güvendim, içimden gelen o güce sıkı sıkı tutundum. Olduğumuz yerde durduk şeytanlar korkuyla bana bakıyordu gözlerimi kapattım ve gücü özgür bıraktım. Şeytanlar duvara çarptı, zincirler de paramparça oldu.
Ayağa kalkarak koşmaya başladım. Bir cam yeterdi burdan kurtulmama.
"Bahram'ın kaçmasına izin vermeyin." Diyen kralın sesini duydum ama oradan uzaklaşmıştım. Peşime birileri takılmıştı. Koşarak Alastor'un odasına girip camın önüne geçtim.
"Bahram dur!" Pandora'nın sesini duyunca olduğum yerde durdum. O dur dedikten sonra nasıl gidebilirim ki? Saçma sapan kapılmıştım gidemiyordum.
"Pandora lütfen. Ben buraya ait değilim. Beni daha fazla zorlama." Dedim Pandora'nın gözleri doluydu.
"Bahram gitme nolur. Sen gidersen beni yaşatmaz." Dedi.
Gözünden gözyaşları dökülmeye başladı. Olduğum yerde kaldım. Pandora'ya yaklaşıp elimle gözyaşlarını sildim.
"Kim ne yaşatmaz?" Dedim. Pandora elimi tuttu.
"Bahram anlatacağım ama kalman lazım nolur gitme." Dedi. O an aklım da tek birşey vardı. Sadece cennete savaş olduğunu haber vermem gerekiyordu. Pandora'nın elinden sıkıca tuttum ve gökyüzüne yükseldim. Pandora bir süre sonra dengesini koruyup kanatlarını açtı.
"Bahram kafayı mı yedin napıyorsun?" Dedi.
"Üzgünüm Pandora. Halkımı da korumam lazım."
****
Gizli bahçeye girdik sihirle bir kağıt çıkarıp kağıda cehennemin cennete savaş açacağını yazdım. Pandora ne yaptığımı anlayamamış gibi bana bakıyordu.
"Cennete haber vereceğim. Böylelikle savaş için önlem alacaklar. Daha sonra beni zincirler ve kendin yakalamış gibi krala teslim edersin. Hem seni korumuş olurum hem de cenneti." Dedim. Pandora dolan gözlerle bana baktı.
"Bunu daha ne kadar yapacaksın?" Dedi. Kaşlarımı çattım.
"Neyi?" Pandora bana yaklaştı.
"Şuanda cennete gidip hayatına devam edebilirsin ama benim için kendini feda ediyorsun. Yine cehenneme gelmeyi kabul ediyorsun." Dedi. Pandora'nın ellerini tuttum.
"Çünkü aşık oldum Pandora. Sana çok aşık oldum. Ve eğer sen ölürsen yaşayamam." Pandora'nın gözünden bir damla yaş aktı.
"Bahram sen cennete ben ise cehenneme aitim elbet bir gün cennete döneceksin ve o gün geldiğinde ben seninle gelemem." Dedi. Gözyaşlarını sildim.
"Biliyorum biliyorum." Pandora beni itti.
"Biliyorsun ama Bahram. Sadece bildiğin ile kalıyorsun. Beni daha fazla kendine bağlamadan gitmelisin Bahram." Başımı salladım.
"Gidemem Pandora."
"Niye?"
"Çünkü ben sana çok bağlandım. Ben senin Zarar görme ihtimaline bile dayanamıyorum." Dedim. Pandora gözyaşlarını sildi.
"Bahram git."
"Gitmeyeceğim bunu sende biliyorsun." Dedim. Mektubu sihirle cennet bölgesine bıraktım. Ve ellerimi Pandora'ya uzattım.
"Teslim mi oluyorsun cehenneme?" Dedi Pandora.
"Ben senin aşkına teslim olmuşum Pandora, cehenneminde yanmaya da razı olurum." Pandora ellerimi kelepçelerken gülümsedi.
"Ama böyle yaparsan ben sana daha çok aşık olurum." Dedi şımarık bir sesle. Gülümsedim.
"Ne güzel işte. Bende bunu istiyorum zaten. Aşkını istiyorum." Pandora cilveli cilveli ellerimi zincirleyip zinciri tuttu.
"Çok yanlış yerdeyiz." Dedi.
"Ne için?" Diye sordum.
"Aklımdan geçen düşünceler için." Dedi göz kırparak. Sırıtarak yere baktım.
"Çok ayıp." Dedim. Pandora kahkaha attı bende onunla birlikte güldüm.
"Gidelim mi?" Dedi Pandora.
"Gidelim."
****
En nefret ettiğim yer olan kralın odasının önündeydik. Gayet ciddi bir şekilde içeri girdik. Kral güldü.
"Bakıyorum da uçsan da kaçsan da cehennemden kurtulamıyorsun Bahram." Dedi.
"İnsanlar gibi konuşuyorsunuz ve size hiç yakışmıyor." Dedim. Kral kahkaha attı.
"Evet özlemiş miydin cehennemi. Gerçi çok uzun süre de ayrı kalmadınız ama." Bu sefer sırıtan bendim.
"Öyle mi? Hiç cehennemde gibi hissetmedim ama." Dedim Pandora'ya bakarak. Pandora gülmemek için kendini çor tutuyor gibiydi.
"Seni zindana mı atalım yoksa uslu uslu oturup kaçmaya çalışmaz mısın?" Dedi. Başımı kaldırdım.
"Kaçarım." Dedim. Kral kahkaha attı.
"Onu da yapamıyorsun ki." Dedi.
"Yanlız ben kaçmak istesem siz beni yakalayamazsınız." Dedim. Kral gözleriyle elimdeki zincirleri işaret etti. Sırıttım.
"Siz dedim." Kral biraz sinirlenmiş gibiydi. Pandora'ya baktı.
"Aferin Pandora iyi bir başarıydı." Pandora başını eğdi. Aklıma kralın önünde eğildiğim geldi. Gururumu nasıl hiçe saydığımı hatırladım. Sinirlerim bozulmuştu.
"Evet Bahram. Savaşa gelmek ister misin?" Dedi.
"İsterim. Ama meleklerin tarafında."
"Çok dürüstsün."
"Melekler yalan söylemez."
"Sen böyle söyleyince aklıma söylediğin yalanlar geliyor." Alastor ile göz göze gelmiştik. Gerçekten çok fazla yalan söylemiştim.
"Beni zindana atacak mısın artık sıkıldım sizden." Dedim. Kral dikkatlice yüzümü inceledi.
"Gitmeyeceksin. Pandora çöz elini." Pandora gözlerini gözlerimden ayırmadan zincirleri çözmeye başladı. Bende bir saniye bile gözlerimi Pandora'nın gözlerinden ayırmadım. Kral bunu fark etmişti ama çok umursamadım. Pandora zincirleri çözüp kenara çekildi.
"Cehennemde yine her zamanki gibi takılabilirsin Bahram." Dedi. Niye böyle yapmıştı bilmiyorum ama birşey demedim.
"Pandora ve Alastor. Kaçarsa sizden bilirim." Dedi. İkisi de başını salladı. Kralın odasından çıkarken Pandora ve Alastor kralın önünde eğilip peşimden geldi. Girsin bakalım savaşa, eğer kazanırsa bütün gök onun olsun.
"Gitmeliydi. Hala cehennemde durması çok saçma. Yalan dolan bir aşk adına yurduna gitmekten vazgeçiyor. İnanmıyorum. Bu Bahram delinin teki. Nerden geliyor bu özgüven. Neyine güveniyor. Çok büyük yanlış yapıyor."
"Umarım yaşamaya devam eder. Böyle giderse delirecek, neden kimse ona bunu söylemiyor."
"Demek ki yanlış arkadaş seçimi yapmış, yanlış kişilere güvenmiş, yanlış şeylere inanıyor. Olmayacak bir aşka tutulmuş, olamayacak bir hikaye yazmaya çalışıyor. Ama bakalım mutlu son yazaliblecek mi?"