***
Efe: Ya size bir şey soracağım da. Kimse var mı?
Canberk: ?
Sor
Efe: Siz ne zamandır tanıyorsunuz birbirinizi?
Canberk: Herkesle aynı değil ki tanıştığımız zamanlar
Kimisiyle birkaç ay önce, kimisiyle yıllar önce tanıştım ben mesela.
Efe: Kimi, ne zamandır tanıyorsun?
Canberk: Sadece Koray ve Ayçayı yıllardır tanıyorum
Diğerleriyle nerdeyse birkaç ay önce grupta tanıştık zaten
Efe: Anlıyorum
Bu arada, sana bir şey sorabilir miyim?
Canberk: Sor
Ayçatrong> Dünya varmış oh be!
Sa gençler
BirAdetFişek: as!
Ayçatrong> Ooo. Koray. Sen buraya uğrar mıydın ya?
Canberk: as
BirAdetFişek: Canberkleydim bütün gün kanka asdhfk
Ondan çok bakamadım gruba
Ayçatrong> O sırık da yazmadı bütün gün lsdafklfşds
Efe: jdlkfajdlkgj
hoşgeldiniz
BirAdetFişek: Hoşbulduk kanka
Canberk: Koray salmıyor ki
Ayçatrong> lskjflasdgdgy
Portkal: Ooo kimleri görüyorum burda
Koray ve Canberk bey? Siz uğrar mıydınız buraya? sjkdalfkjdsaf
BirAdetFişek: Uğrardık kanka
Hala görüntülüdeyseniz eklesene beni de
Ayça: Al benle Efeyi de.
Ekle şu sırığı da djafkljds
Canberk: Hay sikeyim sırığınızı
Beni ekleme şimdi. Sonra gelirim.
BirAdetFişek: Olur kanka klsdafjkldjsl
Efe: Ben gelmesem?
Ayçatrong> Yok Efe bey, kaçmak yok. Kameran kapalı, sesin açık göreyim seni.
Hadi
Efe: Ama Ayçaaa-
Ayçatrong> Hadi Ecem
Bekliyoruz.
Portkal: Bir dakika kanka, ekliyorum.
Esra: Ben geldim!! Beni de ekler misin?
Portkal: Tamam knk bi dakika.
***
Tuhaf bir heyecan duyuyordu Efe. Yeni arkadaşlarını canlı görecekti. Profil fotoğraflarına bakmıştı ilk kaydettiği zamanlar. Fakat şimdi onları canlı görmenin, fotoğraflara bakmaktan daha farklı olacağı kesindi. Hem zaten hepsi profil fotoğrafı kısmına kendini koymamıştı ki. Görmediklerini de görmüş olacaktı böylelikle. Telefonunda beliren arama ekranıyla bir an irkildi. Aniden ekranda beliren kendi görüntüsüyle heyecanlandı. Sürekli şarkı dinlediği için kulaklarında takılı olan kulaklıklarını düzeltti. Yerinde doğruldu, sırtını yatağın başlığında dayadı. Telefonu önünde tutup hafifçe eğerek kameranın tavanla yüzleşmesini sağladı. Ardından derin bir nefes verip aramayı cevapladı. Ekranda görüntüler belirdiği gibi kamerayı kapattı. Telefonunu düzeltti, sırtını yatağın başlığına yaslayıp ekrana baktı dikkatlice. Yüzü hafiften kızarırken çatlak bir sesle konuştu.
"Selam" Ardından bir iki öksürdü sesi yerine gelsin diye. Mert gülüyordu. Ecem Efe'yi yanıtladıktan sonra Mertle birlikte gülmeye devam etti. Ayça ve Esra da Efenin selamını yanıtladı. Koray ise bir şeylerle meşguldü herhalde çünkü harekat halinde olduğu görülüyordu. Sırayla incelemeye başladı hareket eden fotoğraf karelerini. Esra ve Ayça bir konuşmaya dalmışlardı. Ecem elindeki oyuncak ayıya sarılmıştı. Telefonu da belli ki bir yere koymuştu. Kameranın karşısında oturuyor, bir ileri bir geri hafifçe salınıyordu. Yüzünde de geniş bir gülümseme vardı. Mert ise yumruğunu yanağına dayamış Ecemle konuşuyor, arada da gülüyordu. Canberk henüz ortada yoktu. Doruk da teyzesine gitmişti. İpek de annesine yardım ediyordu. Birazdan dönerlerdi herhalde. Ayçanın sesiyle dalgın halinden sıyrıldı.
"Ne arıyorsun yarım saattir Koray?" dedi Ayça. Dikkatini Koray'a verdi.
"Sahiden, ne o bir türlü duramadın yerinde." dedi Mert. Koray sıkıntılı bir nefes verip bir anlığına durdu. Sabit durduğu için yüzü tamamen görünüyordu. Efenin bir an kalbi tekledi sebepsiz. Korayın görüntüsünü... beğenmişti?
"Ya. Kulaklığı arıyorum yarım saattir bulamadım." diye yanıtladı onları Koray. Bunun üzerine bir kahkaha tufanı başladı.
"Ne var ya?" diye sordu Koray ufak bir şaşkınlıkla.
"Ulan ahmak! ahhahha Sen.. hahah" Ayça gülmekten konuşamıyordu bile.
"Gerizekalı, kulaklık kulağında ya zaten? hahah. Mal ya!" diyen Mert ile ne olduğunu anlamayan Efe de aydınlanıp Korayı farketti. O da diğerlerine katılıp gülmeye başladı. Koray ise ufak bir duraksamanın ardından kızardı, gülmeye başladı.
"Hay anasını." derken gülmeye devam etti. Canberkin aramaya katılmasıyla beraber kahkaları dinmişti.
"Hayırdır, neye gülüyorsunuz bu kadar?" diye soran Canberk ile beraber Efenin bakışları onun olduğu kareye kaydı. Bir kez daha kalbi tekledi. Gerçi, Canberki doğru dürüst göremiyorlardı bile. Onun bulunduğu karenin nerdeyse tamamı siyahtı ve telefon ışığının aydınlattığı kadar -ya da aydınlatamadığı mı diyelim?- yüzü görünüyordu. Buna rağmen siyaha yakın koyu kahve gözleri parlıyordu. İnce dudakları, hafif çıkık yüzü ile gerçekten çekici bir görüntüsü vardı.
"Hep bu mal yüzünden valla. Onunla takıla takıla akıl sağlığımı kaybetmişim" diyen Korayla birlikte tekrardan gülmeye başladılar.
"Senin hiçbir zaman aklın yoktu ki" diye yanıtladı onu aramaya henüz katılan Canberk.
"Hoşgeldin sırık bey" diyen Ayça ile birkaç kıkırdama duyuldu. Derin ve sinirli bir nefes sesi geldi Canberk'ten. Çenesini yastığına dayamış, yatağında yüzüstü uzanıyordu. Bayık gözlerle de ekrana bakıyordu.
"Kanka üzerine bir şey giyeydin, üşütüp bela olma başımıza" diyip güldü Koray. Canberk genelde evinde -hele ki havanın sıcak olduğu zamanlar- tişörtsüz yatardı.
"Canberkin genel hali ya o" dedi Ayça gülerek.
"Şu İpek de nerede kaldı ya. Kız geleceğim dedi gelmedi bir türlü" diyip güldü Ecem.
"Eee Efe? Sende ne var ne yok?" diyip gülümseyen Ayçaya baktı Efe. Tebessüm etti. Hafifçe öksürdükten sonra çekingen bir sesle konuştu.
"Aynı ya, bildiğin gibi" dedi.
"Sizde ne var ne yok?" diye ekledi.
"Bildiğin gibi Efecim" diye yanıtladı onu Ayça.
"Yalnız böyle olmuyor bak. Sen de açsana kameranı Efe bey" dedi Koray.
"Yok sağol ben açmayayım ya. Sevmiyorum, gerçekten." diye cevapladı onu Efe. Bir an kamerasını açma düşüncesi ile panik olmuştu.
"Kanka bizi izlemeye mi geldin sen?" diyip güldü Koray.
"İstemiyorsa zorlayacak halimiz yok ya?" dedi Esra.
"Kanka bunda çekinecek bir şey yok aslında. Herkesin bir sesi, bir görüntüsü var sonuçta. Takma bu kadar." dedi Ecem.
"Yeni geldi zaten gruba, çok gitmeseniz mi üstüne?" dedi Mert. Ayça onu kafasını sallayarak onayladı.
"Her neyseeeee! Her şey bir yana, bir şeyler yapalım ya. Böyle 'zaman' geçecek gibi değil. Haksız mıyım?" dedi Ecem.
"Doğrudur!" diye anında onayladı Mert.
"İyi de, ne yapabiliriz ki? Ne yapalım istiyorsun Ecem hanım?" dedi Esra gülerek.
"Rahat durun ya. Konuşuyoruz işte." dedi Ayça.
"Neden soru cevap yapmıyoruz?" diye bir öneride bulundu Efe.
"Oluuur" dedi Esra.
"Harika fikir! Sırayla soralım. Benim ekranımda sol üstte Ayça var. Sonra Canberk, Efe, Esra-" diyen Ecem'i Ayça böldü.
"Ben ayarlarım onu."
"Olur. Hem biraz vakit öldürürüz" dedi Mert. Canberk'ten yine bıkkın bir nefes sesi geldi.
"Efe. Fikri ortaya atan sensin, sen başla bakalım. Soru soracağın kişiyi seç. O kişi cevapladıktan sonra istediği kişiye soru soracak." dedi Ayça.
"Bokunu çıkarmayın geçen seferkiler gibi." diye boğuk bir ses duyuldu. Canberk yüzünü yastığa gömmüş, bıkkın bir şekilde başlamalarını bekliyordu.
"İnşallah" diye katıldı ona Esra.
"Iıı, pekala." Gözünü karelerde dolaştırdı. Kime, ne sorabilirdi ki? Hiçbirini tam olarak tanımıyordu. Sorduğu sorularla da yanlış anlaşılmak da istemiyordu. Canberk'e mi sorsaydı? Ya da Koray? Belki de Ecem'e sormalıydı önce? Ama ne soracaktı ki?
"Efe?" Diye seslendi Ayça başlaması gerektiğini ima edercesine.
"Esra. Sana soracağım!" Esra bir anlık şaşkınlık yaşadı fakat gülümseyerek ekrana bakmayı sürdürdü.
"Buyur, sor bakalım." Alnındaki saçını diğer tarafa doğru attı. Efenin sorusunu bekledi.
"Dorukla sen.. nasıl tanıştınız?" Sorusunu sorduktan hemen sonra ufak bir rahatsızlık hissetti Efe. Saçma bir şey mi sormuştu? Garip bir soru olmalıydı. Evet evet. Ona ne ki bundan? Ne yapacak ki sanki nasıl tanıştıklarını?
Ecem kendine kahve yapmaya karar vermişti, bu yüzden ekranı hareketliydi. Mert duruşunu bozmamış, arada bir bildirimlere bakıp tekrardan ekrana bakıyordu. Canberk kafasını gömdüğü yastıktan kaldırmamıştı. Bu sebepten dolayı uyuduğunu sanmak muhtemeldi. Ayça da durgun bir şekilde ekrana bakıyordu.
"Aslında öyle çok değişik bir hikayesi yok. Okulda tanıştık." diyip gülümsedi Esra.
"Anlıyorum" diyip gülümsedi Efe. Bu cevaptan pek memnun olmamıştı. Hikayeyi uzunca dinlemek isterdi açıkçası.
"Bir ara anlatırım sana. Şimdi anlatsam soru cevap yapamayız" diye Esranın gülerek eklemesi üzerine, Efe memnun olmuştu. Gülümsemesi de genişlemişti.
"Ayça, sana soruyorum." Ayça ismini duyunca kafasını salladı. Soruyu bekledi.
"Sigaraya ne zaman başladın?"
"4 yıl oluyor neredeyse."
"Gerçekten mi?" diye araya girdi Efe.
"Kanka soru sırası sende değil." diyip güldü Ecem. Mert de onunla beraber güldü.
"Evet."
"Neden bırakmıyorsun peki?" Efe Ayçanın sigara içmesine üzülmüştü içten içe. Zaten tanıştıkları günden beri biliyordu fakat her seferinde ufak şaşkınlıklar yaşamaktan alıkoyamıyordu kendini. Ne için içiyordu ki kendisi için zararlı olan bir şeyi?
"Bir kere başladın mı bırakamıyorsun." diye cevapladı Ayça. Ardından gülümsedi. O sırada Ecem kaşlarını çattı.
"İpek beni aramış. Dur şunu ekleyim aramaya" diyip İpek'i aramaya başladı Ecem. Onun karesi belirdi, altında çalıyor yazısı çıktı.
"Sırık bey-" diye konuşmaya başlayan Ayçayı aramayı cevaplayan İpek böldü.
"İmdat!" diyen İpek ile birlikte hepsi sessizleşti. Ekrana eklenen yeni ama karanlık kareden gelmişti ses.
"İmdat imdat imdaaat!" kısık sesle bağırıyordu. Sanki sesini çıkarmaması gerekiyordu ama panik olduğu için de bağırması gerekiyordu. Herkes bir an dikkat kesildi. Ecem kahvesini masasına yeni bırakmıştı. Henüz oturmamış, duyduğu şeyden dolayı ayakta duruyordu. Bıkkın ve keyifsiz görünen Canberk bile kafasını kaldırıp ekrana baktı.
"İpek? Ne oldu?" diye sordu Ecem.
"İpek? İyi misin?" dedi Esra.
"İpek?" diye seslendi Mert.
"Yardım edin! Lütfen."
"Ne oldu? Neyin var?" dedi Koray.
"Tamam, sakin ol önce." diye sakinleştirmeye çalıştı onu Ayça.
"Olamam olamam olamam!"
"İpek ne oldu?" Ecem çoktan endişelenmeye başlamıştı.
"Biri var! Eve biri girdi!" diye sessizce konuştu İpek. Çok hareketliydi. Arada bir ekrandaki görüntüsü -internet bağlantısının zayıflamasından dolayı olsa gerek- bulanıklaşıyordu. Hatta bazen "tekrar bağlanılıyor" yazısı çıkıyordu. Bu da diğerlerini daha da endişelendiriyordu.
"Biri var! Annem gitti. Tek başımayım. Ne yapacağım bilmiyorum. Yardım edin. N'olur n'olur n'olur!" sesi titremeye başladı. Sessiz olmak için elinden geleni yapıyordu fakat tutamıyordu kendini. Gözleri çoktan dolmuştu. Işığı henüz açmamıştı. Telefonun ekranındaki ışık yüzünü aydınlatıyordu sadece. Elleri titriyordu. Nefes almakta zorlanıyor, ne yapacağını bilmiyordu. Endişeden içi içini kemiren Mert çoktan ayaklanmış, odasının içinde volta atıyordu. Ecem ise donup kalmıştı. Çok derin düşüncelere dalmış olmalıydı ve henüz harekete geçemiyordu. Esra dudağını dişlemeye başlamış ne yapabileceğini düşünüyordu. Ayça da hızlı ama doğru şeyler düşünmeye çalışıyor, olduğu yerde sürekli oturuşunu düzeltiyordu. Koray ve Canberk de endişelenmişti. Efe de Ecem gibi dondu kaldı. Ne demek evinde biri var ve yalnızsın??
"İpek. Sakin ol tamam mı? Derin nefes al, ver. İpek, İpek. Beni dinle. Cevap ver. Duyuyor musun beni? İpek?" dedi Ayça sesine yansıyan endişeyle.
"Ayça bu-" Bir patırtı, hemen ardından gelen karmakarışık sesler ve bir çığlık. İpek'in ekranının donması ve arama ekranından kendisinin olduğu karenin gidişi.
"İpek! İpek!" diyen Ayçanın sonuçsuz çabası. Herkes yerinde şok içinde duruyordu.
"Siktir" diye bir ses duyuldu Canberk'ten.
"Hayır... ... hayır... hayır hayır hayır!" iyice paniklemişti Ecem de.
Ne yapacaklardı şimdi? Eve giren birileri ne yapmıştı? O patırtı neydi? İpek'e ne olmuştu? En son tuvalete girmişti fakat kapıyı kilitlemiş miydi? Peki ya polis? Aramış mıydı? Sürekli yardım isteyen İpek'in annesi neredeydi? Tek başına ne yapacaktı? Tonlarca soru geliyordu akıllara. Fakat çözüm? Ne yapabilirlerdi ki? Ne olacaktı?
***
Selamlarr! Çok uzun bir ara oldu. Üzgünüm. Bölüm hazırdı. Sadece paylaşmadım. Biliyorsunuz, malum deprem oldu, tonlarca şeyler yaşandı.. Paylaşabilecek gibi hissetmiyordum kendimi. Siz anladınız ne demek istediğimi. Bu konuda çok konuşarak geçmişi hatırlamak ve ne kendimi ne de sizi de üzmek istemiyorum. Anlayışınız için şimdiden teşekkür ederim.
Kurgunun çok değiştiğini, elimde bölüm kalmadığını da belirtmek isterim. Bundan sonra bölümler daha yavaş gelecek malesef. Bu konuda üzgünüm :/. Biliyorum, bölümler zaten geç geliyor fakat inanın elimde olan bir şey değil. Ayrıca bir bölümü aynı gün birkaç defa gözden geçirmek ile birkaç gün geçtikten sonra gözden geçirmek gerçekten fark ediyor. Bu sebepten ötürü kalan 3 bölümü paylaşamayacağım. Çünkü paylaşılan konudan bağımsız konular olmuş onlarda. Ufak değişiklikler olay akışını da değiştirdi ve kalan bölümlerin eski kurgu akışına bağlı kaldığını da eklemek isterim. Fakat bazı sahneleri kullanacağımdan emin olabilirsiniz :'). Fikirlerinizi benimle paylaşıp kurgu için sahne veya olay önerilerinde bulunursanız sevinirim :'). Okuyan ve oy veren herkese teşekkür ederim! Kendinize lütfen çok dikkat edin! Seviliyorsunuz ^^.
Bu arada 2 yeni kurguyla uğraşacağım. Umarım onlar da hoşunuza gider. Barış'ın olduğu kitapta bir bölüm bitti fakat nasıl ve nerede kesmem gerektiğinden emin değilim. Bu sebepten ötürü biraz daha uğraşıp düzenlemem lazım ilk bölümü. Sonra paylaşırım ^^. Yine elim düştü yazdım baya! Affedersiniz! Görüşürüüüüüz!!
