İnsanın en kötü alışkanlığı nedir sizce?İçki,sigara kumar yada yalan söylemesi mi? Bu görece bir kavram olarak görülen ama görece olmayan bir olaydır.İnsanın en kötüğü alışkanlığı geçmişi unutmasıdır.Geçmişinde zarar verdiklerini,kendisine zarar verenleri unutur.Ama bir noktada geçmiş ile geleceği bağlayan bu unutma olayıdır.Tabii neyi nekadar unuttuğunuza bağlı…
Kendime gelmemin sebebi kuşların sesimiydi yoksa ıslak olduğumdan dolayı ki titremem mi emin değildim.Yavaşça gözlerimi açtığımda nerede olduğumu bilmiyor olmama rağmen neler olduğunu hatırlıyordum.Başımı sert bir yere çarpıp her şeyi unutmuş olmayı hatta ölmüş olmayı dilerdim.Aslında bomba patlayıp denize düşerken öleceğimden emindim ama biri beni kurtarmıştı.Uzun zamandır yatmaktan olmuş olacak bacaklarım uyuşmuştu.Yavaşça ayağa kalkarak bulunduğum yerin neresi olduğunu incelemeye başladım.Eski sayılabilecek ama oldukça şık bir gemideydim.Üstümde kuşlar geçip güneş ışığı yüzüme vurduğu anlarda tek düşündüğüm ölen kardeşim ve generaldi.Yani öldüklerini görmemiştim ama yaşama ihtimalleri yoktu,zaten benim yüzümden ağır yaralar almışlardı bile.Bunun yanlış olduğu hissi kapladı içimi. “Böyle olmamalıydı” dedim. “Hepsi senin suçun mal kafa” ne umuyordum ki, hiçbirimizin zarar görmeden oradan kurtulabileceğini mi?Aksine değer verdiğim iki kişi ölmüş,zarar vermek istediğim kişi ise kaçmıştı.Ben ise yaşamaya değmememe rağmen yüzümdeki yaralardan başka hiçbir şeyim olmayarak öylece dikiliyordum.Bir anda geminin kenarları takıldı gözüme.Yaşamak için bir nedeni kalmamış olan ben trabzanların öte tarağına gidip karanlık suya atlayacağım şurada bir ses duydum:”Bakıyorum yeni uyanmışsın ama gemiden atlamakta yavaş davranmıyorsun” Başımı geriye çevirdiğimde onu gördüm; Balo da gördüğüm korsan Adrian.Karışık saçlarının arasındaki mavilikler güneş ışığında parlarken yüzünde salak bir sırıtış ile bana bakıyordu.Gülümsemesi bana Boris’i hatırlattığından sinirle kaşlarımı çattım.”O salak gülüşü yeterince gördüm zaten” dedikten sonra atlayacakken “Gerçekten krallığını bu halde mi bırakacaksın?” Diye sordu “Ne halde olduklarını bilmiyorum bile”
“Ah sana söyleyeyim,baloya gitmek için altı ay beklediğin sürede kız kardeşin Nymph’ın aldığı akıllıca kararlar yüzünden krallığınız saldırıya uğradı.Gerçi kardeşin krallığa geri dönüp herkesi gönderdi ama krallığının yıkılmasına engel olamadı”Nedense çok şaşırmamıştım.Nymph benden daha iyi olduğunu düşünüyordu ama o da krallığın yıkılmasına sebep olmuştu.Üstelik bizim krallığımızın.Ama artık umrumda değildi.Kendimi Nymph ile bile kıyaslayacak durumda değildim.Sonuçta iki kardeşini birden öldüren bendim. Yavaşça soluk alarak atlamadan önceki son cümlemi söyledim “Geride koruyacak bir krallık kalmamış zaten,zira ben varken de başına gelmeyen kalmıyordu.” Genede ölmeden önce laf sokmadan duramadım “Ayrıca o nur yüzünü bir daha görmeyeceğim için seviniyorum.Görüşmemek üzere”Bir bacağımı daha indirince artık geminin dış kısmında çok ince bir kısımda duruyordum.Ben atlamasam zaten birazdan kırılacak olan yerden son nefesimi alarak atladım.İki saniye sonra buz gibi sulara düşmüştüm bile.Ölümüm kesin olsun diye ciğerlerime koca bir nefes tuzlu su çektim.İçten içe boğulurken birden suyun üzerime yaptığı ağırlığın kalktığını hissettim.Suyun yoğunluğundan dolayı kafamı zar zor sağa sola çevirebiliyor olsam bile etrafıma baktım.Balon gibi bir kesenin içinde su yüzeyine doğru ilerliyordum.Sonunda su yüzeyine çıkıp içinde bulunduğum balon patladığında sert denilebilecek şekilde gemi zeminine çarptım.Yerde yatıyor olmama rağmen hemen önümdeki ayakları görüyordum.Ölürken bile rahat vermeyen şu korsan çok olmaya başlamıştı.”Ne halt ettiğini sanıyorsun sen!” Öyle bir bağırmıştım ki bu kadar yüksek bir sesi nasıl çıkardığımı ben bile bilmiyordum.Ama adrian salakça sırıtmaya devam ediyordu “Hiç” dedi “Sanırım yalnız olmayı sevmiyorum”O kadar sinirliydim ki az sonra öldürdüğüm kişiler arasında bir yenisi olacaktı.”Bak” dedim sinirle “Kız kardeşim ve ülkemizin generali öldü,krallığımız yıkıldı ve insanlarımız perişan halde,sevdiğim kişi hain çıktı ve ben onu öldüremeden kaçtı ayrıca Nymph nerede bilmiyorum bile.Sence ölmek için yeterli sebepler değil mi?Lütfen sadece bırak son onlarım huzurlu geçsin bari” Ağlamamak için zor durduğumdan hızlıca bitirmiştim sözlerimi.Daha yeni tanıdığım birinin önünde ağlamak istemiyordum.Arkamı dönecektim ama gözlerinde ki bakış beni durdurdu.Sanki çok uzun zamandır tanıdığı biri ölecekmiş gibi bakıyordu.Neden duraksadığımı bile bilmiyordum ama öylece arkamı dönemedim.Boris’den sonra bir daha böyle bir şey hissedebileceğimi zannetmemiştim.Çok uzun zamandır tanıdığım biri gibi…“Ne oldu vaz mı geçtin” bir anda gözlerindeki o ifadeden kurtulmuş alaylı haline geçmişti.Çenesi ile arkamda duran dipsiz denizi işaret ediyordu.Olanlardan sonra yaşamamam gerektiği hatta bunu hak etmediğimi düşünüyordum.Aynı zamanda daha iki dakika önce tanımış olmama rağmen alaycı tavrı rahatsız ediciydi.Ama arkamı dönemedim.Bu halimden rahatsız olsamda soru işaretleri içinde sordum “Atlayayım mı?”
“Atlama” dedi tek seferde.Hiç düşünmemişti bile.Gözlerinin derin bakışı yerine gelir gibi olduysada anında kayboldu “Yani” dedi “Sen bilirsin beni ilgilendirmez” Arkamı döneceğim sırada panikle “Ama” dedi “Atlamamaya karar verirsen burada kalabilirsin senin için kıyafet ve yemek getiririm.O elbise ile oturmayı düşünmezsin sanırım”Sona doğru alaycı sesi geri geldiğinde hala baloda ki elbise ile durduğumu ancak fark etmiştim.Üstelik iki defa ıslandığımdan elbiseden sular damlıyordu.Ellerimle kollarımı sıvazlarken kendimden beklemediğim bir şekilde “Tamam” dedim.Dedikten sonra pişman olmuştum ancak Adrian memnun görünüyordu.Kocaman sırıtarak “Ozaman ben kraliçemize kıyafet getireyim umarım gömlek giymekten rahatsız olmazsınız” demişti.Cümlerinin sonunda doğru çoktan gemiden içeri girmişti bile.Dışarısı Adrian’ın gidişi ile sessizleşmişti ama beynimin içinde binbir ses dönüyordu.Vicdanım rahat değildi krallığını bile koruyamayan bir kraliçenin yaşamasına gerek olmadığını düşünüyordum.Üstelik ben ölen kişilerden daha değerli değildim.Ne hissedeceğimi yaşayıp yaşamamak istediğimi bile bilmiyordum.Elbisemi altıma alarak yavaşça yere oturdum.Başımı gökyüzüne kaldırdığımda yavaş yavaş geçen bulutları gördüm.Bulut olmak isteyebileceğimi düşündüm:aşağıda bir sürü insan kendi derdinde sıkıntısında iken,onlar kötü bir şey yaşadıklarında dünya durmuş gibi hissetmelerine rağmen bulutlar masmavi gökyüzünde salınarak biryerlere gitmeye devam ediyorlardı.”Buradan bulutlar çok güzel görünür” Adrian’ın geldiğini duymamıştım bile.Suratında düşünceli bir ifade görsem bile anında silindi.”Al” diyerek elinde tuttuğu kıyafetleri uzattı. “Çok bir şey değil ama idare edersin” Elimi güçlükle kaldırarak kıyafetleri aldım.Kalkamayacak kadar yorgun hissediyordum. Başımı hafifçe önüme eğip kalkacak gücü kendimde ararken saçlarımın arasından uzattığı elini gördüm.Başımı kaldırıp gözlerinin içine baktığında ilk defa o derinlik değişmedi.Uzun uzun sanki ruhumu görür gibi bakıyordu gözlerimin içine.Kendimi tutamayarak mırıldandım “İlk tanıştığımızda ki gibi” Çok kısık sesle söylemiş olmama rağmen duymuştu bile.Hafifçe gülümsedi ama yanıt vermedi.Daha fazla bekletmemek için elini tuttum ve ayağa kalktım.Bir süre sessiz kaldıktan sonra “Aşağıya inince hemen sağında bir oda göreceksin orada giyinebilirsin ben burada bekliyorum” demişti. Başımı yavaşça aşağı yukarı salladıktan sonra hızlı denebilecek şekilde aşağının yolunu tuttum.Ahşap merdivenlerden aşağı indiğimde sağımda ki ahşap kapıyı yavaşça açtım.Kapıyı arkamdan kapattıktan sonra ister istemez odayı incelemeye başladım.Tam karşımda bordo perdeler vardı.Yavaşça perdelerin bulunduğu yere gidip onları kenara çektiğimde beni masmavi bir denizi gösteren tatlı yuvarlak bir cam karşıladı.Perdeleri muhtemelen ben giyiniceğim için kapatmıştı.Bu konunun üstünde fazla durmak istemeyerek sol tarafımdaki koyu kahverengi ahşap ve cilalı çalışma masasına ilerledim.Masanın rengi beni kendisine çekmişti ancak masanın üstündeki kâğıtlardan masanın rengi görünmüyordu bile.Imsizce kâğıtlara göz atarken mırıldandım “Ayın elçisi,ay ile bağlılık,aya özlem duyma… sanırım ayı çok seviyor” Giyinmek için arkamı döneceğim sırada ise beni rahatsız eden bir şey dikkatımı çekti.Kalın siyah punto ile yazılan yazı yüksek ses ile okudum; “Ayın elçisi : Nesshilium” Neydi bu içimde hissettiğim kıskançlık?Hemse hiç tanımadığım birine karşı? Bu histen emin olamayarak be rahatsız bir şekilde elime tutuşturduğu beyaz gömlek ve yeşil pantolonu üstüme geçirdim.İşim bittiğinde yavaş yavaş güvertenin yolunu tuttum.Ama güverteye geldiğimde onu ne halde bulacağımı bilmiyor olsam dahi bu halde olmasını beklemiyordum.Açık kahverengi eski tahtaları olan güvertenin üzerinde bir sağa bir sola doğru yürürken paniğini gizlemiyordu.İçimden saçma da olsa bir fikir geçti;benim için endişeleniyor…Fakat sonra bu düşünce daha da saçma gelmeye başladı,sonuçta bu daha sadece ikinci karşılaşmamızdı.Oysaki içimdeki ses beni zorluyordu “Seni sadece ikinci defa gören biri için oldukça derin bakıyor” Sinirimi bozsa bile içimdeki sese katılmadan edemedim.Hem bende öyle hissediyordum yani daha önceden tanışmışız gibi. Ama bu öylece bir karşılaşma gibi hissettirmiyordu.Daha derin bir şeyler vardı.Gerçekten ne düşüneceğimi bilmez haldeydim.Kafamı düşüncelerden kurtulabilecekmişim gibi iki yana salladım ve zorlanarak sağ olsa Adrian’a doğru yürüdüm.Bir ceylan kadar yavaş bastığım için tahtalar gıcırdamamıştı ama daha ilk adımımda geldiğimi hissetmiş olacak ki hızla bana dönmüştü.Mavi gözlerini üzerimde hissettiğimde gerilmiştim.Ben gerginliğimi azaltmak için parmaklarımla oynarken onun yüzündeki rahatlama aramızdaki mesafeye rağmen görünüyordu.İkimizde bir süre ne diyeceğimizi bilmeden öylece durduktan sonra nihayet yanıma yaklaşarak sessizliği bozmuştu. Yüzündeki rahatlamanın silinmesine izin vermeden ama sıkkın bir şekilde “Uzun süre gelmeyince endişelendim” dedi. “Yani başına bir şey gelebilmiş olduğunu yada ben yokken kendine bir şey yaptığını sandım sanırım” muhtemelen onu ilk gördüğümden beri alaylı olmayışını açıklamaya çalışıyordu.Aramızda mesafe olmasını istediğimden kaşlarımı çatarak “Neden benim için endişelendin ki” dedim. “Sonuçta çok yakın iki kişi değiliz,bu beni yalnızca ikinci görüşün”
Bir süre ne diyeceğini bilemediğinden alaycı tavrına geri dönmüştü “Ben insanlar için endişelenirim tatlı kız,seninle bir alakası yok yani kıskanma” Sanki çok masum gibi bir tavır takınıp alayla konuşması beni sinir ediyordu.Böyle bir soruyu onun gibi birine sorduğum için kendime lanet ederek az önce atlamaya çalıştığım ve hatta bir kere atladığım kısma gelip yere çöktüm.Oturduğum için boyun kısalmıştı bu nedenle sırtımı eski tahtalara yaslayabildim.Başımı kaldırıp geçen bulutları izlerken yüzüme vuran tatlı esinti beni biraz daha iyi hissettiriyordu.Daha rahat edebilmek için bağdaş kurdum ve sırtımı biraz daha eski tahtalara yasladım.Arkamı bir şeye yaslayabilme hissi iyi gelmişti,bunlar eski tahtalar olsa bile.Yüzüm hala bulutlarda iken derin bir nefes aldım.Düşünmem gereken okadar şey vardı ki…Üstelik bir tanesi bile hayırlı bir şey değildi.Genede o onda rüzgarın ve bulutların tadını çıkarmayı seçip bütün düşünmem gereken şeyleri bir kez daha geride bıraktım.Gözlerimi kapatacağım sırada önüme konulan tabağı fark ettim.İçinde duran iki sandviç fazlası ile davetkardı ancak bir evsiz gibi resmen beslendiğimi düşündüğümden tabağa dokunmadım.Ben tabağa baktığım sırada Adrian sağıma benim gibi oturacak şekilde yerleşmişti.Bunu neden yaptığını soracaktım ama ilk defa onu bu kadar yakından görmemim etkisi ile yüzünü incelemeye başladım.Kar beyazı dağınık saçlarının arasında buz mavisi olan kısımlar karışmıştı.Aynı renkteki buz mavisi gözleri şuan bulutları inceliyordu.Gözlerinin hafif çekikliği bakışlarını bir tilkinin bakışlarına çeviriyordu.Sivri çenesindeki dudakları ise sıklıkla alaycılıkla yukarıya kıvrılmaktan ağız kenarında belli beliraiz çizgilere neden olmuştu ama asla yaşlılık çizgileri gibi durmuyordu.Bilakis onu daha yakışıklı gösteriyordu.Üzerinde benim giydiğim aynısı gömlek ve pantolon olduğunu görünce biraz rahatsız olmuştum.Bakışlarım tekrar gözlerine kaydı.Bu derin buz mavisi gözleri daha önce gördüğümü hissediyordum ama buna dair hiç hatıram yoktu.Ben hala yüzünü incelerken alayla “Ne kadar yakışıklı olduğumu fark etmek için mi inceliyorsun beni” dedi.Gözleri bulutlarda olduğu için ona baktığımı görmediğini sanıyordum ama benimle tanıştığından beri tek bir hareketimi bile kaçırmıyordu.Birden konuşması beni telaşlandırsada cevap vermedim.Bir süre önüme bakmaya devam ettim ama bu seferde onun gözlerini üzerimde hissetmiştim.Uzun zamandır konuşmadığım için konuşmak şuan pek iyi hissettirmiyordu ama güçlükle de olsa konuştum “Neye bakıyorsun” düşündüğüm şey ise bundan hiç hoşlanmayacaktım. Tek seferde “Gözlerine” dedi.Ve bu düşündüğüm şeydi. Sinirimin tepeme çıktığını hissederken daha fazla bakmaması için başımı çevirdim. “Bakma” demiştim ama sesimin kızgın çıkmasını isterken kırgın çıktığını fark etmem keşke konuşmasaydım dememe neden oldu.Başımı çevirdiğim yönden gemiyi incelemeye başladım.Dümen oturduğumuz yerin bir kat üstünde bulunuyordu.Genel olarak eski açık renk kahverengi tahtalara sahip olan gemi,dümenin olduğu kısmında siyah altın sarı renklerini taşıyordu trabzanlarında. Geminin bir bayrağı olmaması ise beni şaşırtmıştı.Tabiiki etrafı inceleme takıntıma kendimi kaptırıp başımı onun olduğu tarafa çevirdim.Dahada kötüsü buz mavisi gözleri anında gözlerimi yakaladı bu nedenle hiçbir şey yokmuş gibi davranıp omzunun üstünden bakma fikrim suya düşmüştü.Direkt olarak gözlerimin içine bakıyordu işin kötüsü başımı çeviremiyordum ve bede onun gözlerinin içine bakmaktan kendimi alamıyordum. “Çok güzel” sakince mırıldandığında ilginçdir ki gözlerime bakmasından okadar da rahatsız olmadığımı fark etmiştim.Bu sayede ise aslında şimdiye kadar kendime bile yalan söylediğim bir gerçekle yüzleştim; bu zamana kadar ilk defa birinin gözlerimin içine bakmasından sadece laf olsun diye değil gerçekten hoşlanmıştım.Boris bile bana bunu hissettirememişti.Garip hissediyordum evet ama kesinlikle rahatsız değildim.Aksine şaşırtıcı bir şekilde gözümün her zerresini görsün,her kısmında nasıl acılar çektiğimi duysun istiyordum.Bu his bana garip hissettirdiğinden yavaşça başımı önüme eğdim.Sessizlik ikimizide çevrelerken birbirimize birşeyler sormak için ne kadar yanıp tutuştuğumuzu hissedebiliyordum.Kendime şaşırarak ilk adımı attım ve konuştum “Balodan önce tanıştık mı?” Sözlerimin arkasından aniden yüzüne oturan acı gülümseme hemen silinsede yüreğime düşen ateş kolay geçecek gibi değildi.Demek tanışıyorduk ama bunu gizliyordu.Ben bu konunun üstüne daha fazla düşünemeden derin bir nefes aldı ve konuşmaya başladı “Bak sanırım ikimizde birbirimiz hakkında daha fazla şey öğrenmek istiyoruz.O halde sırası ile birbirimize sorular soralım.Ne dersin?” Böyle birşey sorduğu için mutlu olarak “Bana uyar” dedim. “Peki sen ilk sorunu sordun şimdi sıra bende.” Bir süre düşündü.Belliki beni incitecek bir şey söylemek istemiyordu.Yeterince iyi bir şey bulamamış olacak ki “Boşver” dedi “Sen sor” Başımla onayladıktan sonra soruyu sormam uzun sürmemişti “Nesshilium kim?” Soruyu sormam ile birlikte yüzündeki memnun ifade yerini sıkıntıya bırakmıştı.O ben üzülmeyeyim diye soru seçememişti ama ben muhtemelen en sorulmayacak şeyi tekte sormayı başarmıştım. “Eski sevgilim diyebiliriz” Şimdi ise üzülme sırası bana geçmişti.Neden canımı sıktığını bile bilmiyordum bu kelimenin ama bozulmuştum.Çok üstünde durmayarak “Üzgünüm” dedim “Yanlış bir şey sormak istememiştim” “Önemli değil” bunu söylerken samimi olduğunu hissetmek iyi gelmişti. Sıranın onda olduğunu göstermek amaçlı elimi ona doğru uzattım.Ancak hiç istemeyeceğim ve kesinlikle aşırı ilginç bir biçimde yanlışlıkla elimi yere geri koyarken onun elinin üzerine koydum.Gözlerinin bana çevrildiğini hissettim ancak benim gözlerim aptal elimdeydi.Utançtan ve şaşkınlıktan kan beynime sıçramadan önce elimi çekiyordum ki diğer eli ile buna engel oldu.Elimi geri çekmeme izin vermeyeceğini anladığımda hiçbir şey olmamış gibi “Evet” dedim “Sor bakalım sorunu” bu sefer hiç düşünmeden cevap vermişti “Gözlerin nasıl böyle oldu”
“Belki doğuştan böyleydi nereden biliyorsun”
“Değildi” İşte onu yakalamıştım.Evet gözlerimin rengi daha önceden öyle değildi ama bunu bilmesi için benimle daha önce tanışmış olması gerekirdi.Demek ki gerçekten tanışıyorduk.Yakalandığını anladığını biliyordum ama bu konunun üstüne fazla gitmedim çünkü daha sonra detaylı ilgilenmeye karar vermiştim “Zehirlendim” dedim tek seferde.Artık bunu söylemek okadar zor gelmiyordu.Hatırlanınca yüreği sızlatan eski anılardan biriydi artık sadece.Elim elinin üzerinde olduğundan gerildiğini hissetmiştim ancak o gayet normal bir tavır ile “Rengi yakışmış” dedi.Garipti çünkü sözleri Boris’in dediklerine benziyordu ancak beni üzmemişti. “Ay ile çok ilgilisin sanırım” üzerimdeki düşünceleri atmak için aralıksız konuşmaya karar vermiştim ve bu kararıma uyacak o gibi görünüyordu. “Pek sayılmaz biri için araştırma yapıyorum”
“Değildi” İşte onu yakalamıştım.Evet gözlerimin rengi daha önceden öyle değildi ama bunu bilmesi için benimle daha önce tanışmış olması gerekirdi.Demek ki gerçekten tanışıyorduk.Yakalandığını anladığını biliyordum ama bu konunun üstüne fazla gitmedim çünkü daha sonra detaylı ilgilenmeye karar vermiştim “Zehirlendim” dedim tek seferde.Artık bunu söylemek okadar zor gelmiyordu.Hatırlanınca yüreği sızlatan eski anılardan biriydi artık sadece.Elim elinin üzerinde olduğundan gerildiğini hissetmiştim ancak o gayet normal bir tavır ile “Rengi yakışmış” dedi.Garipti çünkü sözleri Boris’in dediklerine benziyordu ancak beni üzmemişti. “Ay ile çok ilgilisin sanırım” üzerimdeki düşünceleri atmak için aralıksız konuşmaya karar vermiştim ve bu kararıma uyacak o gibi görünüyordu. “Pek sayılmaz biri için araştırma yapıyorum”
“Eski sevgilin mi?”
“Kıskandın mı”
“Ne alakası var” tamam çok alakası vardı ve kıskanıyordum ama neden olduğunu bilmediğim için kabul etmiyordum.Aslında bilsem bile kabul etmezdim,gururum benim için fazlasıyla önemliydi.Sıkıntı ile ofladım.
“Ne oldu” sorusu üzerine ilk defa kendi isteğimle gözlerinin içine baktım.Ona gerçekten okadar yakın hissediyordum ki çekinmeden konuşmaya başladım “Bak seni yeni tanıyorum ama daha önceden tanıştığımıza eminim,balodan bile önce.Ve sana bir sürü şey anlatmak istiyorum ama sonra sende bana ihanet eder misin kestiremiyorum”
Sahte bir ifade ile yüzünü buruşturdu. “Alındım ama” saatler üstüne ilk defa kıkırdadım. Ve anlatmaya başladığım:Boris’i,Kardeşlerimi,buraya gelince yaşadıklarımı…Her şeyi anlattım.Hala yaşamaya ve konuşmaya hakkım olmadığını düşünen tarafım yavaş yavaş sönerken bundan dolayı da suçlu hissettim.Sonunda her şeyi anlatıp bitirdiğimde ilk dediği şey “Ne kadar konuşkanmışsın aslında” oldu.Alayına bozulduğum ve ayaklarım uyuştuğu için ayağa kalkarken kolumu tutmuştu ama tam o anda dağlar yarılsa anca o zaman o kadar yüksek sesli olabilecek olan bir gürültü duyduk.Biz daha ne olduğunu anlamadan görüş açımıza o girmişti bile.Devasa büyüklükteki yeşil bir ejderha gemimizin üzerinden geçiyordu.Büyüklüğü muhtemelen rarutaların yirmi katı falandı. Kendimi tutamadığım için ağzımdan bir hayret nidası çıkmıştı.Ejderha,üstümüzden geçecek diye beklerken bir anda neredeyse gemiye değecek kadar alçaldı.Tek kanadını iyice uzatarak gemiye doğru tuttu ve diğer kanadını çırparak öylece durmaya devam etti.Yaklaşık iki saniye sonra ise kanadından aşağı kayarak biri indi.Daha güverteye inmeden anladım kim olduğunu.Nymph zemine düştüğünde gayet normal bir halde “Nabersiniz” dedi.Sanki üstündeki ejderhadan inmemiş gibi davranması fazla alçak gönüllü olmasından mıydı yoksa çok kibirli olmasından mı bilmiyordum ama onu görmek pek hoşuma gitmemişti.Adrian ona olan biteni anlattığımdan Nymhp’ın tanıyordu.Tek yaptığı kulağıma eğilip “Bir şey olursa seslen” demek oldu.Yanlız kalmak istediğimi daha ben söylemeden anlamıştı.Nereye gittiğine bakmadan Nymph’ın ile konuşmaya başladım “Afilli girişler yapmayı öğrenmişsin ama ülkeni korumayı öğrenememişsin bakıyorum” Her zamanki suikastçı kıyafetleri ile bağdaş kurmuş otururken altın rengi gözlerini bana dikti ve “Konuya sert gireceğiz yani” dedi. “Neler olduğunu anlat” Derin bir nefes alarak anlatmaya başladı.Bunları anlatmanın ona kötü geldiğini görüyordum ama o alaya vuruyordu.Sonuç olarak krallığın yıkılmasının gerçekten de az da olsa onun da suçu olduğunu öğrenmiştim.Ayrıca yolda bulduğu kişi kayıptı (yolda birini buldum diye bahsettiğinden kim olduğunu detaylı bilmiyordum). İçimdeki öfke okadar büyüktü ki az sonra yıldırım falan düşebilirdi. “Küçük bir Velet gibi davranmanın sonucunda neler oldu görüyor musun”
“En azından ben senin gibi diğer iki kız kardeşimi öldürmedim” Sözleri sabrımı zorluyordu. Bunu fark ettiği için üstüme gitti “Kendini kandırma ölenler için üzüldüğün falan yok.Her şeyi fazlasıyla unutmuş ve atlatmış görünüyorsun.Uğruna kardeşinin ölmesine neden olan Boris’in yerini bile doldurmuşsun.” Tokadım yüzü ile buluştuktan sonra birkaç saniye hiçbir şey demedi.Sonrasında ise deli gibi kahkaha atmaya başladı. “Demek bundan bahsediyorlardı” hala kıkırdarken birden yüz ifadesi değişti “Artık senin tarafında değilim.Dikkatli ol çünkü bu sefer zümrüt ejderha seni avlamaya geliyor” Hızlı bir el hareketi ile ıslık çalınca ejderha kanadı onun için eğildi ve saniyeler içinde ejderha ile gözden kayboldu. Sindirimde kendi kendime söyledim “Krallığı korumak yerine afilli laflar ve kehanetleri öğrenmişsin sadece” Biraz denizi seyredip sakinleştikten sonra Adrian’a bakındım.Ne varki zaten hemen arkamdaydı. Yaptığımız konuşmayı duymuş olmalıydı ama umrumda değildi.Kafamda bir plan dönüyordu ve mümkün olan en kısa sürede gerçekleşmesi gerekiyordu.Aptal Nymph tek düşünenin kendisi olduğunu sanmıştı ama ben planımı çoktan yapmıştım sadece gücümü geri toplamayı beklemiştim. Adrian’ın gözlerinin içine bakarak “ Beni şelalelere götür lütfen orada bulmam gereken bir şey var” dedim O ise hafifçe gülümseyip “Zaten oraya gidiyoruz” dedi. Nasıl anladığını yada neden orayı seçtiğini sorgulamak yerine önüme dönüp düşünmeye başladım.Ölenleri hiçbir zaman unutmamıştım sadece plan yapana kadar o olaylar olmamış gibi davranmıştım.Artık geçmiş ve gelecek ile dengeli yaşamam gerekiyordu.
Geçmiş ile geleceğin bağlantısı insanın iradesidir aslında.Bir insan ancak geçmişi ayağına dolanacak bir hale gelmeden ama unutmadan kontrol edebilirse geleceğini şekillendirebilir.Yoksa bir kukladan farksız olur.
Planım hazırdı, ve artık ben bu oyunun kuklası değil yöneticisi olacaktım.










