Hayatta yanlış yapmamanız gereken kişiler vardır.Tek hareketiniz ile sizi bir anda siler, yaptığınız hatanın cezasını ağır ödetirler.Acımasız gözükse bile bunu yapmalarının sebebi geçmişteki acılardır.Yinede böyle birine yanlış yaptığınızda onun için üzülecek vaktiniz olmaz.Çünkü kendiniz için üzülmeniz gerekecektir...
Ellerimdeki hançerleri döndürürken tek aklımda olan Vere'nin durumuydu.Kendimi dövüşe hazırlamak için hafifçe başımı sağa sola salladım.Sonuçta ne kadar iyi olursam olayım karşımda ki kraldı ve daha önce onunla dövüşüp sağ çıkmış biri tanınmıyordu.Aklımdan düşünceleri atıp ilk olarak saldırdım.Hançerlerimi mesafeyi koruyarak ileri fırlattım.İkisinden de usta bir hamle ile kaçan kral, sırıtarak kılıcını çıkardı.Kendi kendime mırldandım;"Sadece iki hançerimin olduğunu biliyor tabii şerefsiz"Dediklerimi duymuş olacak ki yüzündeki sırtlan sırıtışını silmeden cevap verdi "Bana bir şey dediniz sanırım zümrüt ejderha?" Adeta dalga geçiyordu ve bu sinirimi inanılmaz bozuyordu.Aklım hâlâ Vere'nin halindeyken bir de bu başımda gevşek gevşek konuşunca boğazına atladım geliyordu.Derin bir nefes aldım,sinirle hareket edersem sonum mezarlık olacaktı.Mecbur ellerimle dövüşeceğimi anlayıp gardımı aldım.Yumruklarımın arkasından konuştum"Çok konuşmada dövüş bakalım kral efendi"Lafımı daha yeni bitirmiştim ki sağ kolumda bir acı hissettim.Koluma bakmaya gerek duymadım.Hızı ile tanınan bir kral için normal bir şeydi bu.Benim amacım ise yalnızca biraz ağırdan alıp dövüş tarzını öğrenmekti.Böylece her bana indirdiği darbelerden memnun olup gevşeyecek hemde yorulacaktı.Ben ise gösterimi en sonda izletecektim ona. İleri atıldım ve acemice bir yumruk salladım.Tabiiki isabet edememişti yumruğum.Üstelik mesafeyi koruyamayıp fazla yaklaştığımdan yüzümden yaralanmıştım.Ama acı veya kan değildi umrumda olan sinirlendiğim tek şey hiç açık vermeden ustaca kılıç kullanmasıydı. Yaklaştığım anda yüzümde bir kesik daha açılıyor uzaklaşınca ise kollarım kesiliyordu.Ne kadar süre böyle devam ettiğimizi bilmiyordum ama Vere'nin ufak sızlamaları yok olmuştu.Ölmüş olduğundan inanılmaz şüpheleniyordum. Kral ise yalnızca sırıtarak beni izliyordu.Huzursuzluğumu anlamış olacak ki ağzını yaya yaya konuştu "Ne o çok mu üzüldün arkadaşın için?İstersen biz tedavi ettirelim ne dersin?" Sözleri sinirimi tepeme çıkarmıştı.O kadar sinirlenmiştim ki hiçbir şey söylemeden yalnızca öne atıldım.Yumruğum bu sefer karnına isabet etmişti ancak kolum gene kesilmişti.Ancak geri çekildiğimde bu sefer sırıtan bendim çünkü zayıf noktasını sonunda bulmuştum.Sol elinin bileği o kadar burkulmuş olmalıydı ki kılıcı çeviremiyordu bile.Şimdiye kadar ustalıkla gizlediği eksiğini anladığımı fark ettiğinde birden yüzü düştü ve agresifleşti. Bu sefer alay etme sırası bendeydi "Noldu sinirlendin mi zayıflığını fark ettiğim için?" Zayıflık kelimesini okadar bastırarak söylemiştim ki bu sefer bana gelen o oldu.Kılıcı ile bana atıldığında çevik bir hamle ile burkuk bileğine yumruk geçirdim.Acıdan kılıcını düşüren kral bir kez daha saldırmaya kalkınca bacağına tekme atıp hızla arkasına geçtim.Şimdi ise burkuk elini ters bir şekilde tutuyordum.İstesem tek hamle ile kıracağımı bildiğinden sesi çıkmıyordu ama acıdan ölüyor olduğunu hissediyordum.Ama bende acıma yoktu.Çünkü emindim ki aynı olay Vere'nin başına gelse bir dakika düşünmez kırardı kolunu. Bu yüzden tek dediğim şu oldu "Sanırım buraya kadar kral" tek hamle ile kolu ters çevirerek kırdım.Acı ile böğüren kralı yere düşmesi için serbest bıraktıktan sonra acele ile Vere'ye koştum.Hemen acısı olmayacak şekilde ata bindirdim ve Nomi ile gönderdim.Onlar hızla atla uzaklaşırken bende rahat bir nefes alarak nefretle bana bakan krala döndüm."Normalde zaten kimseye pek üzülmem ama seni gördükçe dahada insanlardan soğuyasım geliyor,şu bakışa bak insan bir yardım et der bâri" Acı içinde sırıttı "Desem edeceksin sanki"
"Sen et düşünürüz"
Sıkıntı ve bıkkınlık ile konuştu
"Yardım et"
Eğilerek gülümsedim "Geber Thanatos" sinir dolu kükremeleri görmezden gelerek kapşonumu başıma geçirdim ve ormanın içine daldım.
Ne kadar zaman geçtiğini bilmez bir şekilde ormanın içinde yürüyordum.Aklım Vere deydi fakat beynim taşları bulmamı söylüyordu.İkisinden birine karar veremediğim için ormanda aylak aylak dolaşıyordum.Sıkıntılı bir nefes vererek olduğum yerde durdum."Böyle olmayacak" dedim "Geri döneyim,taşlar Vereden daha önemli değil." Dönüş yoluna geçmek için arkamı döndüğümde karşımda Vere'yi gördüm.Şaşkınlıktan beynim durmuş gibiydi.Konuşmakta zorlanarak sordum "Vere senin burda ne işin var buraya nasıl geldin?" Vurulduğu omzu hafif aşağıya doğru çökmüştü."Acıyor olmalı" diye düşündüm.O ise ortada gayet normal bir durum varmış gibi konuşmuştu "Nomi yaramı sardı,sonrasında yorgun olduğu için uykuya daldı.O uyurken bende gizlice geldim,sizi yanlız bırakmak benim görevlerim arasında yok" Cümlesinin sonunda saygıyla eğildi.Kafam karışık bir şekilde "Kalk" dedim.Bir anda düşünmem gereken okadar çok şey olmuştu ki beynim karman çormandı ve boğazım sıkılıyor gibi hissediyordum.Derin bir nefes aldım ve beynimi ilk kurcalayan soruyu sordum "Nomi uykuya daldı demiştin değil mi?"
"Evet efendim"
"Nomi uyumaz ki nasıl oldu bu?" İster istemez kaşlarım çatılmıştı.Gerçekten de Nomi hiç uyumazdı. Bir kaç gece üst üste onu geç saatlere kadar otururken görüp sormuştum.Bunun bir hastalık olduğunu ve hiç uyuyamadığını söylemişti.Bunun için üzgün olduğumu söylediğimde ise gevşekçe sırıtarak "Uyuyor olsam sizi koruyamazdım efendim" demişti.İçimde kötü bir his vardı.Vere'nin yalan söylemiş olması canımı sıkmıştı ama içimi huzursuz eden şey sadece bu değildi.İçimden bir ses "Yanındakine dikkat et" diyordu.Karşımda hâlâ sessiz kalan Vereye döndüm "Cevap ver" dedim"Ne oldu da uyudu?" Sesim yükselmişti bile. O ise çekingen bir tavırla konuştu "Efendim aslında size hasta olduğunu söylemiş olduğunu biliyorum ancak bana böyle bir hastalığı olmadığını sadece sizi korumak için oturduğunu söylemişti.Ayrıca kendisi siz birden soru sorunca kafasının karıştığını bu nedenle doğuştan olduğunu söylediğini söylemişti ki bunun için çok pişmandı.Size gerçeği söylemek için zaman kolluyordu."Tek bir tepki bile veremeden şok içinde dinlemiştim.Vere ve Nomi dürüstlüğüne güvendiğim tek kişilerdi ve birinin böyle salakça bir yalan söylemesi beni hem kızdırmış hemde kırmıştı. "Genede" dedim kesikçe "Genede söyleyebilirdi,buna kızmadım ki" Belkide aylar sonra gözlerimin dolduğunu hissettim,kalbim kırılmıştı.Yukarı doğru bakarak göz yaşlarımı geçirmeye çalıştım."Tamam" dedim."Onuda anlayabiliyorum.O hâlde sende git benim daha işim var sende hastasın,dinlenmelisin" Kesin bir ifade ile bana bakarak başını salladı "Olmaz,ben zaten iyiyim,size taşları bulmanız da yardımcı olmak istiyorum" Bezgin bir ifade ile başımı salladım.Birden bütün gücüm çekilmiş gibi hissediyordum.Yavaş hareketler ile haritayı çıkarıp şelalenin solunda kalan denize paralel "kıyı" olarak anılan noktaya baktım.İçimden bir ses daha yolumuzun olduğunu söylüyordu.Bu nedenle yavaş adımlarla tekrar yola koyuldum.
***
Sabahın ilk ışıkları ile yürürken denizin esintisi yüzümüze vuruyordu.Bütün gece yol almamıza karşı anca gelebilmiştik.Etrafı gözlemlemek için yüzüm denize dönük yürüyordum.Kıyı şeridi boyunca dizilmiş minik teknelerin içindeki insanlar kendi hallerinde gibi görünüyorlardı. Bazısı balık tutmaya çalışıyor,bazısı ise tuttuğu balıkları pişiriyordu. Sahil neşeli insanların sesleri ile kaplıydı. İster istemez içimi ısıtmıştı bu görüntü.Lakin Vere yanımdayken çok da insancıl görünmemeye özen gösteriyordum. Bunu yaparken yol boyunca bunu yapmamın nedeninin onun benim için çalışması olduğunu söylemiştim kendime.Fakat asıl sebebi içimde ki sesin bas bas bağırarak ona güvenme demesiydi.Yol boyunca tek kelime etmemiştik ve kendimi çok iyi kandırmıştım ancak şimdi kendimle yüzleşiyor gibiydim.Neyseki bulunduğum ortam kafamı dağıtıyordu.Sahilde koşturan çocukların sesleri ve kumlarda uzanan rahat insanlar derin bir nefes almamı sağlamıştı.Teknelerin yanlarından geçtikçe içinde ki insanlar bana bakıp gülümsüyor,selam veriyorlardı. Diğer taraftan ise cam gibi denizin içinde değişik su canlılarının yüzdüğü görülüyor,değişik sesleri kafamı rahatlatıyordu.Tabiiki bunlara rağmen düşünmek zorundaydım.Burada öylece aylak aylak dolaşarak taşlara dair bilgi bulmam imkansızdı.Bilen bir kişiden (mümkünse de güvenilir)bilgi almalıydım.Sonuçta buralarıda pek bilmiyordum yani kendim gezerek bulamazdım.Adımlarımı yavaşlattım. Gözlemlerim sonucunda halkın düşmancıl olmadığını hissetmiştim.Bu nedenle olduğum yerde durdum ve geri döndüm.Kararlı adımlarım içime en çok sinen tekneye yönelmişti;Mavi beyaz çizgili,her tarafında renkli rüzgar güllerinin olduğu Asteroidea'ya.Tekneye girmeden dışarıda dikildim. Tekne içime sinmişti elbette fakat bana güven veren tekne sahibiydi.Kısa kırmızı saçlı,arkadan bakınca komando gibi gözüken bir kadındı bu.Altında yeşil bol bir pantolon,üstünde ise krem rengi kiremit rengi işlemeli bir gömlek vardı.Görüntüsü buradaki insanlara pek benzemediğinden aklıma kazınmıştı fakat şimdi onu göremiyordum.Teknenin içine doğru seslenmek istedim fakat çekindiğimden yenilgiyi kabullenmiş biçimde arkama döndüm.Tam arkama döndüğüm sırada benden sadece bir kaç santim uzağımda onu gördüm.Yüzünde sorgulayan bir ifade ile beni inceliyordu.Arkamda birden onu görmem beni korkutmamış gibi yaparak bende gözlerimi ona diktim.Bir gözü yeşil bir gözü kahverengiydi ki bu ona bakmayı zorlaştırıyordu. Derin bir nefes alarak konuştu "Burada genelde dikip gözümü bakmayız ama sen tekneme öyle bakınca bende öyle yapayım dedim." İlk başta sert çıkan sesi konuştukça yumuşamıştı.Genede yüzündeki ifadeyi pek bozmadan bana yaklaşıp elini uzattı.Sıkmak için uzandığımda sertçe sıkarak gülümsedi "Adım Amphıtrıte tabii kısaca Amphıt diyebilirsin"Elimi hâlâ bırakmamış olması ismimi öğrenmek istediği anlamına geliyor olmalıydı.İçimden adımın buralara kadar gelmemiş bir isim olmasını dileyerek konuştum "Nymph" Elini geri çeken Amphıtrıte yüzündeki karmaşık ifade ile "Yoksa" dedi "Suikastçılar kraliçesi sen misin?" İçimden dilediğim dileğin gerçek olmaması ile surat astım "Evet o benim" Yaşından beklenmeyecek şekilde (sanırım ellilerindeydi)"Vay" diye bağırdı "Buralarda ki dedikodulardan bir ara inanılmaz ünlü olduğunu duymuştum.Okadar güçlüymüşsün ki sana diyarın gelecekteki kraliçesi diyorlar" dedi.Sesindeki hayranlık beni mutlu etsede aynı sıkkın ve umursamaz sesle "Hayır" dedim "Diyarın gelecekteki kraliçesi maalesef kardeşim." Yüzünde belli belirsiz bir hüzün oluşsada hemen sonrasında bana doğru eğildi.Sanki yasaklı bir şey soruyormuş gibi "Yoksa çok bahsedilen Zümrüt ejderha da mı sensin" dedi.Tepkileri o kadar komik gelmişti ki kendimi tutamadan güldüm.Neredeyse bütün yolculuk boyunca ilk defa Vere'nin arkamda bana dik dik baktığını unutmuştum.Sesimi çokta yumuşatmadan "Evet"dedim."Ayrıca bunu saklamana gerek yok sadece suikastçılar kraliçesi gizli kalsa yeter fazla hayran istemiyorum"Kıkırdadı.Başını "peki" anlamında sallayarak gemiden içeri girmem için geçiş izni verdi.Vere'nin de bineceği sırada sert bir ses ile "Dur" dedi.Şaşırmış olmamamı belli etmeyerek "Sorun yok"dedim."O benim en güvenilir hizmetkarlarımdan" Hafifçe bana eğildi Amphıtrıte "Kusura bakma benim hislerim güçlüdür ve içimdeki ses onda bişeyler olduğunu söylüyor.Zümrüt ejderha olsan bile burası benim gemim.İstemiyorsan sende onunla çıkabilirsin" Bir süredir bende huzursuz olduğumdan başımı salladım.Vereye buralarda dolanmasını söyleyerek gönderdikten sonra teknenin içindeki küçük koltuklara oturduk."Evet" dedi Amphıtrıte."Ne için geldin?" Derin bir nefes alarak anlatmaya başladım buraya nasıl geldiğimi,burda kaldığım onca zaman nasıl yaşadığımı,Tanrıça'yı,Persophone'yi.Ve tabiiki taşları.Her şeyi en ince ayrıntısına kadar anlatmıştım.Yaşadığım yere kadar.Konuşmam bittiğinde nasıl bir anda bu kadar çok şey anlattığıma şaşırıyordum.Normalde kolay güvenen biri değildim ama Amphıtrıte'nin elini sıktığım andan itibaren ona karşı inanılmaz bir güven duymuştum.Düşündüğüm şeylerden çıkmamı sağlayan sesi oldu.Düşünceli bir şekilde konuşmaya başladı."Taşları nerde bulacağını bilemem fakat bu bilebilecek birine yönlendirebilirim.Bahsettiğim kişi kıyının sonundaki dağlarda yaşıyor.Adı episgos.Kıyının en yaşlılarından biri.Bazıları onun yıllardır yaşadığını düşünüyor.Ama bilgi seviyesi efsanedir.Bizden biri ona gidip bir soru sorduğunda verilecek yanıt için imkansız derecede şey bilmesi gerekse bile kolaylıkla cevabını verir."Kaşlarını çattı"Lakin gece çökmek üzere,oraya kadar karanlıkta gidemezsiniz.Yolu yokuşludur ve büyük kayalarla kaplıdır ayrıca karanlık çöktüğünde orada bu dünyada bile görülmeyen yaratıklar gezer." Koltuğundan kalkıp yanıma oturdu ve şefkatli bir şekilde elini elime koydu "Bu gece misafirim ol.Hem buranın denizi gece çok güzeldir." Yavaşça göz kırpışı beni hafifçe gülümsetmişti.Genede hayır diyecektim fakat kelimeler ağzımdan "Tamam,kalırım" olarak döküldü.İlk başta bundan dolayı kendime kızacaktım lakin bu diyara geldiğimden beri kimseye bu kadar yakın hissedip güvenmemiştim. Bu nedenle benimde biraz rahatlamaya ihtiyacım olduğunu düşündüm.Ama aklımı kurcalayan dışarıdaki Vere idi.Sonuçta yaralıydı onunla ilgilenmeliydim. Amphıtrıte'ye biraz hava alacağımı ve gezeceğimi söyleyerek tekneden çıktım.Denizin olduğu kumsal alana girdiğimde Vere'yi denizin orada bir su canlısı ile ilgilenirken gördüm.Çekinerek sessizce yanına çömeldim. Eliyle bir kedi boyutunda olan yunusa benzeyen ama şeffaf bir deniz canlısı olan yaratığı besliyordu.Sevimsiz gibi gözükse bile Vere elindeki bir parça etten hayvana verdikçe kıpırtı gibi sesler çıkarıyor,adeta gülümsüyordu."Adı Nerherus" dedi Vere yumuşak bir şekilde."Buranın en değerli deniz canlılarından.Bir damla kanının insan vücudunda akan bütün kana eşit olduğu söylenir.Ancak yanlışlıkla yaralanır,kanı akarsa bir kaç dakika içinde çürür.Buna rağmen mutlu olduklarında çok güzel sesler çıkarırlar.Bu yüzden onlara "Denizlerin Kıkırtısı"da denir." Elindeki et bitince hayvan suların üstünde adeta uçarak gözden kayboldu.Ancak hoş sesi hâlâ ötelerden geliyordu.Vere'ye döndüm.Gözlerinin içi gülüyordu."Onlar hakkında çok şey biliyorsun" dedim.Başını salladı."Annem ve babam buralıydı.O yüzden sık sık buraya gelir teknelerdeki yaşlı insanlardan deniz canlılarınını öğrenmeye çalışırdım.Sonra bir gün annem ve babam ölünce tek arkadaşlarım bu yaratıklar oldu." Gözlerinin uzağa dalışından anne babasını özlediği anlaşılıyordu.Ve işte o anda bende yumuşadım. "Arkadaş olalım" dedim."Benim de uzun zamandır arkadaşım yok."Dediklerimin üstümden düştüğünü hem kelimelerin kulağıma gelişinden anlıyordum hemde Vere'nin bakışlarından.Bana şaşkınlıkla bakarken ortamı yumuşatmak için salakça "İyi bir arkadaş olacağıma eminim" dedim.Bunun üstüne ikimizde gülmüştük.Hiç ısrar etmeyip hemen kabul etmesi onunda arkadaşa ihtiyacı olduğunu gösteriyordu.Gün batımını izlerken ikimizde içimizdekileri döktük.Birbirimize bütün sırlarımızı anlattık.Denizin sesi ve gün batımı ile böyle kumlarda oturup konuşmak o kadar iyi gelmişti ki.Hava kararana kadar oturduktan sonra kumsalda uyumak istediğini söylemişti.Bende Vere ile vedalaşarak tekneye gittim.Amphıtrıte'nin benim için hazırladığı küçük odada deniz canlıları ve denizin sesi ile uykuya dalarken uzun zamandır hiç bukadar mutlu hissetmediğimi fark etmiştim.
***
Uykumdan nefes nefese uyandığımda gördüğüm kabusu hatırlamıyordum bile.Etrafıma bakındığımda ilk başta yabancı gelmiş olsada nerede olduğumu hatırladım.Saat geç olmuş olmalıydı ki teknenin ışıkları dışarıdan gözükmüyordu.Bir bardak su alıp kendime gelebilmek için odadan çıktım.Koltukların olduğu yere geldiğimde Amphıtrıte'nin koltuklardan birinde uyuduğunu gördüm.Muhtemelen kalmam için kendi odasını vermişti.İçimi kaplayan hüzünlü mutlulukla beraber koltukların ordaki masanın ortasında duran bir bardak suyu gördüm.Uzanıp içeceğim sırada bir gıcırtı işittim.Kulak kabartıp etrafı dinlediğimde bir nefes sesi duydum.Tekneye biri girmiş olmalıydı.Hafif panikle salondan dışarı çıktım(teknenin ön dış kısmına)İşte tam o anda karşımda onu gördüm.Vere.Bu saatte onu görmenin şaşkınlığı ile burada ne yaptığını soracaktım ki elinde bir balta olduğunu gördüm.Zümrüt sapı olan keskin balta ay ışığında parlarken düşündüğüm şey olmaması için dua ediyordum.O ise gözlerimin içine bakıp "Anladın demek" dedi.Baltayı daha sıkı kavrayıp nişan aldığımda düşünemiyordum bile."Benden sana bir tavsiye" dedi vahşi bir sırıtışla "Kimseye güvenme" Ve baltayı fırlattı.İlk başta acı hissetmedim.Yada kalbimin acısı böğrüme saplı olan baltadan daha fazlaydı.Nefes alamadığımdan ağzımı açtığımda çeneme doğru süzülen kanları hissediyordum.Dizlerimin üstüne çöktüğümde yanıma gelip alayla konuştu "Bazen hislerine güvenmelisin zümrüt ejderha.Hmm mesela Nomi'nin gerçekten doğru söylemiş olması gibi."Kıkırdadı "Cesedi şuanda nerededir kim bilir.Ama uyuyamıyor olmasına rağmen kendini koruyamamış olması kötü bir hizmetkar olduğunu göstermez mi?Ayrıca anne babam ile söylediklerime üzülmen gerçekten çok komikti çünkü onları ben öldürdüm.Üff şu sargı da sıktı hee." Sargısını çıkarıp önüme attığında kolunda hiçbir yara olmadığı gördüm "Kralla bu oyunu hazırlamak için ne kadar uğraştık bir bilsen.Şimdi ise planlandığı gibi Persophone için yolda.Hmm çok şey anlattım sanırım.Ama önemi yok yarını göremeyeceksin zaten" Kıkırdayarak benden uzaklaşırken arkaya doğru seslendi "Balta sende kalsın hatıra olur" Gözlerim kararırken göz yaşlarım çenemden akan kana karışıyordu.Son düşündüğüm şey ise bunun bedelini eğer ölmezsem ağır ödeyeceği oldu.
(İlahi bakış açısı)
Zümrüt ejderha gözlerini açtığında aynı teknenin odasında yatıyordu.Yavaşça dikilmeye çalışması ile göğsünü tutması bir oldu.Neredeyse bir şey yırtılıyormuş kadar çok acıtan yarası ona yaşadıklarını hatırlatmaya yetmişti. Daha sonra yanına gelen Amphıtrıte onu bir nerherus'u feda ederek kurtarabildiklerini söylediğinde daha çok sinirlenen Zümrüt ejderha odasında ki herkesi kovdu.Altı ay boyunca tekneden dışarı adımını atmayan Zümrüt ejderha odasına kimseyi sokmuyordu.O ise günlerini eziyet içinde düşünceden düşünceye koşup her birinde boğulurken buluyordu.Kardeşi Persophone'nin de başı onun yüzünden derde girdiğinden ne kimseden yardım isteyebildi ne özür dileyebildi.Altı aylık süre zarfı boyunca ağladı,oda üstüne geldi,ölmeyi düşündü,farklı planlar kurdu Vere'ye yapacağı şeylere karşı.Ama hiçbirini yapamadı.Oturduğu yerin içine geçiyormuş gibi hissettiği okadar ayda Amphıtrıte onu kovmadı.O Zümrüt ejderhaya yardım etmeye çalıştıkça ejderha o dahil herkesi öldürmek istiyordu.Sanki onunda bir suçu varmış gibi.Bu kadar ayın sonunda bir gün ejderha intikam almak için kimsenin ruhu duymadan kıyıdan ayrıldı.Başta amacı sadece evine dönüp orada plan yapmaktı ancak oraya gittiğinde orada Vere'ye rastlayacağını tahmin edemezdi.Bütün hizmetkarları yerde Vere'nin önünde eğilmiş duruyorken Tanrıça sandalyede bağlı bulunuyordu.Nomi'nin cesedi ise ibretlik olsun diye gösteriliyordu. Zümrüt ejderha o kadar sinirlendi ki evine girerken ki adımları yeri titretiyordu. Göğsündeki acıyı sallamadan sağlam bir yumruk indirdi Vere'nin yüzüne.O ise sırıtarak bakıyordu.Zümrüt ejderha ise tek hamlede işleri tersine çevirmişti bile.Vere'nin kanını büktü.Vere kendi kanında boğulmaya başlamıştı bile.Ejderha ise o boğulurken Nomiyi yere indirip onun yerine Vereyi asmıştı bile.Baş aşağı olan Vere hâlâ sırtlan gibi sırıtırken ejderha "Öleceğimi ummuştun değil mi" dedi "Yarattığının yaranın acısından değil ama geçirdiğim altı ayın acısından öldüm o yüzden umarım kısa bir ölüm beklemiyorsundur." Sözleri bile odanın içinde rüzgarlar esmesine sebep olurken dışarıdan kıyamet gibi bir ses gelmişti.İnsanlar dünyanın sonunun geldiğini düşünüp cama koştuklarında onu gördüler.Rarutaların üç katı büyüklüğünde yeşil pulları olan bir ejderha.Derlerdi ki Zümrüt ejderha sadece sahibinin kalbi kırıldığında ortaya çıkacaktır.Halkı bir Nymph'a bir ejderhaya bakarken Nymph sadece Vere'ye bakıyordu.Gözlerinin içine bakmak için eğilen Nymph elindeki balta ile konuştu "Böyle bir şey yapacaktıysan öldüğümden emin olmalıydın.Bu senin son yanlışındı. " Vere'nin bir şey demesini beklemeden balta ile kafasını uçurdu.Gözleri açık kafa odada yuvarlanırken Nymph ejderhaya bakıyordu.Ejderhanın da kendisine baktığını hisseden Nymph kısık sesle "Döndüm" dedi "Bundan sonra herkes Zümrüt Ejderha'nın azabından korkacak"
Hayatta yanlış yapmamanız gereken insanlar vardır demiştim.Eğer onlara yanlış yaparsanız bu son yanlışınız olur.
Son yanlışınızı yapmak istiyorsanız bir Zümrüt ejderhaya bulaşın.
Oda sizin hayatınızı zehir edecektir.
Tabii eğer yaşayacak bir hayatınız kalırsa.











