Gökçen’den
Sabah yine alarm sesiyle uyandım. Saate baktım… Daha 07.30’du. Artık alıştım; her sabah aynı saatte kalkıp evdekilere kahvaltı hazırlamak… Sadece kahvaltı da değil, temizlik, yemek… Evde yapılması gereken her şeyi ben yaparım. Neyse, kalkıp banyoya gittim ve işlerimi hallettim.
Banyodan çıkınca hemen odamı topladım, ardından mutfağa geçip kahvaltı hazırlamaya başladım. Bu arada size kendimi biraz anlatayım.
İç ses: “Gökçen, yine mi kendi kendine konuşuyorsun ayol? Gel benle konuş, demiyor muyum ben sana?”
Geldi başımın belası; tanıştırayım, iç sesim Haşmet.
İç ses: “Gökçen, sana kaç kere dedim bana Haşmet deme diye!”
Aaa Haşmetcim, niye sinirlendin? Ne güzel isminle sesleniyorum.
İç ses: “Töbe yarabbim! Bana bula bula Haşmet ismini mi buldun? Pamuk olur, boncuk olur, hediye olur da Haşmet olur mu hiç benden?”
Olur. Bak nasıl da güzel oldu. Haşmet, Haşmet… Çok yakıştı, maşallah, nazar değmesin. Tü tü tü Haşmetcim.
İç ses: “Ay yok, ben daha fazla sana katlanamıyorum, gidiyorum!
Bay bay Haşmetcim, bay bay hahaha.
Neyse, nerede kalmıştım? Ha, ben Gökçen. 17 yaşındayım. Boyum 1.58, kilom 64. Siyah saçlıyım, kahverengi gözlerim var. Tatlı bir kız olduğumu söylerler. Zamanla beni daha iyi tanırsınız. Şimdi size evdekileri anlatayım…
Baba Ekrem… Kendisi benim dışımda herkese melek gibi davranır. Bana gelince şeytana döner.
Anne Ezgi… Herkese iyilik meleği gibi görünür ama içi kocasıyla aynı; ne şeytanlıklar döndüğünü bir tek ben bilirim.
Abi Erkan… Tam bir psikopat. Aynı zamanda kadın düşkünü.
Abla Emel… O da abisi gibi. Erkek düşkünü ve baba parasını yemeyi çok sever.
İşte benim kan bağıyla bağlı olduğum kişiler bunlar. “İnsan” demek istemiyorum; insanlara hakaret olur. Şimdi kafanız karışmasın, neden nefret ettiğimi anlatayım.
Ben, aile dediğim bu kişilerden üç yaşımdan beri şiddet görüyorum. Sadece yüzüme çok bir şey yapmazlar, tokat atmak dışında.
Ekrem bana şiddet uygularken Ezgi ve Emel oturur,
zevkle izlerler. Ben onlara ne yaptım?
Ben sadece sevilmek istedim… Çok mu şey istedim?
Ben neden bunları yaşadım?
Ben kime ne yaptım?
Ben neyim, bedelini ödüyorum?
Bu soruların hiçbir cevabı yok.
Cevapsız bir sürü soru var ama cevap veren hiç yok.
Benim hayatım bu işte. Daha anlatamadığım o kadar şey var ki… Kendime bile anlatamazken size nasıl anlatayım?
Bu güne kadar yaşadıklarım bana kalsın. Bilseniz de hiçbir şey değişmez, geçmişi geri almak mümkün değil.
Neyse canım, yeter bu kadar duygusallık… Size derdimi anlatırken kahvaltı buz gibi olmuş.
Hemen masayı kontrol ettim; eksik bir şey var mı diye. Yoktu. Odamıza dönmek için mutfaktan çıktım. Tam geçiyordum ki… Nefret ettiğim sesi duydum.
Ekrem: “Gökçen, sen de bizimle otur.”
Ben de, “Neden?” diye sordum.
Ekrem: “Otur dediysem oturacaksın lan!” diye bağırdı.
Mecburen oturdum. Yüksek sesten korkuyorum, onların yüzünden…
Hiçbir şey olmamış gibi kahvaltı yapıyorlardı. Sabahları yemeyi sevmem ama yine de bir şeyler yedim. Size söylememiştim… Ben şeker hastasıyım. Çok fazla heyecan, panik, korku yaşarsam veya uzun süre aç kalırsam fenalaşıp bayılıyorum.
Demesi kolay geliyor ama yaşaması çok zor. Haftada en az iki kere hastanelik olurum. Kendime dikkat etmeye çalışıyorum ama bu evde ne kadar mümkünse…
Herkes kahvaltısını bitirip masadan kalktı. Ben de kalktım. Hep birlikte salona geçtik ve o konuşmaya başladı.
Ekrem: “Beni dün akşam hastaneden aradılar. Gökçen doğduğu zaman bir kız bebek daha doğmuş. Tam o sırada hastanede ufak bir yangın çıkmış. Hemşireler panikle bebekleri karıştırmış olabilir.”
Sustu.
Ben ise tepki bile veremedim. Boş boş bakıyordum.
Erkan: “Baba, ne diyorsun sen?” diye bağırdı.
Tabii kendisi de babası gibi bana işkence ederdi. Canı sıkıldı mı beni döverdi. Sakın beni sevdiğini düşünmeyin…
Emel: “Baba, söylediklerini kulakların duyuyor mu?” dedi.
Ben hâlâ hiçbir şey diyemiyordum. Sanki konuşma yetimi kaybetmiş gibiydim.
Hoş desem ne diyeceğim ki? “Nasıl olur?”, “Neden ben?”, “Hemşireler nasıl yapar böyle bir şeyi?” mi diyecektim? Demedim. Sustum, sadece sustum.
Ezgi: “Hayatım, böyle bir şey olabilir mi?” dedi.
Ekrem: “Herkes sesini kessin. Ben de ilk duyduğumda şaşırdım.” dedi ve devam etti:
Ekrem: “Bunu öğrenmenin tek bir yolu var. Bugün gidip DNA testi yaptıracağız. Bir an önce hazırlanın. Diğer aile hastanede bizi bekliyor.”
Ben olduğum yerde donup kaldım. Şimdi ne olacak?
Gerçekten bebekler karışmış olabilir mi?
Peki benim 17 yıl boyunca yaşadıklarım?
Ya o aile bana daha çok acı verirse?
Ben bundan sonra ne yapacağım?
Hayatı koca bir yalan olan ben… Yaşadıklarının bir hiç olduğunu öğrenen ben… Ağlamak istiyorum ama ağlayamıyorum. Avazım çıktığı kadar bağırmak istiyorum ama bağıramıyorum.
Ben Gökçen. Hayatı koca bir yalan olduğunu öğrenen Gökçen. Bundan sonra ne olur bilmem, tek bildiğim… Bu saatten sonra artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak…
SON.