İçeriğe geç

Gök Sekendiz

Bölüm 15 · 14 dk okuma

Gök Sekendiz

Bölüm 15

Uzun Gecenin Sonunda

🎧 Hans Zimmer- Time

Köyün ortasında dört kişi dikiliyorduk. Güçsüzleşen bedenimi bir yere yerleştirmek istiyordum. Düşünmeden adımlarımı bir kütüğün üzerine bırakırken ellerimi başıma yaslayıp sakinleşmeye çalıştım. Bakışlarımı kaldırıp az önce öldürdüğümüz kötü ruhlara baktım. Ölen her bir yaratık sanki hiç var olmamış gibi sertleşti ve ardından parçalara ayrılarak birer kül yığını bıraktı geriye.

Ellerimde ki kana baktım. Hala orada duruyordu. Bu siyah kanı gördükçe midem daha fazla irkiliyordu. Sonunda dayanamadım ve içimdekiler dışarıya çıkmak için mideme yaptığı baskıya yenilirken kendimi uzak bir yere atıp öğürmeye başladım. Kandan nefret ediyordum. Ölümden ağır yaralanmalardan nefret ediyordum. Hatta öyle ki bu yüzden korku filmlerini veya aşırı şiddetli savaş sahnelerinin olduğu filmlerini izleyemiyordum. Bunun sebebi kandan korkmam değildi. Sadece birisinin yaralandığını gördüğüm an ben yaralanmış gibi dehşete düşüyordum.

Fakat bu gece izlemek bile istemediğim o sahneler birer birer zihnimden geçmeye başlayınca çok daha fazlası çıkmak için çırpınıyordu. Sırtımda hissettiğim el saçlarımı toplamıştı. Daha iyi hissetmem için bana destek oluyordu belliydi. Fakat zihnimde başı yarılan karnından bağırsakları dışarıya dökülerek ölen yaratıklar. Ve bir kolu bir bacağı öldükten sonra kopartılıp öldürülen köy sakinlerini hatırladıkça ağlayışım başlamıştı şimdide.

Boğazımda hissettiğim baskı bu sefer nefes almamı engelliyordu. Kalbim öylesine sıkışıyordu ki ciğerlerim nefes almak istemiyordu. Bacaklarımın ve kollarımın yavaş yavaş uyuştuğunu hissederken başımı kaldırıp bana destek veren kişiye baktım. Kutay bana bakarken Aybars elinde su ile yanı başıma dikilmişti. Dizlerimin üzerine çöküp Kutay'a uzandım. "Ne-Nef-Nefes..." kelimeler ağzımdan çıkmıyordu. Ne kadar istesem bile konuşamıyordum. "Umay neyin var?"

Büyük ihtimalle panik atak geçiriyordum. Yaşadığım bu dehşeti bünyem kaldıramamıştı. Bu yaşıma kadar normal bir hayat yaşayan ben böyle bir vahşet gördüğüm zaman olduğu gibi kabullenemezdim. Ellerimi havaya kaldırıp yumruk yapmaya çalıştım. Kalbimin üzerine vururken bana seslendiklerini duyuyordum. "Pan- hah! pan- ah!" ağlayışımla birlikte yalnızca panik atak demeye çalışıyordum. Kutay başımı kaldırıp ona kaldırmamı sağladı.

Yüzüme su çarpıp rahatlayabilmem için çabalıyordu. Fakat bana ise bu an saatler gibi geliyordu. Uyuşan ellerimi havaya kaldırıp göstermeye çalışırken suyla onları yıkadı. Soğuk su yüzümden aşağıya boynuma sızarken başımı eğdim ve ona yaslandım. "Panik atak geçiriyor. Aybars biraz daha fazla su getir!"

Kutay'ın sesini duymama rağmen ağlayışım ve titreyişim çoğalıyordu. Sonunda atak geçirdiğimi fark etmesi benim için çok iyiydi. Yere oturmamı sağladı ve düşünmede arkama yerleşip sırtımı ona yasladı. Ellerimi tutup masaj yaparken sesi kulağımın içini dolduruyordu. "Umay beni dinle. Sakinleşmen lazım. Yavaşça derin nefes al ve yavaşça ver."

Başımı sallayıp bana dediğini uygularken uyuşan bedenim beni daha fazla korkutuyordu. Bacaklarımı hissetmiyordum bile. Kutay'ın ellerime yaptığı masaj beni rahatlatsa bile sanki şimdi bacaklarıma yönelmişti. Başımı elimi ondan kurtardım ve bacaklarıma vurmaya başladım. Acıyı hissetmem gerekiyordu. Eğer acı varsa hala yaşadığımın bir kanıtıydı. Hala bedenime hakim olduğumun bir kanıtıydı. Ne yaptığımı anlar gibi dizlerimi tuttu ve yukarıya çekti. "Bacaklarına masaj yapayım daha iyi olacaksın." Yumruklarımı tutup bacaklarıma masaj yaparken uyuşukluk olmasına rağmen kasılan kaslarım rahatlıyordu.

"Birlikte İnsan Diyarı'nda ormanda gezdiğimiz günü hatırlıyor musun? O gün çok eğlenmiştim. Uzun zaman boyunca aynı yerde olmamıza rağmen seninle daha fazla anım olmalıydı. Fakat merak ediyorum. Beni kütüphanede sıkıştırdığın günü hatırlıyor musun?"

Bana birbirinden alakasız şeyler anlatırken panik atağın yavaşça geçtiğini hissetmeye başlamıştım. Nefes alış verişim kendine gelirken başımı geriye yasladım ve omzuna yerleştirdim. Parmakları bana masaj yaparken sakinleşen kalbime zaman tanımak için bir süre daha orada kaldım. Artık ellerimi kendim açıp kapatabiliyordum. Az önce hissettiğim uyuşukluk geçmeye başlamıştı. Başımı çevirdim ve beni karşılayan boynuna baktım. "Hatırlıyorum. O gün, yapına rağmen çekingen davrandığın ve benden korktuğunu düşünüp dalga geçmiştim." Gözyaşlarım da iyice azalmaya başlamıştı. Bacaklarıma yaptığı masaj son bulurken başını öne eğdi ve hiç olmadığı kadar yüzü bana yakınlaştı.

"Beni korkutmada üzerine yok. Senin yüzünden bir gün kalp krizi geçireceğim."

Sırtımda deli gibi hissettiğim kalp atışları, gergin olan bedenimi daha fazla ele geçirdi. Onun kalp atışları yüzünden bedenim sarsılıyordu. Başımı çevirdim ve bu yakınlaşma olurken yalnız olmadığımızı biliyordum. "Umay biraz su içmelisin."

Aybars bana seslenirken sesinde ki tuhaf tını da neydi? Rahatsız olduğu belliydi fakat şu an hiç kimsenin duyguları benim için önemli değildi. Az önce yaşadığım panik ataktan sonra bir kez daha kendi duygularımın daha önemli olduğunu biliyordum. Başımı ona çevirdim ve biraz su içmek için elimi uzattım. Bedeni hala dinlenmeye ihtiyacı vardı o yüzden hareket etmedim. Önümde durdu ve suyu içmem için bana yardım ederken bu durumun içinde daha fazla bulunmak istemedim.

Kalkmak için çaba harcamama rağmen bana engel oldular ve oturabilmemiz için kütükleri sıraladılar. Bir kaç odun parçasını ortaya koyup soğuyan havayı yumuşatmak için ateş yaktılar. Ateşin etrafında otururken artık kendime gelmiştim. "Kusura bakmayın sizi de korkuttum," diyerek mahcup olduğumu dile getirdim.

"Panik atakta ne?"

"Aniden yoğun hissettiğin korku sonucunda vücudun kitleniyor. Nefes alış verişin zorlaşıyor ve bedenin uyuşuyor."

Doran'ın sözlerine Aybars cevap vermişti. Demek bu ikisi İnsan Diyarı'nda hiç olmadıkları kadar bilgi edinmişlerdi. Bu iyi bir şeydi. "Hayatım boyunca toz pembe yaşayan ben birden dehşet verici bir an yaşadığım için bunu kaldıramadım sanırım." Artık daha fazla bu konu hakkında konuşmak bile istemiyordum. Asıl önemli olan buraya nasıl geldikleriydi? Rau Panu'ya ne olmuştu? Balamir ve Doran, Gezer askerleri ile dövüştüklerini hatırlıyordum. Ve Kutay... Onu uzun bir süre daha bulamayacağımı tahmin etmiştim.

"Bunu unutalım. Biz kaçtıktan sonra ne oldu? Rau Panu ne oldu da seni bıraktı Kutay? Peki Doran, Balamir siz iyi misiniz?"

"Biz iyiyiz, Umay."

"Şifacı Mayda yaralarımızla ilgilendi."

Soruları arka arkaya sorarken hangisine ilk cevap vereceklerini şaşırmış gibiydiler. Fakat ilk Balamir ve Doran konuşmuştu. Onların iyi olduklarını duyduğum zaman rahatlamıştım. "Dedem eve dönmemiz için emir verdi. Doran ve Balamir'de içeriye girmelerine engel oldukları için onlarında kendilerinin peşinden gelmeleri emretti. Onlarla ne yapacağını bilmiyorum fakat dedem Şifacı Mayda'nın konakta olduğunu bilmesine rağmen neden onu geri getirmedi?"

Kutay'ın şüpheci tavırlarını biliyordum. Çünkü hatırladığım çocukluk anılarımda Şifacı Mayda'nın Uzak Diyar'da ki kulede yaşadığını anımsıyordum. Kesit görüntüler olsa bile özellikle konakta karşılaşan Kutay ve Şifacı Mayda birbirlerini tanıyor oluşları bunu anlamamı sağlıyordu. "Şifacı Mayda nasıl konağa geldi?" diye soru sorduğumda Kutay bana şüpheyle baktı. "Sen Şifacı Mayda'yı hatırlıyor musun?"

"Çocukluğumdan unuttuğum anılarım bu güçler ile birlikte bana geri gelmeye başladı," diye bir itirafta bulundum. Kutay'ın bal rengi gözlerinde parlayan ışık ateşin rengi ile çoğaldı. Şimdi bir kez daha bakınca gerçekten Rau Panu ile birbirlerine benziyorlardı. Tek farklı Kutay buğday tenliyken Rau Panu beyaz tenliydi. "Mesela neler anımsıyorsun?"

"İlk... Bana ismimi verdiğin andan başladı..." diye konuşunca yüzünde şaşkınlıkla tebessüm karışık bir ifade büründü. Saçlarını arkaya yatırırken aynı zamanda ona eşlik eden diğer iki Koruyucuydu.

"Bir dakika! Kutay sana ismini veren kişi miydi?" Balamir'in sorusuna karşılık başımı salladım. "Hayır asıl şaşırılacak şey... Henüz yeni doğmuş bir bebeğin anılarını nasıl hatırlarsın?" Doran'ın bu sorusunun cevabını bende merak ediyordum.

"Belki de bu yeni güçler ile zihnimin birçok gizlenen yerleri açılmaya başlamıştır." Bu doğruydu. Fakat en kötüsü ise sadece kendi anılarım değil dünya üzerine doğan ve ölen her canlıyı hissediyor oluşumdu. Şu an bile iki diyarda ki canlıları ölüm ve doğumlarını hissedişim benim delirmiş olduğumu hissettiriyordu. "Daha ne kadar şeyi hatırlıyorsun?" Kutay heyecanla sesini bana duyurdu.

"O zamanlar tek arkadaşımın sen olduğunu hatırlayacak kadar hatırlıyorum." Bu onun için en önemli anlardan birisiydi. Annem ben doğduğum ilk an beni Kutay'ın yanına götürmüş ve ona beni emanet etmişti. Bizim hikayemiz böyle başlıyordu.

"Almila Abla doğduğu ilk gün Umay'ı korumam için benim yanıma getirdi. Ve ardından gitti. Amcam Güray yani Umay'ın babası ailede tek büyücü güçleri olan kişiydi. Bu yüzden dedem onun üzerinden çok fazla şeyler yapıyordu. İlk zamanlar sağlığı yerinde olan amcam son zamanlarında delirmiş gibiydi. Babam beni öldürmek isteyen Güray amcamla kavga ettiler. Fakat bu kavga normal bir kavga değildi. Babam o zamanlar dedemle dövüşüp kazanabilecek güce sahipti. Amcamın ise zayıf bedeni olmasına rağmen büyülü güçleri vardı. Kavganın sonucunda iki oğlunu da kaybetti dedem. Suçlu olan bendim. Eşinin öldüğünü öğrenen Almila abla ise erken doğum yapmıştı. Her neyse... Uzak Diyar'da hiç kimse güzel bir çocukluk geçirmiyor. Umay'ın beni hatırlamasına sevinsem bile aynı zamanda üzüldüm. O günleri unutmuş olman senin için çok daha iyiydi."

"Peki sen neden hatırlıyorsun, Kutay. Dünyada yaşayan herkes yedi yaşına kadar her şeyi unutur. Sen neden anımsıyorsun?"

"Dedem iki oğlunu da kaybettiği için beni lanetledi. Yaşadığım her şeyi hatırlayıp daha fazla acı çekip pişmanlıklarımdan af dilemem için."

Beni kucağında tutan o küçük tombul yanakları olan Kutay'ı anımsadım. Gözlerim dolarken başına gelen şeylerden bir kez daha nefret ettim. Başını sallayarak konuyu değiştirdi. "Uzak Diyar'a dün yola çıktık. Bu gece kamp yapmak için durduğumuz zaman kötü ruhların bir köye baskın yapacağı ile ilgili bir bilgi öğrendim. Düşünmeden Doran ve Balamir'e ilettim. Şanslıyım ki Benim kurtum beni her zaman takip eder."

Köyün dışında ormanın girişinde duran büyük kurtlara baktım. Üçünün ayrı renkleri vardı. Birisi beyaz, diğeri kahverengi ve bir diğeri ise siyah renkteydi. Siyah renkli kurtun Kutay'a ait olduğunu biliyordum. Fakat anlamadığım o kurt nasıl olurda Kutay'ı dinliyordu? Koruyuculara özel kurtların olduğunu biliyordum çünkü. Kutay ise bir Koruyucu değildi. Cevabını öğrenmem gereken bir soru daha vardı artık.

"Kurtların yardımıyla bir şekilde dedemin yanından tekrar kaçtık ve bizi buraya sizin yanınıza getirdiler." Başımı sallarken Rau Panu'nun elinden kaçmak için neler yaptıklarını merak etmiştim. Hiç kolay olmadığı kesindi. "Şimdi yeniden Rau Panu'dan kaçıyorsun bu problem olmaz mı?"

Kutay gözlerime kararlı bir şekilde baktı. Sanki o an yalnızca biz varmışız gibi davranıyordu. Ateşin ışığı yüzüne yansıyor ve onu daha farklı görmemi sağlıyordu. Bazen yumuşak yüz hatlarına sahip olan bu adam şimdi keskin yüz hatları vardı. Belki de ciddileştiği içindi. Göz çukurları gölgeye düşmesine rağmen ateşin ışığı ile parlıyordu. "Sen doğduğun zaman Almila Abla'ya bir söz verdim. Seni ne olursa olsun koruyacağım diye. Eğer seni korumaksa tüm dünyanın yanıp kül olmasını sağlarım."

Yüzüm yavaş yavaş ısınırken tam onluk bir cevap vermişti bana. Bu sözler beni utandırmıştı fakat hiç olmadı ona duydukları bu önyargının yavaşça yok olmasını sağlayabilirdi. "Peki siz nasıl oldu da bugün köye saldırı yapacaklarını tahmin ettiniz?"

Sabah aklıma gelen görüntüleri anımsadım. Bunlar gerçekten gerçekleşmişti. Beş kişiyi kaybetsek bile bütün bir köy yok olmaktan kurtulmuştu. Kaybettiğimiz kişileri koruyamadığım için ayrı kötü hissetmiştim. "Bugün," diye söze başladım ölen kişileri unutmaya çalışarak. "Şaman bölgesine gitmek için hareket ettiğimiz zaman birden anılar görmeye başladım. Bir an için o an köye saldırdıklarını düşündüm ve geri döndük fakat köyde her şey normaldi. Aybars'ta geceyi bir şekilde burada geçirip tetikte olmamız için plan yaptı."

"Tüm gün boyunca Ayhan Abiyi ayaklanma ile ilgili fikirler sorup durdum. Bir baskın olduğu zaman yapılan hazırlık olup olmadığını. Geceye her türlü tehlike için korumamız için önlemler alabilmemiz için zemini hazırladım."

"Güzel hazırlık yapmışsınız. Aybars sana güveneceğimi biliyordum."

Kutay, Aybars'a baktığında yüzünde gurur verici bir düşünce geçti. "Fakat tam zaman da geldiniz. Çok fazlaydılar ve Yer-Su kullanmaktan başka çarem yok gibi hissediyordum." Zaman geçiyordu. Sönmeye yakın olan ateşe tekrar odun atarlarken evlerde ki ışıkların hala yanık olduğunu görüyordum. Belki de köy halkı da bizim gibi geceyi ayakta geçirecekti.

"Yer-Su'yu kullanmaman gerektiğini sana defalarca söylediğimi hatırlıyorum."

Başımı sallarken aklıma gelen büyücü kitabı ile konuyu farklı bir noktaya çektim. "Büyücü kitabını okuyabiliyorum. Fakat anlamadığım Aybars sayfaların boş olduğunu söylüyor." Oturduğum yerden kalkıp çantamı Ayhan abilerde olduğunu hatırlayınca tekrar geri oturdum. "Ayhan abi fazlasıyla yorgundu ve yaralıydı. Eminim kendisi ile ilgileniyordur şu an onu rahatsız etmesem iyi olur. “Her neyse! Kitap büyücü olan birisinin günlüğü gibi. Hiç büyü kullanmayı bilmeyen birisinin yavaş yavaş büyüyü anlatıyor."

"Ah ateşi ustaca kullanabiliyorsun," Balamir heyecanla konuşmaya katılırken ilerleyen zamanlarda artık konuşulacak hiçbir şey kalmayana kadar konuşmuştuk. Köy halkı geceyi daha rahat geçirelim diye bize uyuyabileceğimiz battaniyeler ve yastıklar getirmişti. Balamir ve Doran kendilerini uykuya daha fazla direnememiş uyumaya başlamışlardı. Aybars ve Kutay'da benim biraz olsun uyumam için diretmişlerdi. Gözlerimi kapattığım an uykuya dalacağımı biliyordum. Fakat en çok da uykuya hazır olduğum zaman hissettiğim bu duygular beni yakalıyordu.

Yaşamlar ve ölümler...

Tam olarak ne işe yaradığını bilmediğim bu güç.

Hepsi aynı anda bana saldırıyordu ve zihnim öylesine acı çekiyordu ki bu durumdan kurtulamıyordum. Fakat onları telaşlandırmak istemiyordum. Onları onayladım ve uyumak için hazırlandım. İnsan Diyarı'nda ki uyku tulumlarından bir tanesine sahip olmak istedim. Fakat şu an buna bile razıydım. Uyumak için gözlerimi kapatırken bugün olanları birer birer anımsamaya devam ettim.

Gözlerim uyku istese bile uyuyamıyordum. Ateşte yana odunların çıtırtısını duyuyordum. Baykuşların uğultusu ve rüzgarla kıpırdaşan yaprakların sesini. Zaman geçiyordu fakat gözlerim bir türlü uykuya kapanmıyordu. Beynimin içinde çok fazla düşünce vardı ve her biri aynı anda konuşup beni rahatsız ediyordu. Aybars ve Kutay'ın sesi çıkmıyordu. Bazen uykuya düştüğümü hissetsem bile bilincim hala açık olduğu için kendimi uyuyormuş gibi hissetmiyordum.

Battaniyenin içinde bacaklarımı kendime çektim. Normalde dışarıya çıktığım kıyafetlerle evin içinde dolaşmazdım. Ev kıyafetlerimle de yatağımın içine girip uyumazdım. Şimdi bir kaç saat önce savaştığım kıyafetlerle uykuya dalmaya çalışıyordum. Eskiden yaşam gerçekten fazlasıyla zorluydu. Bedenime batan toprağı hissetmemek elde değildi. Gözlerimi açmıyordum sanki açarsam bir daha kapatamazmış gibi hissediyordum. Ve sonra ikisinin sessizliğini bozan Kutay oldu. Sesi kısık çıkıyordu.

"Şu ana kadar yanlış giden bir şeyler var mı?" Aybars'ın homurdandığını duydum. Ardından nefesini dışarıya vererek aynı kısık sesle cevap verdi. "Benden gizlediğini düşünüyor fakat güçleri kazandığından beri iyi değil. Uyuyamıyor. Gece boyunca yaptığı tek şey acıyla kıvranmak fakat bunu bile çoğu zaman sakince saklıyor. Yemek yemiyor ve sürekli konuşup başımın etini yiyen Umay yerine yalnızca kitabı okuyup düşünen Umay'a dönüştü."

Demek gerçekten iyi bir saklayıcı değildim. Kendimi gizli tutmak istiyordum. Beynimin içinde dönüp dolaşan bir sürü düşünce vardı. Kendimden emin değildim fakat gün geçtikçe bu güçlere alışmak yerine daha da alışmakta zorlanıyordum. Sanki zamanla asıl özüne kavuşuyor gibiydi.

"Hiç sana bir şey anlattı mı?"

"Hayır anlatacağını da düşünmüyorum. Kendisini tamamen içine kapattı. Onu kendime yakın sanıyordum fakat şimdi birbirimizi tanımıyormuşuz gibi davranıyor."

Seslerine karışan bir baykuşun kanatlarını gürültü ile çırparak uçması bozmuştu. Aslında bu şekilde davranmamın sebebi kendime yabancılaşmaya başlamamdı. Kendimi güçlü sanıyordum. Bir gün uzaylı istilası olsa bile korkacağımı düşünmezdim. Fakat şimdi her şey altüst olmuş durumdaydı. Belki de bu şekilde hissediyor oluşum omuzlarıma bir dünyanın sorumluluğu yerleştirilmişti. Bunu taşımak beni endişeden alıkoyamıyordu. Ve ben tüm bu olanları düşündükçe kaçıp gitmek isteyecek raddeye geldiğim için herkesten uzaklaşmak istiyordum.

"Yertinç Temsilcisi oldu ve bu sorumluluk ona ne getirdiğini bilmiyoruz. Ona bilinmezliklerle dolu bir güç bahşedildi. Bugün köye yapılacak bir baskını gördüğünü söyledi. Belki de bu yalnızca bir tanesi çok daha fazlası olabilir."

"Konakta hiç Koruyucular öldürülüp okyanusa atıldı mı?"

Aybars'ın ani sorusu ile yattığım yerden kalkmak istedim. Bu tünelin içinde yürürken zihnime düşen anılardan bir tanesiydi. "Sen..." diye söze girdi Kutay şaşkınlıkla. "O gün dedemin askerleri ile Koruyucular dövüştüler. Ölen Koruyucular 6 kişiydi fakat ağır yaralı olmasına rağmen iyileştirilmeden okyanusa atılan 10 Koruyucu vardı." Yani gerçekti. O zaman gördüğüm anılar o gün öldürülen Koruyucuların anılarıydı. Hatta ben belki son yaşayan Koruyucunun son anlarını yaşadım.

"Kaçtığımız zaman tünelde ilerlerken Umay birden bayıldı ve uyandığı zaman sanki suda boğuluyormuş gibi su kusmaya başladı. Ağlayarak konaktaki herkesin öldüğünü söylemeye başladı." Aybars başımdan geçenleri Kutay'a anlatırken gerçekten dünya üzerinde ölümlerine yakın olan ya da ölen kişilerin başından geçenleri hissediyordum. Ve son anlarına şahit oluyordum. Gözümden sakince yaşlar dökülmeye başladı Kutay yeniden sesini yükseltirken.

"İnsan Diyarı'nda Umay Ana'yı çocukları koruyan ve gözeten kişi olarak tasvir edilmiştir. Fakat unutma aynı zamanda mitoloji olarak geçen yazılarda Kara Umay'da var. Yani ölümü peşinden getiren kişi olarak da anılıyor. Her insanın içinde yaruk ve kararıg vardır. Aynı şekilde Umay'a verilen bu güçler onu güçlendirdiği gibi aynı şekilde kötü olarak da engelliyor."

"Yani Umay Ana'nın hem doğum hem de ölümle ilişkisi olduğunu mu söylüyorsun?

“Evet. Ve bu gücü taşıyan şu an Umay. Onun için bile ne kadar zor olduğunu anlamak zor değil. Sürekli birilerin ölümünü gördüğünü düşünmek... İnsanı delirtebilir."

Kutay'a hiçbir şey anlatmadığım halde içimden geçen şeyleri birer birer söylemesi... Kalbimde ki ağırlık azalıyordu fakat bunları bir kez daha duymak beni daha fazla sinirlendiriyordu. Hiçbir şey bilmediğim için birileri için mücadele edemezdim fakat kendi süreleri dolmadığı halde canları keyfi kötü ruhlar tarafından alınan kişiler beni çaresiz hissettiriyordu. Elim kolum bağlıydı ve hiçbir şey yapamayacak kadar güçsüzdüm.

Bir kıpırtı duydum. İkisinden birisi hareket etti. Bir el sakince saçlarımı okşarken uyanık olduğumu anlamaması için sakin kalmaya çalıştım. Parmağı uzandı ve kirpiğimde asılı kalan gözyaşına dokundu ve ağırlığın oradan kalkmasını sağladı. "Bir şeyi kaçırıyor. Tüm bunları tek başını omuzlamaya çalışarak hata yapıyor. Ben onun için her şeyi yapmaya hazırım. Delirdiği zaman bile öfkesini üzerimde kullanabilir."

"Bu kadar bariz bir şeyi söylemen çok komik. O benim içinde fazlasıyla değerli. Onun için her şeyi yapabilirim."

Saçımı okşayan parmakların sahibini biliyordum. Kutay'dan başkası değildi. Nefesini sesli bir şekilde dışarıya verirken küstahça güldüğünü hissettim. "Bana karşı tüm kozunu ortaya koy. İstersen psikopat da diyebilirsin fakat onun yanında benden başka bir erkeğin durmayacağına emin olacağım."

"Ve ben de elim kolum bağlı bu sözlere başımı eğip durmayacağım. Seçim Umay'a ait olacak bunu unutma!"

Konuşmaları gittikçe tuhaflaşırken daha fazla onların kendi aralarında yaptıkları aşk tartışmasını duymak istemiyordum. Olduğum yerde kıpırdanırken ikisi de konuşmayı kesmişti ve daha da konuşmamışlardı. Ben ise o gece korkularıma rağmen uykunun içine düşmüştüm.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.