GİZLİ ŞİFRE
BÖLÜM 4
Notun gizemini çözmeye çalışırken Thorne’den soru geldi.
“Eulalia’nın ölürken giydiği kıyafetler kanıt olabilir mi?”
Aslında evet, haklıydı.
“ben Eulalia’nın evine gidiyorum”
Thorne’de peşimden kalkınca onunla beraber eve gittik.
...
“ölürken giydiği kıyafetler bunlar mıydı?”
“evet”
Amanda’nın gösterdiği parçaları dikkatlice tutup çantama koydum.
“tamamdır, bu parçaların üstünde DNA kamış mı diye bakacğız”
Amanda korkuyla bize baktı.
“dava kapanmamış mıydı?”
“katile inanmadığımız için ve bir olay yüzünden dosyayı tekrar açtık”
Amanda’nın yüzü birden soldu. Korkmuşa benziyordu.
“bir sıkıntı mı var?”
“HAYIR!”
Sebepsiz yere bize bağırmıştı. Sanırsam Eulalia hakkında bir şey biliyordu.
Duruşumu dikleştirdim. Yoksa Eulalia’yı sen mi öldürdün?
“Eulalia hakkında ne biliyorsun?”
“hiçbir şey... işiniz bittiyse evden çıkın”
Gözlerimi devirip Thorne’ye baktım. Buradan gitmeliyiz!
Thorne ne demek istediğimi anladı. Elimden tutup bahçeye çıkardı.
Arabaya bindiğimizde düşüncelerimi okudu.
“Amanda’dan şüpheleniyorsun, değil mi?”
“evet, hemde çok! Kendini bir şey sanan pislik!”
“tamam! Sakin ol, elimizde kanıt yoksa hiç kimseye suç atmamalıyız”
“sence hareketleri gayet şüpheli değil mi pisliğin!?”
“Seraphina! Şirkete bir dönelim, hepsini anlat”
...
Şirkete döndüğümüz an Thorne’yi ofisime soktum.
“ben bu şıllığı ilk sorguya çekerken tanıdım. Cevapları çok kısa ve ukalacıydı. Öyle bir bakışı var ki, hem kurnaz tilki, hem bir bebek gibiydi. Orada şüphelenmiştim. Bir de bu olayda. Bence gerçek katil o”
“cevaplarından örnek verebilir misin?”
“örneğin, öldüğü gece nerede olduğunu sormuştum, cevabı “sanane” oldu”
O sırada gözüme yanımda getirdiğim çanta ilişti. Ben onu labavotuvara vermeyi unutmuştum.
“ben şu çantayı labavotuvara verip geliyorum”
Çantayı alıp labavotuvara gittim.
“profesör, sonucunu en yakın zamanda almam lazım”
“acilse bu akşam size mesaj gönderirim”
“tamamdır, teşekkürler”
Tekrar ofise girdiğimde Thorne yoktu. Umursamadan çantamı alıp eve gittim.
...
Salatamı hazırladıktan sonra salona geçtim v profesörün attığı resme baktım.
Sonuçta iki kişinin ismi yazıyordu. Amanda, Jessica ve Eulalia.
Burada Jessica’yı anlarım, Eulalia’yı anlarım ama Amanda’yı anlayamam.
Thorne’ye profesörün attığı fotoğrafı attım.
“evet, duygularınızı alalım”
“Amanda’dan şüphelenirken yanlış yapmıyormuşum”
“nasıl olur?”
“oluyormuş demek ki”
“lefkai vakasında bile şüphelediğim kişi gerçek hırsız çıktı”
“tamam, dedektifliği bırakıyorum. Sen bensiz de iyisin”
“SAKIN!”
“tamam bal küpü, kızma”
“neyse, yarına özel Amanda’yla bir buluşma ayarlayacağım”
“niye?”
“sence zeka küpü?”
“anladım, yarın görüşürüz”
“görüşürüz”
Telefonu kapatıp yatağıma uzandım.
Yarın çok eğlenceli olacak belli ki.
Bakalım, bize ne hikayeler uyduracak?