GİZLİ ŞİFRE
BÖLÜM 14
Eşyalarımı ofise bırakıp Thorne’nin ofisine gittim. Kapıyı çalıp içeriye girdim. Masanın karşısındaki koltuğa oturdum. Thorne şaşkınlıkla bana bakıyordu. Şaşkınlığı bitince gözleri parıldadı. Nazikçe gülümsedi. “hoşgeldin, Tayland nasıldı?”
Çok abartmadan güdüm. Bakışlarımla onun yanında güvende olduğumu anlatmaya çalıştım. Gerçekten de onun yanında güvendeydim. Evimde bile silah saldırısına uğruyordum. “kaçtığım an bilet aldığım için gezecek çok fazla zamanım kalmadı, uçağın kalkacağı gün bir kaç yeri ziyaret ettim sadece”
Thorne düşünceli bir şekilde kafasını salladı. Bilgisayarda hızlıca bir şeye baktı. Bana dönüp gülümsedi. “dava bitince tekrar gidip gezmelisin bence”
Dediğine güldüm. “yok teşekkürler, artık o ülke benim için travma kalacak”
“Amanda polislerden nasıl kaçıp da şirkete girdi ki?” sonra da aydınlanlanmış şekilde gözlerini büyüttü. “kamera kayıtlarına bakabiliriz”
“iyi fikir!” koşar adımlarla sandalyesinin arkasına geçip sırt kısmına tutundum. Thorne hızlıca kayıtlara girdi. 3 gün öncenin kayıtlarını bulup ekranı büyüttü.
Giriş kapısından giren herkesi inceledik. 3 gün boyunca olan bütün kayıtları izlememize rağmen Amanda’yı göremedik.
“temizlikçi kılığına girmiş olabilir mi?”
“hay aklına bin yaşa”
Tekrar 3 gün öncenin kayıtlarına girdik. dikkatlice temizlikçilere baktık. Bir temizlikçi önüne düşen saç tutamlarını hızlıca tekrar şapkasına soktu. Etrafı da gözetliyordu temkinlice.
“şu kadını takip edelim, Amand’ya benziyor, saçları aynı renk”
Kadının izlemeye başladık. Kadın 2. kata çıktı. Ofisimin yanındaki personel odasına girdi. Bende o sırada ofisten çıktım. Kadın tahmin ettiğim gibi ofisime girip kapıyı kapattı. Uzun bir aradan sonra ofise girdim. Ofisin kamera kayıtlarına girdik. Telefonu aldım ki, arkamdan çıkan şeytan ağzımı kapattı. Ve anladığımı göre o Amanda’ydı.
Masamdaki hiç bir şeye dokunmadı. Beni nasıl götürdüğünü merak ediyordum ki ofise iki adam daha girdi. Beraber beni taşıyıp ofisten çıkardılar.
Tekrar koridorun kamera kayıtlarına girdik, Amanda Ceo’Ya bir şeyler konuşurken iki adam da ben halsizmişim gibi omuzumdan tutuyorlardı düşmeyeyim diye. Demek ki bu oyuna Ceo’yu karıştırmışlardı.
Ben kamera kayıtlarını izleyen biri var diye bilyordum, artık olmadığını rahatça düşünebilirdim.
“bak sen şu o-”
“tamam, küfür etmeyelim lütfen. Yaşandı, bitti. Böyle düşünelim”
Thorne yandan bakış attı.
“yaşandı bitti diye mi düşünelim? 2 kere seni kaçırdılar, 2 kere cebinden not çıktı, üstelik tehdit etmeme rağmen tekrar yaptılar, evinde bile bir şey yapmış olabilirler, kim bilir?”
Arkadaşımın bana geldiği gün yaşanan olaydan bahsetse miydim, Telefonuma gelen mesajlardan bahsetse miydim? Seri katil olduğumdan bahsetse miydim, Kaçmasam ölecek olmamdan bahsetse miydim, bilmiyorum. Tabi, bunlar bazı insanlara göre hiçbir şey ama yine de vereceği tepkiden korkuyordum.
“yani sende çok abartıyorsun bence”
Telefonumu cebimden alıp gelen bildirime baktım.
594*** hala farketmedin mi?
Siz- neyi?
594*** n_ _ _ devamını bulunca anlarsın
Siz- neyden bahsettiğini çabuk söyle!
Görüldü...
Sinirden deliye dönsem de Thorne’nin bir şey anlamaması için gülümsedim. “bende ofisime geçeyim artık”
“tamamdır bal küpü”
Ofisten çıkıp kapıyı kapattım. Ofisime gitmeden önce kahve aldım.
Merdivenlerden çıkarken Ceo’yu gördüm. Ceo hemen yanımda belirdi.
“merhaba Seraphina, müsait misin?”
“buyrun, müsaitim”
“depoda geçen yılın nisan ve mart aylarıın dosyaları var, bana onları bir koşu gidip getirebilir misin?”
“getiririm de.. Neden sekreterinizin getirmediğini anladım”
“sekreterim bugün izinli, kime sorsam müsait değil”
“peki efendim, hemen getiriyorum”
Bodrum katına inip depoya girdim. Dosyaları koyduğumuz rafların önüne geldim. Her raf bir yıla ayrılmıştı. Şuan 5 raf doluydu. Her dosya bir rafa aitti.
Ceo’nun bana söylediği dosyaları alıp kapıya yöneldim. Kapıya açmamla, bir adamın yere yığılması bir oldu. Büyük bir mahcubiyetle yardım etmek için yere eğildim ki, elinden düşen eterli pamuğu gördüm.
O anda yine aynı amaçla geldiğini anladım. Dikkatinin dağınık olduğunu anlayıp fark ettirmeden telefonumu aldım. Ses kaydını açtım. Aynı şekilde kamera’yı açıp adamın yapacaklarını görebilecek şekilde cebime koydum.
“iyi misiniz?”
Adam büyük bir sinirle ayağa kalkıp pamuğu aldı ve üstüme doğru gelmeye başladı.
“beyefendi, ne yapıyorsunuz?”
“Amanda, az kalsın senin yüzünden beni öldürecekti. Şu davayı kapa, ikimizde kurtulalım”
“ne demek istiyorsunuz?”
“dediğim gayet açık”
Vahşice üstüme gelmeye devam ediyordu.
Ben, beni bayıltıp ne yapacaktı, onu merak ediyordum.
“beyefendi, gerçekten ne dediğinizi anlayamıyorum”
“ben şimdi sana gösteririm!”
Elini iki kere şıklattı. Deponun yanındaki odalardan iki tane adam çıktı. Yavaş yavaş üstüme geliyorlardı.
O sırada merdivenlerden Thorne’nin sesi geldi.
“SERAPHİNA!”
Adamlar hemen merdivenlere yöneldi. Fırsattan yararlanıp üçüne de tekme atıp yere düşürdüm. Rahat etmek için bir kaç tane daha tekme attım. Arkadan gelen alkış sesiyle gülümsedim.
“biraz daha vursaydın ya”
“yok zeka küpü, bir daha karşıma çıkarlarsa daha beterini yaparım, merak etme”
“o zaman ben gidiyorum, zaten işimde kalmadı”
“tamamdır bal küpü”
“hatırlamışken, şu dosyaları Ceo’ya verebilir misin?”
“tabiki bal küpü”
Bir kaç basamak çıkıp Thorne’ye döndüm. Gülümseyip tekrar yukarı çıktım. Arabaya binip evin yolunu tuttum.
...
Kahvemi tazeleyip tekrar masama oturdum. Çalan kapıya ‘gir” deyip kahvemden bir yudum aldım. Thorne gelmişti. Karşımdaki koltuğa oturdu.
“günaydın Thorne”
“günaydın Seraphina”
Sesi tereddütlüydü. Merak edip sordum.
“bir sorun mu var? Sen kolay kolay ofisime gelmezsin de”
“evet”
“neymiş bakalım bu sıkıntı?”
“sen dün ofisimde bir not düşürdün, Merakıma yenilip açtım. Her zaman sana gelen notlardandı. “KAÇİS2G” yazıyordu. Notu eve götürüp çözmeye çalıştım... çözdüm de”
“neymiş açılımı?”
“katilimi açığa çıkarman için son iki gün”
Nedensizce ürperdim. Artık izleniyoruz gibi hissetmey
e başlamıştım.
“Amanda’yı bulup bu işin doğrusu öğrenmeliyiz Thorne”