İçeriğe geç

Gizli şifre

Bölüm 2 · 33 dk okuma

Gizli şifre

Bölüm 2

Bölüm 1- Eulalia cinayeti

GİZLİ ŞİFRE

BÖLÜM 1

2 gün önce yaşanan vakayı bay Airev’e götürürken koridorda Thorne’u gördüm. “yeni cinayet vakası için odama bekleniyorsunuz bal küpü”

Evet. Ortak olduğumuzdan beri bana “bal küpü” diyordu. Bu lakap benim ikinci ismim gibi olmuştu artık.

“tabikide zeka küpü” göz kırpıp bay Airev’in odasına girdim. Dosyayı verdikten sonra Thorne’nin ofisine girdim.

“evet, vaka hakkında bilgileri alayım”

“bir cinayet vakası, ölen kızın adı Eulalia Bennett. Bir ablası ve erkek kardeşi var. Annesi, ablası, erkek kardeşi ve babası 1 saat sonra ifade vermeye geleceklermiş”

“kız hangi üniversiteden mezundu?”

“Tayland’daki chulalongkorn üniversitesinden mezunmuş”

“peki bir işte çalışıyor muydu?”

“yuenus markasının eski yüzüymüş. Oradan ayrıldıktan sonra başka bir işe girmemiş”

“tamam, dosyasına biraz daha bakalım, sonrada karakola gideriz”

“tabikide bal küpü”

...

THORNE’NİN ANLATIMIYLA

“evet, Eulalia’nın öldüğü gün neredeydin?”

“ben yeni eve girmiştim. Eşimin ve oğlumun bağırışlarını duyunca odaya girdim. Eulalia’nın cesedini görünce hastaneyi aradım. Hastanede ameliyata girdi ama doktor Eulalia’yı kurtaramadığını söyledi. Hastaneden sonra direkt size başvurdum”

“peki Eulalia nasıl ölmüştü?”

“karnına batırılmış bir bıçak vardı”

“peki, erkek kardeşini çağırabilirsiniz”

Babası odadan çıktıktan sonra erkek kardeşi sandalyeye oturdu.

“Eulalia’nın öldüğü gece neredeydin?”

“arkadaşımla kafede buluştuktan sonra eve dönmüştüm. Ev garip bir şekilde ölü kokuyordu. Eulalia’nın odasına girdiğimde bıçaklandığını gördüm. Annemi arayıp Eulalia’nın yanına çöktüm”

“ablan evde yok muydu?”

“hayır, annemden sonra eve geldi. Eulalia’yı görünce şok olmuştu. Çömelip ağlamaya başladı”

“peki Eulalia’nın odasında dikkatini çeken bir şey var mıydı?”

“penceresi açıktı, normalde klima olduğu için penceresini açmazdı. Makyaj masasının üstünde kan vardı”

“tamam çıkabilirsin”

SERAPHİNA’NIN ANLATIMIYLA

“Eulalia’nın öldüğü gece neredeydin?”

“marketteydim. Ezekiel haberi verince eve koştum. Şaşkınlığım ve korkumdan kimseye haber veremedim”

“O sırada ablası ve babası neredeydi?”

“ikisi de dışarıdaydı. İlk önce Amanda, sonrada Octavius geldi”

“peki, ablasını çağırabilirsiniz”

Aurelia hanım çıktıktan sonra sandalyeye Amanda oturdu.

“Eulalia’nın öldüğü gece neredeydin?”

“dışarıda”

“dışarıda neredeydin?”

“seni ilgilendirmez”

“dedektif olarak bunları bilmek zorundayım”

“iyi, arkadaşımın evindeydim”

“eve niye geldin? Bildiğime göre kimse sana haber vermemiş”

“arkadaşıma kalmaya değil, oturmaya gittiğime göre?”

“anlıyorum... çıkabilirsiniz”

Dosyaları alıp ortak ofise girdim. Thorne’nin karşısına oturdum. Dosyaları inceledik.

“seninkilerden biri şüpheli davrandı mı?”

“evet, ablası. Çok ukalaca konuştu. Hareketleri de bir o kadar şüpheliydi”

“bende yoktu, anladığım kadarıyla herkes aynı senaryoyu anlatmış”

“öyle duruyor”

Amanda’nın dosyasına baktığımda içeriye dedektif Kerf girdi.

“Ezekiel Bennett bıçaklanmış”

Dosyadan başımı kaldırıp Kerf’e döndüm.

“ne? Nerede ve nasıl olmuş?”

“ofisinde bulundu. Kameralara baktığımda siyaha bürünen birinin yaptığını gördüm”

“tamam, çıkabilirsin”

Araştırmak isterdim ama şu an önceliğimiz Eulalia olmalıydı.

“neyse, biz Eulalia’ya odaklanalım”

“bencede”

...

Bütün dosyaları didik didik etmiştik.

“yarın devam ederiz”

“tamam, yarın görüşürüz”

Odadan çıkıp ofisime döndüm. Ceketimi ve çantamı alıp garaja girdim. Arabaya binip eve gittim.

Çantamı alıp arabadan çıktım ve eve girdim. Elimi yıkayıp üstümü değiştirdim. Mutfağa gidip yiyecek bir şeyler hazırlandım.

Yemeğimi de yiyince televizyonu açtım.

“yuenus markasının ceo’su Octavius Bennett, kızı Eulalia Bennett ve oğlu Ezekiel Bennett’ın öldüğünü duyurdu”

Ve sonrasında habere çıktığım için kendimle gurur duydum.

“Octavius Bennett, ünlü bir dedektif şirketi olan İngale şirketinden Seraphina ve Thorne Wilder’ın bu cinayeti çözeceğini duyurdu”

Evet, soyadım yoktu. Annem ve babam ben doğduktan hemen sonra yetiştirme yurduna vermişlerdi. İsmimi müdür koymuştu. Dediğine göre annem ve baba ad koymaya bile yaraşmamışlardı.O yüzden soyadlarını bile bilmiyorum. Onları çok aramıştım, bulamayınca pes ettim.

Boş olduğum için Ezekiel olayının kamera kayıtlarını izlemeye karar verdim.

“alo, dedektif Kerf ile mi görüşüyorum?”

“evet dedektif Seraphina sorun nedir?”

“bana Ezekiel olayının olduğu yerin kamera görüntülerini atar mısınız?”

“tabiki”

“teşekkürler, görüşürüz”

“görüşürüz”

Salataları kesmeyi bırakıp omzuma sabitlediğim telefonu masaya bıraktım. Salataları tabağa boşalttıktan sonra koltuğa geçtim. Gelen bildirimle gülümseyerek telefonu açtım.

Videoyu açıp izlerken salatamı yiyordum.

Bir adam Thorne odadan çıktıktan sonra içeriye girdi. Elinde bıçak vardı. Ezekiel ona yaklaşınca onu itledi. Bu sefer adam bıçağı fırlattı. Bıçak Ezekiel’in karnına girdi.

Adam diyorum ama gördüğüme göre saçı turkuazdı. Kadın olma ihtimali de vardı.

Aslında bu kişi Amanda bile olabilirdi...

Düşüne düşüne odama döndüm. Pijamalarımı giyip yatağa yattım.

...

Alarmımın çalmasıyla uyandım. Elimi yüzümü yıkayıp üzerimi değiştirdim. Kahvaltımı da yaptıktan sonra arabaya bindim ve şirkete gittim.

Ofisime girecektim ki Thorne bana seslendi.

“nerede kaldın bal küpü”

“geç mi kaldım zeka küpü?”

“hayır bal küpü, hani Eulalia’nın evini araştıracaktık ya”

“doğru, şimdi mi gidiyoruz?”

“evet yani daha odaya girme”

Garaja indiğimizde Thorne’nin arabasına binip evlerine gittik.

Evleri müstakildi. İki katlıydı. Duvarları beyazdı ama dikkatimi çeken bir şey vardı...

O da Eulalia’nın penceresinin altındaki kandı...

“Thorne görüyor musun bilmiyorum ama Eulalia’nın odasına dön ve penceresinin altına bak”

Thorne gülümseyerek dediğim yere baktı ve mutluluğu söndü.

“bunu labavotuvara götürmeliyiz”

Pencereye koşup yanında getirdiği küçük kaba kanı koydu ve kapıyı çaldı. Bende peşine kapıya gittim.

Kapıyı Aurelia hanım açtı.

“merhaba, Eulalia’nın odasını araştırmaya geldik”

“odası koridorun solunda”

Gözyaşlarını silerek bir anahtar tutuşturdu elime. Sanırsam bu anahtar Eulalia’nın odasının anahtarıydı.

Odanın kapısını açtım ve katilin DNA’sına ait şeyler araştırmaya başladık.

Masanın üstünde kan, yerde beyaz bir saç bulmuştuk.

Onları küçük bir kapsüle koyduktan sonra evden çıktık.

Şirkete dönüp bulduğumuz DNA kalıntılarını labavotuvardaki profesörlere verdikten sonra benim ofisime gittik.

“Ezekiel olayını çözecek miyiz?”

“Bilmiyorum, istiyorsan çözelim, istemiyorsan çözmeyelim bal küpü”

“aslında çözebiliriz ama Eulalia’dan vakit kalmayabilir”

“doğru ama başka bir dedektifi de görevlendirebiliriz”

O sırada içeriye bay Octavius’un sekreteri girdi.

“ef-efendim, ba-bay Octa-Octavius öl-öldü”

“ne diyorsun sen?!”

“Seraphina!”

“nasıl oldu?”

“dosyayı vermek için odasına girdim. Yerde yatıyordu. Yanında da bir kurşunla birlikte bir silah vardı”

“tamam, çıkabilirsin”

“kızın sadece annesi ve ablası kaldı. Gerçi ablası şüpheli duruyor ama neyse...”

“Derken? Kızın ablası o, niye böyle bir şey yapsın?”

“sen onu dinleseydin aynısını sende öyle düşünürdün!”

“tamam bağırma bal küpü”

Önüme gelen saçlarımı geriye atıp arkama yaslandım.

“2 yıldır senle çalışıyorum, ilk defa sinirlendiğini gördüm”

“konuyu değiştirme, verdiğimiz DNA kalıntılarının sahibi açıklandı mı?”

“sordum, yarın sabah açıklayacaklarmış”

“ben öğle yemeğimi yiyorum, sende ne halt yiyorsan ye!”

“ne sinirleniyorsun bal küpü!”

Gözlerimi devirip odadan çıktım ve arabaya bindim.

en sevdiğim restoran olan nahrf restoranına gittim.

“GARSON!"

Benim yaşlarımda olan bir garson masanın önüne geldi.

“buyrun efendim, ne arzu istersiniz?”

“ben bir tane salçalı makarna alayım”

“tabiki, hemen geliyor” deyip masadan ayrıldı.

Siparişim gelene kadar telefonumla uğraştım.

...

Hesabı ödedikten sonra şirkete geri döndüm.

Yanımda hemen tempoma uyan Thorne’de yürüyordu.

“sonuçlar açıklandı mı?”

“hayır ama şok olacağın bir şey daha oldu”

Tek kaşımı kaldırıp Thorne’ye döndüm.

“bayan Aurelia balkondan atlayıp intihar etmiş. Bu da bıraktığı not”

Yürürken bir yandan dosyayı verdi.

Şaşkınlık ve korku içerisinde dosyaya baktım.

“benim yaşama sebeplerim öldü...

Yani benim yaşamamın pek bir anlamı yok...

Her şeyi kızım Amanda’ya teslim ediyorum...

Amanda..

Unutma, seni seven bir annen var...

Ne suç işlersen işle...

Seni hep seveceğim ve koruyacağım...”

“intihar ettiğine emin misin?” bir yandan dolan gözlerimi siliyordum. “onu balkondan düşerken gören bir sürü tanık var”

“tanıklar ifadelerini verdiler mi?”

“evet, hepsi aynı senaryoyu söyledi ve onları soruşturanlar onların doğruyu söylediğini söyledi”

“nereden anlamışlar?”

“hepsi 10 yıllık komiser oldukları için olabilir mi?!”

çaktırmadan gözyaşlarımı silip ofise girdim. Yapacak bir şey bulamayınca rafta tozlanmış olan kitabı alıp okumaya başladım.

...

yarım saat bile okumadan kapım açıldı.

“evet bal küpü, burada boş boş oturuyor musunuz?”

“evet, yine birisi mi öldü?”

“evet”

Korkuyla ayağa fırladım.

“kim”

“Eulalia’nın teyzesi”

içimden sabır çektim. Bu 2 gündür ölüm meleği peşlerini bırakmıyor...

“niye? Cinayet, değil mi?”

“yok, kalp krizinden ölmüş”

Şakağımı iki parmağımla ovup geri yerime oturdum. psikolojim bozuldu bu davadan sonra...

“tamam, yapmam gereken bir şey var mı?”

“yok, bende çıkacağım”

“tamam o zaman”

Çantamı alıp garaja indim. Arabayı binip garajdan çıktım. Ben garajdan çıktıktan sonra yağmur yağmaya başladı.

Yağmur damlaları arabanın camına vuruyordu. Sileceklerin isyan etmesi an meselesiydi...

Zar zor önümü görüp eve girdim. Çantamı fırlatıp elimi yıkadım. Rahat bir şeyler giydikten sonra mutfağa girdim.

Kahve makinesini çalıştırdıktan sonra kahvenin yanına yemek için kurabiye hamurunu hazırladım.

Hamur hazırlanınca şekil verip tepsiye dizdim ve fırına koydum. Çalıştırdıktan sonra önlüğümü çıkaracak iken taşan kahve makinesini gördüm.

Ben kahve makinesini unutmuşum!

Yanına koşup kapattım ama her yer batmıştı.

Bezi alıp batan yerleri sildim.

...

Her yer tertemiz olmuştu ama benim belim bitmişti. Kurabiyeleri tabağa koyup kahvemi aldım ve salona geçtim.

Kumandayı alıp televizyonu açtım.

“yuenus markasının Ceo’su Octavius Bennett, öğlen saatlerinde ofisinde ölü bul-”

DEĞİŞTİR!

Yeni başladığım dizinin yeni bölümü yayınlanıyordu. Kumandayı fırlatıp keyifle dizimi izlemeye başladım.

...

Dizim ikindi saatlerinde bitmişti. Kendimi esnetip tabağı ve bardağımı alıp yıkadım. Hızlıca duşa girip hazırlandım ve dışarı çıktım.

Canım sıkıldığı için sahile gidecektim. Arabayı park edip sahilde boş bir aramaya başladım. Biraz ilerlediğimde Thorne’yi gördüm. Koşup yanına oturdum.

“nasılmış bakalım zeka küpü”

“iyiymiş bal küpü”

“burada ne yapıyorsun?”

“canım sıkıldığı için geldim, seni göreceğimi bilmezdim”

“aynı şekilde bende”

“şimdiden söz ver. Eulalia ve nicesi hakkında konuşmuyoruz”

“tamamdır”

...

“bende kalkayım artık”

“tamamdır bal küpü”

Arabaya binip eve gittim. Pijamalarımı giyip Akşam yemeği hazırlamaya koyuldum.

...

Çayımı ve makarna tabağımı alıp yemek masasına oturdum. Yerken bizim şirket olaylarının haberlerini okuyordum.

“biri onu öldürmüş”

“kalp krizi geçirmiştir bence”

“intihar etmiş olabilir”

“kafasını bir şeye çarpmış olabilir”

Ve nice düşünce vardı ve ben sadece mantıklı bulduklarımı okuyordum.

Yemeğim bitince telefonu masaya bırakıp bulaşıkları kaldırdım ve anında yıkadım. Bulaşık biriktirmeyi bu eve taşındığımdan beri sevmiyordum.

Odaya geçip kitabımı aldım ve okumaya başladım.

...

Okumaktan sıkılınca bilgisayarı alıp dizi izlemeye başladım. O sırada telefona bir bildirim geldi.

594*** boş durmak yerine katilimi bulsan daha iyi olmaz mı?

Okuduğum anda ürperdim ve etrafa baktım. Kimse yoktu ama korkmaya başlamıştım.

Bilgisayarı kaldırıp yatağa girdim ama hala korkuyordum.

...

Zar zor uyuduğum için alarmı duymamıştım. Thorne aramasa öğleye kadar uyurdum.

Telefonu alıp açtım.

“KIZIM NEREDESİN SEN?! AKLIMI YİYORDUM BURADA!”

“saat daha yeni 9:00 olmuş, niye abartıyorsun?”

“ABARTIYOR MUYUM?! SENİ SAAT 7:00’DEN BERİ ARIYORUM!”

“tamam tamam, hazırlanıp geliyorum”

yataktan kalkıp elimi yüzümü yıkadım. Üzerimi giyip evden çıktım.

yolda bir kruvasan ve kahve aldıktan sonra yoluma devam ettim.

Şirkete geldiğimde arabayı park edip içeriye girdim.

Hızlıca kruvasanımı ve kahvemi bitirip Thorne’nin ofisine girdim.

“hadi Labavotuvara, sonuçlar çıkmış”

Başımı sallayıp labavotuvara koştum. Thorne’de peşime geldi.

Profesör elinde dosya, gözlüğünün altından bize bakıyordu.

“sizin vakanız Eulalia vakasıydı değil mi?"

“evet, kendisi öldürülmüş, Kalıntılar bulunca size getirdik”

Profesör başını salalyıp Labavotuvara girdi.

5 dakika sonra tekrardan yanımıza girdi.

“buyrun, sonuçlar bu dosyada”

Dosyayı uzattığında direkt alıp en altına baktım.

Jessica Vollins?

GİZLİ ŞİFRE

BÖLÜM 1

2 gün önce yaşanan vakayı bay Airev’e götürürken koridorda Thorne’u gördüm. “yeni cinayet vakası için odama bekleniyorsunuz bal küpü”

Evet. Ortak olduğumuzdan beri bana “bal küpü” diyordu. Bu lakap benim ikinci ismim gibi olmuştu artık.

“tabikide zeka küpü” göz kırpıp bay Airev’in odasına girdim. Dosyayı verdikten sonra Thorne’nin ofisine girdim.

“evet, vaka hakkında bilgileri alayım”

“bir cinayet vakası, ölen kızın adı Eulalia Bennett. Bir ablası ve erkek kardeşi var. Annesi, ablası, erkek kardeşi ve babası 1 saat sonra ifade vermeye geleceklermiş”

“kız hangi üniversiteden mezundu?”

“Tayland’daki chulalongkorn üniversitesinden mezunmuş”

“peki bir işte çalışıyor muydu?”

“yuenus markasının eski yüzüymüş. Oradan ayrıldıktan sonra başka bir işe girmemiş”

“tamam, dosyasına biraz daha bakalım, sonrada karakola gideriz”

“tabikide bal küpü”

...

THORNE’NİN ANLATIMIYLA

“evet, Eulalia’nın öldüğü gün neredeydin?”

“ben yeni eve girmiştim. Eşimin ve oğlumun bağırışlarını duyunca odaya girdim. Eulalia’nın cesedini görünce hastaneyi aradım. Hastanede ameliyata girdi ama doktor Eulalia’yı kurtaramadığını söyledi. Hastaneden sonra direkt size başvurdum”

“peki Eulalia nasıl ölmüştü?”

“karnına batırılmış bir bıçak vardı”

“peki, erkek kardeşini çağırabilirsiniz”

Babası odadan çıktıktan sonra erkek kardeşi sandalyeye oturdu.

“Eulalia’nın öldüğü gece neredeydin?”

“arkadaşımla kafede buluştuktan sonra eve dönmüştüm. Ev garip bir şekilde ölü kokuyordu. Eulalia’nın odasına girdiğimde bıçaklandığını gördüm. Annemi arayıp Eulalia’nın yanına çöktüm”

“ablan evde yok muydu?”

“hayır, annemden sonra eve geldi. Eulalia’yı görünce şok olmuştu. Çömelip ağlamaya başladı”

“peki Eulalia’nın odasında dikkatini çeken bir şey var mıydı?”

“penceresi açıktı, normalde klima olduğu için penceresini açmazdı. Makyaj masasının üstünde kan vardı”

“tamam çıkabilirsin”

SERAPHİNA’NIN ANLATIMIYLA

“Eulalia’nın öldüğü gece neredeydin?”

“marketteydim. Ezekiel haberi verince eve koştum. Şaşkınlığım ve korkumdan kimseye haber veremedim”

“O sırada ablası ve babası neredeydi?”

“ikisi de dışarıdaydı. İlk önce Amanda, sonrada Octavius geldi”

“peki, ablasını çağırabilirsiniz”

Aurelia hanım çıktıktan sonra sandalyeye Amanda oturdu.

“Eulalia’nın öldüğü gece neredeydin?”

“dışarıda”

“dışarıda neredeydin?”

“seni ilgilendirmez”

“dedektif olarak bunları bilmek zorundayım”

“iyi, arkadaşımın evindeydim”

“eve niye geldin? Bildiğime göre kimse sana haber vermemiş”

“arkadaşıma kalmaya değil, oturmaya gittiğime göre?”

“anlıyorum... çıkabilirsiniz”

Dosyaları alıp ortak ofise girdim. Thorne’nin karşısına oturdum. Dosyaları inceledik.

“seninkilerden biri şüpheli davrandı mı?”

“evet, ablası. Çok ukalaca konuştu. Hareketleri de bir o kadar şüpheliydi”

“bende yoktu, anladığım kadarıyla herkes aynı senaryoyu anlatmış”

“öyle duruyor”

Amanda’nın dosyasına baktığımda içeriye dedektif Kerf girdi.

“Ezekiel Bennett bıçaklanmış”

Dosyadan başımı kaldırıp Kerf’e döndüm.

“ne? Nerede ve nasıl olmuş?”

“ofisinde bulundu. Kameralara baktığımda siyaha bürünen birinin yaptığını gördüm”

“tamam, çıkabilirsin”

Araştırmak isterdim ama şu an önceliğimiz Eulalia olmalıydı.

“neyse, biz Eulalia’ya odaklanalım”

“bencede”

...

Bütün dosyaları didik didik etmiştik.

“yarın devam ederiz”

“tamam, yarın görüşürüz”

Odadan çıkıp ofisime döndüm. Ceketimi ve çantamı alıp garaja girdim. Arabaya binip eve gittim.

Çantamı alıp arabadan çıktım ve eve girdim. Elimi yıkayıp üstümü değiştirdim. Mutfağa gidip yiyecek bir şeyler hazırlandım.

Yemeğimi de yiyince televizyonu açtım.

“yuenus markasının ceo’su Octavius Bennett, kızı Eulalia Bennett ve oğlu Ezekiel Bennett’ın öldüğünü duyurdu”

Ve sonrasında habere çıktığım için kendimle gurur duydum.

“Octavius Bennett, ünlü bir dedektif şirketi olan İngale şirketinden Seraphina ve Thorne Wilder’ın bu cinayeti çözeceğini duyurdu”

Evet, soyadım yoktu. Annem ve babam ben doğduktan hemen sonra yetiştirme yurduna vermişlerdi. İsmimi müdür koymuştu. Dediğine göre annem ve baba ad koymaya bile yaraşmamışlardı.O yüzden soyadlarını bile bilmiyorum. Onları çok aramıştım, bulamayınca pes ettim.

Boş olduğum için Ezekiel olayının kamera kayıtlarını izlemeye karar verdim.

“alo, dedektif Kerf ile mi görüşüyorum?”

“evet dedektif Seraphina sorun nedir?”

“bana Ezekiel olayının olduğu yerin kamera görüntülerini atar mısınız?”

“tabiki”

“teşekkürler, görüşürüz”

“görüşürüz”

Salataları kesmeyi bırakıp omzuma sabitlediğim telefonu masaya bıraktım. Salataları tabağa boşalttıktan sonra koltuğa geçtim. Gelen bildirimle gülümseyerek telefonu açtım.

Videoyu açıp izlerken salatamı yiyordum.

Bir adam Thorne odadan çıktıktan sonra içeriye girdi. Elinde bıçak vardı. Ezekiel ona yaklaşınca onu itledi. Bu sefer adam bıçağı fırlattı. Bıçak Ezekiel’in karnına girdi.

Adam diyorum ama gördüğüme göre saçı turkuazdı. Kadın olma ihtimali de vardı.

Aslında bu kişi Amanda bile olabilirdi...

Düşüne düşüne odama döndüm. Pijamalarımı giyip yatağa yattım.

...

Alarmımın çalmasıyla uyandım. Elimi yüzümü yıkayıp üzerimi değiştirdim. Kahvaltımı da yaptıktan sonra arabaya bindim ve şirkete gittim.

Ofisime girecektim ki Thorne bana seslendi.

“nerede kaldın bal küpü”

“geç mi kaldım zeka küpü?”

“hayır bal küpü, hani Eulalia’nın evini araştıracaktık ya”

“doğru, şimdi mi gidiyoruz?”

“evet yani daha odaya girme”

Garaja indiğimizde Thorne’nin arabasına binip evlerine gittik.

Evleri müstakildi. İki katlıydı. Duvarları beyazdı ama dikkatimi çeken bir şey vardı...

O da Eulalia’nın penceresinin altındaki kandı...

“Thorne görüyor musun bilmiyorum ama Eulalia’nın odasına dön ve penceresinin altına bak”

Thorne gülümseyerek dediğim yere baktı ve mutluluğu söndü.

“bunu labavotuvara götürmeliyiz”

Pencereye koşup yanında getirdiği küçük kaba kanı koydu ve kapıyı çaldı. Bende peşine kapıya gittim.

Kapıyı Aurelia hanım açtı.

“merhaba, Eulalia’nın odasını araştırmaya geldik”

“odası koridorun solunda”

Gözyaşlarını silerek bir anahtar tutuşturdu elime. Sanırsam bu anahtar Eulalia’nın odasının anahtarıydı.

Odanın kapısını açtım ve katilin DNA’sına ait şeyler araştırmaya başladık.

Masanın üstünde kan, yerde beyaz bir saç bulmuştuk.

Onları küçük bir kapsüle koyduktan sonra evden çıktık.

Şirkete dönüp bulduğumuz DNA kalıntılarını labavotuvardaki profesörlere verdikten sonra benim ofisime gittik.

“Ezekiel olayını çözecek miyiz?”

“Bilmiyorum, istiyorsan çözelim, istemiyorsan çözmeyelim bal küpü”

“aslında çözebiliriz ama Eulalia’dan vakit kalmayabilir”

“doğru ama başka bir dedektifi de görevlendirebiliriz”

O sırada içeriye bay Octavius’un sekreteri girdi.

“ef-efendim, ba-bay Octa-Octavius öl-öldü”

“ne diyorsun sen?!”

“Seraphina!”

“nasıl oldu?”

“dosyayı vermek için odasına girdim. Yerde yatıyordu. Yanında da bir kurşunla birlikte bir silah vardı”

“tamam, çıkabilirsin”

“kızın sadece annesi ve ablası kaldı. Gerçi ablası şüpheli duruyor ama neyse...”

“Derken? Kızın ablası o, niye böyle bir şey yapsın?”

“sen onu dinleseydin aynısını sende öyle düşünürdün!”

“tamam bağırma bal küpü”

Önüme gelen saçlarımı geriye atıp arkama yaslandım.

“2 yıldır senle çalışıyorum, ilk defa sinirlendiğini gördüm”

“konuyu değiştirme, verdiğimiz DNA kalıntılarının sahibi açıklandı mı?”

“sordum, yarın sabah açıklayacaklarmış”

“ben öğle yemeğimi yiyorum, sende ne halt yiyorsan ye!”

“ne sinirleniyorsun bal küpü!”

Gözlerimi devirip odadan çıktım ve arabaya bindim.

en sevdiğim restoran olan nahrf restoranına gittim.

“GARSON!"

Benim yaşlarımda olan bir garson masanın önüne geldi.

“buyrun efendim, ne arzu istersiniz?”

“ben bir tane salçalı makarna alayım”

“tabiki, hemen geliyor” deyip masadan ayrıldı.

Siparişim gelene kadar telefonumla uğraştım.

...

Hesabı ödedikten sonra şirkete geri döndüm.

Yanımda hemen tempoma uyan Thorne’de yürüyordu.

“sonuçlar açıklandı mı?”

“hayır ama şok olacağın bir şey daha oldu”

Tek kaşımı kaldırıp Thorne’ye döndüm.

“bayan Aurelia balkondan atlayıp intihar etmiş. Bu da bıraktığı not”

Yürürken bir yandan dosyayı verdi.

Şaşkınlık ve korku içerisinde dosyaya baktım.

“benim yaşama sebeplerim öldü...

Yani benim yaşamamın pek bir anlamı yok...

Her şeyi kızım Amanda’ya teslim ediyorum...

Amanda..

Unutma, seni seven bir annen var...

Ne suç işlersen işle...

Seni hep seveceğim ve koruyacağım...”

“intihar ettiğine emin misin?” bir yandan dolan gözlerimi siliyordum. “onu balkondan düşerken gören bir sürü tanık var”

“tanıklar ifadelerini verdiler mi?”

“evet, hepsi aynı senaryoyu söyledi ve onları soruşturanlar onların doğruyu söylediğini söyledi”

“nereden anlamışlar?”

“hepsi 10 yıllık komiser oldukları için olabilir mi?!”

çaktırmadan gözyaşlarımı silip ofise girdim. Yapacak bir şey bulamayınca rafta tozlanmış olan kitabı alıp okumaya başladım.

...

yarım saat bile okumadan kapım açıldı.

“evet bal küpü, burada boş boş oturuyor musunuz?”

“evet, yine birisi mi öldü?”

“evet”

Korkuyla ayağa fırladım.

“kim”

“Eulalia’nın teyzesi”

içimden sabır çektim. Bu 2 gündür ölüm meleği peşlerini bırakmıyor...

“niye? Cinayet, değil mi?”

“yok, kalp krizinden ölmüş”

Şakağımı iki parmağımla ovup geri yerime oturdum. psikolojim bozuldu bu davadan sonra...

“tamam, yapmam gereken bir şey var mı?”

“yok, bende çıkacağım”

“tamam o zaman”

Çantamı alıp garaja indim. Arabayı binip garajdan çıktım. Ben garajdan çıktıktan sonra yağmur yağmaya başladı.

Yağmur damlaları arabanın camına vuruyordu. Sileceklerin isyan etmesi an meselesiydi...

Zar zor önümü görüp eve girdim. Çantamı fırlatıp elimi yıkadım. Rahat bir şeyler giydikten sonra mutfağa girdim.

Kahve makinesini çalıştırdıktan sonra kahvenin yanına yemek için kurabiye hamurunu hazırladım.

Hamur hazırlanınca şekil verip tepsiye dizdim ve fırına koydum. Çalıştırdıktan sonra önlüğümü çıkaracak iken taşan kahve makinesini gördüm.

Ben kahve makinesini unutmuşum!

Yanına koşup kapattım ama her yer batmıştı.

Bezi alıp batan yerleri sildim.

...

Her yer tertemiz olmuştu ama benim belim bitmişti. Kurabiyeleri tabağa koyup kahvemi aldım ve salona geçtim.

Kumandayı alıp televizyonu açtım.

“yuenus markasının Ceo’su Octavius Bennett, öğlen saatlerinde ofisinde ölü bul-”

DEĞİŞTİR!

Yeni başladığım dizinin yeni bölümü yayınlanıyordu. Kumandayı fırlatıp keyifle dizimi izlemeye başladım.

...

Dizim ikindi saatlerinde bitmişti. Kendimi esnetip tabağı ve bardağımı alıp yıkadım. Hızlıca duşa girip hazırlandım ve dışarı çıktım.

Canım sıkıldığı için sahile gidecektim. Arabayı park edip sahilde boş bir aramaya başladım. Biraz ilerlediğimde Thorne’yi gördüm. Koşup yanına oturdum.

“nasılmış bakalım zeka küpü”

“iyiymiş bal küpü”

“burada ne yapıyorsun?”

“canım sıkıldığı için geldim, seni göreceğimi bilmezdim”

“aynı şekilde bende”

“şimdiden söz ver. Eulalia ve nicesi hakkında konuşmuyoruz”

“tamamdır”

...

“bende kalkayım artık”

“tamamdır bal küpü”

Arabaya binip eve gittim. Pijamalarımı giyip Akşam yemeği hazırlamaya koyuldum.

...

Çayımı ve makarna tabağımı alıp yemek masasına oturdum. Yerken bizim şirket olaylarının haberlerini okuyordum.

“biri onu öldürmüş”

“kalp krizi geçirmiştir bence”

“intihar etmiş olabilir”

“kafasını bir şeye çarpmış olabilir”

Ve nice düşünce vardı ve ben sadece mantıklı bulduklarımı okuyordum.

Yemeğim bitince telefonu masaya bırakıp bulaşıkları kaldırdım ve anında yıkadım. Bulaşık biriktirmeyi bu eve taşındığımdan beri sevmiyordum.

Odaya geçip kitabımı aldım ve okumaya başladım.

...

Okumaktan sıkılınca bilgisayarı alıp dizi izlemeye başladım. O sırada telefona bir bildirim geldi.

594*** boş durmak yerine katilimi bulsan daha iyi olmaz mı?

Okuduğum anda ürperdim ve etrafa baktım. Kimse yoktu ama korkmaya başlamıştım.

Bilgisayarı kaldırıp yatağa girdim ama hala korkuyordum.

...

Zar zor uyuduğum için alarmı duymamıştım. Thorne aramasa öğleye kadar uyurdum.

Telefonu alıp açtım.

“KIZIM NEREDESİN SEN?! AKLIMI YİYORDUM BURADA!”

“saat daha yeni 9:00 olmuş, niye abartıyorsun?”

“ABARTIYOR MUYUM?! SENİ SAAT 7:00’DEN BERİ ARIYORUM!”

“tamam tamam, hazırlanıp geliyorum”

yataktan kalkıp elimi yüzümü yıkadım. Üzerimi giyip evden çıktım.

yolda bir kruvasan ve kahve aldıktan sonra yoluma devam ettim.

Şirkete geldiğimde arabayı park edip içeriye girdim.

Hızlıca kruvasanımı ve kahvemi bitirip Thorne’nin ofisine girdim.

“hadi Labavotuvara, sonuçlar çıkmış”

Başımı sallayıp labavotuvara koştum. Thorne’de peşime geldi.

Profesör elinde dosya, gözlüğünün altından bize bakıyordu.

“sizin vakanız Eulalia vakasıydı değil mi?"

“evet, kendisi öldürülmüş, Kalıntılar bulunca size getirdik”

Profesör başını salalyıp Labavotuvara girdi.

5 dakika sonra tekrardan yanımıza girdi.

“buyrun, sonuçlar bu dosyada”

Dosyayı uzattığında direkt alıp en altına baktım.

Jessica Vollins?

GİZLİ ŞİFRE

BÖLÜM 1

2 gün önce yaşanan vakayı bay Airev’e götürürken koridorda Thorne’u gördüm. “yeni cinayet vakası için odama bekleniyorsunuz bal küpü”

Evet. Ortak olduğumuzdan beri bana “bal küpü” diyordu. Bu lakap benim ikinci ismim gibi olmuştu artık.

“tabikide zeka küpü” göz kırpıp bay Airev’in odasına girdim. Dosyayı verdikten sonra Thorne’nin ofisine girdim.

“evet, vaka hakkında bilgileri alayım”

“bir cinayet vakası, ölen kızın adı Eulalia Bennett. Bir ablası ve erkek kardeşi var. Annesi, ablası, erkek kardeşi ve babası 1 saat sonra ifade vermeye geleceklermiş”

“kız hangi üniversiteden mezundu?”

“Tayland’daki chulalongkorn üniversitesinden mezunmuş”

“peki bir işte çalışıyor muydu?”

“yuenus markasının eski yüzüymüş. Oradan ayrıldıktan sonra başka bir işe girmemiş”

“tamam, dosyasına biraz daha bakalım, sonrada karakola gideriz”

“tabikide bal küpü”

...

THORNE’NİN ANLATIMIYLA

“evet, Eulalia’nın öldüğü gün neredeydin?”

“ben yeni eve girmiştim. Eşimin ve oğlumun bağırışlarını duyunca odaya girdim. Eulalia’nın cesedini görünce hastaneyi aradım. Hastanede ameliyata girdi ama doktor Eulalia’yı kurtaramadığını söyledi. Hastaneden sonra direkt size başvurdum”

“peki Eulalia nasıl ölmüştü?”

“karnına batırılmış bir bıçak vardı”

“peki, erkek kardeşini çağırabilirsiniz”

Babası odadan çıktıktan sonra erkek kardeşi sandalyeye oturdu.

“Eulalia’nın öldüğü gece neredeydin?”

“arkadaşımla kafede buluştuktan sonra eve dönmüştüm. Ev garip bir şekilde ölü kokuyordu. Eulalia’nın odasına girdiğimde bıçaklandığını gördüm. Annemi arayıp Eulalia’nın yanına çöktüm”

“ablan evde yok muydu?”

“hayır, annemden sonra eve geldi. Eulalia’yı görünce şok olmuştu. Çömelip ağlamaya başladı”

“peki Eulalia’nın odasında dikkatini çeken bir şey var mıydı?”

“penceresi açıktı, normalde klima olduğu için penceresini açmazdı. Makyaj masasının üstünde kan vardı”

“tamam çıkabilirsin”

SERAPHİNA’NIN ANLATIMIYLA

“Eulalia’nın öldüğü gece neredeydin?”

“marketteydim. Ezekiel haberi verince eve koştum. Şaşkınlığım ve korkumdan kimseye haber veremedim”

“O sırada ablası ve babası neredeydi?”

“ikisi de dışarıdaydı. İlk önce Amanda, sonrada Octavius geldi”

“peki, ablasını çağırabilirsiniz”

Aurelia hanım çıktıktan sonra sandalyeye Amanda oturdu.

“Eulalia’nın öldüğü gece neredeydin?”

“dışarıda”

“dışarıda neredeydin?”

“seni ilgilendirmez”

“dedektif olarak bunları bilmek zorundayım”

“iyi, arkadaşımın evindeydim”

“eve niye geldin? Bildiğime göre kimse sana haber vermemiş”

“arkadaşıma kalmaya değil, oturmaya gittiğime göre?”

“anlıyorum... çıkabilirsiniz”

Dosyaları alıp ortak ofise girdim. Thorne’nin karşısına oturdum. Dosyaları inceledik.

“seninkilerden biri şüpheli davrandı mı?”

“evet, ablası. Çok ukalaca konuştu. Hareketleri de bir o kadar şüpheliydi”

“bende yoktu, anladığım kadarıyla herkes aynı senaryoyu anlatmış”

“öyle duruyor”

Amanda’nın dosyasına baktığımda içeriye dedektif Kerf girdi.

“Ezekiel Bennett bıçaklanmış”

Dosyadan başımı kaldırıp Kerf’e döndüm.

“ne? Nerede ve nasıl olmuş?”

“ofisinde bulundu. Kameralara baktığımda siyaha bürünen birinin yaptığını gördüm”

“tamam, çıkabilirsin”

Araştırmak isterdim ama şu an önceliğimiz Eulalia olmalıydı.

“neyse, biz Eulalia’ya odaklanalım”

“bencede”

...

Bütün dosyaları didik didik etmiştik.

“yarın devam ederiz”

“tamam, yarın görüşürüz”

Odadan çıkıp ofisime döndüm. Ceketimi ve çantamı alıp garaja girdim. Arabaya binip eve gittim.

Çantamı alıp arabadan çıktım ve eve girdim. Elimi yıkayıp üstümü değiştirdim. Mutfağa gidip yiyecek bir şeyler hazırlandım.

Yemeğimi de yiyince televizyonu açtım.

“yuenus markasının ceo’su Octavius Bennett, kızı Eulalia Bennett ve oğlu Ezekiel Bennett’ın öldüğünü duyurdu”

Ve sonrasında habere çıktığım için kendimle gurur duydum.

“Octavius Bennett, ünlü bir dedektif şirketi olan İngale şirketinden Seraphina ve Thorne Wilder’ın bu cinayeti çözeceğini duyurdu”

Evet, soyadım yoktu. Annem ve babam ben doğduktan hemen sonra yetiştirme yurduna vermişlerdi. İsmimi müdür koymuştu. Dediğine göre annem ve baba ad koymaya bile yaraşmamışlardı.O yüzden soyadlarını bile bilmiyorum. Onları çok aramıştım, bulamayınca pes ettim.

Boş olduğum için Ezekiel olayının kamera kayıtlarını izlemeye karar verdim.

“alo, dedektif Kerf ile mi görüşüyorum?”

“evet dedektif Seraphina sorun nedir?”

“bana Ezekiel olayının olduğu yerin kamera görüntülerini atar mısınız?”

“tabiki”

“teşekkürler, görüşürüz”

“görüşürüz”

Salataları kesmeyi bırakıp omzuma sabitlediğim telefonu masaya bıraktım. Salataları tabağa boşalttıktan sonra koltuğa geçtim. Gelen bildirimle gülümseyerek telefonu açtım.

Videoyu açıp izlerken salatamı yiyordum.

Bir adam Thorne odadan çıktıktan sonra içeriye girdi. Elinde bıçak vardı. Ezekiel ona yaklaşınca onu itledi. Bu sefer adam bıçağı fırlattı. Bıçak Ezekiel’in karnına girdi.

Adam diyorum ama gördüğüme göre saçı turkuazdı. Kadın olma ihtimali de vardı.

Aslında bu kişi Amanda bile olabilirdi...

Düşüne düşüne odama döndüm. Pijamalarımı giyip yatağa yattım.

...

Alarmımın çalmasıyla uyandım. Elimi yüzümü yıkayıp üzerimi değiştirdim. Kahvaltımı da yaptıktan sonra arabaya bindim ve şirkete gittim.

Ofisime girecektim ki Thorne bana seslendi.

“nerede kaldın bal küpü”

“geç mi kaldım zeka küpü?”

“hayır bal küpü, hani Eulalia’nın evini araştıracaktık ya”

“doğru, şimdi mi gidiyoruz?”

“evet yani daha odaya girme”

Garaja indiğimizde Thorne’nin arabasına binip evlerine gittik.

Evleri müstakildi. İki katlıydı. Duvarları beyazdı ama dikkatimi çeken bir şey vardı...

O da Eulalia’nın penceresinin altındaki kandı...

“Thorne görüyor musun bilmiyorum ama Eulalia’nın odasına dön ve penceresinin altına bak”

Thorne gülümseyerek dediğim yere baktı ve mutluluğu söndü.

“bunu labavotuvara götürmeliyiz”

Pencereye koşup yanında getirdiği küçük kaba kanı koydu ve kapıyı çaldı. Bende peşine kapıya gittim.

Kapıyı Aurelia hanım açtı.

“merhaba, Eulalia’nın odasını araştırmaya geldik”

“odası koridorun solunda”

Gözyaşlarını silerek bir anahtar tutuşturdu elime. Sanırsam bu anahtar Eulalia’nın odasının anahtarıydı.

Odanın kapısını açtım ve katilin DNA’sına ait şeyler araştırmaya başladık.

Masanın üstünde kan, yerde beyaz bir saç bulmuştuk.

Onları küçük bir kapsüle koyduktan sonra evden çıktık.

Şirkete dönüp bulduğumuz DNA kalıntılarını labavotuvardaki profesörlere verdikten sonra benim ofisime gittik.

“Ezekiel olayını çözecek miyiz?”

“Bilmiyorum, istiyorsan çözelim, istemiyorsan çözmeyelim bal küpü”

“aslında çözebiliriz ama Eulalia’dan vakit kalmayabilir”

“doğru ama başka bir dedektifi de görevlendirebiliriz”

O sırada içeriye bay Octavius’un sekreteri girdi.

“ef-efendim, ba-bay Octa-Octavius öl-öldü”

“ne diyorsun sen?!”

“Seraphina!”

“nasıl oldu?”

“dosyayı vermek için odasına girdim. Yerde yatıyordu. Yanında da bir kurşunla birlikte bir silah vardı”

“tamam, çıkabilirsin”

“kızın sadece annesi ve ablası kaldı. Gerçi ablası şüpheli duruyor ama neyse...”

“Derken? Kızın ablası o, niye böyle bir şey yapsın?”

“sen onu dinleseydin aynısını sende öyle düşünürdün!”

“tamam bağırma bal küpü”

Önüme gelen saçlarımı geriye atıp arkama yaslandım.

“2 yıldır senle çalışıyorum, ilk defa sinirlendiğini gördüm”

“konuyu değiştirme, verdiğimiz DNA kalıntılarının sahibi açıklandı mı?”

“sordum, yarın sabah açıklayacaklarmış”

“ben öğle yemeğimi yiyorum, sende ne halt yiyorsan ye!”

“ne sinirleniyorsun bal küpü!”

Gözlerimi devirip odadan çıktım ve arabaya bindim.

en sevdiğim restoran olan nahrf restoranına gittim.

“GARSON!"

Benim yaşlarımda olan bir garson masanın önüne geldi.

“buyrun efendim, ne arzu istersiniz?”

“ben bir tane salçalı makarna alayım”

“tabiki, hemen geliyor” deyip masadan ayrıldı.

Siparişim gelene kadar telefonumla uğraştım.

...

Hesabı ödedikten sonra şirkete geri döndüm.

Yanımda hemen tempoma uyan Thorne’de yürüyordu.

“sonuçlar açıklandı mı?”

“hayır ama şok olacağın bir şey daha oldu”

Tek kaşımı kaldırıp Thorne’ye döndüm.

“bayan Aurelia balkondan atlayıp intihar etmiş. Bu da bıraktığı not”

Yürürken bir yandan dosyayı verdi.

Şaşkınlık ve korku içerisinde dosyaya baktım.

“benim yaşama sebeplerim öldü...

Yani benim yaşamamın pek bir anlamı yok...

Her şeyi kızım Amanda’ya teslim ediyorum...

Amanda..

Unutma, seni seven bir annen var...

Ne suç işlersen işle...

Seni hep seveceğim ve koruyacağım...”

“intihar ettiğine emin misin?” bir yandan dolan gözlerimi siliyordum. “onu balkondan düşerken gören bir sürü tanık var”

“tanıklar ifadelerini verdiler mi?”

“evet, hepsi aynı senaryoyu söyledi ve onları soruşturanlar onların doğruyu söylediğini söyledi”

“nereden anlamışlar?”

“hepsi 10 yıllık komiser oldukları için olabilir mi?!”

çaktırmadan gözyaşlarımı silip ofise girdim. Yapacak bir şey bulamayınca rafta tozlanmış olan kitabı alıp okumaya başladım.

...

yarım saat bile okumadan kapım açıldı.

“evet bal küpü, burada boş boş oturuyor musunuz?”

“evet, yine birisi mi öldü?”

“evet”

Korkuyla ayağa fırladım.

“kim”

“Eulalia’nın teyzesi”

içimden sabır çektim. Bu 2 gündür ölüm meleği peşlerini bırakmıyor...

“niye? Cinayet, değil mi?”

“yok, kalp krizinden ölmüş”

Şakağımı iki parmağımla ovup geri yerime oturdum. psikolojim bozuldu bu davadan sonra...

“tamam, yapmam gereken bir şey var mı?”

“yok, bende çıkacağım”

“tamam o zaman”

Çantamı alıp garaja indim. Arabayı binip garajdan çıktım. Ben garajdan çıktıktan sonra yağmur yağmaya başladı.

Yağmur damlaları arabanın camına vuruyordu. Sileceklerin isyan etmesi an meselesiydi...

Zar zor önümü görüp eve girdim. Çantamı fırlatıp elimi yıkadım. Rahat bir şeyler giydikten sonra mutfağa girdim.

Kahve makinesini çalıştırdıktan sonra kahvenin yanına yemek için kurabiye hamurunu hazırladım.

Hamur hazırlanınca şekil verip tepsiye dizdim ve fırına koydum. Çalıştırdıktan sonra önlüğümü çıkaracak iken taşan kahve makinesini gördüm.

Ben kahve makinesini unutmuşum!

Yanına koşup kapattım ama her yer batmıştı.

Bezi alıp batan yerleri sildim.

...

Her yer tertemiz olmuştu ama benim belim bitmişti. Kurabiyeleri tabağa koyup kahvemi aldım ve salona geçtim.

Kumandayı alıp televizyonu açtım.

“yuenus markasının Ceo’su Octavius Bennett, öğlen saatlerinde ofisinde ölü bul-”

DEĞİŞTİR!

Yeni başladığım dizinin yeni bölümü yayınlanıyordu. Kumandayı fırlatıp keyifle dizimi izlemeye başladım.

...

Dizim ikindi saatlerinde bitmişti. Kendimi esnetip tabağı ve bardağımı alıp yıkadım. Hızlıca duşa girip hazırlandım ve dışarı çıktım.

Canım sıkıldığı için sahile gidecektim. Arabayı park edip sahilde boş bir aramaya başladım. Biraz ilerlediğimde Thorne’yi gördüm. Koşup yanına oturdum.

“nasılmış bakalım zeka küpü”

“iyiymiş bal küpü”

“burada ne yapıyorsun?”

“canım sıkıldığı için geldim, seni göreceğimi bilmezdim”

“aynı şekilde bende”

“şimdiden söz ver. Eulalia ve nicesi hakkında konuşmuyoruz”

“tamamdır”

...

“bende kalkayım artık”

“tamamdır bal küpü”

Arabaya binip eve gittim. Pijamalarımı giyip Akşam yemeği hazırlamaya koyuldum.

...

Çayımı ve makarna tabağımı alıp yemek masasına oturdum. Yerken bizim şirket olaylarının haberlerini okuyordum.

“biri onu öldürmüş”

“kalp krizi geçirmiştir bence”

“intihar etmiş olabilir”

“kafasını bir şeye çarpmış olabilir”

Ve nice düşünce vardı ve ben sadece mantıklı bulduklarımı okuyordum.

Yemeğim bitince telefonu masaya bırakıp bulaşıkları kaldırdım ve anında yıkadım. Bulaşık biriktirmeyi bu eve taşındığımdan beri sevmiyordum.

Odaya geçip kitabımı aldım ve okumaya başladım.

...

Okumaktan sıkılınca bilgisayarı alıp dizi izlemeye başladım. O sırada telefona bir bildirim geldi.

594*** boş durmak yerine katilimi bulsan daha iyi olmaz mı?

Okuduğum anda ürperdim ve etrafa baktım. Kimse yoktu ama korkmaya başlamıştım.

Bilgisayarı kaldırıp yatağa girdim ama hala korkuyordum.

...

Zar zor uyuduğum için alarmı duymamıştım. Thorne aramasa öğleye kadar uyurdum.

Telefonu alıp açtım.

“KIZIM NEREDESİN SEN?! AKLIMI YİYORDUM BURADA!”

“saat daha yeni 9:00 olmuş, niye abartıyorsun?”

“ABARTIYOR MUYUM?! SENİ SAAT 7:00’DEN BERİ ARIYORUM!”

“tamam tamam, hazırlanıp geliyorum”

yataktan kalkıp elimi yüzümü yıkadım. Üzerimi giyip evden çıktım.

yolda bir kruvasan ve kahve aldıktan sonra yoluma devam ettim.

Şirkete geldiğimde arabayı park edip içeriye girdim.

Hızlıca kruvasanımı ve kahvemi bitirip Thorne’nin ofisine girdim.

“hadi Labavotuvara, sonuçlar çıkmış”

Başımı sallayıp labavotuvara koştum. Thorne’de peşime geldi.

Profesör elinde dosya, gözlüğünün altından bize bakıyordu.

“sizin vakanız Eulalia vakasıydı değil mi?"

“evet, kendisi öldürülmüş, Kalıntılar bulunca size getirdik”

Profesör başını salalyıp Labavotuvara girdi.

5 dakika sonra tekrardan yanımıza girdi.

“buyrun, sonuçlar bu dosyada”

Dosyayı uzattığında direkt alıp en altına baktım.

Jessica Vollins?

GİZLİ ŞİFRE

BÖLÜM 1

2 gün önce yaşanan vakayı bay Airev’e götürürken koridorda Thorne’u gördüm. “yeni cinayet vakası için odama bekleniyorsunuz bal küpü”

Evet. Ortak olduğumuzdan beri bana “bal küpü” diyordu. Bu lakap benim ikinci ismim gibi olmuştu artık.

“tabikide zeka küpü” göz kırpıp bay Airev’in odasına girdim. Dosyayı verdikten sonra Thorne’nin ofisine girdim.

“evet, vaka hakkında bilgileri alayım”

“bir cinayet vakası, ölen kızın adı Eulalia Bennett. Bir ablası ve erkek kardeşi var. Annesi, ablası, erkek kardeşi ve babası 1 saat sonra ifade vermeye geleceklermiş”

“kız hangi üniversiteden mezundu?”

“Tayland’daki chulalongkorn üniversitesinden mezunmuş”

“peki bir işte çalışıyor muydu?”

“yuenus markasının eski yüzüymüş. Oradan ayrıldıktan sonra başka bir işe girmemiş”

“tamam, dosyasına biraz daha bakalım, sonrada karakola gideriz”

“tabikide bal küpü”

...

THORNE’NİN ANLATIMIYLA

“evet, Eulalia’nın öldüğü gün neredeydin?”

“ben yeni eve girmiştim. Eşimin ve oğlumun bağırışlarını duyunca odaya girdim. Eulalia’nın cesedini görünce hastaneyi aradım. Hastanede ameliyata girdi ama doktor Eulalia’yı kurtaramadığını söyledi. Hastaneden sonra direkt size başvurdum”

“peki Eulalia nasıl ölmüştü?”

“karnına batırılmış bir bıçak vardı”

“peki, erkek kardeşini çağırabilirsiniz”

Babası odadan çıktıktan sonra erkek kardeşi sandalyeye oturdu.

“Eulalia’nın öldüğü gece neredeydin?”

“arkadaşımla kafede buluştuktan sonra eve dönmüştüm. Ev garip bir şekilde ölü kokuyordu. Eulalia’nın odasına girdiğimde bıçaklandığını gördüm. Annemi arayıp Eulalia’nın yanına çöktüm”

“ablan evde yok muydu?”

“hayır, annemden sonra eve geldi. Eulalia’yı görünce şok olmuştu. Çömelip ağlamaya başladı”

“peki Eulalia’nın odasında dikkatini çeken bir şey var mıydı?”

“penceresi açıktı, normalde klima olduğu için penceresini açmazdı. Makyaj masasının üstünde kan vardı”

“tamam çıkabilirsin”

SERAPHİNA’NIN ANLATIMIYLA

“Eulalia’nın öldüğü gece neredeydin?”

“marketteydim. Ezekiel haberi verince eve koştum. Şaşkınlığım ve korkumdan kimseye haber veremedim”

“O sırada ablası ve babası neredeydi?”

“ikisi de dışarıdaydı. İlk önce Amanda, sonrada Octavius geldi”

“peki, ablasını çağırabilirsiniz”

Aurelia hanım çıktıktan sonra sandalyeye Amanda oturdu.

“Eulalia’nın öldüğü gece neredeydin?”

“dışarıda”

“dışarıda neredeydin?”

“seni ilgilendirmez”

“dedektif olarak bunları bilmek zorundayım”

“iyi, arkadaşımın evindeydim”

“eve niye geldin? Bildiğime göre kimse sana haber vermemiş”

“arkadaşıma kalmaya değil, oturmaya gittiğime göre?”

“anlıyorum... çıkabilirsiniz”

Dosyaları alıp ortak ofise girdim. Thorne’nin karşısına oturdum. Dosyaları inceledik.

“seninkilerden biri şüpheli davrandı mı?”

“evet, ablası. Çok ukalaca konuştu. Hareketleri de bir o kadar şüpheliydi”

“bende yoktu, anladığım kadarıyla herkes aynı senaryoyu anlatmış”

“öyle duruyor”

Amanda’nın dosyasına baktığımda içeriye dedektif Kerf girdi.

“Ezekiel Bennett bıçaklanmış”

Dosyadan başımı kaldırıp Kerf’e döndüm.

“ne? Nerede ve nasıl olmuş?”

“ofisinde bulundu. Kameralara baktığımda siyaha bürünen birinin yaptığını gördüm”

“tamam, çıkabilirsin”

Araştırmak isterdim ama şu an önceliğimiz Eulalia olmalıydı.

“neyse, biz Eulalia’ya odaklanalım”

“bencede”

...

Bütün dosyaları didik didik etmiştik.

“yarın devam ederiz”

“tamam, yarın görüşürüz”

Odadan çıkıp ofisime döndüm. Ceketimi ve çantamı alıp garaja girdim. Arabaya binip eve gittim.

Çantamı alıp arabadan çıktım ve eve girdim. Elimi yıkayıp üstümü değiştirdim. Mutfağa gidip yiyecek bir şeyler hazırlandım.

Yemeğimi de yiyince televizyonu açtım.

“yuenus markasının ceo’su Octavius Bennett, kızı Eulalia Bennett ve oğlu Ezekiel Bennett’ın öldüğünü duyurdu”

Ve sonrasında habere çıktığım için kendimle gurur duydum.

“Octavius Bennett, ünlü bir dedektif şirketi olan İngale şirketinden Seraphina ve Thorne Wilder’ın bu cinayeti çözeceğini duyurdu”

Evet, soyadım yoktu. Annem ve babam ben doğduktan hemen sonra yetiştirme yurduna vermişlerdi. İsmimi müdür koymuştu. Dediğine göre annem ve baba ad koymaya bile yaraşmamışlardı.O yüzden soyadlarını bile bilmiyorum. Onları çok aramıştım, bulamayınca pes ettim.

Boş olduğum için Ezekiel olayının kamera kayıtlarını izlemeye karar verdim.

“alo, dedektif Kerf ile mi görüşüyorum?”

“evet dedektif Seraphina sorun nedir?”

“bana Ezekiel olayının olduğu yerin kamera görüntülerini atar mısınız?”

“tabiki”

“teşekkürler, görüşürüz”

“görüşürüz”

Salataları kesmeyi bırakıp omzuma sabitlediğim telefonu masaya bıraktım. Salataları tabağa boşalttıktan sonra koltuğa geçtim. Gelen bildirimle gülümseyerek telefonu açtım.

Videoyu açıp izlerken salatamı yiyordum.

Bir adam Thorne odadan çıktıktan sonra içeriye girdi. Elinde bıçak vardı. Ezekiel ona yaklaşınca onu itledi. Bu sefer adam bıçağı fırlattı. Bıçak Ezekiel’in karnına girdi.

Adam diyorum ama gördüğüme göre saçı turkuazdı. Kadın olma ihtimali de vardı.

Aslında bu kişi Amanda bile olabilirdi...

Düşüne düşüne odama döndüm. Pijamalarımı giyip yatağa yattım.

...

Alarmımın çalmasıyla uyandım. Elimi yüzümü yıkayıp üzerimi değiştirdim. Kahvaltımı da yaptıktan sonra arabaya bindim ve şirkete gittim.

Ofisime girecektim ki Thorne bana seslendi.

“nerede kaldın bal küpü”

“geç mi kaldım zeka küpü?”

“hayır bal küpü, hani Eulalia’nın evini araştıracaktık ya”

“doğru, şimdi mi gidiyoruz?”

“evet yani daha odaya girme”

Garaja indiğimizde Thorne’nin arabasına binip evlerine gittik.

Evleri müstakildi. İki katlıydı. Duvarları beyazdı ama dikkatimi çeken bir şey vardı...

O da Eulalia’nın penceresinin altındaki kandı...

“Thorne görüyor musun bilmiyorum ama Eulalia’nın odasına dön ve penceresinin altına bak”

Thorne gülümseyerek dediğim yere baktı ve mutluluğu söndü.

“bunu labavotuvara götürmeliyiz”

Pencereye koşup yanında getirdiği küçük kaba kanı koydu ve kapıyı çaldı. Bende peşine kapıya gittim.

Kapıyı Aurelia hanım açtı.

“merhaba, Eulalia’nın odasını araştırmaya geldik”

“odası koridorun solunda”

Gözyaşlarını silerek bir anahtar tutuşturdu elime. Sanırsam bu anahtar Eulalia’nın odasının anahtarıydı.

Odanın kapısını açtım ve katilin DNA’sına ait şeyler araştırmaya başladık.

Masanın üstünde kan, yerde beyaz bir saç bulmuştuk.

Onları küçük bir kapsüle koyduktan sonra evden çıktık.

Şirkete dönüp bulduğumuz DNA kalıntılarını labavotuvardaki profesörlere verdikten sonra benim ofisime gittik.

“Ezekiel olayını çözecek miyiz?”

“Bilmiyorum, istiyorsan çözelim, istemiyorsan çözmeyelim bal küpü”

“aslında çözebiliriz ama Eulalia’dan vakit kalmayabilir”

“doğru ama başka bir dedektifi de görevlendirebiliriz”

O sırada içeriye bay Octavius’un sekreteri girdi.

“ef-efendim, ba-bay Octa-Octavius öl-öldü”

“ne diyorsun sen?!”

“Seraphina!”

“nasıl oldu?”

“dosyayı vermek için odasına girdim. Yerde yatıyordu. Yanında da bir kurşunla birlikte bir silah vardı”

“tamam, çıkabilirsin”

“kızın sadece annesi ve ablası kaldı. Gerçi ablası şüpheli duruyor ama neyse...”

“Derken? Kızın ablası o, niye böyle bir şey yapsın?”

“sen onu dinleseydin aynısını sende öyle düşünürdün!”

“tamam bağırma bal küpü”

Önüme gelen saçlarımı geriye atıp arkama yaslandım.

“2 yıldır senle çalışıyorum, ilk defa sinirlendiğini gördüm”

“konuyu değiştirme, verdiğimiz DNA kalıntılarının sahibi açıklandı mı?”

“sordum, yarın sabah açıklayacaklarmış”

“ben öğle yemeğimi yiyorum, sende ne halt yiyorsan ye!”

“ne sinirleniyorsun bal küpü!”

Gözlerimi devirip odadan çıktım ve arabaya bindim.

en sevdiğim restoran olan nahrf restoranına gittim.

“GARSON!"

Benim yaşlarımda olan bir garson masanın önüne geldi.

“buyrun efendim, ne arzu istersiniz?”

“ben bir tane salçalı makarna alayım”

“tabiki, hemen geliyor” deyip masadan ayrıldı.

Siparişim gelene kadar telefonumla uğraştım.

...

Hesabı ödedikten sonra şirkete geri döndüm.

Yanımda hemen tempoma uyan Thorne’de yürüyordu.

“sonuçlar açıklandı mı?”

“hayır ama şok olacağın bir şey daha oldu”

Tek kaşımı kaldırıp Thorne’ye döndüm.

“bayan Aurelia balkondan atlayıp intihar etmiş. Bu da bıraktığı not”

Yürürken bir yandan dosyayı verdi.

Şaşkınlık ve korku içerisinde dosyaya baktım.

“benim yaşama sebeplerim öldü...

Yani benim yaşamamın pek bir anlamı yok...

Her şeyi kızım Amanda’ya teslim ediyorum...

Amanda..

Unutma, seni seven bir annen var...

Ne suç işlersen işle...

Seni hep seveceğim ve koruyacağım...”

“intihar ettiğine emin misin?” bir yandan dolan gözlerimi siliyordum. “onu balkondan düşerken gören bir sürü tanık var”

“tanıklar ifadelerini verdiler mi?”

“evet, hepsi aynı senaryoyu söyledi ve onları soruşturanlar onların doğruyu söylediğini söyledi”

“nereden anlamışlar?”

“hepsi 10 yıllık komiser oldukları için olabilir mi?!”

çaktırmadan gözyaşlarımı silip ofise girdim. Yapacak bir şey bulamayınca rafta tozlanmış olan kitabı alıp okumaya başladım.

...

yarım saat bile okumadan kapım açıldı.

“evet bal küpü, burada boş boş oturuyor musunuz?”

“evet, yine birisi mi öldü?”

“evet”

Korkuyla ayağa fırladım.

“kim”

“Eulalia’nın teyzesi”

içimden sabır çektim. Bu 2 gündür ölüm meleği peşlerini bırakmıyor...

“niye? Cinayet, değil mi?”

“yok, kalp krizinden ölmüş”

Şakağımı iki parmağımla ovup geri yerime oturdum. psikolojim bozuldu bu davadan sonra...

“tamam, yapmam gereken bir şey var mı?”

“yok, bende çıkacağım”

“tamam o zaman”

Çantamı alıp garaja indim. Arabayı binip garajdan çıktım. Ben garajdan çıktıktan sonra yağmur yağmaya başladı.

Yağmur damlaları arabanın camına vuruyordu. Sileceklerin isyan etmesi an meselesiydi...

Zar zor önümü görüp eve girdim. Çantamı fırlatıp elimi yıkadım. Rahat bir şeyler giydikten sonra mutfağa girdim.

Kahve makinesini çalıştırdıktan sonra kahvenin yanına yemek için kurabiye hamurunu hazırladım.

Hamur hazırlanınca şekil verip tepsiye dizdim ve fırına koydum. Çalıştırdıktan sonra önlüğümü çıkaracak iken taşan kahve makinesini gördüm.

Ben kahve makinesini unutmuşum!

Yanına koşup kapattım ama her yer batmıştı.

Bezi alıp batan yerleri sildim.

...

Her yer tertemiz olmuştu ama benim belim bitmişti. Kurabiyeleri tabağa koyup kahvemi aldım ve salona geçtim.

Kumandayı alıp televizyonu açtım.

“yuenus markasının Ceo’su Octavius Bennett, öğlen saatlerinde ofisinde ölü bul-”

DEĞİŞTİR!

Yeni başladığım dizinin yeni bölümü yayınlanıyordu. Kumandayı fırlatıp keyifle dizimi izlemeye başladım.

...

Dizim ikindi saatlerinde bitmişti. Kendimi esnetip tabağı ve bardağımı alıp yıkadım. Hızlıca duşa girip hazırlandım ve dışarı çıktım.

Canım sıkıldığı için sahile gidecektim. Arabayı park edip sahilde boş bir aramaya başladım. Biraz ilerlediğimde Thorne’yi gördüm. Koşup yanına oturdum.

“nasılmış bakalım zeka küpü”

“iyiymiş bal küpü”

“burada ne yapıyorsun?”

“canım sıkıldığı için geldim, seni göreceğimi bilmezdim”

“aynı şekilde bende”

“şimdiden söz ver. Eulalia ve nicesi hakkında konuşmuyoruz”

“tamamdır”

...

“bende kalkayım artık”

“tamamdır bal küpü”

Arabaya binip eve gittim. Pijamalarımı giyip Akşam yemeği hazırlamaya koyuldum.

...

Çayımı ve makarna tabağımı alıp yemek masasına oturdum. Yerken bizim şirket olaylarının haberlerini okuyordum.

“biri onu öldürmüş”

“kalp krizi geçirmiştir bence”

“intihar etmiş olabilir”

“kafasını bir şeye çarpmış olabilir”

Ve nice düşünce vardı ve ben sadece mantıklı bulduklarımı okuyordum.

Yemeğim bitince telefonu masaya bırakıp bulaşıkları kaldırdım ve anında yıkadım. Bulaşık biriktirmeyi bu eve taşındığımdan beri sevmiyordum.

Odaya geçip kitabımı aldım ve okumaya başladım.

...

Okumaktan sıkılınca bilgisayarı alıp dizi izlemeye başladım. O sırada telefona bir bildirim geldi.

594*** boş durmak yerine katilimi bulsan daha iyi olmaz mı?

Okuduğum anda ürperdim ve etrafa baktım. Kimse yoktu ama korkmaya başlamıştım.

Bilgisayarı kaldırıp yatağa girdim ama hala korkuyordum.

...

Zar zor uyuduğum için alarmı duymamıştım. Thorne aramasa öğleye kadar uyurdum.

Telefonu alıp açtım.

“KIZIM NEREDESİN SEN?! AKLIMI YİYORDUM BURADA!”

“saat daha yeni 9:00 olmuş, niye abartıyorsun?”

“ABARTIYOR MUYUM?! SENİ SAAT 7:00’DEN BERİ ARIYORUM!”

“tamam tamam, hazırlanıp geliyorum”

yataktan kalkıp elimi yüzümü yıkadım. Üzerimi giyip evden çıktım.

yolda bir kruvasan ve kahve aldıktan sonra yoluma devam ettim.

Şirkete geldiğimde arabayı park edip içeriye girdim.

Hızlıca kruvasanımı ve kahvemi bitirip Thorne’nin ofisine girdim.

“hadi Labavotuvara, sonuçlar çıkmış”

Başımı sallayıp labavotuvara koştum. Thorne’de peşime geldi.

Profesör elinde dosya, gözlüğünün altından bize bakıyordu.

“sizin vakanız Eulalia vakasıydı değil mi?"

“evet, kendisi öldürülmüş, Kalıntılar bulunca size getirdik”

Profesör başını salalyıp Labavotuvara girdi.

5 dakika sonra tekrardan yanımıza girdi.

“buyrun, sonuçlar bu dosyada”

Dosyayı uzattığında direkt alıp en altına baktım.

Jessica Vollins?

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.