Güneşin ışıkları evin her tarıfını aydınlatıyordu. Thomas çocukların yanına gidip - Yemek zamanı çocuklar - dedi. Thomas çok hoş bir masa hazırlamıştı. Her şey çok leziz gözüküyordu…..
Clara uyandı ve etirafına iyice göz gezdirdi. Az önceki parlak güneş, güzel sofra, aile mutluluğu ve esasta Thomas orada yoktu. Rüyalar bazen ne kadar da gerçeki öyle değilmi? Thomasın ölümünden 1 hafta geçmişti. Clara sanki delirmişti. Bazen sanki Clara değilde başka bir insan gibi davranıyordu. Nasıl başka birisi gibi? Evdeki eşyaları etrafa dağıtyor, çocuklara çok kötü bir tavırla bağırıyor, eve Clarayı teselli etmek için gelenleri kovuyordu. Bu sanki Clara değildi. Yine Claranın öyle zamanlarından biriydi:
- Çocuklar, hemen buraya gelin. Ben size bu evde en ufak bir ses bile gelmeyecek demedimmi. Rose senin elindeki Thomasın defterimi? O hayırsızın eşyalarına… Özür dilerim çocuklar kendimi tutmadım.
Ama bunu söylerken hiç onların yüzüne bakmıyordu. Yanlız aşağıya bakıyordu. Clara çocuklara doğru 1 kere baktı. Yalnızca şunu söyledi:
- Valizlerimizi toplayıp hemen Londraya gidiyoruz.
- Neden? Burada artık kalmayacakmıyız? - Rose annesinin bu tavrılarından korkmuş halde ve ağlayarak dedi.
- Bana soru sormayın. Hemen valizlerinizi toplayın.
Rose mutfağa koşup bir bardak su ve sakinleştirici ilaç getirdi:
- Anne şunu iç. Lütfen!
Clara sinirlenip baradağı yere fırlattı:
- Sen şimdi ne demek istiyorsun? Ben delimiyim? Hemen odana çık. Senin yüzünü görmek istemiyorum.
Rose ağlayarak Edwardla odalarına çıktılar.
- Ağlama Rose. Her şey geçecek. Umarım annem de iyi olur. Sen üzme kendini.
- Nasıl düzelecek? Annemin bu halini sanki bilmiyormuş gibi konuşma!
- Özür dilerim.
- Çok üzgünüm
Çocuklar valizlerini topladılar. Sanırım Clara evde değildi. 30 dakika sonra Clara eve geldi. Çocuklar hemen yataklarına geçtiler. Bayan Clara çocukların odasına gelip:
- Uyumadığınızı biliyorum.
Rosenin yatağında oturdu. Rosenin başını okşayarak:
- Az önce size bağırdığım için çok özür dilerim. Sinirlerim bozuktu. Buradan gitmemiz gerek.
- Neden buradan gitmeliyiz?
- Bunu söyleyemem Rose. Bunun için küçüksünüz
- Ben küçük değilim. Bana söyleye bilirsin. Lütfen.
- Lütfen bu konuda daha fazla ısrarcı davranma. Ayrıca biletleri aldım. Yarın gidiyoruz.
- Hayır. Anne lütfen taşınmayalım.
- Malasef Edward. Her neyse bu konuyu kapatalım. Uyuyun artık. İyi geceler.
Bayan Clara ışığı kapatıp aşağı indi. Kapıyı kilitleyip Londra biletlerini masaya bıraktı. Sonra valizlerini toplamak için odasına çıktı. Yarım saat sonra yatağına girdiğinde cam kırığı sesi duydu. Sonra ayak sesleri de duymaya başladı. Aşağıya korkarak indi. Eline masadakı mumu aldı ve yaktı. Camalara baktı. Sesin aşağıdan geldiğinden emindi. Aşağı kattakı tüm camları kontrol etti. Amma hiç bir cam kırılmamıştı. Kapıya baktığındaysa kapının kilitli olduğunu gördü. Claranın korkusu biraz geçmişdi. Muhtemelen kulağına gelen bir sesti bu. Yukarı çıkıp pencereleri kontrol etti. Yine hiç bir cam kırığına rastlamadı. Odasına geçip yatmaya çalıştı. Amma ayak sesleri giderek artıyordu. Korkudan yatağından kalkmak bile istemedi ve uyumya çalıştı. 15 dakika sonra sesler kesildi. Zor olsa bile uyumağı becerdi.
***
Senin ne işler çevirdğini biliyorum. Senin gibi hayırsızla nasıl tanıştım? Çocuklarına bunu nasıl yaptın. Thomasss. Dur gitme. Bana verecek bir hesabın var…
- Yine mi rüya? Seni çok özledim Thomas. Keşke yanımızda ola bilsen.
Clara üstünü giyip çocukların odasının kapısını yavaş bir şekilde çaldı. İçeri girdiğinde ise odada sadece Roseyi gördü.
- Günaydın Rose.
- Günaydın.
- Edward nerede? Yoksa saklandımı?
- Bilmiyorum uyandığımda yoktu.
Bayan Clara panikledi. Edwardı aramak için alt kata indiler. Ama orada yoktu. Kapıysa hala kilitliydi. Mutfak kapısını kontrol etdiklerinde ise ufak bir şok yaşadılar. Kapı açıktı. Clara daha da fazla panikledi. Sabahın altısında küçük bir çocuk nerede ola bilir? Kendi-kendine düşündü : "Acaba dün buradan gelen seslerin sebebi oğlummuydu? Ama içeri de hiç bir cam kırığı yoktu. Neler dönüyor bu lanet evde. Edwardı hemen bulmalıyım".
- Rose hemen dışarını arayalım.
- Belki çocuklarla oyuna filan takılmıştır
- Kızım. Sabahın 6 da ne oyunu?
- Haklısın.
***
Edwardı aramaya başladılar. Tren saati de yaklaşıyordu. Edward hiç bir yerde yoktu. 1 saatlik aramanın sonunda eve döndüler. Treninq kalkmasına bir kaç saat kalmıştı.
- Rose sen eve git. Ben polislere haber verceğim. Umarım onu çabucak buluruz.
Polis merkezine giderken Clara Edwardı gördü. Edward diğer sokağa doğru geçti. Brick Lane adlı bu sokak buradakı en uzun sokaklardan biriydi. Sokak evlerine çok uzaktı. Bayan Clara sokağa girdiğinde ise orada hiç kimse yoktu. Claraya telefon geldi. Telefon Rosedendi.
- Anneee! Edward evdeymiş. Hemen eve gel.
- Rose, bana neden yalan söylüyosun? Kardeşin şimdi önümdeydi.
- Şakamısın, anne? Ama o burada.
- Benim sabrımı…..
- Anne ben buradayım - Edward telefondan annesine seslendi.
Clara içten : "Aman tanrım. Bu nasıl ola bilir? Sanırım halüsinasyon Gördüm. Ben artık delirmişim."
Clara hafifçe: - Hemen geliyorum.
***
Clara eve vardı.
- Anne Edwardı buldunmu?
- Kızım senmi delisin yoksa benmi? Az önce telefonda eve geldiğini bana sen söyledin.
- Bu olamaz. O hala gelmedi. Anne, bu aralar çok
yoruldun. Dinlenmeğe ihtiyacın var.
Rose sözünü bitirip-bitirmez Edward içeri geldi.
- Selam. Ben geldim.
Bayan Clara bağırarak: Neredesin sen? Seni her yerde aradık. Hemen söyle sabah nereye gittin öyle tekbaşına!
- Anne bağrıma lütfen tekbaşına değildim. Mr.Martinle birlikteydim. Bana sorular soruyordu: Babanı özlüyomusun? Nereye taşınıyorsunuz? Taşınmak istiyormusun? gibi şeyler.
- Her neyse. Neyse ki iyi bir insanla birlikteymişsin. Ama bana haber vermeliydin.
- Özür dilerim. Bir daha yapmayacağıma söz veriyorum.
Clara Edwardı kucaklayıp : - Hazırlanın gidiyoruz.
- Hayır Anne. Gitmeyelim. Nolur.
- Bunları dün konuşmuştuk ama.
- Tamam.
- Sana söz veriyorum. Londrada her şey eskisi gibi olacak. Söz veriyorum.
Bu sözler Edwardı teselli ediyordu. Clara bunun gibi sözcükleri kullanmaya devam ederken Rose :
- Hemen gidelim 15 dakika sonra trenimiz kalkacak.
Tren istasyonuna geldiklerinde ise elinde bavulu olan Mr.Martini gördüler.
- Ah. Merhaba Bayan Clara. Nasılsınız?
- Merhabalar Mr.Martin. Iyiyim. Siz Nasılsınız?
- İyiyim teşekkürlerler. Londrayamı gidiyorsunuz?
- Evet. Siz nereye gidiyorsunuz?
- Bende Londraya gidiyorum. Ne tesadüf Londradan iş teklifi gelmişdi. Aylık 10000$.
- Vay. Ne kadar da fazla - Edward şaşkın suratla Martine baktı.
- Ah. Tren kalkıyor. Çocuklar içeri geçin. Yerlerinze oturun hemen geliyorum.
Rose - Nereye? - seslenerek kafasını pencereden çıkardı.
- İlaç alacağım. Sakinleştirici.
- Anne bende var zaten.
- Olsun kızım. O İlaç az zaten. Hemen biter.
- Bende var Bayan Clara - Martin ilacı Claraya uzattı.
- Teşekkürlerler. Ama gerek yok.
- Olsun bende fazladan var zaten.
- Teşekkürlerler - Bayan Clara etek selamı verdi.
- Siz önden geçin - diyerek Martin elini vagonun kapısına doğru uzattı.
- Teşekkürler.
3 saatlik yolculuk sonunda Londraya vardılar. Bence Martin onların hayatında büyük değişikliklere sebep olacak. Kim bilir, belki de Richardson ailesinde hayatın ışığını o yakacak.