Gökyüzündeki dev adaların arasında ilerlerken, üçümüz de sessizdik. Her adımda kalbimiz hem heyecan hem de tedirginlikle çarpıyordu. Parlayan şelalelerin yanından geçerken eski arkadaşım Ayla, merdivenin duvarındaki mavi sembolleri fark etti. “Bunlar… bir tür yazı mı, yoksa… işaret mi?” diye sordu. Ben ve diğer arkadaşım Emir yaklaştık. Semboller, tıpkı üçüncü bölümde merdivende gördüklerim gibi parlıyordu ama buradaki daha karmaşık ve detaylıydı. Parmaklarımızla hafifçe dokunduğumuzda, semboller sanki titreşti ve gölgeler duvarda hareket etmeye başladı. “Burası canlı gibi…” dedim. “Bizi izliyor olabilir.” Tam o sırada uzaktan bir ışık parladı. Hemen yönümüze doğru baktık ve bir başka kapının hafifçe aralandığını gördük. İçinden çıkan kişi, çocukluk arkadaşımız Murat’tı. Yıllar önce mahallede birlikte bisiklet yarışları yapmış, ağaçlarda saklambaç oynamıştık. “Ben… ben de merak ettim,” dedi Murat, nefes nefese. “Ama buraya girmenin tehlikeli olduğunu biliyordum. Nasıl geldiniz?” Kısa bir sohbetten sonra, fark ettik ki bu kapılar sadece bizim gibi geçmişi bir bağ ile bağlı insanları çağırıyor gibi görünüyordu. Üçümüz birlikte, sembolleri incelemeye başladık ve bir şekilde birbirini tamamlayan desenler olduğunu fark ettik. “Bakın,” dedi Ayla, “Eğer sembolleri bu şekilde birleştirirsek, bir yol haritası çıkıyor gibi.” Haritada işaretlenen yer, ışık saçan büyük kaleye doğru uzanıyordu. Kaleyi çevreleyen gökyüzü adaları ve şelaleler, sanki bizi test ediyormuş gibi labirentvari bir güzellikteydi. Hepimiz sessizce anladık: Bu büyülü yerin gizemini çözmek için birlikte çalışmalıydık. Kapıların ardındaki sırlar, çocukluk bağımız ve sembollerin mesajı bir araya gelince, bize hem yol gösteriyor hem de tehlikeleri haber veriyordu. Ve biz, ilk kez birlikte bu büyülü dünyanın derinliklerine doğru ilk bilinçli adımlarımızı attık, kaleye doğru ilerlerken ne tür sırların bizi beklediğini bilmiyorduk.
Bölüm 4
Semboller ve ilk İpuçları
Bölüm sonu
0 yorum
Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.