Kapı tamamen açıldığında içerden parlak bir ışık yayıldı. Işık karşısında gözlerimi kısmak zorunda kaldım. Sanki kapının arkasında bir oda değil daha çok bir dünya varmış gibiydi. Yavaşça içeri doğru baktım. Kapının arkasında uzun, taş bir merdiven aşağı doğru gidiyordu. Merdivenin duvarlarında en sevdiğim renk olan mavi renkli semboller vardı. “Bu nasıl mümkün olabilir?” diye fısıldadım. Kalp atışım daha da hızlanmıştı. Göreceklerimi kestiremiyordum. Bir yanım kapıyı hemen kapatıp odama donmek istiyordu bir yanımda merdivenlerden indikten sonra beni karşılayacak manzarayı merak ediyordu.
Sonunda merdivenden ilk adımı attım. Adım attığım anda duvardaki semboller biraz daha kendini daha da belli edermişcesine parlaklaştı. Sanki beni fark etmişler gibiydi. Merdivenden yavaş yavaş aşağı indim. Her adımda içimdeki merak büyüyordu.Birkaç dakika sonra merdiven bitti. Karşımda dev bir taş kapı vardı. Ama bu kapı biraz aralıktı ve içerden rüzgâr gibi bir ses geliyordu. Bu ses adeta kulağımı okşuyordu. Huzur veren bu ses karşında kendimi tutamadım ve kapıyı biraz daha açtım. Ve o anda gördüğüm manzara karşısında nefesim kesildi.
Önümde uçan adalarla dolu dev bir gökyüzü, parlayan şelaleler ve çok uzakta ışık saçan büyük bir kale vardı. “Ben… nereye geldim?” diye fısıldadım. Tam o sırada arkamdan bir ses geldi: “Demek sonunda biri kapıdan geçti.” Yavaşça arkamı döndüm. Ama gördüğüm şey… yine hiç beklediğim gibi bir şey değildi. Bu bulaştığım şey her neyse beni her zaman daha da şaşırtıyordu…