Isabella’nın kapıyı kapatışıyla odada yankılanan sessizlik, patronun zihninde derin bir yankı bırakmıştı. Kadının sözleri hâlâ kulaklarındaydı: "Oyunları sen başlattın, ama nasıl bittiğine ben karar verebilirim." Patron, zihninde bu cümleyi tekrar tekrar tartarken, aslında sadece bu oyunu değil, kendi kontrol duygusunu da sorgulamaya başlamıştı.
Kendisini güçlü, yenilmez ve her şeyi kontrol altında tutabilen biri olarak görürdü. Ancak Isabella’nın, Damien’ın ve Alexandra’nın varlığı, bu gücün ince bir iplik kadar zayıf olduğunu hissettirmişti. Patron, masasının başına geçti ve bir bardak viski doldurdu. Soğuk sıvının boğazından aşağı süzülüşü bile içindeki yangını söndürmeye yetmiyordu.
Saat sabaha yaklaşıyordu. Şehrin ışıkları yavaş yavaş sönmeye başlamış, karanlığın yerini gri bir aydınlık almaya başlamıştı. Ancak patronun aklı bir an bile durulmamıştı. Isabella’nın söyledikleri sadece bir meydan okuma değildi; aynı zamanda gizli bir davet gibiydi. Onun bu denli özgüvenle konuşabilmesi, patronun ona duyduğu çekimi daha da körüklüyordu.
Derin bir nefes alıp düşüncelerini dağıtmaya çalışırken kapı tekrar çalındı. Bu sefer içeri giren Damien’dı. Adamın yüzündeki kararlılık ve huzursuzluk, bir şeylerin ters gittiğini açıkça gösteriyordu.
“Patron,” dedi Damien, sesi ciddi ve kontrollüydü, “Bu gece Isabella’yı ve Alexandra’yı aynı odada tutmak bir hataydı. İkisi de sizinle ilgili farklı planlar peşinde ve bu sizi riske atıyor.”
Patron, Damien’a baktı ve ona doğru yaklaştı. “Ne demek istiyorsun? Daha açık konuş,” dedi, ama içinde bir şeyler kıpırdanıyordu. Damien’ın söylediklerinde bir doğruluk payı olduğunu biliyordu.
“İkisi de birbirinden habersiz değil,” diye devam etti Damien. “Alexandra, Isabella’nın size olan etkisinin farkında ve bunu kendi avantajına çevirmek istiyor. Isabella ise… onun motivasyonu daha karmaşık. Size karşı bir çekimi olduğunu görmezden gelmek zor, ama bunun arkasında başka bir şey var. Daha önce de söylediğim gibi, bu kadınlar oyun oynuyor, patron. Ve şu an oyun tahtasında köşeye sıkışıyorsunuz.”
Patron, Damien’ın gözlerine baktı. Güvendiği sağ kolunun bu uyarıları, aslında kendi düşüncelerini teyit ediyordu. Ancak onun yapısında bir zayıflık göstermek yoktu. “Beni uyarma, Damien. Durumu kontrol edebiliyorum. İkisini de yönetebilirim,” dedi. Ancak bu sözler, kendini ikna etmek için sarf edilen boş bir çabaydı.
Damien, patronun kendini bu şekilde kandırmasına şaşırmıyordu. Ama yine de son bir uyarıda bulundu: “Eğer bu oyunu gerçekten kazanmak istiyorsanız, duygularınızı kontrol etmelisiniz. Aksi takdirde her şey sizin aleyhinize dönecek.”
Damien odadan çıktığında patron, bir an yalnız kalmanın ağırlığını hissetti. Artık sadece Isabella ve Alexandra’nın değil, kendi duygularının da tehlikeli bir oyun tahtasına dönüştüğünü fark ediyordu.
---
Sabahın erken saatlerinde Isabella, otel odasında yalnız başına oturuyordu. Pencereden dışarı bakarken gözleri derin düşüncelere dalmıştı. Patronla yaşadığı son konuşma, aklını kurcalıyordu. Onu gerçekten bu oyunun bir parçası olarak mı görüyordu? Yoksa aralarındaki çekim, planlarının önüne geçmeye mi başlamıştı?
Bir yandan geçmişteki yaraları onu bu yola itmişti. Patronun gücü ve otoritesi, her zaman onu etkilemişti. Ama şimdi, o gücün arkasında bir zayıflık görüyordu. Bu zayıflık, onu hem çekiyor hem de bir plan kurmaya itiyordu. Patronun dikkatini çekmek, onunla oyun oynamak… Bunlar Isabella için yeni bir meydan okumaydı.
O sırada telefon çaldı. Alexandra’ydı. Kadının sesi her zamanki gibi soğuk ve kontrollüydü. “Isabella, bu sabah konuşmamız lazım,” dedi.
Isabella bir anlık sessizlikten sonra yanıtladı. “Ne hakkında?”
Alexandra’nın cevabı keskin ve netti. “Patron. Onun oyunu bizi bir araya getiriyor, ama ben senin oyunlarını da görüyorum. Bir anlaşmaya varalım mı?”
Isabella’nın yüzünde bir gülümseme belirdi. “Bakalım, Alexandra. Senin ne teklif edeceğine bağlı,” dedi.
---
Patron, odasında yeni planlar yaparken bu ittifaktan habersizdi. Şimdi, hem düşmanlarına hem de dostlarına karşı tetikte olması gerekiyordu. Isabella ve Alexandra arasındaki bu yeni oyun, patronun gelecekteki hamlelerini tamamen değiştirecek bir karmaşanın fitilini ateşlemişti. Ama patron bir şeyden emindi: Bu oyunu kazanan sadece bir kişi olacaktı.