“Allah sizi ne yapmasın ya bu hal ne!” Okarın alnındaki yaraya pansuman yaparken söylenmeye devam ettim. “Kırmızı yeter be canım 15 dakikadır söyleniyorsun” Gökçeye hayret eden gözlerle baktım, “Konuşma sus konuşmaya hakkın yok senin”
“Ala-“ diyecekti Okar fakat karnına aldığı dirsek darbesiyle sustu.
“Konuşmayın kız haklı” dedi Nehir, ona hitaben konuştum. “Hadi bunlar bir saçmalık yaptı sen niye uydun bunlara kızım ya” sesimdeki sitem hissedilebilir türdendi.
Kafasını bana yaklaştırdı ellerini iki yana açarak konuştu “Valla bende bilmiyorum sen gittikten sonra şu üçlü garip garip hallere girdi ardından beni tuttular götürdüler çok ani oldu her şey” diye sıkıntıyla iç çekti.
Ona kızamazdım çünkü dediğinin doğru olacağının farkındaydım.
Yaklaşık 15 dakika önce…
Hastaneye girdiğim de Ege hala söyleniyordu “Oğlum saçmalama artık çık karşısına böyle böyle de ne psikopat gibi takip edip gözetliyorsun kızı!” eliyle kafama hafifçe vurdu.
“Sence bu kadar kolay olsa neden yapmayayım? Bir düşün çocukken ki en yakın arkadaşın hatta arkadaş olmaktan da öte biri seni unutuyor fakat sen onu unutamıyorsun ne bok yerdin?” sıkıntıyla iç çektim, bu halimi görünce kolunu omzumdan aşağı attı “Yaparsın elbet ama bence çabuk olmalısın yoksa polise haber verebilirler”
Ona sanki bunu düşünmemişim gibi bir bakış attım ve adımlarımı hızlandırıp kolundan kurtuldum.
Alanın odasının yakınlarına geldiğimde gördüğüm görüntü ayaklarımı yere çiviledi.
Dün gördüğüm arkadaşlarından bir kaçı duvar kenarından aşağı sarkıyordu Alayı gördüklerinde hepsi aynı anda geri çekilmeye çalıştı fakat beceremediklerinde iki kız üst üste düşerek kurtulurken diğer erkek kafasını fayansa vurdu.
Kafasını vuran çocuktan bir acı nidası döküldü, Ala ellerini ağzına kapatıp hızla ona koştu ağzından bir isim döküldü
“Okar!” bu çocuğun ismini de öğrenmiş oldum
“Okar ne be bu nasıl isim” diye söylenmeye başladı. Elimle ensesine sertçe vurdum “Oğlum sanane lan milletin isminden” elini ensesine atıp “Sakin bir şey demedim kanka” diye homurdandı.
Bankta oturan 1 kız 2 erkek hızla onların yanına gitti, Ala Okar dediği adamı yerden kaldırınca hızla kenardaki bir banka götürdü ardından diğer iki kızın yanına geldi üstteki kızı kaldırınca geçen Yiğit dedikleri çocuk onu Okarın yanına götürdü...
Götürürken saniyelik olarak göz göze geldik Egeyi ensesinden tutup hızla hastaneden dışarı çıktık.
Şimdi ve Aladan
“Oğlum siz nasıl becerdiniz böyle üst üste düşmeyi?” Yiğitin sorusuna Okar cevap verdi, “Valla en son hatırladığım şey Gökçenin üst tarafından kafamı uzatıp Alayı gözetlediğim sonrası yok” dediğine kıkırdadım sözü Nehir devam ettirdi.
“Ben ne olduğunu söyleyeyim, hepimiz Alayı gördüğümüzde panik olduk geri çekilmeye çalışınca da bam! Gökçenin altında kaldım Allah tan Okar başka bir yere düştü de ezilmedim” kahkaha atıcaktım ki,
Ding dong, ding dong…
“Ben bakarım durun siz” Melek hızla kapıya yöneldi bütün kafalar o tarafa çevrilmişti, içimden dın dın… dın dın diye arka plan müziği çalıyordu.
Melek kapıyı açtı ama bizim durduğumuz açıdan bir şey görünmediği için cevap bekliyorduk, en sonunda Deniz ayağa kalktı ve baktı “Elindeki… zarf mı?”
Sesinde ki merak çok belliydi, kapının sertçe kapanma sesi geldi ve Melek hızla yanımıza koştu elindeki zarfı bana uzattı ama almadım.
Kaşlarını çattı ve salladı “Ala ne duruyorsun alıp açsana!” kafamı iki yana salladım “Başkası açsın…ben açmayacağım”
Nehir hızla zarfı aldı ve açtı “Başlıyorum” sesli bir şekilde okumaya başladı.
Sevgili Ala,
Sevgili… bir gün sevgilim demek isterim ama şu an ki konumuz bu değil bu gün çok endişeliydin gördüm, bir gün benim içinde böyle endişe eder misin? Beni bulursan edersin, beni hatırlarsan edersin, beni seversen edersin ama beni neden hatırlamıyorsun? Ne yaptım, bunu hak etmedim suçum neydi?
Sen hatırlamaya çalış olur mu çünkü bunu ne yaptıysam bile hak etmedim.
Kapı da hediyem var al onu bal böceğim.
Seni seven bir adam…