Sabah hepimiz uyandığımız gibi panikledik daha doğrusu Yiğit haricinde panikledik. Yiğit beyefendi acıkmış ve kahvaltı için bir şeyler sipariş etmiş, tabi biz uyuduğumuz için uyandırmak da istememiş zilin sesiyle uyandığımız da ilk konuşan deniz oldu.
“Uzaylı istilası! Kaçın!” diye bağırdı uyku mahmurluğu olan sesiyle. Biz kızlar çığlık atarken Okar, Deniz ve Yiğit gülmeye başlamıştı sonradan ne yaptığımızı fark edip sesimizi kestik.
Gözlerim oda da herkesi izlerken ne olduğunu daha iyi idrak etmeye çalışıyordum ama önümden hızla biri geçince kafam iyice allak bullak oldu.
Gökçe hızla, hatta koşarak Deniz’e ilerliyordu tam önüne geldiğinde Deniz’e üstten üstten bakıp saçını çekmeye başladı.
“Uzaylı istilası nedir be! , insan normal bir şey der aklımı aldın Denis Kubat!!”
“Sende hemen kanmasaydın, bu kadar korkacağını tahmin etmemiştim Gökve” deyince Gökçe derin bir nefes aldı, elini Deniz’in saçından çekip arkasını döndü lavaboya giderken “Benim adım Gökve değil” demeyi de unutmadı.
Deniş kafasını tutarak ayağa kalktı “bu sefer çok çekti ya” diye söylene söylene Okar’ın yanına doğru gidiyordu. Ayağına Melek çelme takmasaydı.
Yerinde sendeledi hatta Okar’a tutunmasa yere düşecekti.
“Bu bacımı kızdırdığın içindi… Bu da beni, Nehir ve Ala’yı korkuttuğun içindi” Deniz’in ensesine vurarak lavabonun kapısının önünde Gökçe’nin çıkmasını beklemeye başladı.
Kafamı kapanan kapıya çevirdiğimde Yiğit’in elinde poşetlerle mutfağa ilerlediğini gördüm. Hızla yerimden kalktım ve merdivenleri tırmanmaya başladım, tabii ki de sendelemiştim ama düşmemeyi başardım odamdaki lavabodaki işlerimi hızla halledip Yiğit’e yardım etmek için mutfağa doğru gittim.
Yiğit yiyecekleri poşetlerden çıkarmış masaya dizmeye çalışıyordu.
“Neden beni uyandırmadın ki hazırlardım bir şeyler” kafasını kaldırıp bana baktı, sonra eğip konuştu “Uyuyordun bende sipariş ettim işte daha hızlı ve pratik” deyip göz kırptı.
Güldüm ve ona yardım etmeye başladım. Yaklaşık 10 dakikaya her şey hazırdı.
“Vay, vay neler yapılmış burada” diyerek içeri girdi Okar. Gülümseyerek elimdeki çatalları yerlerini bıraktım. “Hadi oturun da yiyelim” arkamdan patates kızartması dolu tabağı aldım ve masanın ortasına koydum.
Herkes sırayla masadaki yerini aldı. Zaten bir düzenleri olduğu için nereye oturacaklarını şaşırmadılar.
Dikdörtgen masanın bir ucuna Okar,
Diğer ucuna Nehir,
Karşı tarafa genelde Melek, Deniz ve Gökçe otururdu fakat bu sefer Melek`in yanına Yiğit oturdu. Buna şaşırmıştım, Gökçe benim yanma doğru ilerledi ve Yiğitin oturması gereken yere oturdu.
Üstelemedim, sakince yerime oturdum. “Şimdi ne yapacağız?” dedi grubumuzun babası. Ağzı tıka basa yemekle dolan Deniz “Neyine yapacağız Okar?” diye sordu.
Hepimiz bıkkın bir bakış attık.
O da bize anlamamış bir ifadeyle baktı.
“Hatırlat da senin hafızana baktıralım Deniz”
“Ne varmış benim hafızam da Nehir?”
“Hiçbir şey yok Deniz sorun da tam olarak bu!”
Deniz hariç herkes güldü.
“Cidden ne yapacağız?” diye mırıldandım. “Bu….biraz korkutucu” dedim. Melek iç çekerek “Korkutucu olduğunun farkındayız Ala… ama merak etme senin arakanda koskoca arkadaşların var” deyip göz kırptı.
Onun bu hareketi bana tebessüm ettirmişti. “Ala” kafamı sesin sahibine çevirdim.
“Merak etme yanındayız” Gökçe, Nehirin dediğine hızla kafasını salladı. “Tabii ki de yanındayız Kırmızı merak etme” dedi.
Gökçenin insanlara lakap takma huyu vardı bundan vazgeçemiyordu grupta herkesin bir lakabı vardı.
Benimki Kırmızı,
Okarın ki Oki-gerçi ona bende böyle sesleniyorum-,
Yiğitin ki Yiğido,
Melekin ki Meleko genelde bacım diyor orası ayrı,
Nehirin ki Akarsu,
Denizin ki Denis…
“Ala!” diye bir ses yükseldi. “E-efendim…. dalmışım.”
“İyi misin sen çok dalıp gidiyorsun bu ara?” Yiğitin sorusu beni gülümsetti.
“Hastane bu ara çok yoğun…Nehire de sorabilirsiniz” kafamı çevirerek Nehire baktım.
Kafasını onaylarcasına salladı.
“Bu ara çok hasta var ama kendine de dikkat etmelisin Ala” anladım dercesine kafa salladım. Okar ellerini havada çıptı,
“O zaman başlıyoruz”
“Evet başlayalım artık kimmiş bu pis sapık çok merak ediyorum” Melekin gözlerini kısrak söylediği şeye kafa salladık.
“Bakın şimdi şöyle olacak…”
😝
“Ses deneme 1, 2, 3… Ala orada mısın?”
“Evet Yiğit” bezgince konuştum, “Şimdi peki?”
“Buradayım Yiğit” diye yükseldim tam o sırada da içeriye yaşlı bir adam girdi. ”Neyin vardı amcacığım?” diye sordum.
“Güzel kızım ha buraya sen bu bakaysun?”
Adamın şivesini duyunca tebessüm ettim “Evet amca şikayetin neydi?” elini sırtına atarak “Ha benum buram ağrıyordur zahmet olmazsa bir bakı veresin”
😶
Amcanın işini hallettikten sonra kendime ait olan odadan çıktım, ciddi bir tavırla etrafa bakınıyordum ta ki 3lü oturakta oturan Melek, Yiğit ve Deniz üçlüsünü görene kadar.
Melek kahve rengi olan saçlarını gizleyip sarı bir peruk takmıştı ama o kadar komik duruyordu ki…
Deniz bıyık ve gözlük takmıştı bıyığı yaşına göre yüzünde çok eğreti duruyordu.Yiğit ise… siyah kalın çerçeveli güneş gözlüğü takmış bıyıkları Denizinkinden farklı olarak yukarı kıvrıktı ve saçına sarı kıvırcık peruk takmıştı.
Ben evden erken çıkmıştım bu yüzden bu hallerini görmemiştim, görseydim daha normal bir şekilde gelmelerini sağlardım.
Yanaklarımı ısırdım ve gülmemeye çalışarak onlara arkamı döndüm. İlerlerken karşı duvardan sarkan 3 beden gördüm, üst üste..
En atlta Nehir, onun üstünde Gökçe ve en üstte de Okar. Beni görünce üçüde geri çekilmeye çalıştılar fakat başaramayınca..
Üst üste devrildiler….
biraz geç geldi pardon...