İçeriğe geç

GERİDE KALANLAR

Bölüm 2 · 5 dk okuma

GERİDE KALANLAR

Bölüm 2

2.BÖLÜM-YABANCI GİBİ

Elimde sıcak kahve bardağıyla Atabey Holding'in önünde duruyordum.

Kalbim göğsümün içinde deli gibi atıyordu.

Babama söz vermiştim.

Yapacaktım

Başaracaktım.

Derin bir nefes alıp içeri girdim.

Güvenlik görevlisine tatlı bir gülümseme gönderdim.

"Kaan Atabey'in kahvesini getirmiştim."

Adam bilgisayardan başını kaldırıp bana baktı.

"İçeride yok. Bugün gelmedi."

Bir an durdu.

"Oğlu içeride."

İçimden sessizce dua ettim.

Lütfen Arden olmasın...

Lütfen...

"Hangisi?" diye sordum.

Güvenlik omuz silkti.

"Arden Atabey."

Kalbim bir saniyeliğine durdu.

Yıllardır görmediğim çocukluk arkadaşım...

Şimdi karşıma çıkacak ilk kişi oydu.

Ama geri dönemezdim.

Kendimi toparlayıp kahveyi hafifçe kaldırdım.

"Ona götüreyim o zaman. Soğumasın."

Adam hemen başını salladı.

"Hayır."

Kaşlarımı çatıp masum bir ifade takındım.

"Lütfen. Konuşmamız gereken önemli şeyler var."

Güvenlik bu sefer iyice gerildi.

"Sizi içeri izinsiz alırsam Arden abi kellemi alır."

İç çektim.

"Tamam..."

Umutsuz görünmeye çalışarak oradan uzaklaştım.

Ama pes etmeye hiç niyetim yoktu.

Binanın arka tarafına geçtiğimde etrafı dikkatlice inceledim.

Kimse yoktu.

Bir süre sonra demir çitin yanında duran büyük metal çöp kutusunu fark ettim.

Deli miydim?

Muhtemelen evet.

Ama artık geri dönüş yoktu.

Çöp kutusunun üzerine çıktım.

Dengemi sağlamaya çalışırken kalbim yine hızlandı.

Son bir hamleyle demir çitin üzerinden atladım.

Başarmıştım.

Gerçekten şirketin içine gizlice girmiştim.

Tozlanan kıyafetlerimi düzelttim.

Şimdi sıra en zor kısımdaydı.

Arden Atabey'in odasını bulmak.

Koridorlar sonsuz gibiydi.

Bir kat...

İkinci kat...

Üçüncü kat...

Ve sonunda...

Kapının üzerindeki yazıyı gördüm.

ARDEN ATABEY

Boğazım kurudu.

Gerçekten buradaydım.

Elimi kaldırıp hafifçe kapıyı tıklattım.

Cevap gelmedi.

Kapıyı yavaşça araladım.

Oda boştu.

Derin bir nefes verdim.

Şans bugün benden yanaydı.

İçeri girip etrafı incelemeye başladım.

Her şey kusursuzdu.

Düzenli.

Soğuk.

Tam da Arden'e yakışacak türden...

Tam geri dönecekken masanın üzerindeki siyah bir dosya dikkatimi çekti.

Üzerinde büyük harflerle tek bir kelime yazıyordu.

KARACALAR

Nefesim kesildi.

Bizim ailemizin adı...

Neden?

Neden onlara ait bir dosya vardı?

Titreyen ellerimle dosyayı elime aldım.

Aklımdan yüzlerce soru geçiyordu.

Kapının açılmasıyla nefesim kesildi.

Arden içeri girdi.

Gözleri önce bana, sonra elimdeki dosyaya kaydı.

Bir anda sert adımlarla yanıma geldi ve dosyayı elimden çekip aldı.

Kaşları çatılmıştı.

"Ne işin var burada?"

Sesi buz gibiydi.

Beni tanımıyordu.

Ama ben onu tanımıştım.

Yıllar geçmiş olsa bile...

Çocukluk arkadaşımı unutamazdım.

Kendimi toparlamaya çalıştım.

"Odayı toplamam için gönderdiler."

Arden etrafına bakındı.

Bakışları tekrar bana döndü.

Şüpheli görünüyordu.

"Oda topluyorsun da... Neyini topluyorsun?"

Haklıydı.

Oda zaten tertemizdi.

Boğazımı temizledim.

"Ben yeni işe başladım."

Sesimin normal çıkması için çabalıyordum.

"Odayı toplamamı söylediler."

Arden bana doğru bir adım attı.

"Bu dosya elinde ne işe yarıyor o zaman?"

İçimdeki panik büyümeye başladı.

Korkuyu iliklerime kadar hissettim.

Ama bunu yüzüme yansıtamazdım.

Derin bir nefes aldım.

"Dikkatimi çekti..."

Başımı hafifçe eğdim.

"Bakayım dedim."

Arden'in çenesi gerildi.

Hoşnutsuz bir ifadeyle bana baktı.

"O zaman bakma."

Ses tonu emirdi.

Onu hafife almam gerekiyordu.

Yoksa daha fazla şüphelenecekti.

Omuz silktim.

"Tamam."

"Bakmam o zaman."

Bir adım daha yaklaştı.

Aramızdaki mesafe iyice azalmıştı.

"Gerekirse odama girme."

Dosyayı sertçe masanın üzerine bıraktı.

Sonra sanki hiçbir şey olmamış gibi arkasını dönüp sandalyesine oturdu.

"Kahve getir bana."

Bilgisayarını açarken devam etti:

"Double espresso olsun."

İçimden derin bir oh çektim.

Şimdilik kurtulmuştum.

Hızlı adımlarla kapıya yöneldim.

Tam çıkacakken Arden'in sesi yeniden yükseldi.

"Acele et."

Elimi kapının koluna koydum.

"Tamam."

Kapıyı kapatmadan önce son kez ona baktım.

O ise çoktan önündeki dosyalara gömülmüştü.

Beni gerçekten hatırlamıyordu.

Belki de...

Bu, görevimi kolaylaştıracaktı.

Ya da her şeyi daha da zorlaştıracaktı.

Arden'in odasından çıkar çıkmaz derin bir nefes verdim.

İyi gidiyordu.

Yani...

En azından henüz yakalanmamıştım.

Asansöre binip aşağı indim.

Elimi kalbimin üzerine koydum.

Bu kadar heyecanlanacak ne vardı ki?

Sadece çocukluk arkadaşımın şirketine gizlice sızmış, ailesi hakkında bilgi toplamaya çalışıyordum.

Gayet normaldi.

Şirketin giriş katındaki kafeye doğru yürüdüm.

Kasadaki kadın gülümseyerek bana baktı.

"Ne alırsınız?"

"Bir double espresso, lütfen."

Kadın siparişi hazırlamaya başladı.

Ben ise düşüncelere dalmıştım.

Arden...

Gerçekten beni tanımamıştı.

Belki de babam haklıydı.

Yıllar insanları değiştirirdi.

Bir süre sonra kahve hazırlandı.

Tepsiyi elime aldım.

"Teşekkür ederim."

Tekrar asansöre bindim.

Her kat çıktıkça kalbim biraz daha hızlanıyordu.

Sonunda Arden'in bulunduğu kata geldim.

Derin bir nefes alıp kapıyı iki kez tıklattım.

"Gel."

Soğuk sesi yine aynıydı.

Kapıyı açıp içeri girdim.

Arden masasındaki dosyalarla ilgileniyordu.

Başını kaldırmadan elini uzattı.

"Kahven."

Masaya yaklaşıp bardağı önüne bıraktım.

"Double espresso."

Bu kez gözlerini bana çevirdi

Tam odadan çıkacakken Arden'in sesi duyuldu.

"Dur."

Olduğum yerde kaldım.

Yavaşça ona döndüm.

Masasındaki dosyaları kapatmış, dikkatle bana bakıyordu.

Bir anlık sessizlik oldu.

Sonra soğuk bir ses tonuyla konuştu.

"Adın ne?"

Bir an gerildim.

Kalbim hızlanmıştı.

Ama bunu belli etmemeliydim.

Derin bir nefes aldım.

"Gece."

Yalandı.

Ama başka çarem yoktu.

Arden gözlerini üzerimden ayırmadan konuşmaya devam etti.

"Soyadın?"

Bir saniyeliğine ne diyeceğimi bilemedim.

Yalan atmak zorundaydım.

"Alkan."

Odanın içindeki hava değişti.

Arden birkaç saniye sessiz kaldı.

Sonra sandalyesine yaslandı.

Parmaklarını masaya vurdu.

Bir anda beklemediğim soruyu sordu.

"Karacalar ile bir bağlantın var mı?"

Nefesim kesildi.

Boğazım düğümlendi.

Yüzümdeki ifadeyi kontrol etmeye çalışıyordum.

Neden böyle bir soru sormuştu?

Yoksa...

Bir şeylerden şüphelenmiş miydi?

"Hayır."

Cevabım fazla hızlı çıkmıştı.

Arden bunu fark etmiş olmalıydı.

Kaşlarından biri havaya kalktı.

"Bu kadar hızlı cevap vermen ilginç."

Elim istemsizce kahve tepsisinin kenarını sıktı.

"Çünkü yok."

Sesimin sakin çıkması için kendimi zorladım.

Arden ayağa kalktı.

Yavaş adımlarla bana doğru yürümeye başladı.

Kalbim yine hızlanmıştı.

"Karacalar hakkında ne biliyorsun?"

Gözlerimi kaçırmamaya çalıştım.

"Hiçbir şey."

Bir adım daha attı.

"Gerçekten mi?"

Başımı salladım.

"Evet."

Aramızda birkaç santimetre kalmıştı.

Kahverengi gözleri sanki içimi okuyordu.

Sonunda derin bir nefes verdi.

"Umarım doğruyu söylüyorsundur, Gece Alkan."

Ve o an anladım.

Arden Atabey beni tanımamıştı.

Ama bana güvenmiyordu.

Arden tam fincanı alacakken eli dosyaya çarptı.

Bir anda kahve masanın üzerine döküldü.

"Amı-"

Kelimeyi tamamlayacakken kendini zorla tuttu.

Çenesini sıktı, dişleriyle alt dudağını ısırdı ve derin bir nefes aldı.

Sinir olduğu her hâlinden belliydi.

Gözlerini bana çevirdi.

"Gece, şurayı temizlesene."

İçimden söylene söylene masaya doğru yürüdüm.

"He amına Sanki kölen var."

Sözleri fısıldadığımı sanmıştım.

Ama yanılmışım.

Sessizce söylediğim sanarken o herşeyi duymuştu.

Arden başını yavaşça bana çevirdi.

"Karşında askerlik arkadaşın yok."

Ses tonu buz gibiydi.

Bir an duraksadım.

Sonra masum bir ifade takınıp omuz silktim.

"Ne oldu ki?"

Kaşlarımı hafifçe kaldırdım.

"Yanlış bir şey mi dedim? Ben temizlerim dedim."

Arden bana birkaç saniye boyunca hiç konuşmadan baktı.

Sonra sinirli bir şekilde derin bir nefes verdi.

Şakak damarının hafifçe attığını görebiliyordum.

Galiba...

Onu sinir etmeyi daha ilk günden başarmıştım.

Bölüm sonu

6 yorum