İçeriğe geç

Gerçeklerin Gölgesindeki Karman

Bölüm 7 · 5 dk okuma

Gerçeklerin Gölgesindeki Karman

Bölüm 7

Sonun Başlangıcı

Hiçlik denen yer, zamana ve mekana ait olmayan boşluğun adıydı. Karmanın bu yerde varlığını tek başına sürdürmesi tamamen mantık dışı bir şeydi. Ancak mührün gücü sayesinde ruhlardan toplanan enerji, her türlü madde cinsine dönüşebiliyordu. Bir insanın yaşaması için bütün kainata ihtiyaç vardı ve bu mühür kısıtlı bir kainat görevi görüyordu. Yine de ruh ve beden tamamen apayrı şeyler olduğundan bedenin ihtiyacı karşılansa da mühür, ruhun aktif halde kalması için yeterli değildi. Ruhu geçiş sırasında pasif duruma geçerek uyku halinde kendini korumaya aldı.

Varlığını sürdürse de ona yaşıyor demek, yaşam kavramının kendisine bir hakaret olurdu. Hücreleri değişime uğruyordu, nefes alıyordu ancak bir o kadar da değişmekten, nefes almaktan uzaktı. Hiçlik denen bu yerde her şey tersine girmişçesine bir paradoksa sürüklenmişti.

Karman orada bir rüya gördü. Uzun, sıkıcı, bitmek bilmez bir rüya. Başta etrafı kapkaranlıktı, ne bir ışık, ne de bir şey vardı. O sırada düşündü: "Oysaki görmek her zaman bu kadar zor değildi ona, duymak bu kadar yormazdı onu. Hissetmek bu kadar mı acı verirdi ki? Boğazındaki yakıcı ve kuru tat bile yutkunmaya bir sebep değildi artık. Ne olmuştu ki ona? Neydi onu bu hale getiren?" Sonrasında kaset yerine oturdu, ardından hafif bir tıkırtı ve film başladı. Ve artık o yalnız, bir seyirciydi.

Önce "Çölün etrafında dans eden altın çıngıraklı beyaz tilkiler" gördü. Rüzgarın ritmine eşlik edercesine bir o yana bir bu yana savruluyordu tilkiler. Havada uçuşan tozlar ise adeta birer orkestraydı. Bu güzel gösteriyi izlerken bir yandan da yürüyordu. Sessiz ve yavaş adımlarla, yüreğinde eksik kalan bir şeyleri tamamlama umuduyla ilerliyordu. Ne kadar ilerlerlese de yol durmadan uzuyordu. Yürümeyi bırakıp olduğunca hızlı şekilde koşsa da hiçbir şey değişmedi. Tam pes edecek iken ayağına bir şey takıldı. Yere kapaklanınca sızlanarak ayağa kalktı ve her şeyin sessizliğe büründüğünü fark etti. Zihni bu uğursuz havayı değiştirmek için olsa gerek, dikkat dağıtıcı bir şeyler gösterdi ona. Bir havai fişek. Büyük olanlarından hemde. Patladığında her yere saçılıp gökyüzünü kendisiyle boyuyordu. Renkler etrafında dağılıp dururken, aklına kapalı kapılar ardına koyduğunu sandığı bir anı geldi. Bunca zamandır toz tutan bu an şimdi gözler önüne serilecekti.

Galiba ortaokul zamanlarındaydı. Ona zorbalık yapan grup, işlerini hallettikten sonra gitmek üzereydi. Hayatında ilk defa bu derecede yaşadığı çaresizlik, acımasızlık duygularının arasında kalan Karman, elinden geldiğince yüksek bir sesle, öfkesini yansıtmaya yetecekmişçesine bağırdı. Bir o kadar da korkuyordu aslında, elleri titriyordu ve gözleri yaşla bulanıyordu ama artık dayanamıyordu, en azından öyle sanıyordu. Dalga geçmek ve aşağılamakla kalan, bugünün gösterisini nefislerini doyurmaya yeterli bulan grup, birilerinin duyma endişesiyle bu sefer sinir içinde tekrar Karman'ın yanına gidip onu bir güzel patakladılar. Güneşin batmasına yakın kendine geldiğinde, başvurduğu yöntemlerin onların tehditleri karşısında yetersiz kalacağını anlayınca eve dönmeye karar verip ifadesizce yola koyuldu. Ailesine bir şey anlatamazdı, anlatmamalıydı da. Her şeyin kapısını ona açan ve her şeyin kapısını ona kapatan bu andı. Artık eskisi gibi olamazdı. Her ne kadar annesinin yemeği midesini her zamanki gibi sıcacık tutsa da, babası hala ona ödevlerinde yardımcı olsa da, kardeşleriyle oyun oynamaya devam etse de. Değişmeyi bırakan bir değişim geçirdiğini o da gayet iyi biliyordu.

Onca zamandan beri içinde yaşadığı bu hissiyatın sebebini hep sorgulamak istedi. Ama gafletinden dolayı olsa gerek, hep bir şeyleri bahane etti. Yine de şimdi, tam şu anda anladığını düşünüyordu. Aciz olmayı reddettiğini içten içe biliyordu. Sonu ne kadar kötü olursa olsun herkes gibi çaresiz de olsa buna rağmen çabalamayı bıraktı. Ki bu sonsuz ihtiyacını yok saymakla aynı şeydi, ancak ne kadar kibirlenerek reddederse etsin onu içten içe çürütmeye devam edecek olan bu hisse elveda etmek istemedi.

"Demek böyleydi ha... Bana yapılan en büyük zalimliği yapan yine benmişim meğersem..." dedi içinden. Hiçbir şey değişmese de içinde uzun zamandır hissetmediği bir şeyi bir şey gönlüne doğdu. Küçük bir mutluluk hissetti Karman. Sanki bir ödülmüşçesine kabul etti onu. Kalbindeki yaralarla dolu bu mağarada eksik yanına dair bir şeydi mutluluk. O küçük parçaya tutunmak istedi. Hafifçe etrafını sarmasına izin verdi, onu tekrardan saf ve düşüncesiz eski haline bir tutam benzetmesi için. Ne de güzel duyguydu bu mutluluk, umursamadan içinde sevgiye dair şeyleri gösteriyordu. Bir umuda tutunmasına az kalmıştı. "Bir affeden vardır belki, beni bile affedecek kadar merhametli biri vardır belki" demekti onun umudu.

Kalbi canını aldığı milyonların, acımadan yok saydığı hayatların, bitirdiği sayısız mutluluğun gerçeği ile doluydu oysaki. İnsanı insan yapan şeyi hatırladı o var olmayan zaman diliminde ve var olmayan o yerde. Ümit ederdi insan, bir o kadar korkar ve severdi. Bunlarsız ne kadar eksik olduğunu fark ettikten sonra artık onu baymış olan bu gaflete, bu zulüme bir dur de demek zorundaydı. Yoksa sonu zaten belliydi. Geri dönüşü olmayan bu yolda son imdat çığlığıydı o mutluluk. Bu karardan sonra ne olur, başına ne gelir bilemezdi. Yine de o emindi, değişmeyen şeyleri bile değiştirmeye gücü yeten biri var.

Uykusu yaklaşık birkaç yüzyıl sürdü. Tüm bunlar yaşanırken geçen zamanla karşılaştırıldığında çok kısa bir zamanda rüyası yaşandı. Karman'ın bilincini geri kazanmasıyla birlikte, hiçliğin paradoksu onun bedenini yaşamdan uzak tutmasına rağmen sonunda hapsolmuş ruhu artık özgür kılındı. Ruhunun uyanışıyla eskiyen mühür kırıldı ve açığa çıkan enerji hiçliğe savruldu. Bu hiçlikten çıkmanın tek yoluydu. Paradoks hiçlik ile var olanın aynı yerde tutulmasına izin vermiyordu. Gittikçe dengesizleşen hiçlik kendisine en yakın olan şeye,

kara deliğe doğru yasaklı varlığı kustu.

Şans hala Karman'dan yana olsa gerek ki mühür yırtılsa da karanlığın bir kısmı hala etrafını sarıyordu.

Kara delikteki manyetik çekim alanından kurtulması bir başka yıllarını aldı. Ancak bu sefer, bilinci yerindeydi. Yaşıyordu ve yaşadığını hissediyordu. Son kez de olsa bir şeyleri değiştirmek üzere manyetik çekim alanının zayıfladığı bir bölgede betelgeuse adlı çok büyük bir yıldızın çekim alanına girdi.

Ölçüm aletlerini buharlaştıracak derecede sıcak olan bu yıldıza yaklaştıkça etrafını saran karanlık kayboluyordu. Yıldızda yaşanan bir enerji patlaması tam olarak Karman'ın üzerinden geçti. Çok yüksek seviyede radyasyon ve başka türlü enerjilere maruz kalan vücut karanlığın maddi varlığına gittikçe yaklaştığından kısa bir süreliğine de olsa vücudu ile karanlık bir oldu. Bu anlık olayda, varlığı bir nevi silinen Karman karanlığın ilk ortaya çıktığı yere, mührün oluşum alanına vardı. Orası tabii ki de dünyaydı. Her şeyi absorbe edebilen karanlığı ruhuyla özümseyerek vücudunun değerlerini yaşamaya yetecek seviyeye stabilize etmeyi başardı.

Dünyaya geçişi tamamlandığında mühür tamamen ortadan kayboldu. Dünya onun bıraktığı haldeydi. İnsanlar kaybedilen milyonların yasını tutmayı bırakıp hayatta kalmaya öncelik verdikleri bir zamanda büyük patlamanın yaşandığı şehir: New York'ta eski bir binanın arkasında geceleyin karanlığın içinden ortaya çıkan gencin ilk işi yere yığılmak oldu.

O aciz haliyle, insanı zar zor andırıyordu. Yine de hayat devam ediyordu. Sonun başlangıcına layık bir şekilde derin bir nefes aldı ve yavaşça verdi. Her şey çoktan başlamıştı...

"Acizlik kudretin anahtarıdır."

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.