3 Ocak 2022
Aylardır beklediğim gün geldi sonunda.. Bugün yeni okulumun ilk günü ve ben normalinden daha normalim garip şekilde.
Hiç heyecanlı hissetmiyorum fakat içimde garip bir duygu var. Yıllardır kız meslekte okuyan biri anında Anadolu lisesine geçtiğinde heycanlanması gerekmez mi? Bende o duygu yok! Korkuyorum desem... Neyden korkayım ki?
☆
Yeni güne yedi buçukta alarmın çalışı ile gözlerimi açtım. Alarmı kapatmak için yataktan kalktığımda telefonun olduğu masaya doğru ilerleyip telefonu aldığım gibi gelen bildirimlere baktım. Müziği açar açmaz yatağa geri yattım. Üşengeçliğim tuttu, hiçbir şey yapmak istemiyorum. Beş-on dakika boş boş tavanı seyredip sonunda kalktım. Bir yandan dinlediğim müziğe seslice eşlik ediyor "Yıldızların hırsızları mı var..." diğer yandan da yatağımı topluyorum. Pencereye doğru yürüyüp perdeyi ve pencereyi açıp başımı camdan çıkarıp içime derin nefes çektim. Sabahın soğukluğu bembeyaz tenime değiyor, yalancı güneş yüzüme vuruyor bense gülümsüyorum. Biraz daha oyalanırsam okula geç kalacağım. Hızlı adımlarla lavaboya ilerleyıp yüzümü yıkayıp aceleyle saçlarımı düzleştirmeye başladım.
Yatakta duran telefonumu elime aldım ve saatin sekiz olduğunu gördüğüm gibi daha da hızlı hareket etmeye başlayarak dolaba doğru ilerleyip siyah kot pantolonu ve siyah sweatshirti alıp hızla giyindim. Askıda duran deri ceketimi ve mini çantamı alıp evden çıktım. Durağa vardığımda saat sekiz buçuk olmuştu. Ayakta dikilerek otobüsü beklemeye başladığım sırada kulaklığımı çantamdan alıp telefonuma taktım ve müzik listemden rastgele müziğe tıklayıp telefonu arka cebime koyduğum anda otobüsün geldiğini farkedip durdurmak için el uzattım. Otobüs her zaman ki gibi insan kaynıyordu, zorla da olsa otobüse bindikten sonra kartı okutup müzik dinlemeye devam ettim. Şoför "Arkaya ilerleyin! Boş yer var ben görüyorum!" diye bağırırken önümdeki çocuğun biri mırıldanarak "Otaban mı var arkada anasını satayım." diye söylendi. Haklıydı! Kendimi tutamayıp kıkırdadığım sırada gözleri bana kaydı. Güldüğümü görünce o da tebessüm ederek dudaklarını hareket ettirdi ve bana karşılık verdi. Bunu yaptığı sırada şoför bayırdan çıkarken dengemi sağlayamayıp çocuğun üzerine doğru hızla kaydım. Göz göze gelince beraber aynı anda gülmeye başladık. Yol boyunca beni izlediğini hissettim bense müzik dinleyerek dışarıyı izlemeye çalıştım. Arada sırada baktığımdaysa göz göze geliyorduk sürekli, utanarak önüme dönüyordum. İnmek için düğmeye bascakken aynı anda ellerimiz düğmeye gitti, boyu benden uzun olduğu için düğmeye o bastı ben de elimi indirdim. Otobüsten inmek için arkamı dönüp kalabalığın arasında zorlukla ilerlemeye başladığım sırada şoför inmemi beklemeden hareket etmeye başlayınca sarsılıp geri adım attığımda çocuğa ikinci kez çarptım. Bu sefer düşecek gibi olduğumda çocuk belimi kavrayıp dengemi sağladı ardından şoföre "İnecek var!" diye seslendi. Şoför tekrar durup kapıları açtığında otobüsten ikimiz de indik. Arkamı dönüp "Teşekkür ederim." diye mırıldandım. "Başka sefere de sen kurtarırsın." diyip göz kırptı. Anlamamış gözlerle saf saf baktım turkaza kaçan
gözlerine, anlamadığımı anlamış olcak ki "Düşmekten kurtardım yaa. Birdaha ki sefere sen kurtarırsın beni diyorum." dedi gülümseyerek. Ona ayak uydurarak "Haa tabi ki." dediğim sırada arkamı dönüp okula doğru ilerlemeye başladım. Dört beş adım attıktan sonra arkamdan seslendiğini duydum "Heyy! Bir baksana."durup arkamı döndüm, hızlı adımlarla aramızdaki mesafeyi kapatıp yanıma ulaştı. "Adın ne senin sakar kız?" diye sordu. Duraksayarak beş altı saniye yüzüne baktığım sırada"Hazal" dedim ve utanarak arkamı dönüp hızlıca okula doğru ilerlemeye başladım. Nedense güldüğünü hissettim, utandığımı mı anlamıştı?
Okula vardığımda turnikeden geçiyorlardı, güvenliğe kartımın olmadığını söyleyip içeriye girdim. Okula ilerlerken yine o tanıdığım yabancı ses... Arkamı dönmeden yürümeye devam ettiğim sırada kolumdan tuttu beni geriye doğru çekti. "Heyyy ne yaptığını sanıyorsun!" diye inledim. Dokunulmaktan, ani hareketlerden nefret ederdim...
Böyle tepki beklemiyor olcak ki şaşırdı beni bırakıp bir adım geri çekildi "Pardon seslendim de duymadın galiba, kartını düşürmüştün onu getirdim" dediğinde elindeki otobüs kartını bana uzattı. Verdiğim tepkinin utangaçlığıyla elindeki kartı almak için öne çıktığımda elini havaya kaldırdı. "Ne yapmaya çalışıyorsun, amacın ne?" diye sordum hiddetle.
"Sakar kız bu hırçınlık nerden geldi?" dedi konuyu değiştirerek.
"Kartı verecek misin vermeyecek misin?" dedim umursamaz bir tınla. Kaşlarını şaşırır gibi kaldırdı "Soruya soru ile mi karşılık verirsin her zaman?" dedi. Uğraşmaya mecalim olmadığı için kartı almadan arkamı dönüp okula doğru adım atacakken kolumu yine tuttuğu sırada refleks olarak birden arkamı dönüp sert bir şekilde göğüs kafesinden ittim. Geriye sendelerken "Ahh!" diye inledi. O sıra elindeki kart yere düştüğü gibi eğilip aldım. Onu umursamadan okula ilerlemeye başladım.
Daha önce okulu gezdiğim için sınıfın 3. Katta olduğunu biliyordum. Basamakları ikişer ikişer çıkıp sınıfın olduğu kata vardığımda nefes nefese kaldım. Köşeye geçip panodaki karakalemi incelerken nefesimi kontrol altına almaya çalıştım. "Resimler hoşuna gittiyse seni de çizebilirim. Tabii istersen." Göz devirerek arkamı döndüğümde sersem sersem sırıtıyordu.
"Bıkmadın mı? " diye sordu umursamaz gözlerle turkluaz gözlerine bakarken "Asıl sen bıkmadın mı?" diye sordum. Bir şey demeden öylece yüzüme baktı, tebessüm etti ve arkasını dönüp gitti.
Neydi bu şimdi? Neyden bıkmamıştım? Kafam allak bullak olmuştu.. Telefonumdaki saate baktığım sırada ders zili çaldı. Koridora dönüp sonuna doğru ilerledim. Ders zili çalmasına rağmen öğrenciler hala koridordaydı, birkaç gözün üzerimde olduğunu hissetsem de umursamadan 11/D sınıfına girip içeriyi göz gezdirdiğimde cam kenarında en arka sırada o çocuğu gördüm.. Anlık gelen tepki ile "Şaka mı bu? Bir de aynı sınıftamıyız!" dedim. Birkaç kişi bana baktığında tepkimi dışa vurduğumu yeni farkettim. Olayın verdiği utançla öğretmen masasına ilerleyip peteğe yaslandım.
Yanıma birkaç kız geldiği gibi konuşmaya başladılar sanki yıllardır arkadaşmışız gibi. Sahte gülümsemem ile ben de mesafeli şekilde cevap verdim. Klasik yeni gelen öğrenciye ne sorulursa onları sordular.. Nerden geldim? Neden nakil aldırdım?.. Beş dakikalık konuşmamızın ardından nöbetçi öğretmen geldi ve yoklamayı alıp bize döndü "Erdem hoca olmadığı için istediğiniz kantine istediğiniz de bahçeye geçebilir siz sormadan ben söyleyeyim sınıfta durmak yasak!" dedi ve sınıfın kapısında durup çıkmamız bekledi. Biraz önce konuştuğum kızlarla beraber kantine doğru ilerledik.
Oturmadan ayak üstü sohbet ettikten sonra kantin sıcak olduğu için yanlarından ayrılıp bahçeye çıktım. Sıcak bana göre değildi... Yüzüm kıpkırmızı olmuştu bile.
Bahçeye göz gezdirip alanı güzel banka doğru ilerledim. Banka oturduğum gibi kulaklığımı telefonuma taktım, gözlerimi kapatıp geriye doğru yasladım ve kendimi yalancı güneşe teslim ettim. En çok bu yanını seviyordum güneşin. Isıtmıyor ama gözlerim kapalıyken bile bakış açımı aydınlatıyor...
Kulağımda hafif çalan müziğin cümleleri hayal kurmaya doğru itiyordu beni.
Yanıma birinin oturduğunu hissetsem de aldırış etmeden hayal kurmaya devam ettim. Kulaklığı kulağımdan aldı! Evet evet yanıma oturan kişi şu anda benimle aynı şarkıyı dinliyor! Kulaklığı ne cürretle kulağımdan alabildi?!
Kulaklığı hiç düşünmeden telefonumdan çıkarıp çektim ve cebime koydum. Yanıma baktığımda yine o sırıtışı gördüm. Göz devirerek diğer tarafa döndüm, dayanamayıp tekrar ona döndüm "Derdin ne senin çocuk? " dedim sakin kalmaya çalışarak.
"Seni anlamaya çalışıyorum sakar kız. Sanki bir saat önce bakışıp beraber gülüştüğüm kişi sen değilsin gibi niye davranıyorsun?" dedi. Üzülmüşmüydü? Canını mı yakmıştım? Neden ağlayacak gibi konuştu? Güneş gibi tatlı ama yalancı gülümseme vardı dudaklarında. "İnsan ruh değişikliği yaşar bilmem bilir misin. Biraz önce ağlayanı şimdi kahkahalara boğulmuş olarak görmedin mi sen?" diye sordum. Kafası karışmış gibi bana baktı, bir şey demesini beklerken saniyeler dakikaları götürdü ama yüzüme bakıp gülümsemekten başka bir şey yapmadı. Sanki düşünceler içindeydi, düşünmesi için ona zaman verdim. Sabrım tükendiği için gözlerimi kapatıp tekrar geriye yaslandım.
"Ruh değişikliğini bilirim ama insan birine güldüğünde ortada neden yokken sert davranırsa tuhafıma gider o kadar. İstemeden ya da bilmeden sinirlendirdiysem kusura bakma sabahları pek çabuk kendime gelemem." Gitmek için ayağı kalktığında kendimden beklemediğim şekilde kolundan tuttum. Durdu ama yüzüme bakmadı, garip bir burukluk oluştu içimde. Neydi bu şimdi? "Ani hareketlerden pek hoşlanmıyorum, refleks olarak o tepkileri verdim asıl sen kusura bakma" dediğimde kendime inanamıyordum. Hayatımda ilk defa gururumu ve inatçılığımı bir kenar bırakıp birinin kırılan duygusunu onarıyordum! Rüyadamıyım acaba? Güldü ve kolunu tuttuğum elimden kurtulup yanıma geri oturdu. "Baştan tanışalım mı? " bunları diyen kişi ben değilim! Çocuğun dediği gibi sabahki kişi ile aynı olamam. Bir şey demeye ihtiyaç duymadan kafasını omzuna doğru yatırıp sırıttı. Bunu evet olarak görüp elimi öne doğru uzattım ve "Ben Hazal. Diğer bilindik halim ise sakar kız. Ya sen kimsin?" dedim gülümseyerek.
☆
Eve geldiğimden beri yatakta uzanmış okulda olanları düşünüp duruyorum.
En son adını sorduğumda yüzüme baka baka yanımdan uzaklaştı. Öylece elim havada kalakaldım.
Yemin ederim ders bitişine kadar neye uğradığımı algılamaya çalışarak elimi sonunda indirebilmiştim. Dersler normal geçmişti son ders rehberlik olduğu için sınıfla az çok kaynaşmıştım. Gün boyu şanslı olmasam da çıkışta durağa varır varmaz otobüs gelmiş ve kendimi evde bulmuştum.
Şuan hala olanları düşünüp duruyorum. Karnımın guruldama sesi ile annemin mutfaktan seslenişi bir oldu. Bütün düşüncelerimi yatağımda bırakıp mutfağa doğur koşar adımlarla ilerledim. Mutfağa tam adım atacakken kapının zil sesini duyduğum gibi yönümü değiştirip kapıyı açmaya yeltendim. Kapıyı açtığımda sanki dışarıda soğuk hava bedenimi dondurmuş gibi dona kaldım. Başta gözlerime inanamayıp ellerimle gözlerime baskı uygulayıp tekrar baktığımda hala karşımda sersem gülümsemesi ile duruyordu. Annem yanıma gelip beni kenara doğru çekti ve "Gelsene oğlum içeriye, bakma kızımın kusruna hödüktür o, akıl etmez. Dışarısı soğuk hadii ama üşürsün" dediği gibi çocuğu kolundan tutup eve soktu.
"Selam sakar kız" dediğinde arkasını dönüp beni ardında bıraktı ve annemle beraber mutfağa doğur ilerledi. Ben ise olduğum yerde hala donmuş şekilde neler olduğuna anlam vermeye çalışıyorum...