İçeriğe geç

Gerçek Orada Bitti

Bölüm 15 · 19 dk okuma

Gerçek Orada Bitti

Bölüm 15

15. FOTOĞRAFIN DİĞER YARISI

Batu Yener Kalbim göğüs kafesinden çıkacakmış gibi atmaya başlamıştı. Yaşadığım korku ve öfke damarlarımda sıcacık bir şekilde akmaya başlamıştı. Telefonun sahibine telefonunu verdim ve hızla başımı yerden kaldırdım. Herkes korku dolu gözlerle bana bakıyordu. Sinirden boynumdaki damarlar belirginleşmişti. Ellerimi yumruk yapıp etrafıma öfkeyle bakmaya başladım. “Hanginiz?” diye tıslarcasına sordum. “Bu hesabın sahibi hanginiz!” diye kükreyince bahçedeki herkes yerinde sıçradı. “Kim ne biliyor? Ne saklıyorsunuz? Kim açtı lan bu hesabı!” Herkes geriye doğru adım atınca gözüme kestirdiğim bir çocuğun yanına ilerledim. “Kim yaptı lan bunu?” diye sorduğumda çocuk sertçe yutkundu. “Batu abi, benim bir şeyden haberim yok.” dedi. Ama benim gözüm dönmüş gibi kimseyi görmüyordum. “O videoyu kim paylaştı?!” diye kükrediğimde karşımdaki çocuğu itmemle yere düşmesi bir oldu. O sıra kolumda hissettiğim elle arkama döndüm. Nil gelmiş korku dolu gözlerle bana bakıyordu. “Batu, sakin ol lütfen.” dedi. Kolumu sertçe Nil’in elinden kurtardım ve tekrar bahçedeki insanlara döndüm. “Kim yaptı lan bunu, cevap versenize orospu çocukları!” sesim okulun bahçesinde yankılanmış, herkesi suskunluğa gömmüştü. Öfkeden deliye dönmüş şekilde bir oraya bir buraya yürüyordum. En son durdum. Olduğum yere çivilenmiştim sanki. Omuzlarım çöktü, çaresizlik içinde herkese baktım. Öfkem hüzne dönüşürken gözlerimin dolmasını engelleyememiştim. “Söylesenize!” diye bağırdım sesim titreyerek. “Kim çekti bunu çıksın ortaya!” Nil titreyen sesiyle “Batu…” dedi. Devamını o da getiremiyordu. “Kendinizi komik mi sanıyorsunuz, lan! Kendi kendinize uğraşacak biri mi arıyorsunuz?” titreyen sesimi düzeltmek için yutkundum. Ama bu daha çok canımı yakmıştı çünkü boğazımdaki yumruyu bastırmıştım. Derin bir nefes alıp herkese tek tek bakmaya başladım. Gözyaşlarımı göndermek için kafamı yukarı kaldırdım. Birkaç saniye sonra tekrar herkese baktım. “Kendi kendinize oyun oynuyorsunuz, canımı yakmak istiyorsunuz ama oynayacağınız kişi ben değilim. Onun kim olduğunu bulduğum an geberteceğim, duydunuz mu?” öfkeden titreyen ellerimi yumruk yapmıştım. Kimseden cevap gelmeyince bağırdım. “Duydunuz mu!” herkes yerinde sıçrayıp onaylayınca telefonuma gelen bildirimle cebimdeki telefonu çıkardım. Instagram'dan gelmiş ve biri beni gönderisine etiketlemişti. Biri benim fotoğrafımı çekmişti ama hangi açıdan çekildiği belli olmuyordu. Herkesin telefonuna giden bildirimle herkes telefonunu çıkardı. Altına yazdığı açıklamayı okudum. “Bağırmanın bir faydası yok. Batu… gerçeğe yaklaştıkça göl daha da derinleşecek.@batu.yener” Kafamı telefondan kaldırıp dehşetle etrafıma bakıyordum. Kalbim göğüs kafesimden fırlayacakmış gibi delicesine atıyordu. Gözlerim etrafta dolaşmaya başlamıştı. Aynı meraklı ve sorgulayan bakışları görüyordum bahçede. “Kimsin?” sesim fısıltıdan ibaretti. Nil’in “Abi neler oluyor ya?” diyen sesiyle ona döndüm. Kerem hâlâ telefonuna bakarken kaşları çatıktı. “Kim bizimle taşak geçiyor amına koyayım?” diye tısladı. Serkan ve Temmuz ise etrafı incelemeye başladı. “Kim yaptı lan bunu?” diye bağırdı Serkan. “Bir şey varsa neden anlatmıyorsunuz? Batu’nun ne kadar acı çektiğini görmüyor musunuz?” diye kükredi Serkan. Şaşkınlıkla ona baktım çünkü beni savunacak en son kişi Serkan’dı. Uzun bir sessizlik oldu. Sessizliği bölen ise teneffüs ziliydi. Herkes ağır ağır okula ilerlerken ben, Nil, Kerem, Serkan ve Temmuz bahçenin ortasında kalmıştık. Üzerimizden uçan karga sürüsü bize kötü haberi müjdeliyor gibiydi. Kalbim can çekişir gibi çırpınıyor, bakışlarım tek bir noktaya bakıyordu. Aklımdaki soru sadece bu hesabın sahibinin kim olduğu ve Bulut’un öldürüldüğü yerdeki o iki kişinin kim olduğuydu. Sonuç nereye çıkacaktı bilmiyorum ama her neyse bizi derinden sarsacakmış gibi hissediyordum. Koluma dokunan elle bakışlarımı boşluktan ayırıp sağıma döndüm. Dokunan Nil’di. “Sınıfa gidelim.” dedi yumuşak sesiyle. Sarı saçları yağan kardan beyaza dönüyordu. Bu sene kar bile bir hüznün habercisi gibi sürekli yağıyordu. Derin bir nefes alıp cebimden sigara paketimi çıkardım. İçinden bir sigara alıp dudaklarımın arasına yerleştirdim. Ellerimle sigaranın etrafına duvar örüp ateşi yaktım. İlk dumanı ciğerlerime bolca çektim. Göğsümün yandığını ve başımın döndüğünü daha ilk çekişimde hissettim. Duman soğuk havaya karışırken Nil’e bakmaya devam ettim. En sonunda konuşmaya karar verdim. “Siz gidin şunu içip geliyorum.” Nil göz devirdi ve montumun cebindeki paketi alıp kendine de bir dal aldı. Ona yakmasında Kerem yardımcı oldu. Aynı şekil diğerleri de sigaralarını çıkarıp içmeye başladılar. Sanki bu ‘her ne olursa olsun yanındayım’ demek gibiydi. Aramızda sigara içmeyen tek kişi Mina’ydı. Ama onun da strese girince ya da kötü bir olay yaşadığında kendini rahatlatmak için içme alışkanlığı vardı. Umarım o şu anda iyidir. Nil sigarasından bir nefes çekip havaya üflediğinde konuşmaya başladı. “Bulut’un ölümüne görgü tanığı olmuş ve gelip bize anlatmak yerine oyun oynamaya çalışıyor aklınca.” dedi öfkeyle. Sigarayı dudaklarımın arasına yerleştirip gözlerimi kıstım. Derin bir nefesi çekip üflediğimde “Eğer onu bulursam geberteceğim.” dedim. Temmuz sigarasını yere atıp söndürürken kafasını iki yana salladı. “Gerçekten ne boklar dönüyor çok merak ediyorum.” diye fısıldadı. Hepimiz içmeyi bırakınca okula doğru ilerledik. Kerem hepimize göz gezdirdi. Tam bir şey söyleyecekken geri sustu. Kafasını iki yana sallayıp Nil’in elini tuttu. Sınıfa geldiğimizde henüz ders başlamamıştı. Sanırım ders boştu. Hepimiz sıramıza geçip oturduk. Kerem, Nil’in yanından kalkıp benim yanıma geçti. Serkan’da şimdilik Temmuz’un yanına geçti. “Batu okul çıkışında o restorana gidelim. Sen, ben ve Nil.” kaşlarımı çatıp Serkan ve Temmuz’a döndüm. “Tamam da, Serkan ve Temmuz?” Kerem kaşlarını çattı. “Kendimiz gidelim. İçimden bir ses onlarla gitmememizi söylüyor. Onlar sizin arkadaşınız, benim değil. Biraz güvensiz geliyor onlar.” kafamı ağır ağır salladım. “Peki, öyle diyorsan.” Kerem derin bir nefes aldı ve tekrar Nil’in yanına geçti. Defterimi çıkarıp bir şeyler karalamaya başladım. Çizdiğim kareleri birleştirip küplere çeviriyordum. O sıra aklıma gelenlerle kalemi tutan elim duraksadı. Mina beni öpmüştü. Hem de kendi isteğiyle öpmüştü. Dudaklarının o yumuşak dokusu ve sıcaklığı hâlâ dudaklarımdaydı sanki. Gülümsememe engel olamıyordum. Kalbimin atışı sanki boş derste bile herkesin sesini bastırırmış gibi. Ellerimin titrediğini hissediyordum. Bakışlarım çizdiğim küplerdeyken, dudaklarımda bir tebessüm vardı. Titreyen elimi hafifçe dudaklarıma dokundurdum. Mina beni öpmüştü. Kendi isteğiyle öpmüştü? Neden öpmüştü? O Serkan’a bunu yapmazdı. Artık Serkan’a karşı bir şey hissetmiyor mu? Bu imkansız… “Batu!” o sıra Nil’in sesiyle irkildim. Kerem ile ikisi önümde oturmuş bana kaşlarını çatıp bakıyorlardı. Boğazımı temizleyip dudağımdaki elimi çektim. “Efendim Nil?” Nil ve Kerem birbirine baktı ve ardından bana döndüler. “Nerelere daldın gittin?” diye sordu Nil. “Hiç…” Nil kafasını sola yatırdı ve gözlerini kıstı. “Bu halinin evindeki kızla bir bağlantısı var mı?” kaşlarımı çattım. “Hayır Nil, saçmalama.” Nil oflayıp iyice bana döndü. “Anlatsana o zaman o kim? Ayrıca dudağın patlamış neden?” kaşlarımı çattım. “Bir tane orospu çocuğu, kardeşi hatta çocuğu yaşındaki kızla evlenip hamile bırakmış. Ve utanmadan darp ediyor. Dün akşam eve giderken yolda önüme atladı, ben de kıza yardım ettim. Şerefsiz kocasıyla da biraz medenice(!) konuştuk.” Nil ve Kerem bir küfür savurdu. “Adı ne kızın?” diye sordu Nil. “Su. On yedi yaşında ve yedi aylık hamile.” Kerem inanamıyormuş gibi baktı. “Abi şaka mı? Kızın anne babası yok mu?” kafamı iki yana salladım. “Var da yoklar işte. Zorla evlendirmişler kızı.” Serkan da kaşlarını çatmış şekilde bakıyordu. “Orospu çocukları.” sonra dudağının ucunu kıvırarak bana baktı. “Kısmetin açılmıştır belki, Asel’i bırakıp Su’yla çıkabilirsin.” Serkan’a sert bir şekilde döndüm. “Kafan mı güzel Serkan? Niye her bokta bana laf vuruyorsun?” Serkan kafasını sağa yatırıp omuz silkti. “Hiç, bende ki sadece yalnız kalmanı istemememden kaynaklı.” göz devirip önüme döndüm. “Kesin.” Teneffüs zili çalınca Nil bize döndü. “Hadi, kantine gidelim.” derin bir iç çekip ayağa kalktım. Kerem ve Nil en önde el ele yürüyorlardı onların arkasında Temmuz ve Serkan ve en arkada ben yürüyordum. Aklım bir yandan Mina’da, bir yandan da o anonim hesaptaydı. Kim böyle bir şey yapardı? Kim cesaret ederdi buna? Aklıma geldikçe nefes alışlarım ve kalbim hızlanıyor, öfkeden deliye dönüyordum. Kantine geldiğimizde Nil ve Kerem duvar kenarı bir masaya yerleşmişlerdi. Serkan, Temmuz ve ben de oturduğumuzda Kerem bize bir şeyler almak için ayağa kalkmıştı. Nil hepimize dönüp “Sizce bu anonim hesap kime ait?” diye sordu. Temmuz omuz silkti. “Bir sürü kişi var, bulamayız kim olduğunu. Herkesi sorgulasak bile aksini iddia edecekler.” dirseklerimi masaya yaslayıp kafamı ellerimin içine aldım. Ağrımaktan çatlayan başımı ovdum. Gözümün önüne gelen hap paketiyle kafamı kaldırdım. Serkan ağrı kesici uzatıyordu. Elinden aldım ve paketten bir tane hap çıkarıp ağzıma koydum. Su şişesinin kapağını açıp dudaklarıma götürdüm. Suyun soğukluğu dişlerimin sızlamasına neden olunca yüzümü buruşturdum. Hapı yuttuktan sonra şişenin ağzını kapattım ve Serkan'a döndüm. “Eyvallah.” Serkan ise bir şey demeden arkasına yaslandı. “Ne çok sıra var amına koyayım.” diyen Kerem’e döndük. Elinde tepsiyle söylene söylene geliyordu. Tepsiyi masaya koydu. Üzerinde çaylar ve tostlar vardı. Kerem oturup Nil’in yanağına bir öpücük kondurduktan sonra bize döndü. “Hadi yiyelim. Aç karınla düşünemeyiz." kimse bir şey demedi ama herkes can sıkıntısıyla tostlara uzandı. Son olaylardan sonra hiçbirimizin iştahı kalmamıştı. Ağzımdaki lokmayı zoru zoruna yuttuktan sonra çayıma uzandım. O sıra “N’aber küçük dedektifler?” diyen sese döndük. “Ben de ‘nerede kaldı başımın acı belası’ diyordum.” diyerek gelen Alp’e döndüm. Alp sırıtarak bize bakıyordu. “Oturabilir miyim?” cevabımızı beklemeden sandalye çekip oturdu. Kerem ağzı dolu bir şekilde “Oğlum oturacaksan ne diye izin istiyorsun?” diye sorunca Alp bacak bacak üstüne atıp arkasına yaslandı. “Piçliğine.” dedi. Kaşlarımı çatıp ona döndüm. “Hayırdır?” “Ne hayırdır?” “Hayırın yolu bayırdır.” diyen Kerem’e döndük. Espri komik değildi ama şu Kerem’in gülüşü daha komikti. Hepimiz güldüğümüze göre eminim ki herkes Kerem’in gülüşüne gülmüştü. Kafamı iki yana sallayıp Alp’e döndüm. “Her neyse, neden buradasın?” Alp omuz silkip “Seni özlemişimdir belki.” dedi. Nil göz devirip “Boş yapma, ne için geldin yanımıza?” Alp, Nil’e döndü. “Hiç. Bulut hakkında gelişme buldunuz mu?” Kerem kaşlarını yukarı kaldırdı. “Daha geçen Bulut’a sövmüyor muydun?” hepimiz kaşlarımızı çatmış Alp’e bakıyorduk. “Sövebilirim. Ama merak da ediyorum.” Serkan göz devirdi. “Instagram'dan atılan postu görmedin mi?” Alp’in gülüşü soldu, yüzü ciddi bir hâl aldı. “Gördüm. Ne kadar tuhaf değil mi?” sesinde anlayamadığım bir tını vardı. Daha sonra Alp tekrar sırıtıp bana döndü. “Bütün okulun senden korkması iyi hissettiriyor mu Batu?” Alp’e anlamaz bakışlarla bakıyordum. “Ego tatmin eden birine mi benziyorum? Şerefsizin biri kardeşim hakkında sikko bir şekilde konuşuyor, o an öfkemi göstermem doğal değil mi?” Alp dudaklarını büzerek ağır ağır kafasını salladı. “Evet, öyle. Asel ne yapıyor? Çıkarmaya çalışıyorsun diye duydum.” Kaşlarımı çattım. “Kimden duydun amına koyayım?” Alp benim su şişemi alıp su içmeye başladı. Şişeyi bıraktıktan sonra tekrar konuştu. “Arkandan konuşan çok Batu. Duyuyoruz herhalde bir şekilde. Bırak artık şu kızı, valla yazık ediyorsun kendine. Başkasına aşık ol.” Ben tam bir şey diyecekken Serkan gürledi. “Düzgün konuş sikerim o ağzını!” Alp herhangi bir tepki göstermeden sırıtmaya devam etti. “Öyle mi?” bakışları korkunç bir hal almıştı. “Ne yaparsın mesela? Fantezilerinde ne gibi şeyler var?” Alp ayağa kalktı ve oturan Serkan’ın sandalyesine kollarını dayayıp üzerine eğildi. “Asel sana nasıl katlanıyor anlamıyorum. Batu senden daha çok sevgilisi gibi. Bir daha da bana toplum içinde sesini yükseltirsen ben de senin ağzını sikerim Serkan. Senin hiçbir konuda konuşmaya hakkın yok.” Alp doğrulup bana döndü ve gülümsedi. “Helal et suyunu.” dedi. Herhangi bir cevap beklemeden gitti. “Bu neydi şimdi?” diye soran Temmuza baktık. “Bilmiyorum. İyice salaklaştı.” diye cevapladım. Hepimiz yemeklerimizi yediğimizde ayağa kalktık. “Hadi gidelim artık sınıfa.” dedi Serkan. Nil, Kerem’in elini tuttu ve yürümeye başlayacakları sıra onları konuşmamla durdurdum. “Çocuklar size bir şey söyleyeceğim.” hepsi bir anda durup bana döndü. “Ben okuldan sonra geceleri çalışıyorum.” hepsi şok içinde bana baktı. “Oha, nerede?” diye sordu Nil heyecanla. “Bir tane ünlü bir barda. Bazen barmenlik bazense şarkı söylüyorum.” hepsi şaşkınlıkla bana bakıyordu. “Ne zamandır?” diye sordu Serkan. “Oluyor bir, iki ay falan.” Nil omzuma yumruk attı. “Bize ne zaman söylemeyi düşünüyordun?” gülümsedim. “O kadar olaydan sonra ne bileyim, aklıma gelmedi.” dedim. “Zaten zenginsiniz neden çalışıyorsun?” diyen Temmuz’a döndüm. “Baba parasıyla geçinecek birine mi benziyorum? Ayrıca kafa dağıtmaya ihtiyacım var.” diye cevapladım. “Bugün çalışıyor musun?” diye sordu Kerem. Kafamı iki yana salladım. “Bugün ve yarın izinliyim.” hepsi onaylayınca kantinden çıkıp sınıfa doğru ilerlemeye başladık. 12. Sınıfların olduğu kat en üstte olduğu için merdivenlere yöneldik. Yaklaşık dört kat çıktıktan sonra sonunda sınıfa gelebilmiştik. Sınıfa geçip sıramıza oturduk. O sıra içeri giren kızlardan üçü bize sırıtarak bakıp “Tüh, Asel’de cezaevinde.” dedi kumral olan. Bir diğer esmer olan arkadaşı ise “Yazık artık hayallerine de kavuşamaz.” deyip güldü. “Ne yazığı be? Babasının katili o orospu.” dedi sarışın olan. O sıra Nil ayağa kalktı. “Ne diyorsunuz kızım siz? Sizin amınıza koyarım!” Kerem, Nil’i tutmaya çalışırken Nil küplere biniyordu. Bıraksa kızların üstüne atlardı. Ben de ayağa kalktım. “Ne saçmalıyorsunuz amına koyayım?” kızlardan esmer olan bana sanki aşıkmış gibi bakıp “Ne o Batu, iyi veriyor sana herhalde?” dişlerimin arasından tıslarcasına “O değil de birazdan sen vereceksin birilerine amına koyduğumun orospusu.” dedim. Nil ise Kerem’in elinden kurtulup kızlarla karşı karşıya geldi. “Ne dediniz bana da söyleyin?” kumral olan göz devirip “Dedik ki ‘Asel bir katil’ ona müstahak bile.” Nil’in kıza yumruk atmasıyla esmerin de saçına yapışması bir oldu. Ağzımız açık onu izliyorduk. En son Temmuz ve Kerem şoktan çıkıp ayırmaya başladılar. Sarışın ise Temmuz’a tokat atınca Temmuz şok içinde ona baktı. “Şimdi ağzına sıçtım.” diyen Temmuz da sarışının saçına yapıştı. “Sikeceğim artık.” diyen Serkan Temmuz’u kucağına aldı. Baş aşağı sallanırken Serkan’ın sırtını yumrukluyordu. Kerem ise en son Nil’i karnından tutup havaya kaldırdı ve yanımıza getirmeye başladı. Nil ayaklarıyla tepinirken elleriyle de kızlara ulaşmaya çalışıyordu. “Bırak beni!” diye bağırınca kulağımı kapatmak zorunda kaldım. “Kızım sakin ol kurban olduğum. Disiplinlik mi olacaksın, bunu istiyorlar.” diyen Kerem’in okul forması olan beyaz gömleğinin iki, üç düğmesi kopmuştu Nil’in yüzünden. Nil’i oturtup el bileklerini tek eliyle kavrayıp önüne geçti ve boşta kalan eliyle çenesini tutup yüzüne çevirdi. Nil ise öfkeyle Kerem’e bakıyordu. Nil herhangi bir çizik almamışı ama aynı şeyi karşı taraf için söyleyemezdim. “Bırak beni onları döveceğim!” diyen Nil’e, Kerem büyük bir şefkatle baktı. “Dövdün zaten kızım. Bırakmasam öldürecektin.” Nil burnundan soluyordu Kerem ise onun tam zıddı aşırı sakin ve yoğun bir sevgiyle ona bakıyordu. “Mina’ya ne dediler duymadın mı?” “Duydum yavrum. Ama iyi benzettin onları valla kral hareketti. Evin ütüsünü, bulaşığını ben yaparım bundan sonra sen hiç yorulma.” deyip açık açık Nil’e ‘senden korktum’ diyordu. Kahkaha attım. Nil de kendini tutamayıp güldü. “Her neyse. Çıkışa gelin!” diye bağırdı Nil. Kafamı iki yana sallayıp Nil’in arkasındaki sırama oturdum. “Sakin ol Nil. Kerem’in dediği gibi onların amacı bu. Mina okul birincisi diye o kız çekemiyor biliyorsun. Adları neydi unuttum ama öyle işte.” Nil onaylayıp önündeki Kerem’e döndü. “Gömleğine ne oldu?” diye sorunca Kerem gülerek kafasını iki yana salladı. “Sen kopardın kızım. Hatırlamıyor musun?” Nil gözlerini kaçırdı. “Pardon, isteyerek olmadı.” Kerem eğilip Nil’in dudağına öpücük bırakıp yanına oturdu. Diğer kızlardan esmer olan ağlayarak gitmişti. Diğerleri de onu takip etmişti. Matematik öğretmenimiz sınıfa girdiğinde hepimiz ayağa kalkmıştık. “Geç kaldığım için kusura bakmayın biraz işim vardı. Hemen derse geçelim.” dedi ve dediği gibi hemen derse başladık. *** Aradan geçen kırk dakikada Nil’i müdür yardımcısı çağırmıştı. Kerem ise onu düşünmeden duramamıştı. O sıra hepimiz gelen Nil’e döndük. ‘Ne oldu’ anlamında göz kırptım. Omuz silkti. “Ne olacak uyarı verdiler.” dedi. “İyi bari seni bekliyorduk çıkmak için.” dedim ve çıkışa doğru ilerlemeye başladık. Hepimiz çıkış kapısında durduğumuzda Serkan ve Temmuz bize döndü. “Ben Temmuz’u evine bırakıp eve gideceğim. Görüşürüz.” dedi ve Serkan’ın arabasına ilerlemeye başladılar. Kerem bize döndü. “Hazır mısınız?” diye sordu. Nil ve ben aynı anda derin bir iç çektik. “Hazırız.” dedim ve arabamıza doğru ilerledik. Şoför koltuğuna bindim ve Nil’de Kerem’in arabasına bindi. Arabayı çalıştırıp Keremlerin önüne geçtim. Restoran kartını çıkarıp elimdeki karta baktım. Az kaldı kardeşim, çok az kaldı… Restorana geldiğimizde arabaları park ettik ve arabadan inip Nil ve Kerem’in yanına gittim. Restoranın dışını incelediğimizde eski bir restoran olduğu çok belliydi. Pek işlek bir yere benzemiyordu. Bulut neden buraya gelirdi ki? Nil bana döndü. “Bulut burayı nereden biliyor olabilir? Baksanıza bir müşteri girdiğini görmedim.” Kerem kolunu Nil’in omzuna attı ve bize döndü. “Gidip bakalım artık.” Kafamı ağır ağır olumlu anlamda salladım. “Biraz gerginim.” Nil kolumu sıvazladı. “Hadi gidelim.” Derin bir nefes aldım ve restorana doğru ilerlemeye başladık. Kalbim ne beklediğini bilmediği için yerinden fırlayacak gibi atıyordu. Ocak ayının soğuk havasına rağmen terliyordum. Titreyen dizlerim beni zor taşıyordu. Sanki bacaklarım artık beni taşıyamıyor gibiydi. Hissettiğim yoğun korku ve acı gözlerimin dolmasına neden olmuştu. Gözyaşlarıma karşı ne kadar dirensem de başaramamış, gözümden ilk damla akmıştı. Titreyen elimle gözümden akan yaşı sildim ve restorana ilk adımımı attım. Kapıdan içeri ilk adımımızı attığımızda göğsümün sıkıştığını hissettim. Kapıdan içeri girince müşterinin geldiğini bildiren kapı zili çaldı. Bir süre kapı eşiğinde kaldık. Henüz kimse gelmemişti. Kimse yok muydu acaba? İçeri biraz daha girdiğimizde bir erkek sesi duyuldu. “Geliyorum!” birbirimize baktık sonra içeri tamamen girdik. Birkaç dakika sonra elinde havluyla bir genç çıktı. “Buyurun?” dediğinde boğazımı temizledim. “Merhabalar, sizinle bir konu hakkında konuşacaktık.” dedim ve derin bir nefes aldım. “Tabii, buraya fazla gelen olmaz, bir an şaşırdım.” Nil öne bir adım atıp “Neden burası bu kadar ıssız? Ne zaman açtınız burayı?” çocuk elindeki havluyu bıraktı ve Nil’e döndü. “Şimdi şöyle hanımefendi, buranın açılış tarihi 2018. Çok tutulmadı, zaten eski bir yer. Yenileyeceğiz Allah izin verirse.” Bulut neden yeni açılmış bir yere hemen giderdi ki? Üstelik eski ve beğenisi de yok. Karşımdaki çocuk bana döndü. “Siz ne konuşmak istiyordunuz? Bu arada ismim Caner, sizi de öğrenirsem öyle hitap edebilirim.” gülümsemeye çalıştım. “Batu.” “Memnun oldum Batu Bey, size nasıl yardımcı olabilirim?” kafa karışıklığı ile elimdeki restoran kartına baktım. “Nasıl başlayacağımı tam bilmiyorum…” elimdeki restoran kartını Caner’e uzattım. “Kardeşim için gelmiştim Bulut Yener.” Caner’in bakışları durgunlaştı. Elindeki karta baktı. “Bulut Yener mi?” onayladığımızda Caner’in yutkunduğunu gördük. “Bir saniye, baba!” içeri doğru seslendi. İçeriden 45-50 yaşlarında, saçı sakalı ağarmakta olan ve yüzünde kırışıklıkları çıkmaya başlayan bir adam çıktı. Yaşına göre baya uzun boyluydu. Caner’in babası bu olmalıydı. Sanırım restoran sahibi buydu. “Ne oldu oğlum?” adam bizi baştan aşağı süzdü ve gülümsedi. “Baba, Bulut Yener için.” Adamın bakışları soldu. Daha sonra ağır ağır kafasını salladı. “Merhaba, öncelikle ben Asaf Demir. Buranın sahibiyim. Size nasıl yardımcı olabilirim çocuklar?” Nil beni zorlamamak için öne çıktı. “Merhaba, Bulu Yener bizim arkadaşımız, Batu’nun ise kardeşi. 20 Ocak 2019 tarihinde vefat etti. Nasıl ve neden öldüğünü bilmiyoruz ama birkaç gün önce bize bir not ve bu restoran kartını bırakmış. Hiçbirimiz bu restoranı bilmiyorken Bulut neden buraya geldi? Bize bir ipucu bıraktığını düşünüyoruz.” diyen Nil’e bakıyorduk. Asaf Bey ve Caner birbirine baktı. Asaf Bey kafasını yere eğdi ve ağır ağır salladı. “Evet, çocuklar. Anlıyorum. Başınız sağ olsun.” gözlerim dolunca bakışlarımı kaçırdım. “Sağ olun.” dedim titreyen sesimle. Asaf Bey yanındaki oğluna baktı. “Oğlum o sandığı getir.” Caner ikiletmeden istenilen şeyi getirmeye gitti. Nefesim düzensizleşip kalp atışlarım hızlanmaya başlamıştı. Nil bana bakıp ‘her şey yolunda’ der gibi gülümsedi ama o da biliyor ki her ne bulacaksak daha çok kafamız karışacaktı. Aradan beş dakika sonra Caner elinde ufak bir sandık ile geldi. Uzun zamandır saklanıyor olmalı ki sandık toz içindeydi. Caner elindeki kahverengi sandığı babasına uzattı ve o da biraz bekledikten sonra sandığı bana uzattı. Henüz elimi uzatmadan sandığı incelemeye başladım. Kalbim göğüs kafesine çarpıyor, nefesim daralıyordu. Ağır ağır titreyen ellerimi kaldırdım ve sandığa dokundum. Elim sandıkla temas edince nefesimi tuttum. Henüz sandığı almadan Nil ve Kerem’e baktım. Kerem kafasını hafif aşağı eğerek ‘yap şunu, yanındayız’ der gibi bakıyordu. Gözlerimi sımsıkı yumdum ve sandığı Asaf abinin elinden aldım. Üzerindeki tozu elimle sildim. Bir süre sandığa baktıktan sonra derin bir nefes aldım. Ne kadar zamandır nefesimi tuttuğum hakkında hiçbir fikrim yoktu. Titreyen elimle ağır ağır sandığın kapağına uzandım. Nil ve Kerem’in gerginlikleri de bana ulaşıyordu. Omzuma binen kaçıncı yüktü bu bilmiyorum. Bütün her şey benim omuzlarıma bir yük olarak biniyordu. Mina’nın cezaevine girişi, ailemin duygu durumları, kardeşimin cinayeti, Nil ve Kerem’in gerginlikleri… Hepsi birer yüktü omzumda. Kamburumun çıktığını hissediyordum. Ama buna da mecbur olduğumu hissediyordum, neden? Biri de çekip kurtarsın bu karanlıktan, biri de desin ki, sen elinden geleni yaptın Batu, dinlen biraz deyip omzumdaki yükleri hafifletsin istiyordum. Ama bu Batu Yener’di, hallederdi bir şekil ve ben halletmeliydim. Er ya da geç… Sandığın kapağını ağır ağır açtığımda içinde sadece bir fotoğraf vardı. Evdeki yırtık fotoğrafın devamıydı. Kaşlarım çatıldı. “Ne?” bir fısıltı gibi çıkmıştı sesim dudaklarımdan. Nil, Kerem ve ben; üçümüz de sandıktaki fotoğrafa bakıyorduk. Uzun bir sessizlikten sonra o isim bir fısıltı gibi dudaklarımdan döküldü: “Serkan?” Asel Mina Alaca Bir elim kalbimdeyken telefondaki gönderiye bakıyordum. Bulut’un ölümüne bir değil iki kişi sebepti ve bir de şahit vardı. O kişi bizimle böyle oynayana kadar bize anlatsaydı belki her şey daha farklı olurdu. Kimdi bu hesabın sahibi? Neden anlatmak yerine böyle bir şey yapıyordu? Batu’nun öfkesini ve acısını hissedebiliyordum. Batu… umarım iyidir. Yanında olmam lazımdı. Ama elim mahkûm burada bekliyordum. Peki bu kişi neden benim de görmemi istedi? Ta buraya kadar telefon sokturdu. Aklım almıyordu, videoyu izledikçe deli olacak gibiydim. Gardiyan hiçbir cevap vermeyip elimdeki telefonu aldı ve gitti. Ilgaz kaşlarını çatmış bana bakıyordu. “Neler oluyor Mina?” ben ise bayılacak gibi hissediyordum. Gözlerim dolmuştu ama sakin kalmaya çalışıyordum. Ilgaz biraz daha bana yaklaşıp omzuma dokundu. “Mina! Neler oluyor?” bakışlarımı ona çevirdim. Ne diyecektim hiçbir şey bilmiyordum. Derin bir nefes aldım. “Videodaki benim arkadaşım, Bulut. Kendisi altı yıl önce bir cinayete kurban gitti. Araştırıyoruz kim yaptı diye, ama… her gün farklı bir sır, bilmece ile karşılaşıyoruz. Şimdi de başımıza bir anonim kişisi çıktı.” Ilgaz’ın bakışları yere döndü. “Anlıyorum, zor olmalı. Umarım yakında bulursunuz.” ağır ağır kafamı salladım. “Umarım.” Ilgaz ayağa kalkıp elini uzattı. “Hadi gel, içeri girelim. Üşüme.” elini tutup yavaşça ayağa kalktım. Dikişlerim yeni olduğu için canım acıdı, yüzümü buruşturdum. Ilgaz koluma girip beni ilerletti. Ağır ağır yürürken derin bir iç çekti ve konuşmaya başladı. “Yapma.” kafamı kaldırıp ona döndüm. “Neyi yapmayayım?” Ilgaz tam karşısına boş gözlerle bakıyordu. “Mehtap hücreden çıkınca ona bir şey yapma.” kaşlarımı çattım. “Neden?” “Seni suçlu bulur, onu bulmazlar. Yakında çıkacaksın eminim, süreni uzatma. Haksız duruma düşme Mina. Evet o seni ölümden döndürmüş olabilir ama sen haklı olmazsın. Adalet bu…” maalesef ki haklıydı. Ama bilmiyordum da, eğer ona bir ders verilmezse herkesi sürekli ezerdi, diğer yandan ona bir şey olursa benim burada günlerim uzardı. “Merak etme, öldürmeyeceğim.” Ilgaz rahat bir nefes verdi. “Evet, yapma balım.” Kaldığımız koğuşa geldiğimizde Ilgaz gardiyanların getirdiği yemekleri hazırlamaya gitmiş, beni ise yatağa oturtmuştu. Yavaşça yatağa yattım ve bakışlarımı tavana diktim. Aklıma hastanedeyken Batu’yu öptüğüm gelmişti. Bunu neden yaptım diye düşünmüştüm sürekli ama bir yanımda doğrusu buydu belki diyordu. Serkan’ın yüzüne bile bakmamıştım çünkü onun hiçbir samimiyetine inanmıyordum. İnsan hiç değişmez miydi? Derdi gücü hep yalan... diyordu şarkıda. Gerçekten de insan hiç mi değişmezdi? Ne sevdiğim şeyleri biliyor, ne de beni bir kere ziyarete gelmişti. Neden? Batu daha fazla sevgilim gibi davranıyordu. Onu öpmüştüm ama pişman değildim. Onun beni sevdiğini biliyordum. Serkan’dan ayrılmayacaktım tabii ki ama Batu’yla yapamazdım. O gördüğüm kabus ve rüyalardan sonra kendime gelememiştim bile. Bütün gördüğüm rüyalarda hepimiz öfkeli ve acı içinde oluyorduk. Bu bana verilen bir mesaj mıydı yoksa öylesine bir şey miydi? Buraya girdiğimden beri tüm duygularım ve beynim altüst olmuştu. Annem ne yapıyordu acaba? Onu çok özlemiştim. Küçükken canım yanarken annemin adını haykırarak ağlardım, şimdi canımdan can gidiyordu ‘anne al beni, sakla, koru’ diyemiyordum. Allah’ım lütfen… lütfen bana bir çıkış yolu göster yalvarıyorum sana. Lütfen yardım et… Gözümden akan ılık yaşla ağladığımın farkına vardım. Kalbim sızlıyordu, canım çok yanıyordu ama konuşacak kimsem bile yoktu şu koca cihanda. Yalnız olmak ve yalnız hissetmek arasında dağlar kadar fark vardı, bense şu an çok yalnız hissediyordum. Birinin beni dürtmesiyle düşüncelerimden sıyrıldım. Ilgaz gelmişti yanıma. Kaşlarını çatıp yüzümü inceledi. Gözümden akan son yaşı da sildikten sonra doğruldum. Ilgaz yanıma oturup elimi tuttu. “Mina ne oldu?” gülümsemeye çalıştım. Omuz silkerek “Bir şey yok Ilgaz’ım.” dedim. Ilgaz üstelemeden bana sarıldı. Sarılışı sımsıkı ve yalnız hissettirmeyecek türdendi. “Geçecek tamam mı? Bitecek her şey, az kaldı. Burada yalnız değilsin Mina, ben varım. Tek başına ağlama, omzum hep burada olacak. Tamam mı?” Ilgaz’dan ayrılıp yüzüne baktım. İçten bir şekilde gülümsedim. “İyi ki varsın Ilgaz.” uzanıp yanağımdan öptü. “Asıl sen iyi ki varsın. O sıra kapı açılıp gardiyan içeri girdi. “Asel Mina Alaca, duruşmanız erkene çekildi. Uykunuzu alın yarın duruşmanız var.”

Bölüm sonu

Sonraki bölüm kilitli

16. bölümü 5 jetonla uygulamada açabilir, kaldığın yerden devam edebilirsin.

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.