İçeriğe geç

Gerçek Orada Bitti

Bölüm 14 · 13 dk okuma

Gerçek Orada Bitti

Bölüm 14

14. GERÇEK ORADA BİTTİ

Arabayı ani bir şekilde sağa çekip kaşlarımı çatıp yola bakmaya başladım. “Ne dedin?” diye sordum. Nil'in resmen ağlamaklı çıkan sesinden sinirleri bozulmuş olduğunu anladım. “Günlük kayıp! Yok hiçbir yerde! Kafayı yiyeceğim. Kerem şu dolaba da bakar mısın?” arkadan Kerem’e komut verip kendi de aramaya başladı. “Tamam Nil, sakin ol. Geliyorum, birazdan oradayım.” dedim ve telefonu kapattım. El frenini indirip arabayı kaldırdım ve u dönüşü yapıp Nil’in evinin yolunu tuttum. Günlük nasıl kaybolabilirdi? Üstelik Nil kilitli çekmecesine koyduğunu söylemişti. Evlerine haftalık gelen temizlikçiler ya da annesi biliyor mudur ki? Umarım evin içinde bir yerdedir. Yaklaşık 15 dakika sonra Nil’in evine geldim. Arabayı evin önüne park ettim ve koşar adım eve geldim. Kapıyı hızla çaldım. İkinci çalışımda açıldı. Nil’in annesi açmıştı. “Meryem abla, Nil’e gelmiştim.” dedim. Meryem abla kaşlarını çattı. “Geç.” şu kadını hiç sevmiyordum. Kafamı iki yana salladım ve hızla merdivenlerden çıkıp Nil’in odasına geldim. Kapıyı açıp girdiğimde Kerem ve Nil’i yatağın üzerinde otururken gördüm. Kerem düşünceli bir şekilde Nil’e bakıyordu Nil ise saçlarını kavramış kafasını yere eğmiş şekilde duruyordu. “Bulamadınız mı?” diye sordum. Nil kafasını hızla iki yana salladı. “Yok! Hiçbir yerde yok! Aklım almıyor eve kim girip de aldı günlüğü?” yerdeki puflardan birine oturdum ve dizlerimi kendime çekip kollarımla dizlerimi sardım. “Temizlikçilerden biri olabilir mi?” diye sordum. Nil bana baktı. “Hayır, onlar yarın gelecekler.” Kerem gözlerini kıstı. “Annen biliyor mudur?” diye sordu. Nil’e döndüm. Nil ise “Sanmıyorum. Annem odama hiç girmez.” sinirle yanımda duran peluş ayıcığın kafasına tokat attım. Nil’e doğru fırlayınca “Ya zorbalamasana benim Patates Kafalı Pofur’umu!” diyen Nil ayıcığı kucağına aldı. “Ney fur ney fur?” diye sordum. “Patates Kafalı Pofur onun adı. Bak kafası patates gibi. Rengi de öyle.” gülerek kafamı iki yana salladım. Gerçekten şaka gibi. Bir oyuncağa isim mi takılırmış? Kaşlarımı çatıp diğerlerine döndüm. “Ne yapacağız?” diye sordum. Nil boynunu kaşıdı. “Diğer seçeneklere geçeceğiz şimdilik.” Kerem bize bakıp “Serkan ve Temmuz’a da haber vermemiz gerekmez mi?” diye sordu. Nil kaşlarını çattı. “Bilmiyorum. Seninle aramı bozmaya çalıştığı için onun yüzünü görmek bile istemiyorum.” dedi. Kerem gülümseyip Nil’e yaklaştı. Kolunu Nil’in omzuna atıp kendine çekti. “Merak etme Nil’im, ben izin vermem aramızın bozulmasına.” Nil mahcup bir şekilde gülümseyip kafasını Kerem’in göğsüne yasladı. Gülümseyip telefonuma baktım. Saat 19:35’ti. Kerem ve Nil’e döndüm. “O zaman yarın okula gidiyoruz. Okuldan sonra restorana.” Nil doğrulup kafasını salladı. “Evet, artık gitmemiz lazım saat geç oluyor.” Kerem ayağa kalktı ve elini Nil’e uzattı. “Yarın değil ondan sonraki gün Mina’yı görmeye gidelim.” dedi Kerem. Nil, Kerem’in elini tutup kalktığında “Tamam o gün Nazan ablayı da götürelim.” dedi. Onaylayıp odadan çıktık. Nil’in annesi ortalıkta gözükmüyordu. Sessizce dışarı çıktık, arabalara doğru ilerledik. Nil, Kerem’in arabasına bindi ve ben de kendi arabama bindim. Arabayı çalıştırıp ısıtıcıyı açtım. Günlüğün nerede olduğunu bilmiyordum. Tek çözüm yolumuz belki de buydu. Ama o da yoktu. Ne olmuştu? Yer yarılıp içine mi düşmüştü, toz olup uçmuş muydu? Kırmızı ışık yanınca frene basıp yavaşladım. Dışarıda kar yağıyordu. Telefonun ekranını açıp tarihe baktım. Bugün ayın otuzuydu. Az kalmıştı. Mina’mın çıkmasına az kalmıştı. Yeşil ışık yandığında gaza bastım ve ağır ağır hareketlendim. Bu aralar kafam çok doluydu, ne düşüneceğimi bilmiyor, günlerdir gözüme uyku girmiyordu. Uykum geldiği için esnemeye başladım. O sıra önüme birinin atlamasıyla hızla frene bastım. “Ananı sikeyim!” durup karşımdaki kişiye baktığımda o kişinin bir kız olduğunu gördüm. Korkmuş vaziyette gözlerimin içine bakıyordu. El frenini çekip arabadan indim ve yanına gittim. Kızın koluna dokundum. “İyi misiniz hanımefendi?” kız bana korku dolu gözlerle bakıyordu. Yüzünde çizikler ve morluklar vardı. Karnında ise… bebeği. Kaşlarımı çattım. “İyi misiniz? Beni duyabiliyor musunuz? Hastaneye gidelim mi?” kız gözlerini kırpıştırdı. “B-ben… L-lütfen götürün b-beni buradan.” kafamı iki yana salladım ve elim yavaşça beline yaslayıp arabaya yönlendirdim. Arabaya oturttum ve kapısını örttüm. O sıra birinin beni tutup çevirmesiyle yumruk yemem bir oldu. Dengemi sağlayamayıp arabanın kaputuna tutundum. “Kimsin lan sen, milletin karısını götürüyorsun!” doğrulup dudağımdaki kanı elimin tersiyle sildim. “Asıl sen kimsin amına koyayım? Kız eğer seni sevse başkasına sığınmazdı. Belli ki senden kaçıyor piç!” deyip yumruk attım. Yerinde sendeledi. Kaşını patlatmıştım. Karşımdaki adam kızdan en az 10 yaş büyüktü. Bu kızın ailesi de mi yoktu? Kız benden bile 1 yaş küçük duruyordu. Üstelik abisi yaşındaki kişiden hamileydi! “Bana bak, karımı bana ver. Bir daha tekrar etmeyeceğim. Karışma milletin işine!” kaşlarımı çatıp ona yaklaştım. “Kaç yaşındasın lan sen?” adam omuzlarımdan itip “Otuz iki, başka sorun yoksa karımı geri ver.” çüş 20 yaş falan mı vardı? “Vermiyorum. Kızı bu hale sen mi getirdin? Hangi elinle vurdun? Sağ mı?” adamın elini tutup büktüm. Çatırdamasıyla adam acılar içinde bağırmaya başladı. “Bilemedim, sol mu?” bu sefer sol elini alıp büktüm. “Bırak lan beni!” diye haykırıyordu. Adamı geriye doğru ittim. “Bu kızın yüzünü göremeyeceksin şerefsiz!” dedim ve arabaya bindim. Kız bana korkuyla bakıyordu. Bense sinirden hiçbir şey görmüyordum. Gaza yüklendim. Araba şu an doksanda gidiyordu. Kız koltukta sinince ona döndüm. “B-biraz yavaş olur musunuz? Korkuyorum…” gözlerim karnına kaydı. Hızımı düşürünce kız rahat bir nefes aldı. Kırmızı ışık yandığında arabayı durdurdum. Sinirden başım ağrıyordu. Başımı ovmaya başladım. O sıra dudağımda hissettiğim elle alnımdaki elimi çektim ve yanımdaki kıza döndüm. Kız titreyen eliyle patlamış dudağıma dokunuyordu. “Canın… acıyor mu?” kaşlarımı yukarı kaldırdım. Şaşırmıştım. “Hayır.” dedim. Kız yavaşça elini çekti. “Su.” ona döndüm. “Torpidoda var.” kızın kıkırdadığını duyunca ona döndüm. “Hayır, adım Su.” gülümseyip önüme döndüm. Yeşil yanınca arabayı hareketlendirdim. “Ha, öyle Su… anladım. Batu ben de.” Su kafasını cama doğru çevirdi. “Teşekkür ederim. Bizi kurtardığın için.” kısa bir anlığına Su’ya döndüm. “Yapmam gerekeni yaptım.” dediğimde kız acı içinde bana döndü. “Herkes yapmıyor ama.” dedi. Haklıydı. Biri birinden şiddet gördüğü zaman kurtaran az kişi olurdu. Geri kalan herkes eline telefonunu alıp video çekme derdinde oluyordu. Kafamı iki yana salladım. “Kaç yaşındasın?” diye sorduğumda tekrar cama döndü. “17.” gerçekten benden küçüktü. “Annen, baban nasıl izin verdi buna?” dediğimde kız buruk bir şekilde gülümsedi. “Herkesin ailesi iyi olmuyor maalesef Batu. Sırf adamın parası için beni ona sattılar.” kaşlarımı çatıp önüme döndüm. “Bebeğin? Aldırmayı düşünmüyor musun?” diye sorunca kızın eli karnını buldu. “Kıyamam ki. Onun bir suçu yok. Sırf babası öyle bir pislik diye ölmeyi ya da sevgisizliği hak etmiyor. Ben ona iyi bir anne ve baba olacağım.” deyince aklıma Nil geldi. O da sürekli iyi anne olmak istediğini söylüyordu. “Nereye gideceksin?” diye sorduğumda uzun bir süre düşündü. “Gidecek yerim yok ki…” derin bir iç çektim. “Pekala, evime götürüyorum seni.” Su hızla elimi tuttu. “Olmaz! Zaten çok yardım ettin, bunu kabul edemem.” “Seni de sokağa atamam Su.” “Ama…” “Aması yok. Otel tutsak o it seni bulur.” Su fikrimi değiştiremeyeceğimi görünce yavaşça önüne döndü. “Peki.” eve geldiğimizde arabadan indim ve Su’nun kapısını açtım. “Kaç aylık hamilesin?” “Yedi.” “Dikkat et o zaman.” dediğimde Su yavaşça koluma girdi. Eve geldiğimizde anahtarı takıp kapıyı açtım. Annem “Batu oğlum sen mi geldi-” deyip salondan çıkınca Su’yu görünce şok içinde bir ona bir bana bakıyordu. Yanımıza geldi. “Oğlum, kim bu kız?” Su’yu salona götürüp oturttum. Sonra anneme döndüm. “Anne, bu Su. Yolda kocası tarafından darp ediliyordu. Yardım ettim.” annem eliyle ağzını kapatıp Su’ya baktı. “İyi yapmışsın oğlum. Kızım, kaç yaşındasın sen yavrum?” Su utanarak bana baktı. “On yedi.” dedi. Annem ikinci bir şok daha geçirdi. Ve üçüncü şoku ise karnına baktığında oldu. “Hamilesin… Kaç aylık? Annen baban yok mu kızım?” kaşlarımı çatıp anneme baktım. “Anne!” Su bana sorun yok dercesine gülümsedi. “Yedi aylık abla ve… annem babam var ama yoklar.” annem Su’nun yanına oturdu ve saçını okşamaya başladı. “Ah be kuzum. Çok küçüksün daha. Aç mısın? Su ister misin?” Su ne kadar utansa da karnındaki bebek için dürüst oldu. "Açım. Doğru düzgün bir şey yemedim.” annem kızgın bakışlarıyla Su’ya baktı. “Kızım hamilesin neden bir şey yemedin hiç? Çocuğun sağlıksız olur, bir kilo doğar Allah korusun.” Su utanarak eliyle karnını okşadı. “Dur ben sana yiyecek bir şeyler hazırlayım.” dedi annem. Bense odama merdivenlere doğru ilerleyip. “Duşa gireceğim anne.” dedim. Annem bana döndü. “Dur bakayım.” durunca annem kaşlarını çatıp dudağıma dokundu. “Ne oldu sana?” önemsiz dercesine elimi salladım. “O şerefsizle tartıştım. Sen bir de karşı tarafı gör. Benim dudağım patladı sadece onunsa elleri kırıldı.” deyince annem şok içinde gözlerini açtı. “Ne yaptın?!” gülümseyip yanağından öptüm. “Sorun yok anne.” dedim ve merdivenlere çıkıp odama girdim. Üstüm hep tozdu. Her yerim ağrıyordu. Üzerimi çıkarıp duşa girdim. Sıcak su bana iyi gelecekti. Yaklaşık yarım saat sonra duştan çıktım ve odama geçtim. Altımda havlu vardı üstüm ise çıplaktı. Saçımı başka bir havluyla kurulayıp Yatağımın önüne geldim. Telefonumu elime alıp saate baktım. Saat 21:55’ti. Gardırobuma ilerleyip giyecek bir şey bakmaya başladım. Bir tişört ve eşofman aldım. Yatağıma doğru ilerledim ve tam altımı çıkaracakken kapının açılmasıyla kapıya döndüm. Karşımda Su gözlerin irice açmış bana bakıyordu. Gözlerinin karın kaslarımda gezindiğini daha sonra altımdaki havluya baktığını fark ettim. Su hızla arkasını döndü. “B-ben.. Çok özür dilerim. Tuvaleti arıyordum da.” yutkundum. “Peki. Ben… giyineyim. Dönme.” Su herhangi bir tepki vermeyince ona bakarak giyinmeye başladım. Başkasını severken bir başkasının beni böyle görmesi dahi rahatsız ediyordu. Üzerimi giyindikten sonra boğazımı temizledim. “Tamamdır.” Su her ihtimale karşı ağır ağır ve gözlerini kısmış şekilde dönünce gülümsedim. “Şimdilik benim odamdaki lavaboya gir. Hemen benim odamın yanında lavabo var onu kullanırsın ve benim odamın karşısı da senin kalacağın yer.” Su utanarak bakışlarını kaçırdı. “Teşekkürler.” Su odamdaki lavaboya girince kendimi yatağa bıraktım. Telefonumu alıp birkaç video izledim. O sıra gözlerim kapanmaya başlayınca uyuyakaldığımı hissettim. Sanırım aradan geçen süre beş dakika falandı. Birinin dokunmasıyla sıçrayıp gözümü açtım. Su üzerime yorganımı örtüyordu. Su da sıçrayınca geri çekildi. “Şey.. Üstün açık uyuyordun ben de… üşüyüp hasta olma diye ve üstündeki kısa kollu…” Su’nun gözlerinin içine bakıyordum. Gözlerini ilk defa bu kadar yakından görüyordum. Açık mavi gözleri vardı. “Teşekkürler.” Su kafa sallayıp koşar adım odamdan çıktı. Kafa karışıklığı içinde kapıya bakakaldım. Kafamı iki yana salladım ve gözlerimi kapattım. Uyumak fazla zamanımı almamıştı… *** Uyandığımda çalan telefonuma baktım. Arayan Nil’di. “Efendim?” dedim uykulu sesimle. “Uyuyor musun hâlâ? Kalk okula geç kalacağız." dedi. Kaşlarımı çattım. “Saat kaç amına koyayım?” tam Nil bir şey diyecekken odamın kapısı açılınca içeri giren Su’yu gördüm. “Batu, uyanık mısın?” elimle bir saniye diye işaret verdikten sonra telefona döndüm. “Oha! O kim? O ses kimin? Kendine kız mı buldun? Lan senin evinde başka kız ne iş? Eve kız mı attın lan! Mina’yı unuttun mu yoksa?” kaşlarımı çattım. “Saçmalama Nil, yok öyle bir şey. Gelince anlatırım.” telefonu kapattım ve Su’ya döndüm. “Bir sorun mu var?” yatakta doğruldum ve gardırobumun önüne geldim. Okul formamı aldım içinden. “Şey… annen uyanmanı söylüyordu da… Bu arada sevgilin mi? Yanlış anlamadı umarım.” Dedi mahcup bir şekilde. “Hayır, arkadaşım. Şok oldu sadece.” Su rahat bir nefes verdi. “Benim yüzümden zor duruma düşmeni istemem.” dedi. Kafamı salladım. “Sevgilin yok mu yani?” kaşlarımı çattım. Ona herhangi bir umut vermemek ve bana da yakınlaşmaması için “Sevdiğim biri var.” dedim. Su gülümseyip kapıya döndü. Eli kapı kulpunda kalınca “Çok şanslı. Senin onu sevdiğin için.” dedi ve dışarı çıktı. Aklıma Mina gelince gülümsedim. Acaba şu an ne yapıyordu, iyi miydi? Umarım iyiydi. Derin bir iç çekip yatakta doğruldum. Okul formamı giymeye başladım. Okul çantamı kapıp salona ilerledim. Annem ve Su yemek masasında oturuyorlardı. Babam yine işe gitmiş olmalıydı. “Günaydın oğlum.” Diyen anneme dönüp gülümsedim. “Günaydın anne. Ben kahvaltı yapmayacağım geç kalıyorum.” annem alelacele ekmeğin arasına bir şeyler koymaya başladı. “Olmaz öyle, aç aç gitme. Yolda yersin oğlum.” kafamı iki yana salladım. “Gerçekten canım hiçbir şey istemiyor.” yine de annem beni dinlemeyip ekmeğime bir şeyler koydu ve verdi. “Sözümü ikiletme oğlum, hadi.” eğilip yanağından öptüm. “Ellerine sağlık.” dedim ve evden çıktım. Hızla arabama binip ekmeği yemeye başladım. Hızlı yediğim için boğazıma durmuştu ama olsun. Torpidoyu açıp su aldım ve içtim. Arabayı çalıştırıp okula doğru sürmeye başladım. okula yaklaştığımda bahçenin kalabalık olduğunu gördüm. Arabayı otoparka park edip okula yürümeye başladım. Telefonumu çıkarıp saate baktım. Saat 07:50’ydi. Okulun bahçesine girince herkes bana bakmaya başlamıştı. Neden bakıyorlardı? Sinirlenip bir tane çocuğa döndüm. “Neden bakıyorsunuz amına koyayım?” çocuk sıçrayıp gözlerini kaçırdı. “Lan cevap versene!” çocuk korku dolu gözlerle bana bakıyordu. Titreyen elleriyle telefonunu çıkardı ve bir şeyler açıp bana uzattı. Instagram’da anonim bir hesabın paylaştığı bir post. Bulut’un… öldüğü o göl kıyısında çekilmiş. Gölün orada üç kişi vardı. Biri çok net ayırt ediliyordu. O kişi Bulut’tu. Diğer iki kişinin kim olduğunu ve video çeken dördüncü kişinin kim olduğunu bilmiyordum. Kalp atışlarımı o an hızlandıran şeyse altına yazmış olduğu açıklamaydı: “Gerçek orada bitti, sizde değil. 20.01.2019” Asel Mina Alaca Islahevine tekrar getirilmemin üzerinden bir gün geçmişti. Her şey biraz daha silikti artık. Buradan çıkabilecek miydim bilmiyorum ama Batu’ya güveniyordum. Bulut ile ilgili araştırmaları umarım bırakmamışlardır. Şu an hangi günde ya da saatin kaç olduğunu bile bilmiyordum. Tek istediğim Batu’yu bir an önce görmekti. Nil’im ne yapıyordu acaba? Çok özlemiştim onu da. Yanıma gelen Ilgaz’la düşüncelerimden sıyrıldım. “Nasılsın?” diye sorunca uzun bir süre düşündüm. Bakışlarım Ilgaz’a çevrilince “İyiyim herhalde.” diye mırıldandım. Ilgaz ellerine bakıp parmaklarıyla oynamaya başladı. O an hiç beklemediğim anda Ilgaz bana sarıldı. Şaşırdığım için ellerim havada kaldı. “Çok korktum sana bir şey olacak diye.” dedi ve ağlamaya başladı. Yutkundum ve ellerimi beline sardım. “Bir şey olmadı bak, iyiyim. Ama biraz daha sıkarsan dikişlerim patlayabilir.” dedim. Ilgaz gülerek geri çekildi ve gözündeki yaşları sildi. “İyi ki iyisin. İyi ki şu an hayattasın.” dedi ve elimi tuttu. Kaşlarımı çattım. “O nerede?” Ilgaz da kaşlarını çattı. “Hücreye attılar. Sen iyileşene kadar çıkarmayacaklarmış.” kafamı salladım. Onunla görülmemiş bir hesabım vardı. Bunu onun yanına bırakmayacaktım. “Ne oldu daldın? Bakışların beni korkutuyor.” Gözlerimi kırpıştırıp Ilgaz’a döndüm. “Buradan çıkmak istiyorum. Ama çıkmadan önce Mehtap’la görülmemiş hesabım var. Onu göreceğim.” Ilgaz korkuyla bana baktı. “A-asel sen… iyi misin? Onu öldürecek misin?” diye sordu. Bakışlarımı sağımdaki duvara çevirdim. “Ya ben ya o Ilgaz.” buradayken benim adım Asel’di ve Asel en acımasız olanımdı. Ilgaz bir cevap vermeyince ona döndüm. Gözleri dolmuştu. “Ne oldu?” diye sorduğumda bakışlarını kaçırdı. “Sen buradan çıkınca ben ne yapacağım?” kaşlarımı kaldırdım. “Doğruyu söylemek gerekirse Asel, ben sana çok alıştım. Kardeşim gibi görüyorum seni.” Bunları duymayı beklemediğim için afallamıştım. “Ilgaz, ben de seni çok seviyorum. Buraya girdiğimden beri bir kez olsun beni yalnız bırakmadın ve bana çok iyi davrandın. Buradan çıkar çıkmaz seni çıkarmak için uğraşacağım söz veriyorum.” Ilgaz hevesle bana baktı. “Gerçekten mi?” “Gerçekten.” “Söz mü peki?” diye sordu bu sefer çocuk gibi. “Söz.” Kapının açılma sesiyle birlikte hepimiz kapıya döndük. İçeri giren gardiyan “Avluya çıkma vakti.” diye bağırdı. Ilgaz bana döndü. “Sen gelecek misin?” kafamı iki yana salladım. “Çok istemiyorum.” Ilgaz elimden tuttu. “Hadi gel, biraz hava al.” derin bir iç çektim ve yavaşça doğruldum. Dikişli olduğum için Ilgaz ile yataklarımızı değişmiştik. Ilgaz kalkmama yardım etti ve birlikte avluya çıktık. “İyisin değil mi?” diye sordu. Yüzümü buruşturup kafamı salladım. “İyiyim.” birlikte boş bir banka oturduk. “Bugün hava her zamankinden daha soğuk sanki.” dedi Ilgaz titreyen sesiyle. Ama ben soğuğu hissetmiyordum. İnsanın içi cayır cayır yanarken soğuk bedenine vurmazmış. “Bilmem, ben üşümüyorum.” dedim. Ilgaz kafasını gökyüzüne kaldırdı. “Gökyüzünü sadece avluya çıktığımda görebiliyorum. Dışarısı nasıldı hatırlamakta güçlük çekiyorum.” buruk bir şekilde gülümsedim. “Dışarısı o kadar da güzel değil bence. Bu kadar kötülük varken dışarıya karşı özlem duyamam.” dedim. Ilgaz omuz silkti. “Ne kadar kötülük olursa olsun insanın sevdikleri olunca hayat biraz daha çekilebiliyor. Asel,” bakışlarımı ona döndüm. “Efendim?” “Buradan çıktığımız ilk gün birlikte içelim. Söz mezeler benden.” gülümsedim. “İçelim Ilgaz, içelim.” Daha sonra sessizlik çöktüğünde konuşmaya karar verdim. “Mina.” Ilgaz bana döndü. “Anlamadım.” “Benim diğer ismim Mina. Masum, fedakar, iyi kalpli olan. Buraya Asel olarak girdim ama senin yanında Mina’yım. Bana Mina de.” Ilgaz kaşlarını kaldırdı. “Mina… güzel isim. Asel’i sevmiyorsun sanırım.” kafamı iki yana salladım. “Asel kötü biri. Asel babama benziyor.” dedim. “Peki neden diğer ismini bana söylemeye karar verdin?” diye sorunca bakışlarım ayaklarıma döndü. “Sen kardeşimden farksızsın Ilgaz. Burada ki ‘iyi ki’ deme sebebimsin.” Ilgaz tatlı bir şekilde gülümseyip bana sarıldı. “Sen de öyle Mina.” “Asel Mina Alaca,” o sıra adımı duymamla ayrılıp yanıma gelen gardiyana döndük. Kaşlarımı kaldırdım. “Evet?” “Bu size.” elinde bir telefon tutuyordu. Bana uzatmasıyla telefonu elinden aldım. Bir ekran açıktı. Kaşlarımı çattım. Instagram’da anonim bir hesabın paylaştığı bir post. Bulut’un… öldüğü o göl kıyısında çekilmiş. Gölün orada üç kişi vardı. Biri çok net ayırt ediliyordu. O kişi Bulut’tu. Diğer iki kişinin kim olduğunu göremiyordum, karanlık taraftalardı. Bulut'un yüzüne ise ay ışığı vuruyordu. Bakışları oldukça gergindi. O an açıklamayı okumamla kalp atışlarım hızlanmıştı: “Gerçek orada bitti, sizde değil. 20.01.2019”

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.