Batu Yener Hastaneden gelen yoğun uğultu ve koşturmalar uyanmama sebep olmuştu. Gözlerimi ağır ağır araladım. Gözlerimi kısıp ışığa alışmaya çalıştım. Cebimdeki telefonumu çıkarıp saate baktığında saatin 10:32 olduğunu gördüm. Yavaşça doğrulduğumda belime giren keskin ağrı yüzümü buruşturmama neden oldu. Belimi ovuşturup kafamı kaldırdığımda karşı koltukta Serkan’ın oturduğunu gördüm. Yeni gelmiş olmalıydı ki üstü başı fazla düzgündü. Elindeki telefonuyla sırıtarak biriyle konuşuyordu. Daha sonra yoğun bakımın kapısının orda duran Nazan ablayı gördüm. Geceden beri uyumamış olmalıydı. Serkan'a dönüp Kaşlarımı çattım. “Yeni mi geldin?” Serkan kafasını kaldırmadan ve sırıtmasından ödün vermeden kafasını aşağı yukarı salladı. “Hemen geleceğini söylemiştin?” Serkan göz ucuyla bana baktı. “Eve uğradım gece. Beni mi özledin?” kaşlarımı havaya kaldırdım ve alayla “Çok özledim, özlemimden gece gözüme uyku girmedi. Gittiğinden beri gözlerim arkada kaldı.” dedim. Serkan’ın sırıtması genişlediğinde bana baktı. “Beni bu kadar özleyeceğini bilseydim seni de götürürdüm yanımda.” Tiksinircesine yüzümü buruşturdum. “Maalesef bamyanı görmek istemiyorum.” Serkan tek kaşını havaya kaldırdı. “Boyu seni beni aşar oğlum. Emin misin görmek istemeyeceğine?” öğürür gibi yaptım ve ayağa kalkarken “Kalsın.” dedim. Uyuşmuş olan bedenimi esnettim ve lavaboya gidip elimi yüzümü yıkadım. Ellerimi kurutma makinesinde kurutup tekrar Serkan’ın yanına döndüm. Hâlâ biriyle konuşuyordu. “Sen kiminle konuşuyorsun bu kadar?” Serkan telefonunu gizleyip “Bir arkadaşım.” dedi. Ben de üstelemedim zaten. Nazan ablanın yanına gidip omzuna dokundum. "Nazan abla, uyumadın mı hiç?" Nazan abla bana döndü ve kafasını iki yana salladı. “Nasıl uyuyabilirim oğlum? Kızım içerde yatıyor.” dediğinde bakışlarıma hüzün çöktü. Telefonum çalmaya başlayınca çalan telefonumu cebimden çıkardım. Arayan babamdı. “Alo Baba?” babam araba kullanıyor olmalı ki dışardan boğuk uğultular duyuluyordu. “Oğlum, nasılsın?” gülümsedim ve yoğun bakımın kapısına baktım. “İyiyim baba, artık daha iyiyim.” “Neden oğlum, bir şey mi oldu?” “Sana söylemeyi unuttum sanırım, Mina ameliyata girdi. Kaldığı koğuşta… bıçaklanmış.” “Öyle mi? Durumu nasıl?” “Artık daha iyi baba. Yoğun bakımda şu an. Bugün odaya alabileceklerini söylediler.” babam derin bir nefes aldı. “Çok sevindim oğlum. Şey için aramıştım, Mina’nın cezaevinden çıkarma konusu için.” Heyecanla ayağa kalktım. “Nasıl? Ne oldu? İyi mi haberler?” “Haberler iyi. Avukatım ile görüştüm. Bir sonraki duruşmasında ben de tanık olacağım. Hatta şanslıyız ki hâkim benim en yakın dostum olacak.” gözlerime umut ışıkları yeşerirken ne diyeceğimi bilemedim. “Baba… ne diyeceğimi bilmiyorum. Çok teşekkür ederim. Bu iyiliğini asla unutmayacağım.” babamın gülümsediğini işittim. “Ne demek oğlum, senin mutluluğun benim mutluluğum.” minnetle karşımdaki duvara sanki babam karşımdaymış gibi baktım. “Benim işe gitmem lazım oğlum. Dikkat et kendine.” “Tamam baba, çok teşekkürler tekrar.” “Her zaman oğlum.” babam telefonu kapattığında içim içime sığmıyordu. “Selamlar.” diyen neşeli sese döndük. Gelen Temmuz'du. Ocak ayının zehir gibi soğuğunda altına siyah mini kalem etek ve üzerine de beyaz boğazlı kazak giymişti. Uzun kızıl saçlarını at kuyruğu yapıp perçemlerini çıkarmıştı. Dudağında mat bir kırmızı ruj ve gözlerine de eyeliner çekmişti. Galiba eyelinerdı, Mina sürerken öğrenmiştim. Kuyruğumsu şeyden işte. Serkan gülümseyerek “Selam.” dedi. “Selam, niye böyle süslendin?” diye sordum. Temmuz ufak bir kahkaha attı. “Her şeye rağmen motivemizi düşürmememiz lazım değil mi? Kendimi süslemek de beni motive ediyor.” Gülümseyip kafamı iki yana salladım. “Kızları anlayamıyorum.” diye mırıldandım. Temmuz, Serkan`ın yanına oturup bacak bacak üstüne atarken “Aslında anlaşılmayacak bir şeyimiz yok. Zaten bu hayatta tek istediğimiz sevilmek, ilgilenilmek ve anlaşılmak. Ama siz erkekler beyninizin %20`sini kullandığınız için size biraz karmaşık görünüyor olabiliriz.” dedi. Ağzım açık kalınca güldüm. “Gerçekten inanılmazsınız.” Temmuz saçlarını arkaya savurdu ve hepimiz yoğun bakımın açılan kapısına döndük. İçeriden doktor çıkınca ayağa kalktım. “Hocam durumu nasıl?” doktor enerjik bir şekilde gülümsedi. “Öncekine göre çok daha iyi. Yoğun bakımda bir gün gözetim altında tutmamız gerekiyordu ve herhangi bir sıkıntı olmadığı için odaya alıyoruz genç ve güzel hastamızı.” demesiyle derin bir nefes aldım ve içimden şükürler etmeye başladım. “Allah'ım şükürler olsun.” dedi Nazan abla. Gülümseyerek yerime oturdum. Hayatım normale dönmüştü. Hayatım normale dönmüştü... İçeriden çıkan sedyeye ve hemşirelere baktım. O kadar mutlu ve minnet doluydum ki gözlerim dolmuştu. Hemşirelerin yanına gittim. “O-odaya ne zaman girebiliriz?” heyecandan tüm vücudum buz kesmiş ve titremeye başlamıştım. Hemşire gülümsedi. “Henüz olmaz ama iki üç saat sonra olabilir. Beş dakikalık sadece.” jandarmalara döndüm. “Görebiliriz değil mi?” jandarmalar kısa bir baş sallamasıyla onayladılar. Hemşireleri takip edip Mina`nın kalacağı odaya geldik. Mina`yı odaya aldıklarında kapıda kalmıştık. Kapıya bakıp yutkundum. Onu göreceğim için çok heyecanlıydım. Çalan telefonumu cebimden çıkarıp ekrana baktım. Kerem arıyordu. “Neredesiniz oğlum?” gülümsedim ve sandalyeye oturdum. “Mina`yı odaya aldılar. Oda 207, hadi gelin.” Kerem onaylayıp telefonu kapattı. Titreyen dizlerime elimi bastırdım. Bu kadar seviyor olmamalıydım. Serkan varken kendimi bu kadar kaptırmamalıydım. Vazgeçmeliydim. Ya da Serkan`dan önce ona söylemeliydim aşkımı... Ama korktum. Aşkımla birlikte arkadaşlığımız da biter diye ödüm kopuyordu. Beni görmeyen birine böylesine derin duygular beslememeliydim. Bu aşk, canımı yakmaktan başka bir şey yapmıyordu. Öyle bir aşktı ki ona bir şey olacak diye ödüm kopuyordu. Yaşasın, o yaşasın ama iyi yaşasın. Tanrı benden alsın ona versin yeter ki o iyi olsun. “Oh, buradasınız. Bu ne karışık bir hastane amına koyayım.” Kerem`in sesiyle düşüncelerimden sıyrıldım ve onlara döndüm. Gözlerim Kerem ve Nil’in ellerine kaydı. El elelerdi. “Hayırdır?” dedim gülümseyerek. Nil aşkla Kerem’e bakıyordu. “Sevgiliyiz artık. Geç bile kaldık.” dedi Kerem. Buruk bir şekilde gülümsedim. “Çok sevindim hayırlı olsun.” Kerem kafasıyla onayladı. Nazan abla bize bakıp “Benim lavaboya gitmem lazım.” dedi. Hepimiz onayladık ve gitti. Temmuz, Nil’i baştan aşağı süzdü. “Kerem’in seni sevdiğine emin misin Nil?” Nil kaşlarını çattı. “Anlamadım?” Temmuz kollarını göğsünde bağlayıp arkasına yaslandı. “Üç gün önce bir kızla konuştuğunu gördüm.” Nil, Kerem’e ardından Temmuz’a döndü. “Ne saçmalıyorsun?” dedi Kerem. Kaşlarımı çatmış Temmuz’a bakıyordum. “Ne de olsa okulun basketbol takımında değil misin Kerem? Peşinde dolanan çok kız var.” Nil kaşlarını çatıp Temmuz’a doğru yürüdü. “Ne yapmaya çalışıyorsun? Neden içime şüphe düşürmeye çalışıyorsun?” Temmuz küçümsercesine yüzünü buruşturup güldü. “Neden gidip ona sormuyorsun?” Nil, Kerem’e döndü. “Ne diyor bu? Birden ortadan kaybolmanın sebebi bu muydu? Bana yalan mı söyledin?” Kerem endişeyle Nil’in omuzlarından tuttu. “Nil yalan söylüyor! Ona inanmıyorsun değil mi? Ben sana yalan söylemem.” Temmuz sırıtarak “Kaç yıllık arkadaşıyım sana mı güvenecek?” dedi. Nil derin bir nefes alıp Temmuz’a döndü ve ona doğru yürüdü. “Sen gerçekten arkadaş mısın ki Temmuz? Sen sürekli milletin başarısını mutluluğunu kıskanıyorsun. Bu mu arkadaşlık? Aynısını Mina’ya da yapmıştın. Mina ses yarışmasında başarılı oldu diye onun bütün hevesini kursağında bırakmıştın. Ne yapmaya çalışıyorsun?” Temmuz kaşlarını çattı. “Ben sizin neyinizi kıskanacağım be! Sadece gözlerini açmak istedim. Gerçekten iki günlük adama inanıyorsun şaka gibi.” Temmuz’un gözleri dolunca Nil kafa karışıklığı ile bir bana bir Temmuz ve Kerem’e döndü. Bakışları Kerem’de takılı kaldığında Nil öfkeyle Kerem’e ilerledi. Omuzlarından itince Kerem hayal kırıklığıyla Nil’e baktı. “Neredeydin o gün? Kaybolduğun gün neredeydin?” Kerem kafasını iki yana salladı. “Nil…” “Bana Nil deme! Neredeydin diyorum! Karıyla kızla değildin neredeydin?” Kerem’in gözlerinin dolduğunu ilk defa görüyordum. Ayağa kalktım ve Nil’in omzundan tuttum. “Nil, yapma.” Nil öfkeyle bana dönüp itince geriye adım attım. “Sen karışma!” tekrar Kerem’e döndü. “Neredeydin diyorum Kerem.” Kerem’in gözünden bir yaş akınca benim canım acımıştı. Kerem gözünden akan yaşı sertçe silip Nil’in bileğini kavradı. “Neredeydim söyleyeyim mi? Gel göstereyim neredeydim!” Nil elini sertçe çekip “Burada söyleyeceksin.” Dedi. Kerem kafasını iki yana salladı. “Nil yapma…” Nil bir ayağını yere vurdu. “Bekliyorum.” Kerem yoğun bir hayal kırıklığı ve acıyla arkasını döndü. Buraya geldiğinde ne de mutluydu şimdi omuzları çökmüştü. Kerem gömleğinin düğmelerini açınca kaşlarımı çattım. Gömleği yavaş yavaş omuzlarından düşünce gördüğüm manzara benim de beklediğim bir şey değildi. Nil eliyle ağzını kapatınca geriye adım attı. Temmuz ve Serkan ise şok içinde ayağa kalkmıştı. Kerem’in sırtı yanık, kesik ve kemer izleriyle doluydu. “Gördün mü Nil, neredeymişim. Gece beklemediğim bir anda çıkagelen babam, sarhoş ve öfkeli olan babam yaptı bunları bana. Görüyorsun değil mi Nil? İyi gör. Benim değil sizin yanınıza gelmek, ayağa kalkmaya mecalim yoktu. Hâlâ taze sayılırlar. Sadece üç gün dinlendim çünkü seni özlemiştim. Seni görmek için gelmiştim Nil.” Nil gözleri dolu şekilde Kerem’e yaklaştı ama Kerem geri çekildi. “Neden söylemedin?” Kerem buruk bir şekilde gülümsedi. “Söyleyemezdim Nil. Üzmek istemedim seni. Ve inanır mısın, babamın yaptıkları değil de senin şu an bana inanmayışın hayal kırıklığına uğrattı.” Kerem gömleğini giyerken Nil tekrar ona dokunmaya çalıştı. Ama Kerem tekrar geri çekildi. “Yapma Nil. Ben, bana biraz olsun güveniyorsun sanmıştım. Umarım arkadaş seçimlerine biraz daha dikkatli olursun çünkü kendisi sanırım kıskanıyor sizi.” Temmuz bir şey diyecekken sert bir şekilde ona dönmemle sustu. Kerem geriye adım attı. “Mina’ya geçmiş olsun dileklerimi ilet Batu.” Nil ağlayarak “Nereye?” diye sordu. “Bilmem. Giderim bir yere.” dedi. Tam gidecekken Nil onu kolundan tutup kendine çevirdi ve sımsıkı sarıldı. “Lütfen gitme… Özür dilerim Kerem, lütfen…” Kerem’in kolları iki yanında sallanırken gözlerini yumdu. “Bana inanmadın Nil. Bir sebebi vardır demedin. Üstelik dün sana söylediğim onca şeye rağmen sevgimden şüphe ettin. Ben sana kırıldım Nil. Çünkü insan inandığı kişiye kırılır. Çünkü insan en çok sevdiklerine kırılır.” Nil kafasını iki yana salladı. “Lütfen Kerem konuşalım. Özür dilerim.” Kerem derin bir nefes aldı ve kollarını Nil’e doladı. “Bunu daha sonra konuşuruz Nil…” dedi Kerem ve yavaşça Nil’i bıraktı. Nil gözündeki yaşları sildi ve öfkeyle Temmuz’a yürüdü. Temmuz’u omuzlarından itince Serkan’a çarptı. “Amacın ne? Neden böyle birisin sen? Eğer ayrılsak hoşuna mı gidecekti senin?” diye bağırdı Nil. Temmuz öne bir adım attı ve karşı karşıya durdular. “Bana neden kızıyorsun Nil? Biriyle konuştuğunu gördüm ama. Uyarıyorum sadece, boynuzlanma diye.” Nil, Temmuz’a bir tokat atınca yanlarına gittim ve Nil’i kendime çektim. “Sana mı kaldı boynuzlanmam! Kerem yapmaz öyle bir şey tamam mı? Benim kadar tanımıyorsun onu!” Nil’i kendime çevirdim ve yanaklarımı avcumun içine aldı. “Yapma Nil. Sakin ol. Birazdan Mina’nın yanına gireceğiz tamam mı?” dedim. Nil gözlerini kapatıp derin bir nefes aldı. “Tamam. Girelim artık.” dedi odasının kapısına ilerlerken. “İlk kim girecek?” diye sordu Nil bana bakarak. Herkese göz gezdirdim ve Serkan’da biraz oyalandım. Gözlerimi kapatıp kafamı eğdim. “Serkan girsin.” dedim. Serkan ağız ucuyla gülerek odaya doğru ilerledi. Nil yanıma geldi. “Neden sen girmedin?” diye sordu şaşkınca. “Yapamam artık Nil. Ben bırakacağım Mina’nın peşini. Kimseyle tartışmak ve kalbimin daha fazla kırılmasını istemiyorum.” Nil gözlerini irice açtı. “Oha! Bu sen olamazsın…” herhangi bir tepki vermediğimde “Ciddisin sen?” diye sordu. Buruk bir şekilde gülümsedim. “Böylesi daha iyi sanırım Nil.” Nil elini koluma koydu ve sıvazladı. “Sen nasıl mutlu olursan o olsun Batu.” Gülümseyip kafamı salladım. Nazan abla gelince bize baktı. “Odaya gireceğim çocuklar.” dediğinde Nil, “Şu an Serkan içerde Nazan abla.” dedi. “Tamam, beklerim o zaman.” dedi. Nil’e döndüm. “Nil,” “Efendim?” “Sen en son bir şey hatırladığını söylemiştin. Neydi o? Artık konuşalım mı?” Nil’in bakışları uzağa daldı ve ağır ağır kafa salladı. “Bahçeye çıkalım.” dedi ve Kerem’e döndü. “Gelmek ister misin?” diye sordu çekinerek. Kerem ise her zamanki neşeli halini takınıp yanımıza geldi ve kolunu Nil’in omzuna attı. Bazen Kerem’in duygularını kapatmak için gülümsediğini düşünüyordum. “Gelirim yavrum.” Dedi. Gülümsedim ve önden ilerlemeye başladım. Onlarda arkamdan geliyordu. Asansöre binip sıfırıncı kata bastım. “Açıkçası bu konuşmayı yapacağım için gerginim.” diyen Nil’e döndük. Kerem, Nil’in saçlarından öptü. “Unutma, ben hep yanındayım.” Dedi. Nil buruk bir şekilde gülümsedi. “Kerem, az önce olanlar için üzgünüm.” Kerem kafasını iki yana salladı. “Sorun yok balım. Senin öfke sorunları olan bir deli olduğunu biliyorum.” Dedi ve yanağından makas aldı. Nil, Kerem’in karnına hafif vurdu ve göz devirdi gülerek. Asansör durduğunda dışarı çıktık. Bahçeye çıktığımızda buz gibi hava tenimize bıçak gibi battı. “Of soğukmuş.” dedim ve ellerimi montumun cebine soktum. Bir çardağa geçip oturduk. “Hava aşırı soğuk bize kahve alıp geliyorum.” dedi Kerem. Nil hafiften titreyerek “Çok iyi olur.” dedi. Kerem gittikten sonra Nil’e döndüm. “Kerem çok kırıldı.” Nil bakışlarını yere çevirdi. “Farkındayım, ben olsam ben de kırılırdım ama o an öfkeden bir şey düşünemiyordum. Temmuz kendini bir şekil savunup Kerem savunamayınca… bilmiyorum.” arkama yaslanıp hastaneyi izlemeye başladım. “Bilmiyorum Nil. Çocuk herkesin içinde küçük duruma düştü. En azından yalnız konuşabilirdiniz.” Nil bana döndü gözleri dolmuş şekilde. “Telafi ederim.” Kafamı salladım ve bize doğru gelen Kerem’e baktık. Kerem bize aldığı kahveleri masanın üzerine bıraktı ve Nil’in yanına oturup kolunu Nil’in omzuna attı. “İyi misin?” diye sordu Kerem. Nil puslu bakışlarıyla hastanenin kapısına bakmaya devam etti. “Nasıl iyi olurum bilmiyorum.” kahvemden bir yudum aldım ve Nil’e döndüm. “Anlatmak ister misin Nil artık?” Nil gözlerini yumdu ve titrek bir nefes aldı. Neydi onu bu denli korkutan? “Yıl 2018, Kasım 22…” diye söze başladı. Bulut ölmeden iki ay öncesiydi. “Okulun terasında kulaklıklarımı takmış, soğuk havaya aldırmadan oturuyordum ve manzarayı izliyordum. O kadar dalmıştım ki Bulut’un yanıma geldiğini de fark edemedim. Omzuma dokunduğunda irkildim ve az daha terastan tutmasaydı düşecektim…” Nil Flashback “Yine nereye daldın?” korkudan kalbim göğüs kafesinden çıkacak gibiydi. Kulaklıklarımı kulağımdan çıkarıp Bulut’a ters bir şekilde baktım. “Neden öyle geliyorsun, ödüm koptu.” Bulut elindeki kahvelerden birini bana uzattı ve yanıma oturdu. “Yine mi buraya kaçtın?” gülümseyip kahveme baktım. “Evden kaçmak için okula geliyorum işte.” Bulut kahvesinden bir yudum aldı ve manzaraya döndü. Okul çok yüksek olduğu için terasta çok güzel görünüyordu her yer. “Haklısın.” diyebildi sadece. “Sen terasa çıkmazdın, sen neden kaçıyorsun?” diye sordum. Bulut’un bakışları donuklaşınca “Sorun Buse mi?” diye sordum. Buruk bir şekilde gülümsedi. “Bilmiyorum, bu aralar bana soğuk davranıyor. Ama konu o değil…” Kaşlarımı çatıp vücudumu ona döndürdüm. “Ne oldu?” Bulut titrek bir nefes aldı. “Diyelim ki senin çok sevdiğin birisine ihanet ettiler, ne yaparsın? Ama bunu söylersen bütün her şey bozulur ve işler daha kötü hâl alır. Ne yaparsın?” kaşlarım çatıldı. Bir süre düşündüm. “Bilmiyorum Bulut, söylerim herhalde. İhanetin affı yoktur. Ne bozulursa bozulsun.” Bulut kırgın bir şekilde gülümsedi ve bakışları kahvesine döndü. “Bazen öyle olmuyor Nil.” Elimdeki kahveyi yanıma koydum ve Bulut’un kolunu tuttum. “Neler oluyor? Nereden çıktı bu sorular? Bunlar neden kafanı kurcalıyor? Buse mi bir şey yaptı? Gidip döverim.” tam kalkacakken Bulut alelacele elimi tuttu. “Hayır! Nil, hayır. Buse bir şey yapmadı.” “Sorun ne o zaman?” teneffüs zili çalınca Bulut ayağa kalktı. “Gel sınıfa gidelim. Sonra anlatırım, yapabilirsem.” Aklımdaki soru işaretleri dururken onaylayıp ayağa kalktım. “Peki, anlatacaksın bana.” dedim ve önden ilerlerken Bulut bir kez daha kolumu tuttu ve ona dönünce bana yaklaştı. “Nil…” diye fısıldadı sanki duyacak birileri varmış gibi. “Bu anlattıklarımı sakın kimseye anlatma.” kafamı hafif sola yatırdım ve gözlerine baktım. “Neden?” Bulut’un gözleri dolunca kafasını gökyüzüne kaldırdı ve derin bir nefes aldı. “Şu an olmaz tamam mı? Halledeceğim. Lütfen kimseye bu konuşmadan bahsetme şimdilik. Söz ver.” dedi yalvarırcasına. Derin bir nefes aldım ve onayladım. “Söz. Ama en yakın zamanda bana anlatacaksın.” Bulut onaylayınca ikimiz de terastan çıktık… Şu an Batu Duyduğum şeylerle dudaklarım aralandı. Dolan gözlerimi elimin tersiyle sildim. Bulut birisinden korkmuştu. Hayır Bulut birisinden değil, bize gelecek zarardan korkmuştu. Ne olmuştu? Neyin ihanetinden bahsediyordu, aklım almıyordu. “Şimdi ihanet eden biri mi var? Ama kim?” dedi Kerem. Nil dolan gözleriyle bana bakıyordu. “Ben bunu neden şimdi hatırladım bilmiyorum ama Bulut öldükten sonra sanki dünya durmuştu. Ölümünü araştırmaya başladığımızda düşünmeye başladım. Gözden kaçırdığımız bir şey var mı diye. Bu varmış.” dedi. Kafa karışıklığıyla etrafıma bakıyordum. O an Mina ile araştırmanın ilk günü gelince hızla Nil’e döndüm. “Bilmece! Nil, bilmece. Mina’nın not defterinden düşen bilmece, Bulut’un yazdığı!” Nil hızla doğruldu. “Benim çantamdaydı dur.” dedi ve çantasındaki kağıdı aramaya başladı. Kağıdı çıkarınca bana uzattı. Kerem ve Nil yanıma yaklaşıp kağıda bakmaya başladı. Derin bir nefes alıp okumaya başladım. "Ben bir gölgedeyim, ışığın ardı sıra, Adım dostlukta saklı, özüm ayrılığa yara. El veririm sıcakça, içim buzla dolar, Gülüşümde bahar var, ardımda kış donar. Ne kapıdan girerim ne tok sesle çıkarım, Varlığım bir yoklukla anlaşılır ancak. -20 Ocak 2019, 11:38-" Üçümüz aynı anda sorunun cevabını fısıldadık. “İhanet…” Serkan Demirci Yaklaşık iki dakikadır Asel’in yanındaydım. Her zamanki masumluğu üzerindeydi. Bakışlarım kapalı olan gözlerinde, kurumuş dudağında, boynundaki çizikte ve ellerinde dolaşıyordu. Batu piçinin Asel’i sevmesini anlıyorum çünkü Asel güzel bir kızdı. Batu ise… burada benim olduğumu bile bile sevgilimi seviyordu. Batu’yla bunu daha sonra detaylıca konuşacaktım. Asel’in elini tutup yüzünü incelemeye devam ettim. “Her şeye burnunu soktuğun için canın sürekli yanacak Asel.” sesim fısıltıdan ibaretti. Kafamı cama çevirip dışarıda atıştırmakta olan kara baktım. Kar her zamankinden sakin yağıyordu. Kapının açılma sesini duyunca elimi Asel’in elinden çektim ama arkama dönmedim. Yatağa oturup elini omzuma koyan kişinin Temmuz olduğunu anladım. “Özlüyor musun onu?” diye sordu. Gözümün ucuyla ona baktım. “Sence?” Temmuz’un güldüğünü işittim. Elini omzumda gezdirirken kulağıma doğru yaklaştı. “Bugün iltifat etmedin? Nasıl olmuşum?” gülümsedim. Kafamı ona doğru çevirdiğimde aramızda çok kısa bir mesafe vardı. “Çok güzel olmuşsun. Sabah yazdıkların beni fena yükseltti.” Temmuz bana biraz daha yaklaştı ve elini erkekliğime götürüp okşamaya başladı. “O zaman seni tekrar evime bekliyorum Serkan.” dedi ismime vurgu yapıp. Gülüşüm büyüdüğünde bir elimle boynundan tutup kendime çektim ve dudağından öptüm. Temmuz geri çekilince Asel’e küçümsercesine bakıyordu. “Biz beraberken neden Asel’i Batu’dan kıskanıyorsun?” dedi. Elimi bacaklarına koyup okşamaya başladım. “Sen nasıl girdin buraya? Jandarmalar yok mu?” “İkisi de kantine indiler. Ama soruma cevap vermedin?” derin bir iç çekip elimi bacağından çektim. “Kıskanmıyorum Temmuz. Sadece anlasınlar istemiyorum.” Temmuz kollarını birbirine kenetledi. “Ne zamana kadar sürecek bu?” “Halledeceğim bana biraz daha zaman ver.” “Bulut’un katilini araştırırken gidemeyiz. Şüpheli sanırlar.” güven verircesine gülümsedim. “Merak etme. Kimse bir şey sanmayacak Temmuz. Biz bir şey yapmadık Bulut'a” Deyip elinden tuttum ve dışarı çıktık. Dışarı çıkınca elini bıraktım. O sıra Nazan ablayı gördük. Nazan abla hiçbir şey demeden odaya girdi. Bize doğru gelen Nil, Kerem ve Batu’yu gördük. “Girdiniz mi ikinizde?” diye soran Batu’ya ters bir şekilde baktım. “Girdik. Nazan abladan sonra siz de girecekseniz girin.” dedim sandalyelerden birine otururken. Nil “Ben girebilir miyim ilk?” diye sordu. Herkes onaylayınca Nil derin bir nefes alıp beklemeye başladı. Bakışlarım Batu’ya kaydı. “Ne o? Asel’i göreceğin için heyecanlı değil misin artık?” Batu kaşlarını çattı. “Sus artık. Mina sadece kardeşim.” Dudağımın kenarı yukarı kıvrıldı. “Hep öyleydi.” dedim ve Temmuz’a döndüm. Kaşlarını çatıp kollarını önünde bağlamış oturuyordu. Beni kıskandığını anlayabiliyordum. O sıra Batu’nun dediği şeyle ona döndüm. “Bulut’un günlüğüne bakmamız lazım artık.”
Bölüm 12
12. İHANET
Bölüm sonu
0 yorum
Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.