Kitabın girişi biraz spontane oldu. Gerçi her şeyin kusursuz olmasına gerek var mı? Hayatın kendisi bile öyle değil.
Satırları okumaya başlamadan önce, Concierto de Aranjuez'i dinlemenizi istiyorum. Çünkü bu yazıları yazdığım süreçte bana en çok eşlik eden şeylerden biri bu parçaydı. Belki siz de satırlar arasında gezinirken benim hissettiğim duyguların bir kısmına onun melodileriyle yaklaşabilirsiniz.
Bugün de uyandım ve düşündüm ki nasıl her yaşanan şey hayatın bir parçasıysa, bu satırlar da kitabımın bir parçası.
Bugün size "Başaracak mısın?" adlı şiirimden bahsetmek istiyorum. Sanırım en çarpıcı olanlarından biri de buydu...
E, nihayetinde hayatımda karamsarlığımı ve o bilmişlik denen ama benim farkındalık olarak yorumladığım o hayatın tekrar edişlerini gözümün önünden alabilen bir aşk yaşamıştım.
Bu süreçte sevmek ve sevilmek adına da bayağı düşündüm. Bence sevmek denen kelimeyi anlamak için bir ebeveynin çocuğuna karşı duyduğu sevgiyi koyabiliriz. Ne kadar hata yaparsa yapsın, candan olan parçaya kıyamamak.
Peki ya umutların kırılması?
Size bahsettiğim farkındalık ve her şeyin tekrar etmesi hakkındaki konuşmama geri dönmem gerekiyor bunun için. Keza benim zihnim zaten yeterince derin. Her olayı, her olabilecek senaryoyu vizyonlu bir şekilde düşünebilirim (!)
Ne kadar komik ve acınası bir durum, değil mi?
Ve...
Her şeyin ötesinde benim birini sevebilmem. Her duyguyu yaşatmasına rağmen, son çiçeğimin bir yağmurun altında açması. Gözyaşlarımı ondan başkasına gösteremediğime dair kalan tek hatıraydı.
Bir sabah titreyerek uyanmıştım. Ne yapsam beyhude.
Üşüyorum!
Üşüyorum!
Sonra durdum ve fark ettim ki üşümüyorum, sadece titriyorum. Sanırım o an yaşanan şey panik ataktı. Yutkunamamak ve kabullenememek.
Sonrasında bu sözleri yazmıştım.
Başaracak mısın?
Ateşe düştüm nadanlar içinde, Kabire düştüm semalar içinde, Sana baktım hayallerin gerçeğinde, Aşkım delilik isterdi; delirdim ve pişman değilim. Çok mu hoştu, sevgilim, bir kefene bel bağlamak; olmayacakları oldurmak, sonrasında hiçbir şey olmamış gibi onları soldurmak? Düşlerimde bir yağmurun altında çıplağım ve sadece ben. Koşarken aradığım tek şey bir nefes ve bir hecen. Geçen günlerimin hatırı yok; sayıldı hepsi bir keten. Üstümde olsaydı eğer, çıplak kalmazdım şimdi ben. Sana yazıyorum bu sözleri; söyleyemez senin vicdanla muhaseben. Hiç olmadığı gibi beni de koydu herkesin olduğu bir Aden. Bahçen kibirliydi; cennette sana yer yok, bunu kabullen. Eğer Tanrı varsa ki bu da bir neden... Sözlerimi aktediyor melekler sağımda ve solumda; yalnız değilim ben. Hayatta güvendiğim tek şey ben ve ahlak üzerine direttiğim omurgam. Hâlâ dik duruyorsam, nedeni var olduğumu bildiğim o adam. Kan ve revan içindeki bu adam söyler sana: yaptığı her şey vicdanınca. İçi rahat bir tebessüm yarattı, acıyla çalkalanınca. Karışık bir zihin korkuyla yıkanmış. Bu satırlarım senin adına karalanmış ve seni gerçekten sevmiş bir adam tarafından yazılmış. Bir vicdansıza yaptığım son saygıydı bu. Bunu gördüğünde utanacağın günleri görmek seni gururlandırsın; çünkü başardın.