Hayat tuhaf bir şekilde iyi gidiyordu. Ailemle aram çok iyiydi. Arkadaşlarımla da çok güzel geçiyordu. Tekrar bir okul gününde çantamı da alıp çıktım. Evet okulu seviyordum ama yaz tatilini daha fazla. Sıkılmıştım. Okula gitmek istemiyorum çünkü şu sıcaklar aşırı bunaltıcı.
Evde kalıp dondurma yemek çok daha iyi olurdu.
Okuldan da kaçamıyordum ki. Devamsızlık hakkım da bitmişti. Süzünmek zorundaydım. Neyseki arkadaşlarımı görecek olmak keyfimi yerine getiriyordu.
Çantamı sürükleyerek çıktım. Gitmesem olmaz mıydı.
Kısa ama bana ömür gibi geçen okul yolunun ardından okula ulaşmak da işkenceydi mesela. Neyse ki bizimkileri görünce keyfim yerine geldi. Bir bankta oturuyorlardı.
Çantamı sınıfa koymakla uğraşmadan onların yanına geçtim.
" Günaydın"
" Günaydın"
Daha sonra sohbet bir şekilde açıldı.
" Ben de bir kedi sahipleneyim diyorum ." Dedi Berk.
" Nasıl yani?"
" Hani biz seninle bir barınağı gelmiştik ya ,aslında ben oradaki kedileri görmek için gitmiştim. Eğer bulabilseydim bir tane alacaktım."
" Nasıl bir kedi arıyorsun ki ?"
" Cins falan gerek yok öyle şeylere. Oyuncu olsun, çok büyük olmasın yeter. "
" Aslında benim bir kedim var pek benim bile sayılmaz yaşlı bir kadın döverken almıştım ama Hera ile de pek anlaşamıyorlar. Ona hapis hayatı yaşatmak istemiyorum zaten sahiplendirmek için almıştım yanıma sarman bir kedi. Daha yavru sayılır istersen bir ara gel tanışırsınız istersen onu alabilirsin hem benim de içim rahat olur. Tanıdığım biri almış olur en azından. "
" Çok isterim belki o da beni sever."
" Çok iyi o zaman sen ne zaman gelirsen önden beni ararsın. "
Harika olmuştu. Gerçekten o kediye yuva bulamayacağım diye ödüm kopuyordu.
Üstelik istediğim zaman görebileceğim bir yere gidiyordu. İçim rahatlamıştı.
" Bu akşam okul çıkışı gelebilirim eğer işiniz yoksa. "
" Olur bana uyar ben bizimkilere haber veririm. "
...
Okulun o bitmek bilmeyen, insanı adeta eriten sıcağı, yerini akşamın nispeten daha katlanılabilir ama yine de nemli esintisine bırakmıştı. Berk ile bizim evin sokağına saptığımızda, güneşin son kızıllığı binaların camlarına vuruyor, sanki her yer bir yangın yerini andırıyordu.
Çantamın sapını parmaklarıma dolamış, adımlarımı Berk’in ritmine uydurmaya çalışıyordum. Aslında içimde bir rahatlama vardı; o minik, sahipsiz sarmanı sonunda emin ellere teslim ediyordum. Ama bir yandan da ona veda edecektim
"Hazır mısın?" diye sordum Berk’e.
Sesimdeki hafif titremeyi gizlemeye çalışıyordum.
Berk derin bir nefes aldı. "Bilmiyorum. "
Gülümsedim ama bu biraz gergin bir gülümsemeydi.
Kapıdan girdiğimizde, beklediğim gibi salonun havası bir anda ağırlaştı. Babam koltuğuna kurulmuş, her zamanki vakarla oturuyordu. Koray abim kollarını göğsünde birleştirmiş, duvara yaslanmış bir halde bizi izliyordu. Yiğit abim ise masanın üzerindeki birkaç kağıdı düzenliyormuş gibi yapıyordu ama gözlerinin bizde olduğundan adım gibi emindim. Barış abim ve ikizler de etrafa serpişmişlerdi. O an kendimi bir okul müsameresinde, tüm jüri üyelerinin önünde tek başıma kalmış gibi hissettim.
"Hoş geldin Berk evladım," dedi babam, sesi ne çok sert ne de çok yumuşaktı. Tam o denge noktasındaydı; misafire hürmet ile evladını koruma arasındaki o ince çizgide.
"Hoş bulduk efendim," dedi Berk, neredeyse bir asker selamı verecek kadar dik durarak. İçimden kahkaha attım bu haline.
O sırada annem mutfaktan çıktı.
"Geldiniz mi çocuklar? Berkçüğüm, ne iyi ettin de geldin. Kedicik de verandada, seni bekliyor sanki."
Çok geçmeden kapı tekrar çalındı. Berk’in ailesi gelmişti. Annem kapıyı büyük bir nezaketle açtı. Berkin ailesini o çağırmıştı.
Sevim Hanım ve eşi içeri girdiklerinde, salon bir anda daha da kalabalıklaştı. Tanışma faslı başladı; isimler havada uçuşuyor, el sıkışmalar, hafif baş selamları... Babamın Berk’in babasıyla el sıkışırkenki o ölçülü tavrı, Koray abimin "Polis kimliği her an cebimde" diyen duruşu...
"Memnun olduk," dedi babam, sesi artık biraz daha yumuşamıştı. "Bizim kız bahsetmişti, kediyi sahiplenecek olan aile sizmişsiniz."
Sevim Hanım gülümsedi. "Evet, Berk çok hevesli. Biz de zaten bir can dostu istiyorduk eve. Sizin kızınız da sağ olsun, çok ilgilenmiş kediyle."
İçimde bir yerlerde bir gurur kıvılcımı çaktı.
" Bir hayvan sahibi olmanın sorumluluğunu üstlenmek de zor iş sadece Hera bile bizi oldukça zorluyor bazen." Dedi babam. Sanki kediyi vermek istemiyor gibiydi.
Berk'in babası, "Haklısınız," dedi sakince. "Biz çocuklarımızı hep bu bilinçle yetiştirmeye çalıştık. Berk de bu konuda oldukça hassastır."
Barış abim ise daha çok sessiz kalmayı tercih etmişti; yorgun gözleri herkesin üzerinde geziniyordu yine bir nöbetten çıkmıştı ve resmen gidin artık diye gözleriyle yalvarıyodu. Araz ve Uraz ise birbirlerine bakıp sırıtmaktan kendilerini alamıyorlardı. Onlar için bu durum tam bir eğlence malzemesiydi.
Hep birlikte verandaya çıktık. Sarman kedi, güneşin kalan son ısılarıyla ısınmış taşların üzerinde yayılmış, dünyadan bihaber uyuyordu. Berk yavaşça yanına çömeldi. Kedinin başına değdiği gibi kedi mırıldamaya bsşlamıştı.
Annem duygulanmış gibiydi. "Ay ne güzel anlaştılar, baksanıza şuna.
Ama asıl mesele abilerimdi. Koray abim, kollarını çözmeden Berk’in başında dikiliyordu. "Bak Berk," dedi, sesi o kadar ciddiydi ki kedi bile bir an mırıldamayı kesti. "Bu kedi bize emanetti. Onu o kadının elinden alan bizim kız. Yani bu kedi artık bizim ailemizin bir parçası sayılır. Ona bir şey olursa, ya da iyi bakmadığını duyarsak..."
"Abi, lütfen!" diye araya girdim, yüzümün kızardığını hissederek.
Yiğit abim de Koray’ın yanına geldi.
"Biz buna durumu netleştirmek diyelim. Sözleşme yapmıyoruz ama söz uçar, dostluk baki kalır. Değil mi Berk?"
Bu misafirlik biter bitmez odamda kahkahalara boğulmak istiyorum. Abi dostluk baki kalır ne sen öyle sözlerin adamı mısın?
Araz, Berk’in omzuna vurdu. "Tamam ya, adamı amma sıkıştırdınız. Gel Berk, sana kedinin sevdiği o mamadan da bir paket verelim, ilk gün yabancılık çekmesin."
İçerde annemlerin neşeli sohbeti devam ederken, biz verandada küçük bir grup oluşturmuştuk. Okuldan, yaz tatili planlarından bahsetmeye başladık. O bunaltıcı sıcak gitmiş, yerini samimi bir akşam serinliğine bırakmıştı.
Aslında hayat gerçekten tuhaftı. O sabah okula giderken çantamı sürükleyerek, ayaklarımı geri geri götürerek gittiğim o yolu şimdi hatırlayınca gülümsedim. Okulun o sıkıcı dersleri, sıcak havalar, bitmek bilmeyen ödevler... Hepsi bir şekilde bu ana, bu güzel tanışmaya zemin hazırlamıştı.
Sevim Hanım, "Biz artık müsaade isteyelim," dediğinde saat epey ilerlemişti. "Her şey için çok teşekkür ederiz. Gerçekten çok memnun olduk."
"Biz de, biz de," dedi babam, kapıya kadar onlara eşlik ederek. "Yine bekleriz. "
Berk kapıdan çıkarken bana döndü ve fısıldadı: "Sanırım sağ salim çıktım buradan."
"Evet," dedim gülerek. "Hatta galiba sevdiler seni."
"Tabii inandım"
Onlar gittikten sonra evin içinde bir sessizlik oldu ama bu seferki sessizlik huzur doluydu. Abilerim tekrar salona yayıldılar.
"Eee?" diye sordum, mutfaktan gelen annemin yanına giderken.
Babam, gazetesini eline almadan önce bana baktı. "Efendi bir çocuk. Ailesi de düzgün insanlar. Ama yine de..."
"Yine de ne baba?"
"Yine de dikkat et. Öyle her kedi sahiplenene kapıyı bu kadar kolay açmayız biz," dedi ve göz kırptı.
Annemle mutfakta son bardakları makineye yerleştirirken gülümsüyordum.
Belki devamsızlık hakkım bitmişti, belki okul hala sıkıcıydı ve havalar hala çok sıcaktı; ama bugün bir şeyi çok iyi anlamıştım. Benim arkamda duran bu kalabalık, bu tuhaf, korumacı ve bazen aşırı ciddi ordu, benim en büyük şansımdı.
Gece yatağıma uzandığımda, odamın camından süzülen ay ışığını izledim. Yarın yine okul vardı. Yine o sıcak yol, yine o çantanın ağırlığı... Ama artık içimde farklı bir enerji vardı. Hayatın bazen en beklenmedik anlarda, en sıradan bir kedi meselesinde bile nasıl böyle güzel düğümler atabileceğini görmüştüm.
Gözlerimi kapatırken zihnimde sadece o sarman kedinin mırıltısı ve Berk’in ailesiyle bizimkilerin o tuhaf ama samimi akşamı vardı. Hayat, tüm zorluklarına ve o bunaltıcı sıcağına rağmen, gerçekten yaşanmaya değer sürprizlerle doluydu.
____________
Kurguyu burda bitireyim diyorum ama nasıl final yapacağımı bilemedim resmen. Bu bölüm ve biraz önceki bölümlerin yazım dili farklı gelebilir çünkü bu kurguyu 2 yıl önce yazmışım ve yeniden geri döndüm. Nedeni o yani
Gerçekten veda etmeye bu kadar zorlanacağımı bilmiyorudm. Bundan başka kurgularım da var ama yazdığım ilk kurgu olarak yeri bende çok ayrı.
Başlarken tek istediğim aslında lgs stresinden uzaklaşmaktı. Çoğu bölüm okula gitmeden 20 dk önce yazdığım bölümlerden oluştu. Lgs yüzünden ve telefon kaynaklı da ara vermiştim. Şimdi bu kadar beğenildiğini görmek benim için hayal falandı. Ki hâlâ da inanmak zor geliyor. Hepinize özellikle de yorumlarına çooooookk teşekkür ederimmm devam etme sebebim sizsiniz. Açıkcası 2 yıl sonra geri dönüp yorumları okuyunca o kadar sevindim ki anlatamam. Asla beğenileceğini bile ummamıştım ama yorumlarınız beni o kadar mutlu etti ki. Bir dahaki kurgularımı bitirmeden paylaşmayacağım ya da stokta bölüm yapacağım.
Öyle duygulandım anlatamam. Kurgu yazmakta bi tık iyi olsam da kendimi açıklamakta berbat biriyim. Umarım az da olsa duygularımı anlayabilmiş indir.