‧͙⁺˚*・༓☾ ✧ ☽༓・*˚⁺‧͙✦
Gözlerimi araladığımda büyük bir konağa gelmiştik,aslında güzel görünüyordu ama çok büyüktü ben kaybolurdum burada.Alparslan Bey ile Öykü Hanım arabadan indiklerinde bende indim,isimlerini arabaya bindikten sonra öğrenmiştim
Tabi beni tanımak içinde sorular soruyorlardı bende ayıp olmasın diye cevaplıyordum;En sevdiğin yemek ne?,En sevdiğin renk ne?,Ne yapmayı seversin? Diye sorular sormuşlardı
Arabadan inince Alparslan Bey’in yanına koruma tarzı biri gelmişti,”Uğur sen eşyaları toplayıp Utku’nun odasına taşı”,Uğur denen adam hiç bekletmeden hemen arabaya doğru ilerledi,vay be iyi iş Valla
Alparslan Bey ve Öykü Hanım konağa ilerlerken bende arkalarından geliyordum,Öykü Hanım beni görünce tebessüm etti ve yanıma gelip koluma girdi,tabi girmesiyle yürüyüşümde hızlanmıştı
Alparslan Bey durunca bana doğru döndü,”Oğlum şimdiden söyliyim eğer bizimkiler sana laf atarsa hiç kafana takma eğer öyle birşey olursa zaten ben uyarıcam”,laf atmaları sikimde bile değil yeter ki on sekiz yaşıma girdikten sonra burdan gideyim,”Ben kafama takmam Alparslan Bey”,ismiyle seslendiğim için biraz bozulmuştu ama göstermemeye çalışıyordu
Kapı açıldığında içeri girdik,kapıyı açan kişi tatlış bir teyzeydi,ayakkabıları çıkarıp onlara baktım
Öykü Hanım bileğimden tutup bir odaya götürmeye başladı,tabi bende etrafıma bakıyordum
Odaya girdiğimizde içeride beş erkek ve iki kız vardı tabi bazıları bana tip tip baksada bazıları bana hiç bakmıyordu,sanki çokta sikimde
Tekli yere geçip oturdum,Öykü Hanım ve Alparslan Bey’de koltuklara oturduklarında onları tanıtmaya başladılar
“Baran abin 32 yaşında Asker ve en büyük abin,Ege abin 30 yaşında Polis memuru ikinci büyük abin,Rüzgar abin 28 yaşında Savcı üçüncü büyük abin,Kuzey abin 27 yaşında doktor ve dördüncü abin,Bade ablan 26 yaşında Fransızca öğretmeni,Eylül ablan 25 yaşında Biyoloji öğretmeni ve son olarak Emir 15 yaşında ve kardeşin”,Öykü Hanım’ın nefesi bitmedi mi amk,yuh
(Ben nasıl ezberlicem şimdi bunların ismini😔~Yazar~)
Bu seferde Alparslan Bey söze girdi,”Oğlum sende kendini tanıt bakalım”,oğlum demesi biraz tuhafıma gitsede cevapladım
”Yani ismim Utku biliyorsunuz,17 yaşındayım 11.sınıfa gidiyorum”
”Bu kadar mı,mesela ne olmak istiyorsun neye alerjin var”,alerjimin olduğunu bile bilmiyordum çünkü hiç baktırmamıştık,”Ben avukat olmak istiyorum,alerjimi bilmiyorum ama yakında baktırıcam İnş,Fransızca biliyorum yani bu kadar”,dediğim şey ile Bade abla gülümseyip bana bakmıştı bende ona karşılık verdim
”Biraz Fransızca konuşalım mı?”,Bade ablanın dediğini kabul edip diyeceği şeyi bekledim
“Tu ne sais vraiment pas à quoi tu es allergique?”(Gerçekten alerjinin neye olduğu bilmiyor musun?),”Non”(Hayır)
“Qu’est-ce que tu aimes faire?”(Ne yapmayı seversin?)
Aslında baya bir şey yapmayı severdim,”Jouer au football, dessiner, jouer avec mes amis,”,(Futbol oynamak,resim çizmek,arkadaşlarımla oynamak”
Hepsi bize şaşırmış bir şekilde bakıyordu,galiba bu benim için bir şans çünkü bu dilde konuşabileceğim biri var artık
Küçük olanın adı neydi ya Erin.. Emir Heh buldum!,Emir’de dayanamayıp soru sordu,”Ne konuştunuz?”,Bade abla gülümseyip cevap verdi
“Ne yapmayı sevdiğini ve alerjini gerçekten bilmiyor musun gibi şeyler sordum”,Alparslan Bey bana doğru dönüp konuştu,”Oğlum yarın hastaneye gidelim alerjin var mı yok mu öğrenelim”,aslında istemezdim ama ayıp olur diye kabul ettim
⋆⭒˚。⋆୨୧⋆。˚⭒⋆
Yemek saati geldiğinde herkes yemek odasına geçmişti tabi bende,masanın en köşesine geçtim yani Eylül ablanın yanına karşımda ise abilerden biri vardı ama hatırlamıyordum,aslında aç değildim ama o kadar yapmışlardı yine de biraz pilav ve patates aldım
“Utku birşey sorucam sen eşyalarını aldığında Murat Bey’i görmedim,biryere mi gitmişlerdi”,Alparslan Bey’in sorusu ile yutkunamadım,”Ben aslında arkadaşımda kalıyorum”
Alparslan Bey’in kaşları çatılmıştı ki abilerden biri konuşmuştu,”Bende böyle bir çocuğum olsaydı bende evden atardım”,dediği şey sinirlenmeye başlamıştım
Alparslan Bey oğluna dönüp sinirli sinirli bakmaya başladı,”Rüzgar önüne dön ve yemeğini ye!”,bağırmamıştı ama öyle bir ciddiyetle söyledi ki ben bile tırstım,”Baba kardeşime bir çocuk için mi kızıyorsun”,Bir çocuk…
Alparslan Bey cevap verecekti ki ben söze girdim,“Ben buraya zaten zorla geldim ve kalacakta değilim,18 yaşıma girdiğim an zaten eve dönücem sizede pek meraklı değilim bana nasıl karşılık verirseniz bende öyle karşılık veririm ha bu arada arkadaşımda kalma konusundada şöyle bir açıklık getireyim bu kadar merak ediyorsanız,ben kendi isteğim ile arkadaşımda kalıyorum zaten o adamlada kalacak kadar yüzsüz bir insan değilim emin ol ki ,bende buraya kendi isteğim ile gelmedim,şimdi başka laf atmanız yoksa yemeğinize devam edebilirsiniz.”,şuan nasıl konuştum bilmiyorum ama kendimi ezdirecek kadar da mal değildim.
Emir’in dediklerim ile ağzı açık kalmıştı,yanında oturan Öykü Hanım ağzını kapatıp tebessüm etti
Yemek masasında birkaç saniyelik sessizlik oldu. Rüzgar, söylediklerime karşılık vermek ister gibi bakıyordu ama Alparslan Bey’in ona sert bakışları, ağzını açmasına engel olmuştu. Ben de içimden, “Oh be, biraz sessizlik iyi gelir,” dedim.
Herkes önündeki yemekle ilgilenmeye başladı. Tabii masada Öykü Hanım’ın sakin tavrı, ortamı biraz olsun yumuşatıyordu. Yanımda oturan Eylül abla, tabağımdaki pilava göz atıp sessizce, “Biraz daha alabilirsin, aç kalırsın böyle,” diye fısıldadı. Göz ucuyla ona bakıp, “Aç değilim,” dedim. Israr etmedi, sadece kısaca başını salladı.
Diğer tarafta Emir, sürekli bir şeyler yemekle meşguldü. Ara ara bana bakıp gülüyordu. Sanki olanlara eğlenmiş gibi bir hali vardı. Bade abla, ona dirsek atarak, “Utku’yu rahat bırak,” dediğinde Emir’in yüzünde daha da geniş bir gülümseme belirdi. “Ben bir şey yapmadım ki!” diye itiraz etti ama Bade abla göz ucuyla onu susturdu.
Yemek boyunca konuşmalar daha çok genel konular üzerindeydi. Öykü Hanım, Bade abla ve Eylül abla arasında, okul ve öğrenciler üzerine muhabbet dönüyordu. Abilerimden Rüzgar, sürekli içini çekiyor, belli ki biraz daha sinirliydi ama kendini tutuyordu. Kuzey ise, ara sıra sessizce babasına bakıp, “Yine mi bir dram başlıyor?” der gibi bir ifadeyle yemeğini yedi.
Alparslan Bey, herkesin suskunluğundan biraz sıkılmış olacak ki konuyu değiştirmek adına, “Yarın bir programımız yoksa Utku’yu biraz dolaştırırız. Evi, çevreyi tanır,” dedi. O sırada Emir, yine fırsat kollayıp, “Ben de gelir miyim?” diye atladı. Bade abla, “Bir Utku rahat nefes alsın, sen sonra git,” diye kestirip attı.
Yemekten sonra herkes sofradan kalkmaya başladı. Öykü Hanım ve Bade abla mutfağa gidip yardım ederken, ben de tabaktaki son patatesi bitirip masadan kalktım. Daha odama gitmeden önce Emir, beni koridorda yakaladı.
“Eee, ne düşünüyorsun? Burada kalır mısın sence?” dedi merakla.
Ona bakıp omuz silktim. “Bilmiyorum, pek niyetim yok.”
“Fena bir yer değil aslında,” dedi. “Ama tabii burada herkes biraz garip. Özellikle abiler…”
“Gördüm,” dedim kısa ve net bir şekilde.
Emir, biraz sustuktan sonra ekledi, “Ama Bade abla ve Eylül abla iyidir. Ona alışman kolay olur.”
Başımı salladım, ama pek bir şey demedim. İçimden hâlâ, “Burada uzun süre kalmayacağım,” diyordum. Bu insanlar bana alışır mıydı, bilmiyorum. Ama benim onlara alışmam kolay olmayacaktı, orası kesin.
Emir’in yanından ayrılıp odama çıkmaya karar verdim. O kadar çok insanla muhatap olmuştum ki, biraz sessizliğe ihtiyacım vardı. Merdivenleri çıkarken arkamdan gelen birkaç konuşma duyuyordum ama dönüp bakma isteğim sıfırdı. Herkes bana bakıp bir şey bekliyormuş gibiydi; artık bunu hissetmek istemiyordum.
Odama girdiğimde Uğur, eşyalarımı çoktan bırakmıştı. Odaya şöyle bir göz attım. Kocaman bir yatak, sade ama şık bir masa, kitaplık ve geniş bir pencere… Burayı düzenlemek biraz zaman alırdı, ama ne yalan söyleyeyim, fena bir oda değildi.
Kendimi yatağa attım. Uzandığım anda tavana bakıp, “Ben ne yapıyorum ya?” dedim kendi kendime. Bu insanlar iyi görünüyor olabilir ama buraya ait değildim. Aklımda sürekli aynı düşünce dolanıyordu: “18 yaşına kadar burada dayanabilir miyim?”
Tam o sırada kapı tıklatıldı. Kimseyle konuşmak istemediğimden cevap vermedim, ama kapı yavaşça açıldı. İçeri Bade abla girdi. Elinde küçük bir tabak vardı, içinde bir dilim kek ve bir bardak sütle birlikte.
“Utku,” dedi sakin bir sesle. “Yemekte çok az yedin, biraz enerjiye ihtiyacın var.”
“Sağ ol, ama aç değilim,” dedim yüzüne bile bakmadan.
Bade abla pes etmedi, teklifsizce odaya girip tabakla bardağı masanın üzerine koydu. “Bu kadar inatçı olma,” dedi gülümseyerek. “Hem yemek yemesen bile süt içersin, değil mi?”
Başımı çevirdim ve yüzüne baktım. Gerçekten içten bir şekilde gülümsüyordu. Diğerlerinden farklıydı, bunu anlamıştım. “Teşekkür ederim,” dedim istemsizce, biraz da mahcup bir şekilde.
Oturduğum yere doğru bir sandalye çekip oturdu. “Biliyorum, burada olmak seni rahatsız ediyor,” dedi. “Ama herkes sana alışacak. Ve eminim, sen de bize alışacaksın.”
Başımı iki yana salladım. “Pek sanmıyorum,” dedim dürüstçe. “Benim buraya ait olmadığım çok belli.”
Bade abla bir an duraksadı, sonra ciddi bir şekilde konuşmaya başladı. “Utku, burası senin de evin. Biliyorum, her şey bir anda oldu. Ama bu insanlar seni tanıdıkça… ve sen de kendini açtıkça, çok şey değişebilir.”
Yine cevap vermedim. Ne desem bilemiyordum çünkü. Bade abla ayağa kalktı, “Kekini yemesen bile sütünü iç,” dedi yumuşak bir sesle. “Süt uyumana yardımcı olur.”
Odayı terk ederken arkasından baktım. Onunla bir bağ kurmam daha kolay olabilirdi. Ama ya diğerleri? Özellikle o Rüzgar denilen adam… İşim zordu.
Tabaktaki keke şöyle bir göz attım. O anda canım istemedi ama Bade abla sırf zahmet etmiş diye, sütü alıp birkaç yudum içtim.
Derin bir nefes aldım. Bu evde beni neler bekliyordu bilmiyordum ama yarına biraz daha sabırlı olmayı deneyecektim. Belki de… işler o kadar kötü gitmezdi.
⋆⭒˚。⋆୨୧⋆。˚⭒⋆
Gözlerimi açtığımda odadaki ağır sessizlikle karşılaştım. Sabah olmuştu ama güneş odama pek uğramamış gibiydi. Bir süre tavana bakarak öylece yattım. Dün yaşananlar kafamda dönüp duruyordu; herkesin bakışları, söyledikleri ve o rahatsız edici ortam… Bir şekilde buraya uyum sağlamam gerekecekmiş gibi hissediyordum, ama içimden hiçbir şey yapmak gelmiyordu.
Karnım açtı, ama aşağıya inmek için hiç hevesli değildim. Herkesle tekrar yüzleşmek mi? Gerek yok. Ancak, midem beni buna mecbur bırakacaktı gibi duruyordu. Derin bir nefes aldım, üzerime geçirdiğim tişörtle odayı terk ettim.
Koridorda yürürken bir yandan etrafa göz gezdiriyordum. Konağın içi gerçekten büyüktü, labirent gibi. Kaybolma korkusu içimde garip bir gerginlik yaratıyordu. Adımlarım beni salona götürürken bir yandan ayak sesleri duyuyordum. Aşağıya indiğimde, Öykü Hanım mutfakta bir şeylerle uğraşıyordu.
“Utku, günaydın,” dedi, yüzünde her zamanki o yumuşak tebessümle. “Uyuyabildin mi?”
“İyiydi,” diye mırıldandım, kısa kesmek istiyordum.
“Gel, biraz kahvaltı hazır ettim. Açsındır, eminim.”
Ayıp olmasın diye masaya doğru yöneldim. Sandalyeye oturduğumda önüme birkaç dilim ekmek ve biraz peynir koydu. Sessizce yemeye başladım. Öykü Hanım’ın bakışlarını hissediyordum, ama neyse ki bir şey sormuyordu.Bu arada bu sandalyeler niye bu kadar uzun,ayaklarım yere değmiyor amk
Tam o sırada birinin ayak sesleri duyuldu. Başımı çevirip baktığımda Baran abiyi gördüm. Üzerinde spor kıyafetler vardı, muhtemelen sabah sporu yapmıştı. Gözleri bana döndü, ama fazla bir şey söylemeden dolaptan bir şişe su aldı.
“Biraz kısasın sanki ha,” dedi, biraz alaycı bir tonda.
Bir şey demedim. Ona cevap verecek enerjim yoktu. Baran abinin bakışları üzerimdeydi, ama beni yok sayarmış gibi yapıp odadan çıktı. İçimden, “İyi, en azından benimle aynı fikirde,” diye düşündüm.
Kahvaltı yapmayı bitirmek üzereydim ki Alparslan Bey geldi. “Oğlum, hazır mısın?” dedi.
“Neye hazır mıyım?” diye sordum şaşkınlıkla.
“Hastaneye gidiyoruz. Dün konuştuk ya, alerji testi yaptıracağız.”
Bunu unuttuğumu fark ettim ve bir an sustum. “Şimdi mi?” dedim.
“Evet, şimdi,” dedi kararlı bir sesle. “Hadi hazırlan.”
Kalkıp yukarı çıktım ve hızlıca üstüme düzgün bir şeyler geçirdim. Alt katta beni bekleyen Alparslan Bey ile arabaya bindik ve hastaneye doğru yola çıktık.
Hastane yolculuğu boyunca pek konuşmadık. Arada birkaç soru sordu. “Uyuyabildin mi? Buraya alışabildin mi?” gibisinden şeyler. “Fena değildi,” demekten fazlasını söylemedim.
Hastaneye vardığımızda Alparslan Bey, doktorlarla konuştu ve beni testlere yönlendirdiler. Alerji testi için iğne yapmaları gerektiğini söylediklerinde istemsiz bir şekilde geriye çekildim.
“Utku, sakin ol,” dedi Alparslan Bey. “Korkacak bir şey yok.”
Derin bir nefes alıp kolumu uzattım. Bu kadar büyütülecek bir şey olmadığını kendime tekrar edip duruyordum. İğne yapıldıktan sonra testlerin sonuçlarını beklemeye başladık.
Bir süre sonra doktor yanımıza geldi ve kağıtlara bakarak konuştu. “Utku’nun alerjisi polenlere karşı. Özellikle bahar aylarında dikkatli olmanız gerekiyor,” dedi.
“Polen mi?” diye tekrarladım. Bu hiç aklıma gelmezdi.
“Evet, ama endişelenecek bir durum yok. Birkaç ilaç öneriyorum, o kadar.”
Hastaneden çıkarken Alparslan Bey gülümseyerek, “Bak, çok da korkulacak bir şey yokmuş,” dedi.
Omuz silktim. “Eh, sanırım öyle.”
Eve döndüğümüzde ise salonda Öykü Hanım ve Eylül abla oturuyordu. Bizi görünce hemen ayağa kalktılar. “Ne oldu? Alerjisi var mıymış?” diye sordular.
“Polen alerjisi varmış,” dedi Alparslan Bey.
Eylül abla bana bakıp tebessüm etti. “Bahar aylarında dikkat edersin artık,” dedi.
“Ne yapalım, dikkat edeceğiz,” diye mırıldandım ve hemen odama çıktım. Fazla insan içine karışacak modda değildim. Yatakta uzanıp tavana bakmaya başladım. Ne kadar sıcak davranmaya çalışsalar da, bu eve alışmam için daha çok zaman vardı.
⋆⭒˚。⋆୨୧⋆。˚⭒⋆
BÖLÜM SONUUU💗💗✨✨✨💐💐
bu sefer kandırmadım bu yüzden baya bir yorum yapmanızı istiyorum yapmazsanız eğer yeni bölüm gelmez(Asla tehdit değil)
Eee nasıl buldunuz canlarrr✨
Bu arada takıldığınız veya anlamadığınız yer olursa yazabilirsinizzz
Eleştirilere açığımdır ama üzmeden söyleyin💐
İyi okumalar Güzel/Yakışıklı okurlarımmmmmmm💐💐💗💐✨✨💗💗🍫🍫🍫🤍🤍🤍🤍💅💅💅💐💗
