Yağmur, zırhlı aracın camlarında ritmik bir acımasızlıkla ezilirken, zihnimdeki gürültü dışarıdaki fırtınayı çoktan bastırmıştı. Kafenin kapısını kilitlediğim o sıradan gece, saniyeler içinde koca bir ömrün yalan olduğunu kanıtlayan bir kırılma noktasına dönüşmüştü. Yanımda oturan adama, Dimitri’ye baktım. Yüzünün hatları mermerden kazınmış gibi sert ve kusursuzdu. Yol boyunca tek bir kelime etmemişti; bakışları dikiz aynasından bana her kilitlendiğinde, 19 yıllık bir sessizliğin çığlığını taşıdığını görebiliyordun. Bu bir öfke değil, varlığına inanılamayan bir mucizeye bakma haliydi.
Elimi yavaşça boynumdaki gümüş kolyeye götürdüm. Yetimhanenin soğuk ranzalarında kime ait olduğunu bilmeden avcumda sıktığım o kraliyet tacı, şu an tenimi yakacak kadar sıcaktı. Ben, ülkenin en karanlık imparatorluğunun, Moretti ailesinin yıllardır köşe bucak aradığı kayıp prensesiydim. Kundaktayken koparıldığım o yuvaya, arkamda bıraktığım karanlığı yırtarak geri dönüyordum. Zihnimde o sarsılmaz emir yankılanıyordu: İnkar etme, gücü eline al. Kaçamazdım. Kan bağı asla silinmezdi, sadece doğru zamanı beklemişti. Ve o zaman, bu geceydi.
Araba, devasa demir kapıların önünde durduğunda malikanenin heybetli silueti göğe doğru yükseldi. Dimitri arabadan indi, kapımı açtığında gözlerindeki o acımasız maskenin ardında ilk kez titreyen, insani bir bağ gördüm. Kapıdaki onlarca silahlı koruma, biz merdivenleri çıkarken derin bir saygıyla başlarını öne eğdi. Attığım her adımda, içimdeki o sıradan kız çocuğunun yerini, damarlarındaki asil gücü hisseden bir savaşçıya bıraktığını seziyordum.
Devasa ahşap kapı aralandı ve Moretti İmparatorluğu'nun kalbine adım attım.
Geniş salondaki sessizlik, patlamaya hazır bir bombanın fitili gibi gergindi. İçeri girdiğim an, salonda nefes alan herkesin zamanı dondu.
En başta, sadece duruşuyla bile odayı domine eden en büyük abim Leonardo duruyordu. Elindeki viski kadehi parmaklarının arasında öylece kaldı. Siyah takım elbisesinin içindeki o sarsılmaz lider, 19 yıldır eksik kalan kız kardeşini karşısında gördüğünde ilk kez sarsıldı. Gözlerindeki o ezici otorite, yerini anında göz bebeklerine kadar yayılan derin bir sahiplenmeye ve şoka bıraktı. Kolyeme bakan gözlerinde yanan o karanlık ateş, artık beni tüm dünyadan korumak için ant içmiş gibiydi.
Hemen yanında, keskin zekası ve zarafetiyle bir yılan gibi duran ablam Katiana vardı. İnsanı felç eden o keskin bakışları, göz göze geldiğimiz an un ufak oldu. Dudaklarındaki o mağrur, mesafeli çizgi kırıldı; gözlerinde biriken yaşları gizlemek istercesine derin bir nefes alıp bana baktı. Yıllardır eksikliğini hissettiği o kız kardeşe bakarken, yüzünde tarifsiz bir rahatlama belirdi.
Ve salonun ortasında, bu devasa gücün asıl yaratıcıları; annem Elena ve babam Marcus.
Annem Elena, beni gördüğü an elindeki pırlanta kaplı çantayı mermer zemine düşürdü. O asil, soğuk ve kusursuz güzelliği bir saniyede darmadağın oldu. Gözlerinden yaşlar boşanırken dudaklarından hıçkırıkla karışık bir fısıltı döküldü: "Aria..." 19 yıl önce koynundan hain bir baskınla çalınan o bebek, şimdi karşısında dimdik duruyordu. Adımları bana doğru koşar gibi hızlandı, titreyen ve sıcak elleriyle yüzümü kavradı. Dokunuşundaki o anne şefkati, yetimhanenin ruhumda bıraktığı tüm soğuk duvarları tek bir saniyede yıktı. "Seni nerede görsem tanırdım," diye hıçkırdı, beni göğsüne, kalbinin tam üzerine bastırırken. "Evine hoş geldin, kayıp prensesim."
Babam Marcus Moretti, o devasa heybetiyle bir dağ gibi arkamızda yükseldi. Keskin gözleri dolmuştu ama sarsılmaz duruşundan ödün vermiyordu. Büyük, nasırlı elini omzuma koyduğunda, tüm dünyayı karşıma alabilecek o devasa gücü ruhumda hissettim. Salondaki korumalara ve oğullarına dönerek, sesi adeta bir gök gürültüsü gibi tüm malikanede yankılandı:
"19 yıldır bizi eksik bırakan o sırlar perdesi bugün yırtıldı! Moretti ailesinin kayıp parçası, varisimiz artık evinde! Şimdi bu şehri ateşe verme, düşmanlarımıza kan kusturma vaktidir. Kimse bizim olanı bir daha bizden koparamayacak!"
İçimdeki uykudaki savaşçı ruh, ailemin bu muazzam gücü ve korumacı duvarıyla birleşerek tamamen şaha kalktı. Sırlarla dolu geçmişimle yüzleşmeye ve geleceğimi bu karanlık ama sarsılmaz imparatorluğun içinde inşa etmeye hazırdım. Oyun bitmişti, varis eve dönmüştü ve Moretti ailesi artık tamdı.
İçimdeki o uykudaki savaşçı ruh, gerçek ailemin bu devasa korumacı gücüyle birleşerek tamamen şaha kalktı. Sırlarla dolu geçmişimle yüzleşmeye ve geleceğimi bu karanlık ama sarsılmaz imparatorluğun içinde inşa etmeye hazırdım. Oyun bitmişti, varis eve dönmüştü ve Moretti ailesi artık tamdı.Salondaki devasa kristal avizenin ışığı, gözlerimdeki yaşları ve saçlarımdan süzülen yağmur damlalarını parlatıyordu. Yıllarca yetimhanenin rutubetli odalarında, sıradan bir kafenin loş köşelerinde hayal ettiğim o "aile" kavramı, şu an tam karşımda tüm ihtişamıyla duruyordu. Babam Marcus’un omzumdaki eli, ağır ve sarsılmaz bir mühür gibiydi. Bakışlarımı salonda gezdirdim.En büyük abim Leonardo, kadehini yavaşça yanındaki sehpaya bırakıp bana doğru iki ağır adım attı. O sarsılmaz, odayı ezen otoritesinin altında, yıllardır sakladığı bir kardeş özleminin izleri belirdi. Önümde durduğunda, boyunun heybeti karşısında bir an yutkundum ama geri adım atmadım. Leonardo, elini yavaşça kaldırıp ıslak saçlarımı arkaya doğru itti. Sesi, az önceki o sert lider tınısından uzak, derin bir şefkatle kaplıydı."19 yıl, Aria..." dedi, gözlerimin içine bakarak. "19 yıl boyunca bu evin koridorlarında senin eksikliğin yankılandı. Şimdi buradasın ve yemin ederim, seni bizden alanların bu şehri sığınak yapmasına izin vermeyeceğiz."Ablam Katiana ise oturduğu koltuktan tamamen kalkmış, aramızdaki mesafeyi kapatmıştı. O keskin zekalı, bir yılan kadar tehlikeli görünen kadın, gözlerindeki yaşları daha fazla saklayamadı. Yanıma gelip kollarını boynuma doladığında, kokusundaki o asil tütün ve pahalı parfüm kokusu etrafımı sardı. "Seni bulmak için gitmediğimiz ülke, altüst etmediğimiz sokak kalmadı," diye fısıldadı kulağıma. "Sonunda evindesin, küçük kız kardeşim."Dimitri, salonun girişinde, kabanından süzülen yağmur damlalarıyla bizi izliyordu. Yüzündeki o acımasız maske tamamen düşmüştü. Gözlerinde, yıllar sonra görevini tamamlamış bir abinin gururu vardı.Babam Marcus, derin bir nefes alarak korumalara işaret etti. "Hemen Aria’nın odasını hazırlayın," diye gürledi sesi. "Moretti ailesinin prensesine yakışır şekilde. Ve Dimitri, Leonardo... Derhal istihbaratı toplayın. Kızımızı 19 yıl önce o beşikten alan hainlerin nefes aldığı her saniye, bu aileye hakarettir."Annem Elena, elimi sımsıkı tutarak beni üst kata çıkan o devasa mermer merdivenlere doğru yönlendirdi. Arkama dönüp baktığımda, üç abimin ve babamın bana bakan o korumacı, sarsılmaz duruşlarını gördüm. Artık yalnız değildim. Yetimhanenin o kimsesiz, çaresiz kızı Aria o soğuk yağmurun altında kalmıştı.Şimdi yukarı doğru tırmanırken, boynumdaki gümüş kolyelerin üzerindeki krallık tacı göğsümde gururla parlıyordu. Ben bir Moretti'ydim. Kan bağı asla silinmemişti ve işte o doğru zaman gelmişti.















