İçeriğe geç

Gerçek aile (polis)

Bölüm 7 · 6 dk okuma

Gerçek aile (polis)

Bölüm 7

0,5

“Evet, konumuz aile...” dedi şaşkınca. Ona bakarken toparlanmaya çalıştı. “Yani şöyle, senin doğduğun hastane ve kardeşimin doğduğu hastane, gün ve saat aynı.”

Donmuştum. Gerçek anlamda şaşkındım. Ne diyordu bu adam? Benim bir ailem yoktu ve hiç olmamıştı. Poyraz’ın söyledikleri yalandı, ona inanmamam lazımdı. Ayağa kalktım ve masadaki motor eşyalarımı alıp giymeye başladım. Karakola gidecek ve ben de araştıracaktım. Ona inanmıyorum.

Ben kalktığımda Sarp bana bir bakış attı.

“Karakola mı?”

Kafamı salladım ve Poyraz’a bakmadan motoruma doğru yürüdüm. En son Poyraz’a bir bakış atıp sürmeye başladım.

1 saattir sadece bir dosyaya bakıp duruyordum. Poyraz doğru söylüyordu. Saatler bile aynıydı onların ölen kardeşiyle. Tek sorun bu değildi. Hatta sorun bu değildi; sorun, hastanede o gün sadece o doğumun yapılmış olmasıydı. İkiz çocuklardan biri ölmüştü ama o gün ben de doğmuştum. O gün ikizlerden başka doğum olmamıştı hastanede ve büyük ihtimalle onlar benim ailemdi. Ama bu konu bana başka geliyordu. Benim ailem bir kişiyken onlar kocaman bir aileydi.

Bunları düşünürken hastaneye gelmiştim. Olaydan iki gün geçmişti ve biz DNA testi yaptırmaya karar vermiştik.

3. bakış açısı

Poyraz; annesi, babası ve en küçük kardeşleri ile hastanedeydi. Ayfer Hanım hem mutlu hem tedirgindi. Ali Bey’in ise en mutlu günüydü. Alp, neler olduğunu bile anlamamıştı; sadece merakından gelmişti. Ablasını görmeye onu merak ediyordu. Ayrıca abileri kadını anlatmasını isteyeceklerdi, biliyordu.

Odada kadını bekliyorlardı. Hâlâ gelmemişti. Odadaki doktorun adı Sarp Aydın’dı. Tanımıyorlardı ama şık birine benziyordu.

Alp’in bakış açısından

Kapı çalınarak girildi ve bir kadın Sarp’a Rusça bir şekilde bir şeyler dedi.

Sarp: “Сарп, через две недели я уезжаю на операцию.”

(Sarp, iki hafta sonra operasyona gidiyorum.)

Karel abim Rusça biliyordu; yani hepimiz farklı diller biliyorduk. Ben Fransızca biliyorum mesela. Neyse, ama Karel abim burada değildi.

Bu sırada kadın içeri girdi ve Sarp’a sarıldı. Sarp mutluydu sanırsam. Kadın koltuğa oturunca anladım; bu kadın ablam olabilirdi. Çok güzeldi ama ciddi bir yüzü vardı.

Alisa’dan

Odaya girmeden önce başkomiser aramış ve yeni bir görev olduğunu, iki hafta sonra gideceğimi söylemişti. Doktorumuz Sarp’ın yanına girdiğimde Rusça bir şekilde söylemiştim iki hafta sonra gideceğimi. O da onaylamıştı.

Selamlaştığımızdan sonra koltukların birine oturmuştum ve karşımdaki aileye bir bakış atıp kan alma işlemlerine geçmiştik. Babadan kolay kan almıştı ama bana sıra gelince beni perdeli bölüme almıştı.

Sarpla odadayken Rusça konuşuyorduk.

“Спасибо, мой принц.”

(Teşekkür ederim, prensim.)

“Для тебя — всегда, моя принцесса.”

(Senin için her zaman, prensesim.) dedi ve bana sarıldı.

Üstümdeki hırkayı çıkarttığımda izler de belli olmuştu hepsi görevde olan şeylerdi yani geneli. Bazılarında esir düşmüştüm, bazıları çatışmada yaralanma izleriydi, bazıları ise benim eserimdi. Evet, sinir hastasıydım. İlaçlarım vardı ama çok işe yaramıyordu.

Sarp, kolumdaki bütün yaraları severek öperek yok etmişti ama içinde bir yerde hâlâ vardı işte. Kimseye göstermezdim, sadece Sarp bakardı.

Kanı aldıktan sonra iğnenin girdiği yeri öpüp okşadı ve yine Rusça bir şekilde konuştu.

“Быстрее пройдёт, и не забывай — я всегда рядом с тобой.”

(Hızlı geçsin ve unutma, ben her zaman yanındayım.)

“Я знаю, мой принц, я знаю.”

(Biliyorum prensim, biliyorum.)

Konuşmamızın ardından hırkamı giydim ve yanlarına geri döndük. Sarp, içeridekilere hitaben:

“Kanları laboratuvara götürüp geliyorum, izninizle.” dedi.

Sesi yine soğuktu, her zamanki gibi.

Ben sayfama bakarken bana bakan başka gözler vardı. Sarp odadan çıktıktan sonra telefonumdan kitap okumaya başladım. Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu okuyordum ama şu an yanımda olmadığı için PDF’den okuyordum. Yeni başlamıştım ve güzel gidiyordu.

Ben kitabı okurken bana bakan gözler vardı ama umursamadım. Poyraz’la göz göze gelmiş ve ufak bir baş selamı vermiştim. O da aynı şekilde vermiş ve önüne dönmüştü.

Sadece sıkıldığım için bir numara sallamıştım. Oysa ki konunun buralara geleceği aklımın ucundan bile geçmezdi.

Kapı açıldığında içeri Sarp girdi.

“İsterseniz kafeteryada konuşalım, buyurun.”

Herkes onaylar şekilde ayağa kalkmış ve yürümeye başlamıştı. Ben en arkada yürüyordum. Yanımda en küçük çocukları Alp vardı. İlgisini çok çekmiş olmalıyım ki bakışlarını benden ayırmıyordu.

O sırada sorular sormaya başladı.

“Öncelikle merhaba, nasılsın? İyisindir umarım. Ben Alp. Adını bilmiyorum ama ol-”

“Alisa. Adım Alisa.”

İlk önce şaşırmış, sonra sorular sormaya devam etmişti. Bu, kafeteryaya kadar sürmüştü. Tatlı bir çocuktu Alp.

Kafeteryaya indiğimizde fazla boş alan vardı. Boş bir yere oturduğumuzda Aysel Hanım konuşmaya başladı.

“Kızım, Aysel ben. Aynı zamanda çok büyük bir ihtimalle annenim.”

Çok saçma konuşuyordu. Bunun sebebini bilmiyorum. Galiba heyecanlıydı.

Ali Bey de şaşkın şaşkın etrafa bakıyordu. Bana bakınca heyecanlanıyor, gözleri parlıyordu.

Aysel Hanım birdenbire ağlamaya başlamıştı. İç çeke çeke konuşuyordu.

“Biz seni 27 yıldır ölü biliyorduk kızım. Bize senin ölü bedenini gösterdiler. Annem, ne kadar büyümüşsün sen öyle? Neredeydin sen kızım?”

Bağırmaya başlamıştı. Kriz geçiriyordu, belliydi. Sarp hızlı bir şekilde bir hemşireden bulduğu iğneyi getirdi. Aysel Hanım’ı sandalyeden indirip yere yatırttım. Sarp da koluna enjekte etti iğneyi. Birkaç dakika sonra ise sakinleşmişti.

Ali Bey’i yanıma çağırıp onu kucağına almasını ve boş bir odaya götürmesini istedim. Dediğimi yapıp karısını kucağına aldı ve asansöre doğru yürüdü.

Sonra Sarp yanıma gelerek başıyla Alp’i işaret etmiş ve:

“Alp’i de yanına alıp odama gel.” dedi.

Ardından koşarak merdivenlere gitti. Büyük ihtimalle acil bir hastası gelmişti.

Ayağa kalktığımda bakışlarım Alp’teydi. Üzgün gibiydi. Nedenini sorsam da anlamazdım; aile işlerine yabancıydım.

Yanına gittiğimde yüzünde küçük bir tebessüm olmuştu.

“O iyi değil mi?”

Kimden bahsettiğini anlamıştım.

“Evet, o iyi. Sadece dinlenmesi gerekecek, merak etme.”

“Hadi gel, bahçeye çıkalım beraber. Hava alırız.”

Kafa sallayıp ayağa kalktı ve beraber bahçeye çıkmaya başladık. Bahçedeki çardakların birine oturunca dikkatle bana bakmaya başlamıştı Alp.

O bana bakarken ben çantamdan sigaramı ve çakmağımı çıkardım.

“Rahatsız olur musun?”

Kafasını iki yana salladı. Şoktaydı.

Alp’e bakarken sigaramı yakıyordum.

“Neden içiyorsun? Sağlıklı bir şey değil.”

“Biliyorum. Sağlıklı olmadığını ama işte hayatında işler yolunda olmayınca oluyor işte.”

“Anladım.”

Modu düşmüştü.

“Sıkma canını. Annen iyi olacak, sadece ufak bir kriz.”

“Biliyorum ama yine de üzüyor insanı.”

Bu sırada:

“Merhaba Alisa, Ali ben... yani baban.”

Evet, Ali Bey gelmişti.

Elimdeki sigarayı masanın üzerindeki küllükte söndürdükten sonra Ali Bey’e dönüp:

“Merhaba Ali Bey, buyurun oturun.”

Çardağa oturduğunda:

“Aysel Hanım iyi mi? Sakinleşti mi?”

Ufak bir tebessüm ile:

“İyi, sakinleşti. Bunca yıldan sonra tek kızını görüyor biraz duygusallaştı."

O sırada telefonuma bildirim gelmişti. Baktığımda Kılıç yazmıştı. Görev vardı ama sadece sorguya girecektim. Yarım saat içinde orada olmam gerekiyordu.

Kılıç benim ekibimdi. 5 kişiyiz, görevlere beraber çıkıyoruz ama benim tek çıktığım zamanlar da oluyor.

Ali Bey’e bakıp:

“Üzgünüm ama gitmem gerekiyor. Önemli bir işim çıktı.”

Poyraz’a demediğim gibi onlara da diyemezdim.

Ali Bey yüzüme bakıp:

“Tamam, o zaman şöyle yapalım. Sen bana numaranı ver, öyle haberleşiriz.”

“Olur, nasıl isterseniz.”

diyerek numaramı verdim.

Ardından bahçede duran motoruma doğru yürüyüp bindim. Sarp’a giderken arayabilirdim. Yanıma gelin demişti ama ben biraz hava almak amacıyla bahçeye çıkmıştım. Büyük ihtimalle DNA testi ile alakalı konuşma yapacaktı.

Ali Beyler 5-10 adım ötemdeydi. Onlara seslenip:

“Ali Bey, isterseniz Sarp’ın yanına çıkın. Bizi çağırmıştı ama biz hava almaya çıktık bahçeye.”

“Tamam kızım, çıkıyoruz şimdi.”

Poyraz büyük ihtimalle annesinin yanındaydı, o yüzden ona haber vermeden motoru sürmeye başladım. Bir yandan da Sarp’ı arıyordum.

2 çalışta açtı, ben de konuşmaya başladım.

“Sarp, görev çıktı ama merak etme. Ben sadece sorguya gireceğim. Akşam gelemeyebilirim, diğer görev için toplantı olacak.”

“Tamam prensesim, dikkatli ol. Yara almadan gel lütfen.”

“Emredersiniz prensim. Dikkatli olurum.”

“Kapatmam lazım, seninkilerle konuşuyorum. Dikkat et.”

“Tamam, görüşürüz.”

Kapattıktan 10 dakika sonra karakola varmıştım. Ekip dinlenme odasındaydı. Gelirken yazmışlardı; onlarla beraber gireceğimiz için sorguya yanlarına gidip hazırlanmalarını istedim, ben de hazırlanmaya gittim.

Üstüm siyah bir formaydı ve yüzümüzde sadece burnumuza kadar kapatılan siyah maskeler vardı.

Kılıç erkekleri hazırlanırken biz iki Kılıç kızı hazırlanmıştık bile. Bir de kızlara yavaş derler. Özellikle Yiğit en uykucu üyemizdir, onu beklerken ağaç oluruz.

En sonunda Kılıç tamamlandığında sorgu odasına doğru yürümeye başladık. Züleyha yanımda yürürken bir yandan da sorular sormaya başladı. Ona bu durumları, iki gün önce Poyraz’ın beni kahvaltıya çağırdığı gün akşam anlatmıştım ve ondan tüm Kılıç’a söylemesini istemiştim. Kırmamış ve anlatmıştı. Şimdi de merak ettiklerini soruyordu.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.