"Hayat risk alınca değişir.."
1994 yılı Kasım ortası Setherissa şehrinin soğuk bir gecesi..
"Hadi hadi!" gülmemeye çalışarak sokak lambasının aydınlattığı sokakta önden ilerliyordum.
"Ya Selin şhh! Duyacaklar." Ezginin uyarısıyla gülmemeye çalışarak dudaklarıma sahte bir fermuar çektim.
Dönerken saatin kaç olduğunu fark etmemiş yurda gecikmiştik ne yazık ki bu ilki de değildi. Biz aynı odada kalıyorduk. Ben, Leyla, Ezgi ve Oya. Uzun süredir arkadaştık. Bu yurtta da bu yüzden beraberdik.
"Yardım edin!" Leylanın fısıldayan çığlığı komik gelirken arkama döndüğümde arkadaşımın çöp kutusunun yanındaki siyah torbalara düştüğünü görünce hepimiz bu durumun komikliğiyle kendimizi tutamamış gülmüştük.
"Ya gülmesenize, of çıkamıyorum yardım edin!" kahkaha seslerimizi elimizle bastırmaya çalışırken Oya hızlı adımlarla Leylanın yanına gitmiş ve kollarından çekerek kaldırmıştı.
"Saklanın! Güvenlik geliyor!" Ezginin uyarısıyla hepimiz çöpün arkasına koşmuş sıkışarak eğilmiştik. Yanımda çömelmiş olan Oyanın koluna dokundum.
"Görünüyor mu?"
"Giriş kapısına bakıyor." Oyanın karanlıkta sessizce fısıldamasıyla arkamda beni dürten Leylaya döndüm.
"Görmüş mü bizi?"
"Yok, giriş kapısına bakıyormuş gider şimdi." dediğimde derin bir nefes verdi.
"Gitti hadi kalkın acele!" Oyanın kalkıp elimden çekmesiyle bende arkasından koştum arakamızdan Leyla ve Ezgi de gelirken koştuğumuz için hızlıca giriş kapısına varmıştık.
"Kapı kilitli değil." Oya'nın sesiyle duvardaki saate baktım.
"Beş dakika sonra Senem hanım sayım yapacak yani birazdan gelir kilitlemeye. Hadi acele edin." diyerek önden içeri girdim.
Hepimiz karanlık koridorda sessizce atmaya çalıştığımız adımlarla merdivenlere yetişmiştik. Odamız ilk katta olduğundan hemen varacağımızı umut ediyordum. Ben önde arkamda Leyla, Oya ve Ezgi bir ip gibi dizilmiş ses çıkarmamaya çalışarak odaya varmıştık ama açmak için elimizi uzattığımız odanın kapısı biz dokunmadan açılınca şaşkınlık ve korkuyla olduğumuz yerde kaldık.
"Hoş geldiniz." Müdire Senem hanım.. Herkese kök söktüren bizi atmak için her anı kollayan güzide müdiremiz..
"Siz de hoş geldiniz." Oya'nın panikle saçmalaması üzerine Ezgi karnına dirsek atıp susturmuş olsa da müdirenin gözleri çoktan Oyadaydı.
"Geçin içeri, diğerleri uyuyor." diyerek odaya girip ışıkları yaktı. Biz de dediği gibi sırasıyla içeri girip müdirenin oturduğu sandalye karşısında dizildik.
"Bu kaçıncı gecikmeniz? Bıktım ben sizden!"
"Bir daha olmayacak." Ezginin başını eğerek söylediği şeyle müdire güldü.
"Evet çünkü artık burada kalmazsınız. Düzeni bozanları burada tutma gibi bir huyum yoktur."
"Hepimiz yarı zamanlı işlerde çalışıyoruz ve buradan uzaklar."
"Ben mi dedim size gidin uzakta çalışın gerçi artık inandırıcı da gelmiyor ya çalışmanız." bu kadının imaları iğrençti. Hepimiz para biriktirmek adına derslerden sonra aktarmalı şekilde işe gidiyorduk. Kovulmamak için erken çıkamıyorduk. Çıkışta da yemek yiyip dönelim derken yurt saati geçiyordu. Bu bir çok kez büyük aralıklarla olsa da tekrarlanınca müdirenin işine geliyordu. Kendi yeğenine yer açmak adına herkesi yakın takibe almış bu bir kaç ayda onlarca elektrik ve su kesintisiyle pes ettirmeye çalışıyordu.
"Yanlış olan bir hiçbir şey yapmadık." dediğimde Leyla da destek çıktı.
"Kesintilerden dolayı kullanamadığımız sıcak suyun faturasını dahi geciktirmedik, yarı zamanlı işlerimiz sayesinde. Bunu siz de biliyorsunuz."
"Bu beni ilgilendirmiyor zaten sözleşmeniz de bitiyor. Bu yurtta son iki geceniz var. Toparlanmaya bakın." diyerek ayaklandığında Ezgi kadının kolunu tuttu.
"Bu hava da bizi dışarı mı atacaksınız?"
"Ben sizin aileniz değilim bunu düşünmeme gerek yok. Üstelik size iki gece verdim şansınızı zorlamayın." özel yurt sözleşmeleri... Kapıyı çarparak çıktığında hepimiz çalışma sandalyelerimize oturduk.
"Bize bunu yaptığına inanamıyorum!" Oyanın isyanla elini anlına koymasıyla hepimiz ona döndük.
"Bir oda boşaltmayı istiyordu o şanslı kişilerde biz olduk." Ezginin karşımdaki sandalyede söylediği ile derin bir nefes alıp arkama yaslandım.
"Asıl bize bunu yapmaktı amacı da neyse.. İki sene fazla bile dayanmışız." Leylanın da isyanı eklenirken derin bir nefes aldım.
"Son senemizde çıkmak istediğimiz eve daha erken çıkacağız. Dün saydık birikimimiz var yani geriye ilanlara bakmak kalıyor. Yarın ben Leylaya beraber gazetelerden ilanları gezerim. Siz de profesörlere, etkinlik gruplarına okulda ki panoya falan bakarsınız. İki gruba ayrılıp her yere bakarsak bize uyan bir yer bulacağımıza eminim." sandalyemden kalkıp dolaptaki valizimi çıkardım.
"Haklısın! Yelkenleri suya indirmeyelim. Biz neleri beraber atlattık!" Ezginin gülümseyerek kalkıp benim gibi valizini yere bırakmasıyla bende gülümsedim.
"Aileler? Yardım istemeyecek miyiz veya haber vermeyecek miyiz?" diyen Oya'nın kararsız sesi odaya dağılırken Leyla da çalışma masasını boşaltmaya başlamıştı.
"Ben en son söyleyeceğim. Benimkiler evhamlı biraz biliyorsunuz." Leylanın cevabına başımızı salladık hepimiz. Gerçi annemin beni merak ettiğini sanmıyordum..
"Madem herkes eşyalarını topluyor. Duşa ilk ben giriyorum." Oyanın dediğini hepimiz onaylarken yere oturup kıyafetlerimi katlamaya başladım.
Ezgiyle karşılıklı yere oturmuş ve kıyafetleri katlayarak valizlere yerleştiriyorduk. Leyla da masasındaki eşyaları toplayarak eski kutularımıza yerleştiriyordu.
"Bu işin altından kalkabileceğimize emin miyiz?" diyen Leylaya dönmeden cevap verdim.
"Açıkçası emin değilim ama öyle olmasını umuyorum." dediğimde Ezgi de başını salladı.
"Biriktirdiklerimiz normal piyasaya göre üç aylık kirayı karşılıyor o da normal piyasaya dediğim gibi." Ezgi kıyafetlerini katlarken söylemişti bunu.
"Hadi eşyaların çoğunu toparlayalım da yarın gece daha yorgun olacağız çok bir şey kalmasın." diyerek konuyu kapattım. Hepimiz endişeliydik çünkü risk aldığımızın farkındaydık ve bu soğukta dışarda kalmayı kimse istemezdi..
Sabah her zamankinden farklı olarak yarısından çoğu kutulanmış odaya bakarak uyanmıştım. Dün geç saatlere kadar eşya toplamış duşa girmiştim. Şimdiyse hepimiz Güneşin doğuşuyla uyanmıştık. Makyajını yapan Oyaya döndüm hazırlanmış bir şekilde.
"Dönerken bizim bölümün oradaki depodan koli kiralamayı unutmayın."
"Tamamdır merak etme. Siz şimdi mi çıkıyorsunuz?" dediğinde benden önce Leyla cevap vermişti banyodan çıktığında.
"Evet daha gazete toplayacağız."
"Tamamdır akşam yurtta görüşürüz o zaman." Ezgi de yatağını toplarken bize döndüğünde makyajını bitirmiş olan Oya gülerek ayağa kalktı.
"Grup sarılması talep ediyorum hemen!" onun dediğine gülerek hepimiz kollarımızı sardık.
"Her şey çok güzel olacak!" Başımız sıkıştığında moral bulmak için yaptığımız gibi yine hep beraber her şeyin güzel olacağını söylemiştik çünkü öyle olmak zorundaydı.
"Hadi herkes iş başına!" ellerini birbirine çarparak ayrılan Leyla ile odadan çıkmıştık.
Erken saatler olduğundan herkes uyuyordu biz de dikkat ederek girişe ulaşmış kapıda çıkış saatimizi de yazdırdıktan sonra soğuk havanın bizi karşıladığı yola çıkmıştık.
"Hava zaten soğuktu erken saatler olunca daha da soğuk oldu." Leylanın dediğiyle boynumdaki beyaz atkımı çözüp ona verdim. İkimizde kalın giyinmiştik üstümüze de palto almıştık ama hava gerçekten soğuktu.
"Ya ben sana atkını vermen için mi söyledim Selin?"
"Sen çocukluğundan beri narinsin Leyla, ben üşümüyorum o kadar." alaylı sesimle söylediğime kaşlarını çatsa da sonrasında o da gülmüş ve atkıyı boynuna sarmıştı.
"Eee ilk nerden başlıyoruz?"
"Şu yurt bahçesinden çıkınca yolun karşısında kalan büfe var ya ilk oraya uğrayalım hem sahibine sorarız hem de bugünün gazetelerinden alırız."
"Tamamdır, patron ne derse o." dediğinde güldüm.
Yolu yürürken kızları düşünüyordum. Biz Leylayla çocukluk arkadaşıydık ama lisenin üçüncü yılında Oya ve Ezgiyle tanışmış sonrasında ayrılmayan bir dörtlü olmuştuk. Annemden kaçarken kendime oluşturduğum yeni ailemdi onlar..
"Annene haber vermek istemediğinden emin misin?" yurt yolunu bitirmiş karşı yola geçiyorduk.
"Üç yıldır babamın benim için daha önce para biriktirdiği banka hesabına para göndermek dışında yaptığı bir şey yok Leyla. Sen de benim kadar biliyorsun her şeyi." babam ben küçükken şehit olmuştu. Ölmeden önce hesap açıp para biriktirmişti benim için ve yetişkin olduğumda annem tüm parayı adıma bir hesap açıp oraya aktarmıştı. Düzenli olarak her ay bir miktar harçlık gönderse de hesaptaki paraya hiç dokunmamıştım. Ne o kadının parasıyla geçinmek istiyordum ne de babamın bıraktığı paraya dokunma cesaretinde bulunuyordum. Sanki paraya dokunmazsam babam geri dönecekmiş gibi geliyordu yıllardır.. Ancak bu ev işi için babamın bıraktığı parayı kullanmam gerekecek gibi görünüyordu..
"Selin, o senin annen." Leylayı duymamış gibi davranarak büfeye varır varmaz gazete kısmına ilerledim. Tarihlerine bakarak bugünün gazetelerinden olan iki farklı gazeteyi de aldım.
"Bu iki gazete sadece." gazetelerin parasını ödeyip büyük kol çantama koyarken Leyla da gülümseyerek yaşlı adamla konuşuyordu.
"Emin misiniz? Bizim için çok önemli."
"Yok kızım buz gibi havada kim evinden çıkar ki?" adamın son söylediğiyle beraber teşekkür edip ayrıldık.
"Adam haklı. Kim bu havada evinden çıkar ki?" Leylanın ümidini kaybettiğinin farkındaydım ama ilk seferde bulmayı beklemiyorduk zaten.
"Şuradaki büfeden de iki gazete alalım bak farklılar." ilerlerken gördüğümüz büfeye Leyla benden önce varıp iki gazete aldığında etrafta göz gezdirdim oturabilecek bir yer bulmak adına. Çalışmayan süs havuzunun karşısındaki boş bankı gördüğümde yanıma gelen Leyla da oraya bakıyordu.
"Bu adam da bilmiyormuş boş ev olup olmadığını."
"Sıkma canını hemen. Gel burada oturup ilanlara bakalım."
"Ya canım çok sıkıldı. Ya bulamazsak?" beraber süs havuzuna doğru ilerlerken ümidini yitiren arkadaşımın koluna girdim.
"Ben neden karşımda tanıdığım Leyla Dursun yerine ümitsiz bir Leyla görüyorum?" dediğimde dudaklarını büzdü.
"Neyse ki ben karşımda bildiğim Selin Kozalıyı görüyorum bence bu yeterli." dediğinde güldüm ve bank'a oturup bir bacağımı altıma alıp ona döndüm. O da aynı şekilde oturunca çantalarımızdan tükenmez kalem çıkardık.
"Hadi bakalım bütçeye ve kişi sayımıza uygun bir ev bulacağız bu yüzden bana eski Leylayı getir hemen."
"Siparişiniz alındı geliyor efendim." dediğinde gülümseyerek gazeteye döndüm.
Okula yakın olan ama tek odalı bir kaç ev vardı. Okula yakın olduğu için pahalıydı üstelik dört kişi tek odada kalamazdık yurt odasından bile küçüktü bunlar. Üniversite yakınında ev bulamayacağımı anlayarak daha alt kısımlara indim. Bütçemize uygun iki odalı üç tane ilanı kutu içine almıştım.
"Ben iki tane bulabildim sen?" diyerek diğer gazeteye geçen Leyla gibi ben de diğer gazeteyi çıkardım.
"Ben de üç tane bulabildim."
"Aramaya devam." dediğinde ikimiz de sessizce uzun bir süre ilanlara baktık.
Üşümeye başlarken Leylanın kol saatine baktım.
"Leyla bir buçuk saattir soğukta oturuyoruz hadi kalk. Artık arayalım şu numaraları."
"Of bende neden her yerim uyuştu diyordum."
"Kıyamam ben sana. Hadi kalk telefon kulübesi ilerde." dediğimde ikimiz de ayağa kalkıp gazeteleri toparladık ve buradan görülebilen telefon kulübesine doğru ilerledik.
"Kaç tane buldun sen?"
"Yeni gazete de iki tane bulabildim. Hepsi ya konum yüzünden pahalı ya da ucuz ama kutu gibi küçük. Şehre uzak olmalarını saymıyorum bile." dediğimde o da başını salladı.
"Bende de öyleydi hepsi. Dört tane buldum yenisinden." dediğinde varmıştık. Çantamdaki jetonları çıkarıp eline bıraktım.
"Sen içeri gir ben sana kapıdan numaraları okurum." dediğimde üşüdüğü için ikiletmeden girdi bende kapıya geçtim soğuğun kırılması adına. Leyla aynı yaşta olsak bile küçük kız kardeşim gibi geliyordu hep.
"Okuyorum 0*******.." diyerek ilk numaradan başladım.
"Alo? Merhaba, ben *******ndaki ev ilanı için aramıştım."
"Öyle mi? Anladım.. Peki.. anladım.." yüzü düşerek yeni bir jeton attı.
"Ne oldu?"
"Oğluna vermiş evi. Ani olunca da ilanı kaldırmayı unutmuş." dediğinde kalemle ilanın üzerini çizdim.
"Tamam devam pes etmiyoruz. Yeni numara 0****.." diyerek tüm numaraları sırasıyla aramış randevu almıştık.
Öğle saatlerinde ev ev gezmiş küflü, dökülen her yere girmiştik ama bir türlü bize uyan evi bulamamıştık şimdiyse bakacağımız son bir ilan kalmıştı saat çoktan dört olmuştu ve biz daha oturup bir şey yememiştik.
"Bu ilandan sonra yemek yiyelim. Çok acıktım." diyen Leylaya hak verdim.
"Ben de acıktım. Yürümekten hissizleşen ayaklarımı saymıyorum bile." dediğimde dudaklarını büzdü o da.
"Biz hipotermi geçiriyor olmayalım müstakbel doktor hanım?"
"Yok, olsa bilirdik emin olun müstakbel gazeteci hanım." dediğimde o da güldü.
Leyla gazetecilik bölümünde ikinci sınıfta okuyordu. Bende tıp üçüncü sınıftaydım, ilk senemde yerleşmiştim ama kızlar bir sene daha beklemişlerdi. Yani aynı yaşta farklı sınıflardaydık. Ezgi mimarlık ikinci sınıftaydı, Oya da aşçı olmak için bir sene kurs almış sonrasında yetenek sınavıyla gelmişti bu üniversiteye ve şimdi ikinci yılıydı. Farklı bölümlerde ama aynı üniversitede okuyorduk. Ben arkadaşlarımla aynı yerde istediğim bölümü okuma konusunda oldukça şanslıydım eğer onlar olmasaydı hayatım daha zor olurdu bunun farkındaydım.
"Adam altıncı katta bekleyecekti bizi acele edelim gelmiştir şimdiye kadar." diyerek önümden merdivenleri çıkmaya başladı. Asansörsüz olan eski binalardaki üst katlar daha uygun oluyordu garip bir şekilde. Doğup büyüdüğümüz yerde üst katlar ne olursa olsun daha pahalı olurdu ama bu şehirde asansör olmayan binalarda daha uyguna geliyordu.
"Merhaba Leyla hanım mı?" altıncı kata vardığımızda kır saçlı adam Leylaya döndüğünde el sıkıştılar.
"Siz?" diyerek elini uzattığında kibar olmasını umarak gülümsedim.
"Selin."
"Ben de bu evin sahibi Nizam. Buyurun evi gezelim." dediğinde içeri girdik.
Eve girer girmez burnuma dolan gider kokusuyla midem bulandı.
"Salon ve mutfak ayrı bir de iki oda bir banyo." diyerek etrafı gösterdiğinde duvarların üstündeki mide bulandırıcı lekelere bakmak dahi istemiyordum.
"Önce ki sahipleri yatakları ve koltukları da bıraktı eğer kullanmak isterseniz. Beyaz eşyalar eski ama kullanılır durumda." diyen adam Leylaya etrafı gezdirirken mutfağa girdim. Ocağa yakın olan dolapları yanmıştı ve bu normalmiş gibi öylece bırakılmıştı. Mutfaktan çıkıp banyoya gireceğimde gördüğüm görüntüyle midem bulandı ve hemen salona geçtim.
"Leyla, derse gecikiyoruz!" seslendiğimde odadan çıkan ve yüzü benimki gibi ekşimiş olan arkadaşım hemen yanıma geldi.
"Nizam bey, biz derse gecikmeyelim. Arkadaşlarımızla da konuşalım eğer tutacak olursak size ulaşırız." diyerek adam bir şey diyemeden Leylanın elini tutup hızlıca çıkardım evden ve hiç durmadan merdivenleri indik. Sanki kalsak adam bırakmayıp evi bize tutturmak için zorlayacak gibi duruyordu. Apartmandan çıktığımızda ikimiz de hiç konuşmadan hızlıca uzaklaşıyorduk. İki üç sokak ilerledikten sonra temiz havayı içime çekip Leylaya döndüm.
"Çok iğrençti." Leylayla aynı anda konuştuğumuzda yüzümüz ekşidi.
"Bu daireyi hiç görmemiş gibi davranabilir miyiz? Mide ve akıl sağlığım için önemli." dediğinde hızlıca onayladım.
"Unuttuk bile. Şu kafeye girelim orda soluklanırız." dediğimde beni onaylamış ve beraber fazla kişinin olmadığı sakin ama sıcak olan kafeye girmiş cam kenarındaki bir masaya yerleşmiştik.
"Selin ev bulamazsak dışarıda mı kalacağız?"
"Ev bulamazsak diye bir şey yok. Bulacağız." dediğimde masaya gelen garsonla sustuk.
"Hoş geldiniz bir şey seçtiniz mi?" diyen bizim yaşlarımızdaki çocuğa gülümseyip Leylaya döndüm.
"Pizza çay?"
"Tam ihtiyacım olan." dediğinde güldüm.
"İki Margherita ve iki çay alabilir miyiz?"
"Tabii, küçük ya da büyük boy?" dediğinde Leyla hemen cevapladı.
"Küçük boy. Teşekkür ederiz."
"Ne demek hemen geliyor." diyerek uzaklaştığında Leylaya döndüm tekrardan.
"Umarım Ezgi ve Oya bulmuştur." dediğimde kollarını göğsünde birleştirdi.
"Bizim gezdiğimiz evlerden sonra onlardan da ümidi kestim. Sanki tüm kiracılar sadece akrabalarına ev kiralamış. Kalanlar da çöp deposu olarak kullanıldıktan sonra kiralanmaya karar verilmiş gibi." bugünü isyanlarla geçiren arkadaşıma omuz silktim.
"Haklı cümlelerine yapılacak yorum yok." dediğimde masa eğildi.
"Bir de yeniden iş bulmamız gerekecek gibi görünüyor." dediğinde başımla onayladım.
"Ev bulalım da gerisini hallederiz."
Elindeki büyük tepsiyle gelen garson pizzaları dizerken Leyla aklına bir şey gelmiş gibi gözleri gözlerimi buldu.
"Aslında çalıştığım kafedekilere de sorabiliriz. Gerçi onlar da ev bakıyordu." dediğinde heyecanı sonlara doğru tekrar kaybolurken arkasına yaslandı derin bir nefes vererek.
Garson pizzamı bırakırken teşekkür ettiğimde gülümsedi ve kararsızca baktıktan sonra konuştu.
"Öncellikle yanlış anlaşılmak istemem bende bir öğrenciyim. Alaz ben, Alaz Posalı. Uluslararası Setherissa Üniversitesinde mimarlık okuyorum. Üçüncü sınıftayım." diyerek cebinden öğrenci kartını çıkarıp uzattı. Korkmamamız için yaptığı kibarlığa gülümseyerek öğrenci kartını geri verdim.
"Biz de aynı üniversitede okuyoruz. Selin ben, arkadaşım da Leyla." dedim kabalık olmaması adına konuşarak.
"Ben arkadaşlarımla beraber üniversiteye yürüyerek yarım saat süren bir evde kalıyorum. Eğer ev arıyorsanız bugün yan dairemiz boşaldı yeni kiracı arıyorlar. Daha ilan vermediler."
"Gerçekten mi?" Leyla heyecanını sesine yansıtarak Alaza döndüğünde Alaz da gülümseyerek onayladı.
"Benim buradaki işim bir saat sonra bitiyor. Eğer isterseniz çıkışta size eşlik ederim ev sahibiyle tanışırsınız."
"Çok isteriz. O zaman siz bize haber veririsiniz buradayız zaten." diyerek Alaza gülümseyen arkadaşım şimdiden heyecanını saklayamaz hale gelmişti. Alaz da onaylayıp işine geri dönmüştü.
Pizzamdan bir dilim alırken heyecanla bana dönen Leylaya güldüm.
"Ya sanırım bu sefer olacak. Yani bu çocukta kötü bir yerde kalacak tip yok. Bence ev güzel çıkacak, of lütfen güzel bir ev olsun." diyerek heyecanla güldüğünde benim de heyecanlanmamı sağlamıştı.
"Yemeğini ye artık sonra bayılıp kalacaksın."
"Sen beni kurtarırsın o yüzden rahatım." gülerek şımarıklık yaptığında dışarıyı izleyerek pizzamı yemeye devam etmiştim.
Bir süre sonra pizzalarımızı ve çayımızı bitirmiştik. Çay içimizi ısıttığından artık daha olumluyduk diyebilirim.
"Alaz görünmüyor ortalıkta."
"Bir saat oldu sayılır çıkmak için hazırlanıyordur."
"Of Selin çok heyecan yaptım." ben de heyecanlanmıştım ama bunu belli edersem kontrol giderdi.
Bir garson gelip masadakileri toplarken teşekkür edip hesabı ödemiştik. Mükemmel zamanlamayla beraber Alaz da yanımıza gelmişti.
"Biraz yürümemiz gerekecek. Çıkalım mı?"
"Yediklerimi eritirim." işte kontrolü kaybederiz derken bundan bahsediyordum. Leyla söylediği şeyle utanarak önden çıkarken Alaz da gülerek arkasından çıkmıştı. Heyecan ben ve Leylaya iyi gelmiyordu bu yüzden ikimiz aynı anda heyecan yapamazdık.
Bir süre sessizce yürürken Alaz bize mesafeli durmaya çalışıyor ve önden yürüyordu. Kibar insanlarla tanışmak iyi hissettiriyordu. Ara ara sorduğumuz sorularla da iki odalı küçük banyolu ve birleşik mutfak salonu olduğunu öğrenmiştik evin aynı zamanda kirasını. Odalardan birinde balkon da varmış. Ev sahibi aynı zamanda apartman sahibi olan evli bir çiftmiş. Kızları evlenince bugün boşaltmışlar evi.
"Dikkat ettikleri bir şey var mı? Yani ev sahiplerinin." dediğimde önde yürürken cevapladı.
"Temiz bakılsın istiyor eve. Bir de işte bizi kabul etmeden önce özel hayatımız hakkında bir çok şey sormuşlardı. Aslında çok tatlı insanlar ama evi tutana kadar sert davranmışlardı bize." dediğinde Leyla kaşlarını kaldırdı.
"Öğrenci olduğunuz için mi?"
"Öyle her öğrenciye yapıyorlar mı bilmiyorum. Biz dört kişi kalıyoruz evde belki o yüzden sormuşlardır bir sürü şeyi. Erkeklerin bir eve iyi bakacağına pek inançları yok sanırım." diyerek güldüğünde biz de gülmüştük. Alaz garip bir şeklide yakın hissettirmişti hani bazı insanları gördüğünüzde enerjiniz tutar ve onu arkadaş olarak benimsersiniz ya şu anda sanki uzun zamandır görüşmediğim bir arkadaşımı görmüş gibi olmuştum ve Leylanın da böyle hissettiğine emindim.
"Geldik." dediğinde üçümüz de apartmana girmiştik. Kurabiye kokan ilk kata geçmiş bir dairenin önünde durmuştuk.
"Suat amca ve Meltem teyzenin evi. Tatlı kokusu da onlardan." diyerek gülümsedi ve kapıyı çaldı. Akşam olmuştu ama erken saatlerdeydik. Kapı açıldığında yaşlı bir kadın elinde kurabiye dolu bir tabakla açmıştı kapıyı.
"Hoş geldiniz. Bende size getiriyordum kokusu çıkmıştır." diyerek tabağı Alaza verdiğinde bize döndü.
"Merhaba ben Selin, bu da arkadaşım Leyla."
"Ben de Meltem. Hoş geldiniz kızım. Bizi ziyaret ettiğinize göre ev için mi geldiniz?" dediğinde Alaz girdi araya.
"Meltem teyzem, üniversiteden arkadaşlarım onlar. Ev arıyorlarmış ben de size getirdim. bugün boşalan daire için."
"Ne çabuk bulmuşsun be oğlum. Dur Suatı çağırayım eve gider bakarlar öyle konuşuruz." diyerek içeri döndüğünde Alaz tabağı uzattı.
"Kokusu çıkınca getirir de hep. Siz de yemek isterseniz?" diyerek uzattığında kayan kemikli gözlüğünü düzeltti.
"Teşekkürler." dedik ikimizde. Sonra kapıya Suat amca çıktı. Elindeki anahtarları cebine atıp bize döndü.
"Haydi eve çıkalım orda konuşalım. Meltem sen geliyor musun?" diyerek seslendiğinde Meltem teyze de üzerine hırkasını giyip gelmişti.
"Geliyorum tabi bende tanıyım Alazın arkadaşlarını." dediğinde hepimiz gülümsedik ve onlar önde biz arkada çıktık merdivenleri.
Dört katlı bir binaydı ve oldukça eski görünüyordu. Bizim göreceğimiz daire de çatı katındaydı. Yukarı çıkıp kapıyı açtıklarında ferah bir evle karşılaşmayı beklemiyordum. Çok güzel bir mutfağı vardı ferahtı eski de olsa temiz mutfak dolapları ve sarı parlayan bir buzdolabı vardı. Salonda ise lacivert bir üçlü koltuk vardı onun dışında tertemiz ferah bir evdi. Mutfak ve salon birleşikti ama mutfağın bar tezgahı iki kısmı ayırmış gibi görünüyordu. Dış kapının yan tarafında küçük beyaz bir banyo ve banyonun çaprazında odalara açılan iki kapı vardı.
"Odalara bakabilir miyiz?" diyen Leyla ile Meltem teyze gülümseyerek önden ilerledi. Bende arkalarından giderken Alaz ve Suat amca salonda konuşuyorlardı.
"Bu evde kızım yaşıyordu ondan önce de oğlum. Bir odayı çocuk odası bir odayı da yatak odası olarak kullanmışlardı o yüzden bir odada çift kişilik diğer odada tek kişilik iki tane bazalı yatak var. Ee şimdiki gençler evlenince yeni mobilya aldığı için bu eşyalarda kaldı böyle."
"Burası çok güzelmiş Meltem hanım." dediğimde kaşlarını çattı.
"Hanım ne kız? Senin yaşında kızım var benim teyze de."
"Meltem teyze eğer siz de kabul ederseniz biz burada dört kişi yaşayacağız yani başından söyleyelim de saklamış gibi olmayalım." dediğimde gülümsedi kolumu sıvazladı.
"Salonda ve banyoda çok yağmur yağınca tavandan su akıyor. Kaç kere yaptırdık ama işte böyle kaldı. Bir de elektrikler kesiliyor yani yağmur yağınca ev de çekilmiyor pek." dediğinde gülümsedim.
"Açıkçası ev o kadar güzel ki.." dediğimde güldü.
"Aman canım önemli olan içinde yaşayanlar. Bir kova koyarsınız gider sular." gülerek söylediğine biz de gülmüştük.
"Ne okuyorsunuz bakalım siz?"
"Ben gazetecilik okuyorum, Selinde tıp okuyor."
"Ay apartman da üç doktor adayı var desenize. Alazın arkadaşları var tıp okuyan iki tane. Bayıldım vallahi. Diğer arkadaşlarınız ne okuyor bakalım?"
"Ezgi mimarlık öğrencisi, Oya da aşçılık okuyor."
"İsimleriniz ne kadar güzel. Ee aileniz niye gelmedi size yardıma?"
"Şehir dışındalar. Biz istemedik yorulmalarını." dediğimde gülümsedi.
"Şimdi Suat amacınıza söyleyebilmem için size nasıl geçindiğinizi de sormam gerek."
"Biz yarı zamanlı işlerde çalışıyoruz. Ailemiz de destek oluyor bu yüzden kirayı geciktirmeyeceğimizden emin olabilirsiniz." diyen Leyla ile Meltem teyze rahat bir nefes verdi.
"Ben sizi çok sevdim şimdi gider konuşurum Suatla. Yarın diğer arkadaşlarınızı da getirin tanışalım. Sözleşmeyi de yapalım. Kiradan haberiniz var değil mi?"
"Evet evet. Yoldayken Alaz söylemişti."
"Hah sevindim. Alaz oğluma güveniriz iyi bir çocuktur. Zaten bu apartmanda iki daire kiraladık öğrencilere siz de gelirseniz üç olacak. Hepsi iyi çocuklardır."
"Çok teşekkür ederiz Meltem teyze. Bu ev bizim için çok önemli." diyen Leyla ile gülümseyerek salona gitti.
Hepimiz salonda toplandığımızda aralarında konuştular bir süre sonra Suat amca bize döndü.
"Meltem sizi çok sevmiş yarın arkadaşlarınızı da getirin onları da tanıyalım." dediğinde gülümsedik.
"Çok teşekkür ederiz."
"Kızım siz yarın sabah gelin zaten erken kalkarız biz hep. On gibi uygun mu?"
"Tabii ki. Çok teşekkür ederiz." dediğimde hepimiz evden çıktık.
"Haydi biz inelim artık çocuklar." diyerek indiklerinde Alaza döndük.
"Ya bizim sana çok büyük borcumuz oldu." dediğimde gülümsedi.
"Ben sadece size evi gösterdim Meltem teyzenin kalbini fetheden sizdiniz." dediğinde gülümsemekle yetindim. Leyla da mutlulukla el çırptı.
"Alaz sana büyük bir dilek hakkı veriyoruz, ne istersen. Bak iyi düşün karar ver biz de sana yardım edelim. Borçlu kalamayız."
"Leyla demek istiyor ki sayende büyük bir dertten kurtulduk biz de sana bir konuda yardım edelim." dediğimde Leyla hemen onayladı.
"Ay evet çok heyecanlıyım işte Selin ne diyorsa onu demişimdir." dediğinde kendimi tutamayıp gülmüştüm. Bizim halimize Alaz da elinde kalan tabakla gülmüştü.
Arkasındaki kapı açıldığında elinde çöp poşetiyle kıvırcık saçlı bir çocuk çıkmış tek kaşını kaldırarak bize dönmüştü.
"Alaz?"
"Berk ev arkadaşım. Kızlar da Selin ve Leyla yarından sonra komşu olma ihtimalimiz var."
"Ellerim kirli ama tanıştığımıza memnun oldum." dediğinde biz de tekrarlamış Alazla vedalaşmıştık. Berk de önümüzden çöp dökmeye iniyorken arkasından inmiş vedalaşıp taksiye binmiştik. Tüm yol ev hakkında planlar yapmıştık.
Tüm gün yürüdüğümüz için de taksiyle eve dönmeyi ödül olarak vermiştik kendimize..
