Sabah bir tıkırtı sesiyle uyandım. Tozlanmış bir dolabın arkasında birşey vardı. Yerimde doğruldum ve çantamdan birşeyler aradım. Bir makas buldum, bir işe yaramacağını bilsemde o şeyi korkutabilirdim. Makası öne doğrultup "Kim var orda?!" dedim. Kanadı olan birşey yavaş yavaş bana doğru yürüdü. Saçları kahverengiydi ve onları topuz yapmıştı. Mor bir elbise giyiyordu. Gözleride mordu. Mor göz rengi şehrimizde neredeyse hiç yaygın değildi. Bir dakika! Bu kız bir peri olmalıydı. Bana yaklaşan varlık bir noktada durdu ve küçük pembe dudaklarından bir kelime duyuldu "Selam."
Geriye doğru gittim ve "Sen nesin?" diye sordum. Evet peri olduğunu anlamıştım ama yinede emin olmalıydım. Peri görünümlü varlık bana gülümseyerek "Ben bir koruyucu periyim. Benden korkmana gerek yok." dedi.
Boş bir bakış attım. Koruyucu peri, koruyucu peri... tabi ya! Dışarıda yaşayan normal insanları koruyan periler. "Sen beni korumak için mi geldin?" diye sordum. Yüz ifadesi bir heykel gibiydi. Hep gülümsüyordu. Gülümseyerek yanıt verdi "Evet seni korumaya geldim. Çok küçük gözüküyorsun. Kaç yaşındasın?" Küçük gözüktüğümü biliyordum. Ama zaten küçüktüm. Gözlerimi kaçırarak "Ben on dört yaşındayım." dedim. İşte bu sefer yüz ifadesi değişmişti. Neşeyle bakan gözleri şimdi hayretle bakıyordu. "Neden bu yaşta dışarıda kalıyorsun?" dediğinde tekrar gözlerimi kaçırdım. Bunu anlatmak istemiyordum. Bu yüzden "Uzun hikaye." diye geçiştirdim. Birden kolumda sıcak birşey hissettim. Sıvı birşeydi. Bakışlarımı koluma çevirdiğimde kolumdaki büyük kesikten akan kanı gördüm. Kolumu saklamak istediğim için kolumu arkama doğru çektim. Ama artık çok geçti, peri kolumu görmüş ve yanıma yaklaşmış kolumu tutuyordu. Bir bana bir koluma bakarak "Kim yaptı bunu? Çok derin. Hikayeni bilmiyorum ama görünüşe bakılırsa hikayen acıklı." dedi. Kolumu hızla çektim. Çantamdan bir mendil alarak kolumdaki yarayı silmeye başladım. Yaradan akan kan durmuyordu. Yinede silmeye devam ettim. Kolumdan akan kan bir süre sonra durduğunda bakışlarımı yanımda oturan periye çevirdim. Peri bana bakarak "Seni koruyacağım, küçük. Ama ilk önce bana adını söylemelisin." dedi. Sevinmiştim, çünkü en azından bir peri beni koruyacaktı. Güvende olacaktım. Çok geçmeden adımı söyledim "Adım Zeta. Peki ya senin adın?" Peri gülümseyerek "Benim adım da Aria memnun oldum, küçük." dediğinde gözlerimi devirdim. "Bana 'küçük' demeyi keser misin?" diye söylendim. Aria bir kahkaha patlattı. Bu sanırım 'hayır' demekti. Hırkamı alıp çantama koydum ve bodrum katından çıktım. Peri arkamdan geliyordu. Çantamı açıp cüzdanıma baktım. Çok olmasada karnımı doyuracak kadar param vardı. Bir pastaneye girdim. Peride arkamdan girdi ve bir masaya oturdu. Kendime bir poğaça aldım ve masaya oturdum. Peri bana bakarak "Sadece kendine mi aldın?" dedi. İç çektim ve ağzımdaki lokmayı yuttum. "Param sınırlı, çok istiyorsan sonsuz bir para birimin var. Gidip kendine alabilirsin." dediğimde kıkırdadı. 'Ne?' der gibi bir bakış attım. Kıkırdamayı kesip "Sadece şaka yapmıştım, küçük. Görünüşe göre şakadan hiç anlamıyorsun." Gözlerimi devirdim ve "Böyle şaka olmaz. Hiç komik değildi. Burada ciddi birşey konuşuyoruz." dedim. Peri güldü. Birkaç dakika sonra poğaçamı bitirmiştim. Yerimden kalktım ve pastaneden çıktım. Bir parka doğru yöneldim.
Peri aniden kolumu tutunca geriye sendeledim. Peri "Hey, nereye gidiyorsun? Sana yaşadığım şatoyu göstermeyeyim mi?" dedi. Şato mu? Nerden çıktı bu şato! Doğrusu merak ediyordum ama orada binlerce peri vardı. O kadar perinin içinde ben ne yapacaktım? Çok geçmeden cevap verdim. "Ne şatosu? Bende mi geleceğim?" Peri başını 'evet' anlamında salladı. Ardından "Yani gelmek istemiyorsan gelmeyebilirsin." diye ekledi. Başımı iki yana hızla salladım. "Gelmek istiyorum!" Peri cevabımı duyunca gülümsedi. "Hazır ol öyleyse, çok büyüleyicidir." Başımı salladım ve gözlerimi kapatıp heyecanla beklemeye başladım.