Beril aynanın karşısında sessizce duruyordu.
Aynadaki görüntü hâlâ değişiyordu.
Eski evler, unutulmuş insanlar ve yarım kalmış hikâyeler...
Hepsi birer birer ortaya çıkıyordu.
"Benim geçmişimle bunun ne ilgisi var?" diye sordu Beril.
Elif ona yaklaştı.
"Çünkü bu hikâye sandığından çok daha önce başladı."
Beril aynaya tekrar baktı.
Bu kez farklı bir görüntü gördü.
Genç bir kadın vardı.
Elinde aynı gelinlikten küçük bir parça tutuyordu.
Kadın ağlayarak bir şeyler söylüyordu.
Ama sesi duyulmuyordu.
Beril aynaya yaklaştı.
Sonra görüntü netleşti.
Kadının söylediği tek kelime duyuldu:
"Affet..."
Ayna yeniden karardı.
Lale yavaşça konuştu:
"O kadın, bu gelinliği ilk koruyan kişiydi."
"Kimdi o?"
Lale cevap vermeden önce Beril'e baktı.
"Senin ailenle bağlantısı olan biri."
Beril şaşırdı.
"Benim ailem mi?"
O anda Selim ilk kez konuştu.
"Yıllardır aradığım şey buydu."
Herkes ona döndü.
Selim'in yüzünde pişmanlık vardı.
"Ben gerçeği bulmak için uğraştığımı sanıyordum."
Başını eğdi.
"Ama aslında sadece kendi kaybımı telafi etmeye çalışıyordum."
Beril ona baktı.
"Artık her şeyi düzeltmenin bir yolu var mı?"
Selim cevap vermedi.
Çünkü odadaki ayna yeniden parlamaya başlamıştı.
Bu kez üzerinde tek bir cümle yazıyordu:
"Son seçim yaklaşıyor."
Beril'in elindeki anahtar ısınmaya başladı.
Anahtarın üzerinde daha önce olmayan yeni bir sembol belirdi.
Elif şaşkınlıkla fısıldadı:
"Bu mümkün değil."
"Ne oldu?"
"Çünkü anahtar artık kapı açmıyor."
Beril baktı.
"Peki ne yapıyor?"
Elif yavaşça cevap verdi:
"Bir şeyi kapatıyor."
O anda konağın derinliklerinden büyük bir ses geldi.
Yıllardır saklanan karanlık yeniden hareketleniyordu.
Ama bu kez Beril kaçmayacaktı.
Çünkü artık biliyordu:
Bazı kapılar açılmak için değil...
Sonsuza kadar kapanmak için vardır.