Adli Tıp Kurumu’nun koridorları, dışarıdaki şehrin aksine her zaman aynı sıcaklıkta ve aynı steril kokudaydı. Delfin, elindeki neşteri titizlikle bırakırken saatin gece yarısını çoktan geçtiğini fark etmemişti. Önündeki masada yatan beden, bir saattir ona sessizce bir hikaye anlatıyordu.
"Seni sıradan bir kavga diye buraya getirmişler," diye fısıldadı Delfin, kurbanın boynundaki o milimetrik kesiğe bakarken. "Ama bu... bu bir öfke patlaması değil. Bu bir imza."
Kesik o kadar kusursuz, o kadar netti ki, failin nabzının bir kez bile hızlanmadığına yemin edebilirdi. Delfin, uzman gözleriyle yarayı incelerken, kurbanın tırnak diplerinden aldığı örneği tüpe yerleştirdi. Bu vaka, diğerlerine benzemiyordu. Şehirdeki kaosun içinde, bir cerrahın soğukkanlılığına sahip bir gölge dolaşıyordu.
Aynı saatlerde, kentin diğer ucundaki cam kaplı plazada ışıklar sönmemişti. Uras, Ankara’nın ışıklarına tepeden bakan ofisinde, masasının üzerindeki pahalı viski bardağını parmaklarının arasında çeviriyordu. Az önce bitirdiği "iş", şık takım elbisesinde tek bir kırışıklık bile bırakmamıştı.
Kapısı sessizce açıldı. İçeri giren adam, elindeki tableti masaya bıraktı. "Efendim, yeni kampanya görselleri onay bekliyor. Billboardlar yarın sabah tüm Ankara’da yayına girecek."
Uras, ekrana bakmadan gülümsedi. O gülümseme, milyon dolarlık reklam anlaşmalarını bağlayan, insanlara güven veren o meşhur "vitrin" gülüşüydü. "Kusursuzluk," dedi sesi tok ve ifadesiz bir tonda. "İnsanlar sadece onlara gösterdiğimiz parıltıyı görürler. Kimse o parıltının arkasındaki karanlıkla ilgilenmez."
Masasının altındaki çekmecede duran gümüş saplı bıçağı düşündü. Az önce bir hayatı söndüren o bıçak, şimdi tertemizdi. Babasından kalan miras sadece bu reklam imparatorluğu değildi; o imparatorluğu korumak için gereken karanlık güç de artık onun damarlarındaydı.
Ertesi sabah, Delfin otopsi raporunu imzalarken televizyondaki haberlerde bir isim yankılandı: “Reklam dünyasının dâhisi Uras, yeni sosyal sorumluluk projesiyle yine gündemde.”
Delfin başını kaldırıp ekrandaki karizmatik yüze baktı. Adamın gözlerinde, az önce mikroskop altında incelediği o keskinliğe dair bir şeyler vardı. Henüz bilmiyordu ama elindeki kanıtlar onu Ankara'nın en karanlık sokağına değil, şehrin en görkemli ofisine götürecekti.
Katil iz bırakmamıştı; ama Delfin, iz bırakmayanların bile arkasında bıraktığı o soğuk boşluğu tanırdı. Oyun şimdi başlıyordu.