
Amine hatunun yanından ayrılırken bana dedikleri kafamın içinde dönüyordu. Sanki hiç 21. yüzyıla ait olmamış gibi bu yüzyılda ki sorunlarımı düşünüyordum. Evime geri dönmek bir an bile olsa aklıma gelmiyordu çünkü çözmem gereken şeyler olduğuna inanıyordum. Ailem beni merak ediyor mu umrumda bile değildi. Salih Bey'le kaldığımız eve doğru yürürken ona tek kelime etmeden amine hatunla bütün konuştuklarmızı düşünüyordum. O da sanki düşünmem için bana zaman verir gibi hiç bir şey söylemiyordu. Kaldığımız eve geldiğimizde tekrar üst kata çıktım. Pencerenin önünde bulunan sedire oturup düşündüm. Oğuz'un bu yüzyılı bırakıp gelmesinde bir şey olmalıydı fakat hâlâ eksik parçalar vardı. Eve geldikten bir süre sonra ezan sesi duyuldu. Bu ses, akşam olduğuna dair haberciydi. Salih Bey alt kattan seslenerek;
"Yanına gelebilir miyim Masal?" dedi. Anlaşılan düşünmem için verilen süre bitmişti.
"Tabiki" dedim biraz bıkkın bir sesle. Hemen ardından tahta merdivenleri gıcırdatarak geldi yanıma.
"Anlatacak mısın?" dedi direkt konuya girerek. Benimde uzatmaya niyetim yoktu. Anlatmaya başladım.
"Ben Mira. Macaristan'dan devşirilmiş bir macar kızıymışım. Adımı annem koymuş ve bu adımı pek severmişim. Babam ticaretle uğraşan bir kişiymiş ve bir erkek kardeşim bir ablam varmış. Oğuz'la aynı dönem farklı şekillerde 'payitaht' denilen İstanbul'a getirilmişim. Saraya girecek kadar şanslı olmadığım için köle pazarında satılmaya götürülmüşüm. Oğuz ise bugün ziyaretine gittiğim Amine hatunun yanına verilmiş. Amine hatun İstanbul'a birkaç sene evvel gelmiş. Öncesinde onun 'aziz anadolu' olarak adlandırdığı topraklardaymış. Oğuz'u yetiştirmiş ve müslümanlığımızın adetlerini öğretmiş. Ben ise köle pazarında akçe karşılığı satışa çıkarıldığım bir gün de ikindi vaktinden hemen evvel 'beybabam' şifalı bir ot almaya İstanbul'a geldiği zaman onun tarafından halime acıdığı için satın alınmışım. Bir mal gibi yani. Beni alıp hanımıyla beraber el bebek büyütmüşler. Bu sırada onlarda Amine hatuna yakın bir yerde yaşıyorlarmış. Beni aldıkları üçüncü gün Oğuz'un adını sayıklamışım. Çok hasta düşmüşüm. Annem yerine bana bakan kadın Amine hatundan yardım istemiş o sırada Oğuz'a da onun baktığını öğrenmişiz. Günler böyle geçip gitmiş yaşımın 10lu yaşları az biraz devirdiğini söyledi Amine hatun. Bu yüzden Oğuzla pek görüşememişim. Akşam ezanı okunduğu vakit dama çıkarmışım ve sokaktan geçen Oğuz'u izlermişim. Beybabam bunu görür ama sesini çıkarmazmış. Bunun ayıp olduğunu bilerek susar bana kıyamazmış. Birgün askerler Oğuz'u almaya gelmişler. Onu bir yere götüreceklermiş. Enderun'a. Çok ağlamışım o gün. İşin tuhafı Oğuz'da çok ağlamış. Elden hiç bir şey gelmemiş ve Oğuz gitmiş. Adı değişmiş. Amine hatun adını bilmiyordu. Sonra biz İstanbul'a gelmişiz. Bana babalık yapan adam ölmüş. Ardından 2 sene sonra da bana bakan kadın ölmüş. Yine öksüz ve yetim kalmışım anlayacağın. Daha sonra babamın bir mektubunu bulmuş ve Amine hatundan bahsettiğini okumuşum. Gidip Amine hatunu bulmak için biraz birikmiş parayla biraz da borç harçla onu bulmuşum. İstanbul'a getirmiş ve beni evlendirmesini istediğimi söylemişim. Beybabam böyle vasiyet etmiş. Amine hatunda kendi tanıdıklarından birinin oğluyla evlendirmeye karar vermiş. Beni büyüten kişiler adıma Rana demişler. Çocuğu hiç görmemişim zaten görmemek en münasip olanıymış. Bu süreçte birgün ben çarşıya kadar gideceğimi söyleyip ortadan kaybolmuşum. Benimle evlenecek kişi aramış beni fakat bulamamış. Ölmüş demişler. Amine hatunda beni büyüten babama borçlu hissettiği için en azından cenazemi bulmak istemiş. Ne olduğunu merak etmiş. Bir şekilde Oğuz'a ulaşmaya çalışmış ve ulaşmış. Oğuz ona hürmette hiç kusur etmemiş ama beni bulamayacak kadar devlet işleriyle meşgul olduğunu söylemiş. Yine de bazı yerlere haber salacağını söyleyerek amine hatunu göndermiş. Çaresiz ve yaşlı kadında umudu kesip beklemiş. Bugünden birkaç gün evvel ufak bir çocuk benim adıma ona haber vermiş. İyi olduğumu ve birkaç gün sonra döneceğimi söylemiş. O günden beridir de beni bekliyormuş. O çocuğu sen mi gönderdin?" dedim. Tek kelime etmeden dinledi.
"Evet. Yaşayarak öğrenmek istediğin için bunları sana o hatun anlatsın istedim."
"Peki ben öldüm mü aslında?Noldu bana?"
"Senin başına hiç bir şey gelmedi aslında. Oğuz seni bir müddet sakladı. Hâlâ saklıyor. Seni seviyor ama sadece sevdiği için değil seninle 21. yüzyılda tekrar tanışabilmek için evlenmene izin vermiyor, kadere müdahale ediyor."
"Peki Oğuz neden 21. yüzyıla geliyor?"
"Bu toprakları kaybetmemek adına."
"Nasıl?" bu son soruma cevap vermedi. Öylece bıraktı. Parçalar oturmaya başlıyordu fakat tam değildi. Neler oluyordu hâlâ anlamak için zaman gerekiyordu. Bi süre sessizlikle oldu.
"Dönmeyecek miyiz 21. yüzyıla?" diyerek sessizliği bozdum.
"Hayır. Burada her şeyi öğrenmeden dönmeyeceğiz. Sen de artık bu sırrın bir parçasısın. Merak ettiğin bir şey var mı?"
"Çok şey var. Oğuz burda olduğumu biliyor mu?"
"Hayır. Seninle son kavga ettiği gün buraya geldi ve birdaha dönmedi. O kavganın sebebi burada uzun kalabilmekti. Sana bağırmak ve kırmak istemedi ama çok fazla gelgitler yaşadığı için bu yüzyıldan kalma öfkesiyle bağırdı. 21. yüzyılda bir kadına "ölüm" tehtidi yapmak akıl alır gibi değil yoksa.Zaten bunu yaptığı için gerçekleri öğrenmeyi hak ettiğini düşündüm."
"Son zamanlarda değiştiğini fark ediyordum. Peki kitaplara uzun uzun dalması? Onun sebebi neydi?"
"Haberleşme gibi düşünebilirsin. Biz özel insanlarız. Ve bunu kullanmayı bilmek zorundayız. O kitap sayfalarında bu günleri izliyor, yapmamız gerekenlerin neler olduğunu not etmeye çalışıyorduk. Fazla zekisin. Hemen anladın." bunu derken hafif gülümsedi ve artık konuyu kapatmak istediğini anladım. Usulca kalktı yanımdan ve aşağı doğru ilerledi. Bir şeyleri anlamaya başlasam da hiç bir şey net değildi. Biz bir şeyi kurtarmak mı istiyorduk yoksa? Ama neyi? Bu sorular kafamda dönerken uyuyakaldım...


