İçeriğe geç

Geçmişten Gelen Sır

Bölüm 10 · 6 dk okuma

Geçmişten Gelen Sır

Bölüm 10

Yeni Bir Macera

Bugün günlerden zaman yolculuğu günüydü. Oğuz'la karşılaştığımız o günün üzerinden 1 hafta geçmişti. Biz baskı altında da olsa bu çağı keşfetmeye çalışıyorduk. Fakat artık ileriye doğru gidip asıl kırılma noktalarını görmemiz gerekiyordu. Önümüzde daha 17,18,19. yüzyıllar; Cumhuriyet'in ilanı, Atatürk'ün tarih sahnelerine çıkışı, Osmanlı gibi yüce bir devletin yapılan hatalar sonucu tarihe altın harflerle yazılması, isyanlar, zorluklar ve hepsine göğüs geren halk vardı. Hiç şüphesiz 21.Yüzyıla en iyi sonuçlarla dönecektik.

Zaman da yolculuk yapmak için pek hazırlık yapmıyorduk. 21. yüzyıldan buraya gelmek kolaydı da şimdi 100 yıl ilerisine gitmeyi hesap edemiyordum. Kaldığım eve nolacak ve orda tekrar nasıl bir ev bulacağız bilemiyordum. Salih hepsini halledeceğini söylese de kulağa inandırıcı gelmiyordu. Yine de bohçamıza aldığımız üç beş parça kıyafeti hazırladıktah sonra evimi son kez izlemeye başladım. Evim diyordum çünkü burada gerçekten pek çok anı biriktirmiştim. Şimdi ise buradan 100 yıllar sonrasına gidiyordum. Bu beni daha çok heyecanlandırdı. Salih ellerini omuzuma dokundurunca gitmemiz gerektiğini anladım... Tahta kapıyı ardımızdan yavaşça çekerken iç çekişim de onunla beraberdi. Ayağınızı bastığımız toprak yola uzun uzun baktım. Alıştığım bir dönemden kopmak zordu. Şimdi bu sokakta başka başka insanları izleyecektim...

Yine ormanın en ücra köşesine gelince son kez çevreme baktım. Elveda Osmanlı'nın en güzel dönemleri, elveda halk...

Zaman makinesinden çıktığımız da etraf kararmak üzereydi. Oradan ne kadar sürede geçtiğimiz hakkında sayısal bir veri veremiyorum çünkü bilmiyorum. Belki beş dakika, belki bir saat, belki beş yıl. Hangi padişah dönemine geldiğimizi bile bilmeden yürümeye başladık yollarda. O sırada Salih'e sordum.

"Nereye gidiyoruz?"

"Kâhin kadının yanına gidiyoruz. O bize yardım edecektir." dedi.

Bir ağacın dibine geçtik. İç cebinden çıkardığı kitabın 73. sayfasını açtı. Biraz okudu. Kapattı. Rastgele açınca 81'e denk geldi yine okudu, yine kapattı. Defteri tekrar eline alıp 109. sayfayı açtı ve odaklandı. Bu demek oluyor ki iletişim kurdu. Bunu nasıl yaptığını acil öğrenmem gerekiyordu. Ben de bu yolla iletişim kurmalıydım. Bir süre sessizlik içinde o sayfaya odaklandı ve "Kalk Masal." dedi. Hiç ikiletmeden kalktım. Yürümeye başladık. Hava daha çok kararıyor ve nerdeyse akşam oluyordu. Salih bir gözü yolda bir gözü kitapta yürümeye çalışıyor. Ben ise onu takip ediyordum. Masallarda ki gibi bir kulübenin önünde durduk. Masal dediğime bakmayın. Korku masalı bu. Kulübenin dışı ahşaptı ve önündeki bahçe de bir kuzu vardı. Buraya kadar her şey normal görünse de aslında kulübenin camları yoktu. Dışarıyı görecek bir pencere yoktu yani. Çok şaşırdım ve ürktüm. Kapısı dümdüz ve hafif kırıktı. Önünde durduğumuz da Salih'e girmeyelim dedim. O sırada içeriden bir ses geldi.

"Gel Masal kızım, korkma." dedi. Çok yaşlı ve cılız bir ses. Adımı ben söylemeden bilmişti, ne demek korkma?

"Hadi Masal gel Kâhin kadın o işte." dedi Salih, elimden tutup içeri götürürken. İçeri girdiğimiz de kimseyi göremedik çünkü çok yoğun bir duman vardı. Bu duman da penceresi olmayan bir evde yaşamak mucizeydi. Etraf kağıtlar, yanan mumlar, etrafa saçılmış sönmüş küller ve bezlerle doluydu. Ağlamaklı bir ses konuştu tekrar.

"Gel Salih, gel oğul." dedi kadın. Sanırım evin tek odası olan mavi kapılı odaya çağırıyordu bizi. Mavi kapının önüne geldik ve Salih içeri girdi. Hemen ardından ben de.

"Ben geldim Kâhin ana. 17. Yüzyıla geldim. 16. Yüzyılda Oğuz bizi bırakmadı. Sürekli karşımıza çıktı. Oradaki Paşalığı için orda kalıyor. Devletin en güzel yıllarında ne pürüz olacak yoksa?" dedi Salih. Haklıydı. Oğuz'un verilen görev umrunda değildi. Oradaki gücü hoşuna gittiği için elinde bir sürü imkân olmasına rağmen kullanıp hayırlı bir şeyler yapmıyordu bizim devletimiz için. Cevap vermek yerine eline aldığı defterin üstüne mum da bir şey eriterek sürdü Kâhin kadın. Ne yaptığını öylece izledik. Ve nihayet işi bitince konuşmaya başladı.

"Ben gördüm oğlum. Oğuz bu işe layık değilmiş. Lakin onunda hakkı var. Üçünüz bir arada olup doğruya yürümelisiniz. Aksi mümkün değil." dedi Kâhin kadın.

"Kâhin ana Oğuz'la bir araya gelemeyiz artık. Ben Masalla evlendim. Benden ve Masal'dan nefret ediyor. Bizimle bir araya gelmeyi bırak, öldürmek bile ister." dedi Salih. Gözleri dolu dolu olmuştu.

"Bilirim oğlum. Üçünüz de savaştan geldiğiniz o sene ben bilirdim bu yüce topraklar da bir yüce devlet daha kurulacak. Lakin yaptığı hatalar, düzensizlik onları yoracak. Üç genç kurtaracak dedim. Üç yürek. Üç koca genç onlara yardım edecek dedim. Biri güçlü olacak, güçlü olacak ki sözü geçsin. Biri halk olacak, halk olacak ki sorun ne bilsin. Biri de kız olacak, kız olacak ki duygusuzlara yer vermesin. Kalbinin o güzel sesine kulak versin. Sizdiniz o üç genç. Bu topraklarda müslümanlığı öğrenecek, sahip çıkacak dedim. Sizdiniz onlar Salih. Sen, Oğuz ve Masal. Bilirim Oğuz haksızlık etti. Bilirim o kusur işledi size. Ama o da sizinle olmalı. Başka türlü zor." dedi Kâhin kadın. Duygulanmıştım. Ama Oğuz'la bir daha bir araya gelemezdik. Bu çok zordu. Bi süre tekrar sustuk...

"Kâhin ana hiç mi yolu yok ? Oğuz olmadan biz hallederiz. Notlar tutarız, çözüm ararız Masal da var hem." dedi Salih. Bir süre düşündü kâhin kadın.

"Onları kim önemseyecek Salih'im? Kim deyecek bunları bi dinleyelim? Oğuz da size lazımdı." dedi Kâhin kadın, sinirlenmişti sanırım.

"Oğuz yok. Bizimle olmasını istiyorsan sen konuş Kâhin ana. Biz onun ayağına çoğu kez gittik. Gerek burda gerek 21. yüzyılda Masal'a ettiği hakaretleri bilirsin, görmüşsündür. " Salih netti. Ben araya girdim. Çünkü sinirlenilen bir ortam beni geriyordu.

"Kâhin ana, Oğuz bana hiç bir şey demeden 21. yüzyıla götürdü. Bi ailen var dedi beni onların yanında bıraktı. Hiç tanımadığım insanlarmış oysa. Ben hep tarihle ilgili bir insan olduğum için Tarih bölümü okudum. Oğuz'la sözde orda tanıştım. Yıllarca benimle gül gibi ilgilendi etti. Son dönemlerde değişti. Meğer Salih hakkını aramaya başladığı için onu zorluyormuş o da haliyle kötü davranıyormuş bana. Beni ölümle tehtid edip kaçıp buralara geldi. O sırlarla dolu biri olarak benimle yıllarını geçirdi. Buraya beni Salih getirdiğin de onunla konuşmaya gittik. Bizi yanyana görmeye bile tahammül edemedi. Çıkıp gitti. Beni tekrar konuşmaya çağırdı. Orman da bir başıma bıraktı. Salih hep bana destek çıktı. Hep yaralarımı sardı. Eğer Oğuz bu görev için şart diyorsan ben yokum Kâhin ana. Bir kadına ağzına gelen her şeyi söyleyip, onu ölümle tehtid edip, ona saygısızca davranan hiç bir erkeğin yanında yokum. Kadınlar böyle erkeklere layık değildir." dedim. Beni gözlerini bir saniye ayırmadan izledi.

"Masal" dedi. Ve sustu.

"Sen benim düşünü kurduğum o hakkını savunan kızdan fazlası olmuşsun evladım." dedi. Gururlandım.

"Oğuz olmadan devam edin bir vakit. Tıkandığınız yerde bana gelin. Ben de son bir defa Oğuz'la konuşayım. Evvela eviniz meydanın hemen yanında ki sokakta. Bir çocuk var orada su satıyor demis tasta. Ona söyleyin. Deyin bizi Kâhin ana gönderdi, evinizi size gösterir. Devir 17. Yüzyılın ilk padişahının devridir. Kardeş katline son verilmiş, halk bunu konuşmaktadır. Haberiniz ola. Haydi sağlıcakla gidin. Bir şey oldumu buraya gelin." dedi. Sadece hakkını savunan iki kişi olarak istediğimizi alıp göreve tek devam edecektik. Salih Kâhin anaya minnetle baktı ve çıktık. Orman iyice kararmıştı. Yolumuzu bulmamız epey zaman aldı.

Düz yola çıkıp şehrin içine girdiğimiz de sabaha karşı oluyordu. Halkımız yavaş yavaş uyanıyor ve etrafta horoz sesleri duyuluyordu. Bahsettiği meydana geldiğimiz de su satan çocuk tezgahı yeni açıyordu. Tezgah dediğim su dolu bir sebille bi tastı. Yanına yaklaştık.

"Günaydın delikanlı. Hayırlı işler." dedi Salih.

"Oo günaydın ağam. Su vereyim mi?" dedi çocuk.

"Ver hadi." dedi Salih. Çocuk suyu uzattı ve Salih konuşmaya başladı.

"Bizi Kâhin ana gönderdi. Burada bir ev varmış orada kalacağız. Nerde bu ev?" dedi Salih. Çocuk bir anda üstünü başını düzeltti. Ve ayağı kalktı. Ellerini önünde birleştirdi ve kafasını öne eğdi. Bu saygı duyuyorum demekti.

"İleri de Salih abi, gel gidelim." dedi. Adını biliyordu Salih'in.

"Adımı nerden biliyorsun?" dedi Salih şakayla karışık bir ciddiyetle.

"Kâhin ana evvelden söylemişti ağam. Buyur." dedi. İlerledik beraber. Evin önüne gelince çocuk:

"Ben burda hep su satarım. Emrin başım gözüm üstüne." dedi ve uzaklaştı.

Bu defa kalacağımız ev tek katlı ama daha moderndi. İçindeki halılar çok eski değil ve yerdeki minderler el değmemiş gibiydi. Bu evi de çok sevdim. Hemen yerleşip biraz uyumak istiyorduk. Ardından şehir bizi beklerdi. Muhtemelen 'Ekber ve Erşed' sisteminin etkilerini, dedikodularını dinleyecektik. Şimdiden yapacaklarımız için heyecanlıydım...

Bölüm sonu

Sonraki bölüm kilitli

11. bölümü 5 jetonla uygulamada açabilir, kaldığın yerden devam edebilirsin.

4 yorum